Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

59. Bölüm Siyah Gökyüzü

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Denn, adamın havaya attığı bardağı havada tuttu ve tekrar ona uzattı. Onun gözlerini görmüştü.

"Sakin olalım." yavaşça konuştu. "Sonuçta biz konuşabilen bir ırka mensubuz. Konuşarak anlaşabiliriz, değil mi?"

Hollis onun tavrına sevindi. Söylediği şeyler boşuna tatsızlık yaşanmayacak demekti. "Oh, çok iyi, iyi niyetiniz için minnettarım." Hollis onun uzattığı bardağı aldı ve kalan birasını da kafasına dikti.

İri olan adam konuşmak istedi. "Ama patron, demiştin ki..."

"Yeter Olka. Ne dediğimi biliyorum, benimle konuşmak isteyenleri güç kullanarak durdurmanı istemiştim. Ama bana hala canlı lazımsın, bu yüzden bu sefer konuşma." adam geniş şapkasını çıkardı ve masaya koydu, sonra da elini Hollis'e uzattı. "Nasıl yardımcı olabilirim?"

Hollis memnun bir şekilde adamın elini sıktı, yanındaki iri adamın gözleri sonuna kadar açılmıştı ve teni morarmaya başlamıştı. Barda olan herkes de aşırı şaşkındı. Normalde Denn herkesle saygısız ve saldırgan bir şekilde konuşurdu, kimseyi kendisiyle konuşmaya lâyık görmezdi. Ama şu an o adamın elini sıkmış, onunla sakince konuşmuştu. Ayrıca o, Olka'ya, ona canlı lazım olduğunu söylemişti. Herkes bunun anlamını sezmişti; adam Olka'dan güçlüydü.

"Böyle anlayışlı bir şekilde konuştuğun için teşekkürler." Hollis samimi bir şekilde konuştu. Dokuz aylık arayışında Denn'in saygısız, saldırgan ve kaba biri olduğunu öğrenmişti. Ama şimdi tıpkı bir beyefendi gibi davranıyordu, bu Hollis'in işini hayli kolaylaştırmıştı.

"Duyduğuma göre, ihtiyacım olan bir malzeme sende varmış. Onu alabilir miyim diye sormak istemiştim." Hollis nazik bir şekilde sordu.

"Olmaz." Denn kestirip attı. Onu birine vermesi mümkün müydü?
"Israr ediyorum, eğer onu istediğin bir şey karşılığı takas edemezsek, zorla almak zorunda kalabilirim." Hollis biraz ciddileşti ve konuştu, bunun üzerine yanındaki iri adam kahkahayı bastı.

"HAHAHA!! Sen kim oluyorsun da Sarı Cennet Krallığı'nın en güçlü on bin kişisi içine girmiş patron Denn'den bir şeyi zorla alıyorsun?! Gerçekten, hiç güleceğim yoktu!" adamın konuşmasıyla tüm bar kahkahalar atmaya başladı. Hollis bu sefer biraz sinirlendi. Adamın gözünün içine baktı. Son sözünü sormaya bile değmezdi. "Tarol." yavaşça konuştu.

Omzundaki çekirge bir anda adamın göğsüne fırladı, ama kimse orada bir çekirge olduğunu görmemişti. Çekirge adamın boynuna gittiği gibi onun teninin rengini aldı ve yine gözden kayboldu. Birkaç saniye içinde adam nefes alamıyormuş gibi boynunu tuttu ve nefes almaya çalıştı, yere devrildi. Herkes şok içinde olan biteni izliyordu.

"A-AAAH!" biraz önce iri adamla gülüşen cılız adam bağırarak yere düştü. Denn'e baktı, siyah saçlı adam hiçbir şey yapmayacakmış gibi kollarını birleştirmiş bekliyordu. "Patron! Bir numaralı kardeşin biraz önce öldü! İntikam! Evet, o adamı lütfen öldürün!" adam yerde debelendi.

"Kapa çeneni. Ona susmasını ve ancak öyle canlı kalabileceğini söyledim, ama susmadı. Onu uyardım, benim sorunum değil." Denn hiçbir ifade göstermeden konuştu. Cılız adamsa hiçbir şey söyleyemedi, bakışları soğuklaştı ve kafası bir anda yere düştü. Adamın üzerinde bir kıpırtı oldu ve kahverengi bir çekirge, Hollis'in omzuna atlayıverdi. "Abisiz ne yapardı?" alayla karışık konuştu, herkesin ağzı bir karış açıldı ve resmen, barda kapalı olan bir ağız kalmamıştı.

"Haha, aynen öyle. Hem o da çok konuşuyordu." Hollis yoldaşına güldü.

