Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

70. Bölüm Kâbus

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend arkasını dönmeye cesaret edemiyordu. Arkasından gelen bağırış, o kadar yüksek sesle yapılmıştı ki, ses bittikten sonra bile Zend'in kulağında bir çınlama kalmıştı. Sanki biraz önce kulağına darbe yemişti de, kulağından bol miktarda kan akıyordu.

Zend kendini cesaretlendirmek için dilini ısırdı ve kanattı, şu an korkudan çok acı yaşadığı için vücudunun üzerinde büyük ölçüde kontrol sağlamayı başarmıştı. Hareket kabiliyetini geri kazanınca arkasını dönüp en azından arkasından ona bağıran kişiyi görmek istedi ama yapabildiği tek şey sadece biraz kıpırdanmak oldu. Ayaklarını yerden kaldıramıyordu, ama bunun sebebi kendisi değildi. Şu an tamamen kontrol sahibiydi. Bunun sebebinin üzerindeki palto olduğunu düşündü ve onu sırtından attı. Yumruk atarken uygulayabildiği kuvveti hareket ederken kullanamıyordu. Fun bunun sebebinin Vuruş Süngeri ile çalışması olduğunu söylemişti, onun kötü yanlarından biri de ağırlıklı olarak kol güçlendirmesiydi. Kolları vücudun diğer kısımlarına göre orantısız bir şekilde güçlendiriyordu. Zend hızlıca üzerindeki paltoyu kaldırıp yere attı, o paltonun içinde ne olduğunu bilmiyordu ama o aşırı ağırdı ve Zend altıncı seviye bir savaşçının gücünde olsa bile hareketini engelliyordu. İçine istemli olarak ağırlık eklenmiş gibiydi.

Zend hızla arkasını dönmeye başladı, ama tam dönerken sanki bir ıslık sesi gibi bir ses duydu, bir şey havayı yarıyormuş gibiydi. Arkasını dönmeyi bitirip kendine bağıran adama baktığında, sadece iki tane simsiyah göz görebildi, çünkü dikkati anında adamdan çok, yukarıdan Zend'in kafasına doğru gelmekte olan koca bir kılıç çekti. Kılıç son derece büyüktü ve hızlı bir şekilde Zend'in kafasına doğru gelmekteydi. Zend panikledi, kral moduyla birlikte ondan kaçabileceğini düşündü, çünkü kılıç çok hızlı olsa da Zend son hızıyla ondan kaçabilirdi. Kral moduna geçerek hızlandı ve kılıcın gidiş yönünden çıkmaya çalıştı.

Üstün bir hız ve tarifsiz bir acı. Adam sanki ilk başta bilerek kılıcı yavaşça hareket ettirmişti ve Zend'e umut vermişti, Zend kılıcın ilk baştaki hızı aşırı hızlı olsa da o zar zor kaçabileceğini düşünmüştü. Ama o büyük kılıcın bir anda hızlanabileceğini tahmin edememişti, kılıç muazzam bir güçle Zend'in başına çarpmıştı ve Zend, yarım saniye için bile olsa hayatta hiç hissetmediği bir acıyı hissetti. Bu acı o kadar büyüktü ki, Zend'in şu ana kadar gördüğü tüm fiziksel acılar birleşip beşe katlansa bile, şimdiki yarım saniyelik acının yerini tutamazdı.

"Arghh!" Zend acıdan dolayı bağırmaya çalıştı, ama ağzı kafasının üzerindeki büyük baskıdan dolayı ağzını açamadı ve ağzından sadece anlamsız birkaç homurdanma çıktı.

Zend yere yapıştı. Vücudunun hiçbir yerini hissetmiyordu, artık acı bile duyamıyordu, tüm kemikleri kırılmıştı. Vücudunda bir ürperme hissetti, bir soğukluk vücuduna yayıldı.

"Neden böyle oldu?" Zend o an aslında kendisine, nasıl böyle perişan bir şekilde öldüğünü soruyordu. "Neden böyle öldüm? Normal bir şekilde ölmek beni üzmezdi, ama resmen ezildim. Bir yerim kesilseydi, bir büyüyle ölseydim, daha iyi olmaz mıydı? Rakibi böyle bir şekilde ezerek öldüren şey ne olabilir ki?" Zend sakinleşmişti, içinde olduğu durumdan daha çok ilgisini çeken bir şey vardı. Rakibi böylesine üstün bir şekilde yenmeyi sağlayan neydi? Gözleri hala açıktı, ama kafasını, göz kapaklarını, ya da vücudunun herhangi bir yerini oynatamaması biraz önce ona vuran ve büyük ihtimalle birkaç dakika içine ölecek olmasına neden olan adamdan kaynaklanıyordu.

