bölüm için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
88. Bölüm Yua Zend'e Karşı!
Yazar notu: 4176 kelime ile rekorumu bu bölüm kırdım arkadaşlar. hehehe.
Yua şu an aşağılanmıştı. Tam elli dokuz saniye! Tofu tüm maçlarını bir dakikadan az sürede bitirmişti. Yua bile bunu bozamamıştı. Yua Tofu'dan nefret etmeye başladı. Rakibi onu ezerek yenmesine rağmen, pes etmişti! Yua'ya şerefli bir bozgunu layık görmemişti! Büyük ihtimalle de bunun sebebi Tafu'nun, Yua'nın Zend ile savaşmasını istiyor olmasıydı. Onu elemek istememişti, onu yenmeye değer bulmamıştı. Yua yine aşağılanıyordu, ve bunun sebebi yine Zend'di. Yine Zend! Yine! Onu kesinlikle öldürecekti! Öfkeyle Tofu'nun arkasından bağırdı Yua. Nefesi az çok normale dönmüştü. ''Lanet olsun sana! Sen ne hakla beni aşağılarsın?!''
Tofu canını bağışladığı halde, onu aşağıladığını biliyordu. Ama böyle yapmasaydı Yua ile Zend savaşamayacaktı. Seyirciler Tofu'yu yuhalıyorlardı. Tofu'nun siniri, hem seyircilerle, hem de Yua'nın bağırışlarıyla hafifçe yükselmeye başladı.
Yua tekrar bağırdı. ''Seni öldüreceğim! Sonunda seni öldüreceğim!''
Tofu bu sefer öfkesini birazcık bırakmak istedi. ''HAHAHA! Beni öldürmek mi? Başka bir şey söyleseydin beni bu kadar güldüremezdin! Hala anlamadın değil mi? Biraz önce sadece oynadım seninle! Ben on ikinci seviye bir karanlık stili büyücüyüm. İstesem seni sadece büyü gücümle bile ezebilirdim! Ama seni zekamla yenmek beni daha çok tatmin etti, çünkü sen, benim büyü gücümle karşılaşmaya bile değmezsin!'' Tofu da sesini yükseltti. Ama seyirciler hala bağırıyorlardı.
Yua ona inanamadı. On ikinci seviye mi? En fazla on yaşında olduğu halde mi? Bu basitçe imkansızdı!
''Kapayın çenenizi!'' Tofu sinirle oluşturduğu on birinci seviye bir büyüyü havaya doğru yolladı, elinden çıkan karanlık öfkeli bir ejderhanın başına dönüştü ve izleyicilerin yanlarından hızla geçti, tüm arenada bir tur attı. ''Hepsi bir avuç ezik. Doğru düzgün savaşmayı bile bilmiyorlar, o halde kan ve savaş istiyorlar. Hayatını ortaya koymak ne demek, bu aptalların yarısı bile bunu biliyorsa şaşarım!''
Yua şimdi tek kelime edemezdi. Çünkü gözlerinin önündeki çocuk, biraz önce on ikinci seviye bir büyücünün aurasını herkese göndermişti! Yua onun onuncu seviyenin üzerinde olduğunu açıkça anladı, bunu fark etmek çok kolaydı. Dili tutulmuştu sanki, konuşmakta güçlük çekiyordu. On ikinci seviye. Bu da neydi böyle?!
Tofu sessizleşen kalabalığı gördükten sonra Yua'ya döndü ve konuşmaya devam etti. ''Yani seni aşağıladığımı düşünme. Tabii ki seni aşağıladım, söylemek istediğim o değil. Seni pes ederek aşağılamadım. Seni, seninle beş saniyeden fazla savaşarak yeterince aşağıladım zaten!''
Tofu konuştuktan sonra arkasını döndü, hızlıca uzaklaştı. Sinirini daha fazla zıplatmak istemiyordu.
Zend Tofu'yu sonuna kadar izlemişti ve sonuna kadar ona hayran kalmıştı. O çok güçlüydü. Çok! Zend'in çok üzerindeydi o, Zend bu farkı şimdi açıkça görebiliyordu. Yine de, Zend şu an Tofu'ya karşı büyük minnettarlık duyuyordu. O, hem Yua'dan Maddle'nin öcünü almış, hem de Zend'in Yua ile savaşabilmesine imkan vermiş, Yua'nın karşısında pes etmişti. Zend ona teşekkür edecekti, ama kaç kere ederse etsin, biraz önce yaptıklarını ödeyebilir mi, bilmiyordu.
***
Yarı finalde, Zend'in karşısına, sonunda beklediği isim geldi.
Üç yıldır bunu bekliyordu. Üç yıl! Sonunda, Yua'yı yenme fırsatı eline geçmişti. Onunla şimdi paylaşabilecekti kozlarını. Şimdi istediklerini yapacaktı, şimdi sonuna kadar savaşacaktı! Onun ismini, kendi isminden sonra duyduğunda, sonunda beklediği anın geleceğini anladı Zend.
Tofu'ya henüz sadece bir kere teşekkür edebilmişti. Ama Yua ile yaptığı maçtan sonra, tekrar edecekti. Kafasındaydı.