Denn'in gözleri aynıydı. "Belki onları birkaç şeyde daha kullanabilirdim. Neyse, öyle ya da böyle sana bir Siyah Gökyüzü vermeyeceğim. Bu arada çekirge iyiymiş, kaçıncı seviye?"

"Bence vereceksin, öyle ya da böyle. Ayrıca o benim yoldaşım, kardeşim. Evcil bir hayvan ya da silahım değil, onunla böyle konuşmamalısın." Hollis gülümseyerek konuştu, buradaki herkes ona gıcık olabilirdi.

"Ah, öyle mi?" Denn'in elinde mor ve lacivert karışımı bir kılıç belirdi. "Ancak bir sorun var, ben on beşinci seviye bir savaşçıyım, sen ise on bir. O böcekle istediğim gibi konuşabilirim, o sadece gerçek sahibini yavaşlatan küçük bir hayvan. Onlar gereksiz, gerçek hayvan benimki gibi olmalıdır." Denn'in yanında siyah bir kaplan belirdi. Renkler olarak birbirlerine gerçekten uyuyorlardı.

Hollis iç çekti. "Yoksa büyüklerin sana seviyenin her şey olduğunu söylemedi mi? S bile değilsin, bence benimle yarışma." Hollis elini yavaşça kaldırdı, elinde beyaz, ortalama büyüklükte bir kılıç belirdi. Kılıcın üzerindeki süslemeler ve oymalar, son derece güzeldi. Görünüşünden anlaşılıyordu ki, pahalı bir kılıçtı. Bir el genişliğinden biraz daha inceydi ve boyu bir metre kadardı.

"Güzel kılıç." Denn ona baktı. "Bir müzede sergilenmek için."

Denn elindeki kılıcı adama savurdu, ama kılıcının önüne onun kılıcı geçti. O kılıcın sadece süslü bir kılıç olduğunu düşünüyordu, hemen kırılacağını düşünmüştü. Koşarak adama doğru ilerledi ve kılıcıyla saldıracakmış gibi yapıp kılıcını yukarı kaldırdı, ama sonra kılıcını havaya attı ve onun karnına yumruğu geçirdi. Kılıcı yere indi ve onu hemen aldı, bağırdı. "O kılıcı parçalayacağım!" ikinci bir saldırı yapmak için adama doğru kılıcını tekrar savurdu, bu sefer kılıç tahminindeki gibi kırıldı ve adamı koruyamadı. Kılıcı adamın kolunu kesti ve kanlar, etrafa fışkırmaya başladı. Sarışın adam hemen kolunu tuttu ve bir küfür savurdu, gözleri ardına kadar açılmıştı. "O kılıç!" sadece ağzından birkaç kelime çıktı.

Denn sırıttı. "Evet, ölmek istemiyorsan sen de konuşma ve kaybol."

"Haha, kaçacağıma öleyim, daha iyidir." sarışın adam konuştu.

"Son sözün var mı?" Denn kılıcını kaldırdı ve adama doğrulttu.

"Ee... Bana Siyah Gökyüzü'nü verir misin?" Hollis konuştu, ölebileceğini hissetmişti. "Zaten kozlarım var, onlara güveniyorum, merak etme."

Hollis konuştu ve tekrar konuşmaya başladı. "Dağları kesen kılıç, seni çağır--" Hollis tam diğer elini kaldırmıştı ki, adam on beşinci seviye bir hız tekniğiyle Hollis'in yanında belirip diğer kolunu da kesti, Hollis daha on birinci seviye bir savaşçı olduğu için bunu tahmin edemedi. Sadece bir küfür daha
savurabildi, geriye doğru sendeledi. Ama bir şey olmazdı, sonuçta bunlardan daha kötü durumlarla da karşılaşmıştı.

"Ne kadar da gereksiz! Sanırım seni Olka da öldürebilirmiş, hislerim bir seferliğine yanılmış!" adam hızlı adımlarla kılıcını sarışın adamın gövdesinden içeri soktu, adam kaçmaya çalıştı ama kaçamadı, gözleri kapandı. Hollis avcı moduna geçememişti, yoksa bugün enerjisi yeterli değil miydi? Aklına geldi. "Lanet olsun, o hatun için avcı modumu çok kullanmıştım."

"Böyle eziklerle uğraşmak canımı sıkıyor. Bana bir bira daha, yaşlı adam." şapkasını taktı ve oturdu, kılıcı elinden kayboldu.

"Buyur, bende fazladan var." aynı anda bir yere yığılma sesi duydu, bir adamın arkasında evcil hayvanı olan Nansar yere yığılmıştı. Üzerinde de yeşil bir çekirge, resmen oturuyordu. Sol tarafındaki sarışın bir adam, ona bir şişe uzattı. "Bilgin olsun diye söylüyorum, aslında o bir peygamber devesi."

***

967