"K-K-K--" Zend ona kim olduğunu sormak istedi. Ama yapamadı. Çünkü tüm dişleri kırılmıştı, hatta bazılarını istemsizce yutmuştu.

Eğer Zend'in kulaklarından biri kullanılabiliyor olsaydı, Zend adamın gülerek sakince yanına doğru yürüdüğünü duyardı. Biraz önce bağıran öfkeli, kötü adam, resmen şimdi sakin ve soğukkanlıydı, hem de gülüyordu. Elindeki kocaman kılıcı kaldırdı ve yukarı bakan Zend'in gözlerinin üzerinde, Zend'in görebileceği bir şekilde tuttu. O Zend'in gözlerinin kapanmak üzere olduğunu gördü, sanki bir şey söyleyecekmişcesine Zend'in üzerine eğildi. Biraz önce öfkeli bir şekilde bağıran kendisi değilmiş gibiydi.

Zend neredeyse kapanmış gözlerinin önündeki büyük, devasa kılıcı gördü. Adam onu yavaşça boydan boya Zend'e gösterdi, sonra da Zend'in üzerine eğildi. Zend onun kim olduğunu görmeye çalıştı, ama göremedi. Adamın yüzü tamamen önündeydi ama, bulanıklaşmaya başlayan gözlerinden dolayı görebildiği tek şey onun dudaklarıydı. Adamın ağzından birkaç kelime çıktı, Zend bunları duyamadı ama onların hangi kelimeler olduklarını anlamıştı. "Bu, bir ağır kılıcın ezici gücü." adam konuştuktan sonra Zend'e birkaç saniye daha baktı, sırıttı. "Çünkü ben de merak etmiştim."

Zend'in kanı donmuştu. Zaten ölmek üzereydi, korktuğu şey o adam ya da o kılıç değildi. Korktuğu şey, adamın söyledikleriydi. Zend'in gözleri kapanmadan önce adam, Zend'in gözünün önünden üzerinde kalın bir şekilde 'YIRT' kelimesi yazan bir kağıt geçirdi, birkaç saniye sonra Zend'in görüş mesafesinden kayboldu. Zend o kağıdın nereye gittiğine dikkat edemedi. Adam Zend'in gözünü kendi eliyle açtı ve birkaç kelime daha söyledi, çok komik bir şey varmış gibi güldü ve Zend'in göz kapağını bıraktı. "En az Kutsal."

Zend'in gözleri kapandı. Sanki saatler boyu suda kalıp da, sadece bir nefes için geri kalan hayatını verebilecekmiş gibiydi. Bir anda bir vücut hissetmeye başladı, kollarının varlığını hissetti, gözlerinin, ağzının varlığını, geri kalan tüm vücudunun varlığını hissetti bir yırtılma sesi duydu.

"AHH!" Zend sesine tekrar kavuşmuşcasına bir kere bağırdı ve elindeki yorganın paramparça olduğunu fark etti. Elindekileri bıraktı, yıllardır nefes geçmemiş gibi hissettiği boğazını tuttu ve derin bir nefes aldı. Ellerindeki ve ayaklarındaki hissiyatı geri kazandığı gibi yataktan atladı ve yere çöktü.

Ellerine baktı, ağlamaya başladı. Evet, ağlamaya başladı. Biraz önce o kadar büyük bir baskı altında kalmıştı ki, şu an bu baskıyı üzerinden atmak için vücudu otomatik olarak ağlamaya başvurmuştu. Bunun üzerine, adamın kılıcından darbe yediğinde yaşadığı acıyı düşünmek bile ağlama ihtiyacı duymasına neden oluyordu, mantıklı düşünemiyordu.

Kalbi deli gibi çarpıyordu, biraz önce gerçekten ölmüştü! Dönüp arkasına baktı, yataktan kalktığını şimdi fark edebildi. Elleriyle gözlerini sildi, parçalamış olduğu yorganına baktı ve kendine biraz önce yaşadığı her şeyin bir rüya olduğunu söyledi. Ama bu nasıl olabilirdi? Tüm hisler gerçekçiydi. Acıyı sonuna kadar yaşamıştı, paltonun ağırlığını sonuna kadar hissetmişti, geniş olduğu için yüzüğün parmağında yaptığı hareketleri... Hepsini son derece gerçek bir şekilde hissetmişti.

"Zend, ne oldu?" Zend aklında yankılanan, Ranon'un güven verici sesini duydu. O da Zend'in bu şekilde yataktan fırlamasının normal olmadığını fark etmişti.