Tofu'nun Yua'yı ezmesinin üzerinden iki gün geçmişti ve dün, Maddle uyanmıştı. Zend ona olan biten her şeyi anlatmıştı, Yua'nın nasıl dayak yediğini ona anlatmıştı, onu mutlu etmişti, o mutlu oldukça Zend de mutlu olmuştu. Maddle Zend'in söylediklerine her güldüğünde, gülüşü, Zend'i kendisinden çok mutlu ediyordu. Zend onun hırpalanmasını hiç istememişti, onun canı yanınca Zend'in de canı yanmıştı. Ama şimdi iyiydi, bu yüzden Zend de iyiydi. Bugünkü Yua ile olan savaşına Maddle de gelecekti. Zend'e, Zend'in Yua'yı yendiğinde orada olmak istediğini söylemişti.
***
''Beyaz Taç'tan gelen Zend ve Yua Tengo'nun dövüşü başlıyor!'' Zend'in kulakları sunucunun sesiyle çınladı. Beklediği an gelmişti.
Kulübesinden çıktı ve derin bir nefes aldı. Şimdi tüm gücünü ortaya koymalıydı. Yoksa üç yıllık emeği bir hiç uğruna olmuş olacaktı. Ama merak ettiği bir şey vardı. Yua'ya savaş başlamadan önce bunu soracaktı. Hafif adımlarla yürüdü ve Yua ile arasında birkaç metre kalana kadar devam etti.
Zend, karşısındaki kim olursa olsun onun gücünü kabul ederek onu aşağılamayacak kişilikte biriydi. Doğal olarak Yua'ya karşı da güç ispatını yaptı, ama yine doğal olarak da, Yua ona karşılık vermedi. Yine de Zend'in umrunda değildi bu, şu an savaşa odaklanmalıydı, Tofu'nun, Maddle'nin, daha da önemlisi kendi emeklerini boşa çıkaramazdı.
Dövüş başladı.
Zend anında Kral Modu'nu açtı ve hazır bir şekilde Yua'yı beklemeye başladı. Zaten bildiği her teknik şu an aktifti. Ama hepsi düşük seviyeydi, Zend onların kendine ne kadar yarar sağlayacağını, hatta yarar sağlayıp sağlamayacaklarını bile bilmiyordu. Yine de belki işe yararlar diye düşünerek onları açmıştı, bu maçı kazanmak istiyordu.
Yua da bu dövüşü bekliyordu. Onu üç yıl önce kendisinden güçsüz olmasına rağmen aşağılayan, ustasının kendisine, Yua'dan zayıf olmasına rağmen sürekli örnek gösterdiği kişiyi yenme fırsatını bekliyordu zaten hep. Buraya geliş amacı da buydu, onu yenme fırsatını yakalamaktı. Ustasına, Zend'den çok daha üstün olduğunu, Zend'i ezerek gösterecekti.
"Yua, neden benden nefret ediyorsun? Ben sana ne yaptım?" Zend birkaç şeyi netleştirmek istiyordu. "Maddle'ye böylesine zarar vermenin sebebini duydum. Neden benden bu kadar nefret ediyorsun ki? Nefret etmesi gerek sen değilsin, benim. Üç yıl önce bana vurup beni döven sendin."
Yua Zend'in dedikleriyle sinirlenmeye başladı. Çünkü bu soruları o da kendine sormuştu, ama onların açık bir cevapları yoktu. Neden Zend'den nefret ettiğini düşündüğünde, bulabildiği tek cevap, üç yıl önce Zend yüzünden Tou'nun onu hırpalaması oluyordu. Bir de Tou onun amaçlarına ve hayallerini aşağılayıp, ona Zend'i örnek vermişti. Gururu, hayallerinin kötü bulunmasıyla zedelenmişti, üstüne örnek olarak alması gerektiği söylenilen kişi de, zaten kendisinden güçsüz olan Zend'di. Ondan bu yüzden nefret ediyordu. "Ben her zaman yaşıtlarımın en iyisiydim. Yenilmez diye unvanım bile vardı, ama sen geldin, ve hayatım pisliğe dönüştü. Ustam bana, kişiliğime, daha da önemlisi hayallerime, senin yüzünden hakaret etti. Seni benden üstün olarak görüyor. Hah! Sen sadece şanslısın. En üstün mod olan Kral Modu'nu çaba sarfetmeden aldın. Hiçbir şey yapmamışken ustam tarafından öğrenciliğe davet edildin. Herkesin girmek için çok çalıştığı okula isteseydin hemen girebilirdin. Ustam sana bunu da sundu. Ama sen bir aptalsın. O kadar aptalsın ki, hem okulu, hem de ustamın öğrencilik teklifini geri çevirdin. Buna rağmen... Buna rağmen yine gidip bir okula girdin, değil mi, Jonghtam'a kaydoldun, yine karşına bir fırsat çıktı. Tüm aptallıklarına rağmen, yine gidip Beyaz Taç'a girebildin! Hiçbir şey yapmadan! Peki bu fırsatlar neden senin önüne çıkıyor? Ben o kadar çalışıp çabalıyorum, ama yine de senin okuduğun okula giremeyeceğim. Halbuki sen hiç çalışmadan oraya girdin! O kadar aile çocuklarını bir okula sokabilmek için ölümü göze alıyor, sen bir şeyi göze aldın mı? Hayır! Adalet bunun neresinde?! İşte bu yüzden, adaleti ben sağlayacağım ve seni ezeceğim. Şans her şey değil. Bunu göreceksin." Yua içindekileri boşalttı. Şimdi daha sakindi.
Zend ona verebileceği bir cevap olup olmadığını düşündü. O haklıydı, Zend şu an olduğu yere çabalamadan gelmişti. Yaptığı şeyler sadece ders çalışmak, meditasyon yapmak ve vücudunu güçlendirmekti. Ancak bunları yapabilmek için bile bir yerlere girmiş olman gerekiyordu, Zend Jonghtam'a Beyaz Taç'ta olduğu için girmişti, hiç emek sarfetmemişti. Sadece şanslıydı. "Haklısın, dünya adil değil." Zend konuştu. "Eğer adil olsaydı herkes eşit şartta doğar ve büyürdü. Ancak sence adalet olmayan tek şey bu mu? İnsanlar birbirlerini öldürüyorlar, zayıf olan her zaman boyun eğmek zorunda. Peki neden? Çalışmadığı, emek sarfetmediği için mi? Doğanın kanunu bu. Her şeye öylece adaletsiz deyip geçemezsin, adaleti de tek başına sağlayamazsın. Beni öldürdün diyelim, benim gibi Kral Modu'na sahip olan birçok çocuk var. Hepsini öldürebilecek misin?" Zend konuştu.
Yua sesini yükseltti. "Evet! Gerekirse hepsini tek tek öldüreceğim!"
''Kendini kandırmayı kes!'' Zend de istemsizce sesini yükseltti. ''Doğanın kanununu bozamazsın. Güçlü olan hayatta kalacak. Bana üç yıl önce eziklere bu dünyada yer yok diyen sen değil miydin?!''
''Kesinlikle, eziklere bu dünyada yer yok! Ancak ben adaleti getirene kadar!'' Yua yumruğunu savurdu, ama bu sadece kendini daha rahat ifade edebilmek içindi. Bir zarar verme amacı yoktu.
''Sen sadece kendini rahatlatmaya çalışıyorsun, bana adaletten bahsetme! Diyelim ki güçlendin, çok güçlü ve yüksek biri oldun. Ne yapabilirsin? Tou ne yapabiliyor? Kralın Sağ Kolu ve Pounz'daki en güçlü üçüncü kişi. Adaletsizliğe engel olabiliyor mu? Güç her şey demek değildir. Birine, onu yenerek kendini kabul ettiremezsin. Biz hayvan değiliz! Biz konuşarak kendimizi ifade eder, düşüncelerimizi kabul ettirebiliriz. Birini döverek, onun, senin istediğin gibi düşünmesini, senin için hayatını ortaya koymasını sağlayamazsın! Ancak onun senden nefret etmesini sağlarsın, bunu mu istiyorsun? Tanrı olmadığın sürece, adaleti sağlayamayacaksın!'' Zend bağırmaya başladı.
''O halde Tanrı olurum, böylece adalet sağlanır!'' Yua da bağırdı.
''Yeter artık! Hayal dünyanda yaşamayı bırak ve dışarıya bak! Gerçekten ne yapabilirim, nasıl birkaç kişiyi daha kurtarabilirim diye düşün! Bu kadar adaletten bahsediyorsun, peki sokaktaki kaç çocuğa yardım ettin? Kaçının bir okula girmesini sağladın? Kaçına yemek verdin, sen başkası için ne yaptın ki?!''
Yua Zend'in söylediklerine cevap veremedi. Çünkü o haklıydı. Yua bu kadar adaleti nasıl getireceğini düşünmüştü. Ama sadece düşünmüştü. Başka hiçbir şey yapmamıştı. Düşüncelerini eyleme dökmemişti hiç. Zend haklıydı. Düşünmek bir yere kadar işe yarıyordu, daha sonra bir şeyler yapmak gerekiyordu. Yua kendini aydın biri olarak görüyordu. Adaleti nasıl getireceğini düşünmüştü ve bulmuştu. Ama şimdi anlıyordu ki, yanlış bulmuştu. Konuştuğu kişi, yani on yaşındaki bir çocuk, ona düşüncelerinin yanlış olduğunu bir dakikada kabul ettirmişti. O daha on yaşındaydı, neden bunları biliyordu? Yua ona biraz da olsa saygı duydu.
Tabii ki bu, Zend'e karşı olan nefretlerini dindirmeye yetmedi. Onu hala hiç sevmiyordu ve onu dövüp aşağılamak istiyordu, nedeni önemli değildi, sadece yapacaktı. Zaten seyirciler de yuhalamaya başlamışlardı, artık dövüş görmek istiyorlardı.