Ranon'un yaşlı, ağır sesini duyunca biraz olsun rahatladı Zend. Dilini ağzının içinde birkaç kez hareket ettirdi, konuşabildiğini anlayınca konuştu. "Ranon, b-biraz önce bir rüya gördüm. Öldüm. A-Ama aşırı gerçekçiydi, her şeyi sonuna kadar hissettim ve şimdi de çok net hatırlıyorum. O, o rüya gibi değildi."

Ranon Zend'i bu kadar korkutan şeyin ne olduğunu düşündü. Onun bilincinde barındığı için, Zend'in ruh halini sadece etrafına bakarak anlayabiliyordu. Biraz önce, ortam çok sakinken fırtınalar kopmaya başlamıştı, yer yerinden oynamıştı. "Üstün, Zend'in rüyalarıyla oynamadın değil mi?" Ranon Üstün'e seslendi.

Üstün hemen cevap verdi. "T-Tabii ki hayır efendim, ben nasıl Lord Zend'in rüyalarına girmeye cüret edebilirim?! Gördüğünüz gibi tüm bu zamandır yanınızdaydım ve bu mühürle buraya bağlıyım. Herhangi bir şekilde onun rüyalarını kontrol edemem, edebilsem bile bunu siz istemedikçe yapmam söz konusu bile değil!" Üstün birkaç kere kafasını yere vurdu ve normal zamanlarda durduğu pozisyonu bozmadı.

"Anladım." Ranon zaten Üstün'ün istese bile Zend'e karışamayacağını biliyordu, ama yine de ona sormakta fayda buldu.

"Zend, seni etkileyecek hiçbir durum olmamalı. Ben hiçbir şey görmedim ya da duymadım, her şey son derece normaldi. Biri, diğer bir kişinin yaptığını fark ettiği bir şeyi durduramayabilir, bunun için bazen aralarında seviye olmaması bile yeterlidir. Ama fark ettirmeden yapmak bambaşkadır. Birinin bana fark ettirmeden bir şey yapabilmesi için, o canlının benden en az beş seviye yukarıda olması lazım ki, bu da çok zor." Ranon güven verici bir şekilde konuştu.

Zend ona cevap verdi. "Ama o, ama o gerçekten çok gerçekçiydi, o anları yaşadığıma yemin edebilirim." Zend Ranon'a soru sormadan onu kabul etmeyi öğrenmişti. O bir insan mı, ya da kaçıncı seviye biri, bir büyücü mü yoksa savaşçı mı, kaç yaşında, ya da kim, bunların hepsini ona sormuştu ama Ranon hepsini cevapsız bırakmıştı. Ama Zend onun çok bilgili olduğundan kesinlikle emindi ve ona, onunla ilgili olmayan her türlü soruyu sormaktan çekinmiyordu çünkü biliyordu ki, hepsine cevap alacaktı.

"Zend sen daha çocuksun. Çocukların kâbus görmesi normaldir. Sadece rahatla ve tekrar yatağına gir, bir şey olmayacak, seni kolluyorum." Ranon'un babacan tavrı, yine Zend'in ona çok yakın hissetmesine neden oldu.

Zend tekrar kendini rahatlatmaya çalışarak, tekrar kendine biraz önce yaşadığı şeyin sadece bir kâbus olduğunu söyledi. Karanlık odaya birkaç saniye amaçsızca baktı, sessizliği dinledi. "Evet, o bir kâbustu. Sonuçta daha önce büyük bir kâbusu hiç görmemiştim, nasıl olduğunu bilmiyordum ki. Eminim o sadece kötü bir kâbustu." Zend kendi kendine mırıldandı ve korka korka gittiği dolabından bir yorgan daha aldı, eski yorganının parçalarını yatağından aşağı attı ve odanın biraz daha aydınlanmasını istediği için perdeyi ve pencereyi açtı, yatağına yatıp ıslanmış yastığını fark etti, biraz önce çok terlediği belliydi. Yorganına yaptığı gibi yastığını da bir kenara koyup yeni bir yastık aldı, dolabında bir sürü şeyin olduğuna tekrar hayret ettikten sonra yatağına yattı, yastığına sarıldı ve sağa dönüp sağ elinin üzerine yattı. O anda biraz önce bir şey gördüğünü sandı, gözünü açtı. Kendini gördü, çünkü karşısında aynası vardı. Ama aynanın yanında bir kağıt parçası da duruyordu, yan yatmıştı. Açık pencereden ani bir rüzgar geldi, kağıdın alt tarafına çarptı ve kağıdı alt tarafı Zend'e bakacak şekilde aynaya yapıştırdı. Kağıdın üzerine tek bir kelime yazıyordu. 'YIRT'

***

1441