''Fazla konuşma ve dövüş.'' Yua konuştu ve Zend'in yapacaklarını izledi. Ondan nefret etse de, ona karşı avantajlı bir şekilde dövüşe başlamayacaktı. O ney kullanıyorsa, Yua da onu kullanacak ve bu dövüşün içindeki adaleti de sağlamış olacaktı. O yumruklarını kullanırken kılıç kullanmak gibi saçma ve adaletsiz bir şey yapmayacaktı. Yine de dövüş adaletsiz oluyordu, çünkü o bir dakika önce Kral Modu'nu açmıştı ve Kral Modu çok fazla açık tutulamayan bir şeydi. Buna karşılık Yua Alim Modu'nu istediği kadar açık tutabiliyordu, bu savaş zaten adaletsiz değil miydi? O Kral Modu'nu kapattığında, Yua da Alim Modu'nu kapatacaktı. Modunu kapattığı zamanda da, açıkken yaptığı her şeyi hatırlayabiliyordu. Yine de en adaletlisinin bu olduğuna karar verdi. Düşündü, en adaletli diye düşündüğü şey bile aslında adaletsizdi.
Zend onu şimdilik konuşarak ikna edemeyeceğini düşündü ve pozisyonunu aldı. Yua da onun herhangi bir silah çıkarmadığını görünce kılıcını yüzüğünde bıraktı ve yumruklarıyla Zend'e saldırmaya başladı. Savaş Tanrısının Heyecanı'nı erkenden kullanmayacaktı, o onun kozuydu.
Zend dövüşe başlamadan önce ihtimalleri düşünmeye başladı. Ustasına, turnuvaya kadar elementini kullanmayacağı sözünü vermişti. Ama turnuvaya gelmişti ve sözünün süresi dolmuştu. Eğer zorda kalırsa onu kullanmayı düşünüyordu. Yine de, Ranon'a danışmaya karar verdi. ''Ranon, Yua'ya karşı büyümü kullansam sorun olur mu?''
Ranon'dan hemen cevap geldi. ''Eğer ölmesini umursamazsan hayır.''
''Yani büyüm onu kesinlike öldürür mü?'' Zend biraz ürkekçe sordu. Kimseyi öldürmek istemiyordu, özellikle Yua, Zend'in hayran olduğu, ayrıca Maddle'nin hayatını koruyan Tou'nun öğrencisiydi. Tou'nun öğrencisini, Tou Maddle'yi kurtardığı halde öldüremezdi. Ona kalıcı bir zarar vermek de istemiyordu, ama yine de ona üç yıl önce yaptıklarını yedirmek istiyordu.
''Evet, büyük ihtimalle öldürür. Ayrıca bunu izleyen bir sürü asil var. Büyünün herkes tarafından bilinmesini istediğinden emin misin?'' Ranon konuştu.
Zend içinde olduğu duruma iyice baktı. Büyüsünü kullanırsa her şekilde zararlı çıkacaktı, ve kesinlikle Yua'yı öldürmek istediği şey değildi. Bu yüzden büyüsünü kullanmamaya karar verdi.
Yua bu sefer tüm gücüyle saldırabilecekti. Sonraki dövüşüne çıkamasa bile önemli değildi, şu an içinde olduğu savaşı kazanmak için birkaç gün, hatta birkaç hafta boyunca ayağa kalkamamayı göze alıyordu. Bu sefer ilk o saldıracaktı.
Zend'in yanına doğru hızlıca koştu ve yumruğunu Zend'in göğsüne yolladı. Her ne kadar hızlıca koşmuş olsa da henüz Zend'in göremeyeceği kadar hızlı değildi. Sonuçta Zend'in Kral Modu açıktı ve görüşü, hissedişi, duyuşu üstünleşmişti. Yua'nın yumruğunu açıkça gördü ve hemen kenara çekildi, Maddle'nin düştüğü tuzağa düşürecekti onu. Hemen kenara çekildi, yumruğunu Yua'nın koluna yolladığı sırada Yua, diğer yumruğuyla Zend'in kaburgasına bir saldırı yaptı, Zend birkaç metre ileri uçtu ve yere yapıştı. O Savaş Tanrısının Heyecanı'nı açmamış olmasına rağmen gerçekten güçlüydü, üç yıl boyunca kendini fiziksel olarak çok geliştirdiği belliydi.
Ama bir yumruk Zend'i fazla etkileyecek bir şey değildi. Hemen kendini toparladı ve ayağa kalktı, dikkatinin tamamını Yua'ya verdi. Hiçbir şey onu etkileyememeliydi. Biraz önce saldırı yapmak için odaklandığından dolayı gelen yumruğu fark etmemişti. Ama artık, saldırı yaparken de bir yandan Yua'nın diğer uzuvlarına dikkat edecekti, ondan bir daha sürpriz saldırı yemeyecekti.
Yua tekrar saldırıya geçtiğinde Zend daha çok hazırlıklıydı. Gelen yumruğu görmüş, onu yakalamıştı. Elinin içi biraz acısa da aldırmadı, Yua'nın yüzüne doğru bir yumruk yolladı. Onu bir yandan tuttuğu için kaçamazdı.
Yua yüzüne doğru gelen yumruğun altından geçti, yumruk yaptığı elini Zend'in elinin içinde açtı ve Zend'in bir parmağını yakaladı, onun bacak arasından arka tarafına geçti ve tuttuğu eli de geçtiği yerden çekti. Zend aşağıya doğru gelmeye başlamışken, sağ bacağına bir darbe aldı ve bu darbe, bacağının uyuşmaya başlamasına neden oldu.
Elini Yua'nın elinden kurtardı ve hafifçe topallayarak geri çekildi. ''Lanet, o benden çok numara biliyor.'' içinden söylendi. ''Ranon, bir el atsan iyi olurdu.''
Ranon her zamanki gibi, bire bir dövüşlerde Zend'e yardım etmemeye kararlıydı. ''Böyle bir çocuğu bile yenemiyorsan nasıl Kralın Sağ Kolu olmayı düşünebilirsin?''
''Pöff, yardım etme tabii. İçimizde yaşıyorsun o kadar, azıcık karşılığını ver!'' Zend sitem etti ve dikkatini tekrar toparlardı. Bu sefer ona saldırmayacaktı. Onun saldırılarını tamamlamasını bekleyecekti ve Düşen Gök'ten gelen çocuğa yaptığı gibi, Yua'nın saldırma sırasını ve zamanını belirleyecekti.
Yua tekrar saldırıya geçti, Zend'e hafif hafif zarar vererek onun motivasyonunu bozmaya çalışıyordu, onu içten yenerse, hiç yorulmasına bile gerek kalmayacaktı. Zend'in önüne kadar hızlıca koşarak ilerledi ve kendini Zend'in bacaklarının hizasında sabitledi, sonra Zend'in gardının altından üstüne doğru çıktı, artık onun gardını geçmişti. Yüzü hemen önündeydi. Yua onu hiç incelememişti, ama çocuk gerçekten tatlıydı. Tabii ki bu, Yua'nın onu aşağılayıp rezil etmeyeceği anlamına gelmiyordu.
Zend alt taraftan gelip gardının içine giren Yua'ya baktı ve hafifçe panikledi. Kızın mavi gözlerinde, savaşın heyecanı vardı. Hafifçe gülümsüyordu, o da savaştan zevk alıyordu. Zend bunu hemen anlayabildi. Ama geri çekilmez ve onu izlemeye devam ederse sağlam bir darbe yiyecekti. Kendini birkaç adım mesafesinde geri attı ve Yua daha bir şey yapamadan gardını tekrar kurdu, Yua bu sefer gardın dışından saldırmaya başladı.
Ama Zend onun hareketlerini görüp seçebiliyordu, o yeterince hızlı değildi.
Yua Zend'in amacını anladı. O defans yapıp Yua'nın saldırı sırasını çözmek istiyordu. Yapabilecekse yapsın diye düşündü Yua. Seri seri saldırılarına devam etti.
Yua tüm dikkatini saldırıya vermişken savunma açığı vermemeye dikkat ediyordu. Daha önce bundan dolayı bir sürü savaşı kaybetmişti. Savunmasında bir eksik olmaması çok önemliydi.
Zend o saldırıya odaklandığı zaman, savunmasını geçebileceğini düşündü. Ama Yua, takdire değer bir şekilde, saldırırken bile savunmasını en yüksekte tutabiliyordu. Zend onun savaş bilgisine gerçekten hayran kaldı, o, övülmeye değerdi. Yine de, her zaman bir sorun oluyordu. Onun savunmasında da bir sorun vardı, sol elini saldırdıktan sonra geri çekerken yaklaşık bir buçuk parmak yukarıda tutuyordu. Bu da, sol eliyle yaptığı saldırıdan sonra Zend'in saldırmak için fırsatının olduğu anlamına geliyordu. Zend onun sol eliyle bir kere daha saldırmasını bekledi. Sağ eliyle saldırdı, sonra tekrar sağ eliyle saldırdı, Zend kendini hazırladı. Şimdi sırada sol eli vardı.
Yua sol elini de yolladı, Zend biraz önce yapmaya devam ettiği gibi hızlıca geri çekildi, Yua'nın sol tarafına doğru kendini attı. Şu an Yua kolunu hızlıca geri çekse de, sol kaburgasına alacağı bir darbeden kaçamazdı. Zend sağa doğru eğilmişti, Yua'nın açığını yakalamıştı. Şimdi cezalandırma zamanıydı. Ayağı neredeyse tamamen iyileşmişti. Uyuşukluk yoktu, hala birazcık ağrısa da kendini ileriye doğru itti ve sağ yumruğunu Yua'nın kaburgasına geçirdi.
Yua aldığı darbeyle sarsıldı. O yumruğu yiyeceğinden emin olduktan sonra kendini rahatlatmaya çalışmıştı, sonuçta o üç yıl önce savaşçı bile değildi, şimdi kaçıncı seviye olabilirdi ki? Onun yumruğu Yua'ya ne kadar zarar verebilirdi? Sonuçta üç yıl önce, alım sınavında gücü ölçülmüştü. Normalin bile altındaydı, çok düşük bir gücü vardı. O ölümüne çalışmış olsa bile, büyük bir fark yaratacak kadar güçlenmiş olması imkansızdı.
Ama düşündüğü gibi olmadı.
Yediği yumruk, en azından iki kaburgasının çatlamasına neden oldu. Yua, resmen çatırtıları açıkça duymuştu. Bunun üstüne, en az iki metre havaya uçmuştu ve geri yere düştüğünde narin bacakları titriyordu. Evet, narindiler. O savaşçı olsa da, henüz genç bir kızdı. Ayağa kalktı ve bu dövüşü şakaya alamayacağını fark etti. ''Çocuk, sen kaçıncı seviyesin?'' Yua aşırı meraklandı ve sorma ihtiyacı hissetti. Sol kaburgaları ağrıyordu ve içlerinde ağrıdan başka büyük bir sızı vardı.
''Altıncı seviyeyim.'' Zend dürüstçe söyledi.
''Altı mı?'' Yua'nın gözleri iki sebepten dolayı açıldı. Birincisi, Zend üç yılda nasıl altıncı seviye olmuştu? O üç yıl önce savaşçılığı bırak, düzgün bir insan bile değildi. Üç yılda nasıl altı seviye atlayabilirdi? O bir hiçten çıkıp, üç yılda Yua ile aynı seviyeye gelmişti. Bu gerçekten takdire değerdi! ''Hakkını vermek gerek, üç yılda altıncı seviye olabileceğini hiç düşünmemiştim. Sen de epey çalışmış gibisin.'' Yua, Zend'in şu an bulunduğu yere sadece şans ile gelmediğini düşündü. Ona duyduğu saygı birazcık daha arttı. Tabii ki bu da, bir etki yaratmadı.
Yua'nın şaşırdığı ikinci şey ise, altıncı seviye bir savaşçının yumruğunun nasıl o kadar güçlü olabileceğiydi. Bu açıkça imkansızdı! Zend'in de büyük bir teknik kullanıyor olduğunu düşündü, sonuçta o Beyaz Taç'taydı ve bir teknik bulması o kadar da zor olmamalıydı. Yua kaybetme ihtimalini gördü. Gerçekten vardı, kaybedebilirdi. Bunu göze alamazdı. Buna, kesinlikle izin veremezdi.
''Çocuk, kılıcımla saldıracağım. Sen de silahını çıkar.'' Yua konuştu ve yüzüğünden, Tou'nun ona özel olarak yaptırdığı büyülü kılıcını çıkardı. Sabitleyici, artık Yua'nın ellerindeydi.
İsminden de anlaşıldığı üzere, Sabitleyici, kestiği kişiyi sabitleyebiliyordu. Kestiği uzvu geçici bir süre için felç ediyordu ve rakibi yenmeyi son derece kolay bir hale getiriyordu. Yua'nın kaybetme ihtimali yok olmuştu. Tabii ki Zend Yua'nınkinden iyi bir kılıca sahipse durum değişirdi.
''Maalesef, benim bir kılıcım yok.'' Zend ellerini kaldırdı ve dürüstçe konuştu.
''Anlıyorum.'' Yua biraz kötü hissetti. Adaleti bozan kendisi olmuştu, üstelik adaleti sağlamak isteyen de kendisi değil miydi? Bu yüzden bir şeyleri kapatması gerektiğini düşündü ve tüm tekniklerini kapattı, sadece Savaş Tanrısının Heyecanı'nı aktifleştirdi. ''O halde sadece Savaş Tanrısının Heyecanı'nı aktifleştirdim. Sen istediğin kadar aktifleştirebilirsin, böylece adaleti sağlamış olacağız.'' Yua Savaş Tanrısının Heyecanı'nı aktifleştirdi ve vücudunun etrafında toplanan kırmızı aura, her zamanki gibi yine onu tatmin etti.
Zend indirdiği ellerini yine kaldırdı. ''Maalesef, benim zaten toplamda üç tekniğim var ve sadece ikisini kullanıyorum. Bu ikisi de, üçüncü seviye çeviklik teknikleri.''
''NE?!'' Zend'in söyledikleri, Yua'da İlah Seviye bir büyü etkisi yarattı. ''Nasıl yani, o zaman bana vurduğunda o kadar zarar verecek gücü nereden buldun?!''
''Ha, o mu, ben birkaç tane Vuruş Süngeri ile çalıştım. Oradan fiziksel güç kazandım tabii, büyük ihtimal o fark yaratmıştır.'' Zend dürüstçe söyledi.
''Vuruş Süngeri mi? Bildiğimiz Vuruş Süngeri mi? Bir Vuruş Süngeri ile güçlenmek okuduğun kadar kolay değil, bence dürüst ol.'' Yua Zend'i küçümseyerek konuştu.
''Dürüstüm zaten, gerçekten, Vuruş Süngeri kullanarak çalıştım. Çok çalıştım ama, on iki tanesi patladı.'' Zend yine dürüstçe konuştu.
''On iki tane mi?!'' Yua'nın şu anki şaşkınlığı, biraz önce iki sebepten dolayı doğan şaşkınlığının en az on katıydı. 'Yalan söylemiyor gibi.' Yua düşündü. 'Lanet olası, senden nefret ediyorum. Hiç gücün olmadığın halde ustam tarafından örnek olarak gösterilirsin, çok zayıfken ustamdan öğrencilik teklifi alırsın. Hiç tekniğin olmadığı halde olağanüstü bir güce sahip olursun... Seni çözemiyorum lanet olası!'
''Ama biraz daha adaletli olmasını istiyorsan, bir şey denememe izin ver.'' Zend konuştu. ''Bana bir dakika izin verir misin?''
Yua kılıcını indirdi. ''Ne deneyeceksin?''
''Savaş Tanrısının Heyecanı'nı açtığında üzerinde toplanan enerjiden yola çıkarak, onu öğrenmeyi deneyeceğim.'' Zend konuştu.
Bu sefer Zend'in söyledikleri, Yua'nın şaşırmasına neden olmadı. ''Pardon, geri zekalı falan mısın?''
''Hayır.'' Zend güldü. ''Sadece bir dakika ver, denemek istiyorum.''
Yua onun ne denemeye çalışacağını gerçekten anlamadı, acaba kendisine tuzak mı kuracaktı? Ama yine de bir dakikanın bir şeyi değiştiremeyeceği de bir gerçekti. Bu yüzden adalet biraz olsun sağlanırsa bile, bu bir dakikayı feda etmeye değerdi. ''Tam bir dakikan var.'' Yua konuştu ve Savaş Tanrısının Heyecanı'nı kapattı.
Otuz saniye geçti.
Zend bağdaş kurmuş meditasyon benzeri bir şey yapıyordu, sadece Yua değil, tüm seyirciler ve Tou da durumu anlayamamıştı. Zend'i izliyordu kaslı adam, o ne yapacaktı? Neden öyle oturmuştu? Tou'nun aklında sorular dolaşırken, ön taraflarda oturan Zyathmir bir anda ayağa kalktı. Kafasındaki siyah şapkayı çıkardı ve son derece şaşırmış bir şekilde konuşmaya başladı. ''O çocuğun etrafında, Savaş Tanrısının Heyecanı'ndan gelen enerji birikmeye başladı!''
Zyathmir'i duyan birçok asil ve Tou, Zend'in etrafındaki kırmızı çizgiyi fark etti, hepsinin tepkisi Zyathmir'inki gibi oldu.
Yua da bunu fark etmişti. Kırk saniye geçmişti, kırk saniye. Ama Zend'in etrafında, biraz önce Yua'nın etrafında olan kırmızı çizgiler belli olmaya başlamışlardı. Yua hafifçe sendeledi ve geriye doğru düştü. ''Y-Y-Yok ar-'' konuşmaya çalıştı, ama kekeledi. ''N-N'oluyor çocuk?''
Zend yavaşça gözlerini araladı. Ellerinin etrafında, kollarının etrafında, vücudunun her yerinde kırmızı bir tabaka vardı, ve tabakanın üzerinde sürekli kırmızı çizgiler gidip geliyorlardı. ''Hehe, tam olmasa da aşağı yukarı olmuş.'' gülümsedi. Karşısında, yere düşmüş olan, mavi gözleri ağzı gibi sonuna kadar açılmış olan Yua'nın yüz ifadesi, Zend'i tatmin etti.
Birçok asil ve izleyici de ayağa kalkmış, Zend'in etrafındakilerin gerçek olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Zyathmir Tofu'ya seslendi. ''Tofu, o çocuk Beyaz Taç'tan, değil mi?''
Tofu cevap verdi. ''Evet usta.''
Zyathmir iç çekti. ''O çocuk bize ileride çok sıkıntı olacak. Onu erkenden halletmek lazım.''
***
Zend ayaklandı ve üzerindeki büyük enerjiyi hissetti. Bu mükemmeldi! Kendini her şeyi yapabilecekmiş gibi hissediyordu ve gaza gelmişti, şu an üzerinde olan aura, ona her imkanı veriyormuş gibiydi.
Yua ayağa kalkmaya çabaladı. ''Ben... Ben o tekniğe bir yılımı verdim. Tek el kitabı da ustamda. Sen... Sen onu bir dakikada mı öğrendin?'' Yua'nın içindeki adalet duygusu yine kabarıyordu. ''Sen haksızlık yapıyorsun! Yine! Ben ona bir yılımı verdiğim halde, sen onu bir dakikada nasıl öğrenebilirsin?! Hayır! Yalan bu!'' Yua tüm tekniklerini birden açtı, Zend'e doğru vahşice saldırıya geçti ve açtığı Savaş Tanrısının Heyecanı ile beraber, Zend'in sağ kolunu baştan başa kesti, o daha tepki veremeden yüzüne yumruğu geçirdi, tüm teknikleri açılmıştı, en az bir ay yatakta olacaktı ama buna değerdi. Ona cezasını vermek, buna değerdi!
Zend daha ne olduğunu anlamadan kendini karşı duvarda buluverdi. Hemen gardını hazırladı, Yua yanında belirdiği gibi kafasından tuttu ve onu karşı duvara fırlattı. Gardına dikkat ettiğinde, bir kolu hep aşağıdaydı. Kolunu kullanamıyordu, ne olduğunu anlayamamıştı. Kolu neden ona itaat etmiyordu? Adeta ölü bir et parçası gibiydi, sadece sarkıyordu.
Etrafındaki kırmızı enerji hala duruyordu ama, Zend hareket edemiyordu. Yua'nın darbeleri, onun vücudunun hareketini engelliyordu. Tam hareketlenmeye başlayacağı sırada vücudu yine içine saplandığı duvardan çıkarıldı ve Yua kılıcını yerine sokup, Zend'e aşağıdan bir yumruk attı. Zend havaya uçtu, düşmeye başladı ve düştüğünde Yua onun başına ayağıyla bir darbe daha yaptı. Zend iyice toprağa gömülmüştü, şu an görüşü dahil birçok şeyi kötüleşmeye başlamıştı, ölecek miydi?
Yua kılıcını çıkarıp Zend'in sağ koluna yaptığı gibi, sol bacağına da bir kesik attı. Zend sol bacağının hissizleştiğini hissetti. Şimdi anlamıştı, o kılıç yüzünden kolunu kullanamıyordu. Şimdi de bacağını kullanamayacaktı. Bunun da üstüne aldığı birçok darbe yüzünden kafası aşırı derecede acıyordu ve ağrıyordu, saçlarından birçok tutamın koptuğundan da emindi.
Yua toprağa gömdüğü Zend'i çıkardı, Zend'in Kral Modu açık olmasına rağmen tepki verememesini buldu. Çünkü tüm tekniklerini açtığında, normalde olduğundan yüz kat hızlı, yüz kat güçlü oluyordu. Onu eziyordu! İşte üç yıldır istediği buydu! Ama gerçekten bu muydu? İstediği bu muydu? Zend'in söyledikleri içine kurt düşürmüştü bir kere, şimdi ne kadar düşünmek istemese de bunu düşünecekti. Hem de en az bir ay boyunca sırf yatacaktı, düşünmek için bol bol vakti olacaktı.
Yua topraktan çıkardığı Zend'e bir yumruk daha attı ve yine karşı duvara gömdü onu. Zend'in her duvara çarpışında, duvardan son derece büyük taşlar kopuyordu ve ortaya epey toz çıkıyordu. Bu seyircilerin savaşı izlemesini daha zor hale getiriyordu, bu onları sinir ediyordu. Çünkü hepsi çıldırmış gibi bağırıyorlardı, uzun zamandır bu arenada böylesine bir maç seyredilmiyordu.
Yua Zend'in girdiği duvarda hala bayılmadığını gördü. İşte bu, Savaş Tanrısının Heyecanı'nın özelliklerinden biriydi. Dayanıklılık. Görünüşe göre çocuk tekniği gerçekten çözmüştü, o söylediklerinde şaka yapmıyordu. Gerçekten de bir dakikada tekniği kapmıştı. Yua bunu düşündükçe başı dönüyordu. O bir Tanrı'nın tekniğiydi. O el kitabına bile bakmadan nasıl tekniği öğrenmişti? Nerede görmüştü, nasıl okumuştu? Yua böyle düşünüyordu çünkü, onun tekniği okumadan öğrenmiş olma ihtimalini düşünmek istemiyordu.
Zend, Yua kendini tekrar duvardan çıkardığında, zar zor görebildiği, kan içinde kalmış gözleriyle soluk soluğa kalmış Yua'nın göğsüne tüm gücüyle bir yumruk attı ve kendini geri itti. Yua yediği yumrukla en az iki metre geri gitmişti, onu ne kadar hırpalamış olsa da çocuğun hayvani bir gücü vardı ve bu haline rağmen tek yumrukta Yua'yı iki metre geri gönderebiliyordu. Tabii ki bunda, Savaş Tanrısının Heyecanı'nın da payı vardı.
Zend birkaç metre geri gittiğinde, kanayan kaşlarının görüşünü bozmasına çok sinirlendi. Kullanabildiği koluyla diğer kolundan bir parça yırttı ve duvara, yere çarptığında taşlar tarafından kesilen kaşlarını, alnını sildi. Şu an görüşü daha iyiydi ve Yua ona doğru geliyordu.
Zend Kral Modu'nu kapatmak üzereydi. Artık onu açık tutsa da bir işe yaramayacakmış gibiydi. Kötü hissediyordu, kaybediyordu. Hem de en çok yenmek istediği kişiye kaybediyordu. Ama tabii ki pes etmeyecekti. Ölümü hissedebiliyordu, ölüm Zend'in omzuna elini koymuş bekliyordu, onun elinin ağırlığını hissedebiliyordu Zend. Ama ne olursa olsun pes etmeyecekti. Maddle pes etmiş miydi? O ölümü göze almış ve pes etmemişti. Pes edemezdi! Gerekirse ölecekti! Yine de, son bir vuruş yapmadan ölmeyecekti. Şişmemiş olan gözünü açtı, zaten yarım yamalak bir görüşü vardı, üstüne bir de gözünün altı şişmişti ve görmesine engel oluyordu. Zend de mecburen diğer gözünü kullanacaktı. Ne olursa olsun, sağlam bir vuruş yapacaktı. Kullanamadığı ve hissedemediği bacağını eliyle kaldırdı, çaprazlama olarak kolunun ve bacağının kullanılamaması çok lanet bir şeydi. Zar zor ayağa kalktı, Yua aralarındaki farkı neredeyse kapatmıştı.
Ölümü hissetti Zend. Daha önce ateşten bir hançerle boynu kesilmişti, bunu sonradan hatırlamıştı, birçok dövüşe girmiş ve kötü sonuçlar almıştı. Ama ilk kez ölümü bu kadar net hissetmişti. Kulağındaki seyircilerin uğultuları azaldı. Sanki dünya ile bağlantısı kopuyordu. Ölse bile dirilip o son vuruşunu yapacaktı, bu kesindi. Yine de, ölüm, şu an Zend'in ensesine üflüyordu nefesini.
Kim bilir, belki de bir dakika sonra turnuvada ölen çocuk sayısı on bire çıkacaktı.
Magnec