Çeviri için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
57. Bölüm Yıl Sonu Yarışmaları (4)
Liga yutkundu. Finalde o canavarla mı dövüşmesini istiyorlardı? Hayır, o olamazdı. O Zend değildi. Şu an izlediği kişi bir yıl önce ezerek yendiği çocuk değildi. Resmen bilerek ve isteyerek dövüştüğü kişiyi sakatlamıştı! Hem de tek yumrukta! Üstüne üstlük, sakatladığı kişi yedinci seviye bir savaşçıydı ve son kullandığı teknik, açıkça Liga'yı öldürebilecek kapasitedeydi. Ona karşı ne yapacaktı?
''SEN! SEN BENİM ÇOCUĞUMU SAKATLADIN!'' Siyah giyimli adam öfkelendi, elini Zend'in boğazına yolladı. O el, Zend'e göre aşırı hızlıydı, Zend onun hareket ettiğini bile göremeden adamın avcunu gözünün hemen önünde gördü.
Ama hareket etmiyordu el, ama farklı bir el adamın kolunu yakalamıştı. Fun adamın sağ tarafında, onun kolunu sakince tutuyordu. Sanki bir çocuğun elini tutuyormuş gibiydi, son derece sakin ve durgun bir yüz ifadesi vardı. Adamın kolunu tutarken hiç zorlanmıyormuş gibiydi, dudakları aralandı ''Çek o elini.''
Adam bağırmaya başladı. ''O ÇOCUK BENİM ÇOCUĞUMU İSTEYEREK SAKATLADI, AYNI CEZAYI ÇEKECEK!! BU SADECE KÜÇÜK BİR DENEYİM PAYLAŞIMIYDI, AMA O ÇOCUK BENİM OĞLUMU SAKATLADI!''
Karkan bu sefer araya girdi. ''Walof, Zend sakatlansaydı böyle şeyler söyler miydin?''
Siyah giyimli adam kükredi. ''TABİİ Kİ SÖYLERDİM!!''
''Öyleyse adaletlisin öyle mi? Öyleysen çok iyi, çünkü senin çocuğun çok tehlikeli bir teknik kullandı. Eğer dediğin gibi küçük bir deneyim paylaşımıysa, neden o çocuk öylesine güçlü bir teknik kullandı? O yumruk Zend'e değseydi, onu sakatlayabilirdi. Çocuğun o tekniği kullandığı anda bir şey kesinleşti, iki taraftan bir taraf sakatlanacaktı. Yani kendi kuyusunu kendisi kazdı ve sonucuna katlanacak.'' Karkan konuştu.
Adam kızardı, sonra da morarmaya başladı. ''Bu burada bitmedi! Sizinle sonra görüşeceğiz! Düşen Gök'ün liderinin kardeşinin oğlunu sakat bırakmak ne demek anlayacaksınız!!''
Karkan bu sefer sinirlenmeye başladı. ''Kimi tehdit ediyorsunuz acaba? Misafirperverliğimizden dolayı pişman olmamızı sağlamayın!''
''Hepiniz göreceksiniz! Hadi oğlum kalk, gideceğiz! Sonra da geri geleceğiz, ama bu kötü olacak!'' adam çocuğunun yanına doğru yürüdü.
Yer sallanmaya başladı. Karkan bir anda adamın yanında belirdi ve onu boğazından tutarak havaya kaldırdı. Adam debelenmeye çalıştı, ama sanki bir kaplanın önündeki küçük bir fare gibiydi. O aslında on beşinci seviye bir savaşçıydı, bu nerede olursa olsun çok büyük saygı gören ve halkın büyük kısmının hayal bile edemeyeceği bir mevkiydi. Bir general bile olabilecek kapasitede insanlar bile zar zor on beşinci seviye olurlardı, ama şimdi küçük bir çocuk gibi kıvranıyordu.
''Beni zorlama Karkan!'' Adam sıkılan boğazından birkaç kelime çıkarmayı başardı. Bir savaş narası attı ve hızlıca Karkan'ın arkasında belirdi. Elinde uzun, ince bir kılıç vardı.
Fun ve diğer üyeler anında yuvarlağı boşalttılar, Karkan'a engel olmak istemiyorlardı.
''Saygısızlığınız bedelini alacak!!'' Adam kılıcını Karkan'a savurdu, Karkan ise gövdesini bölmek için gelen kılıcı hemen fark etti ve o da, bir anda adamın arkasında belirdi. Arkasından, adama bir yumruk attı, adam yere gömüldü. Yere gömüldüğü gibi Karkan onun başını yakalayıp kaldırdı, adamın vücudunu tamamen yukarı çıkardığı zaman ona aşağı taraftan da bir yumruk attı ve havalanmasını sağladı, adam beş metre kadar havalandıktan sonra da bir anda onun üstünde belirip aşağıya doğru bir tekme attı. Adam tekrar yere gömüldü, onun düşüş sesi ve düştüğü zaman oluşturduğu büyük sallanma, herkesin titremesine neden oldu.
Karkan yüzüstü yere yapışmış adamın kafasına bastı. ''Walof, salak olduğunu bilirdim ama bana bu şekilde meydan okuyacağını düşünmezdim. Gerçekten düşündüğümden de salakmışsın. Düşen Gök'ün lideri, senin gibi bir aptal için savaşa girmez. Ne bekliyorsun ki?''
Herkes sessizdi, tüm arena Karkan'ın gücüne tekrar şahit oldu. On beşinci seviye savaşçı olan birini bir böcek gibi ezmişti, bu kolay bir şey değildi. Daha Ruh Silahı'nı bile kullanmamıştı.
''Kyuk, gel de onu iyileştir. Sonra da evine yolla, gidip de abisine ağlasın.'' Karkan gerçekten sinirlenmiş gibiydi. ''Girdiğimiz iddiayı kazandım. Hatta çok büyük üstünlükle. Bunun için gitmeden önce iddianın bedelini vermesi gerektiğini de söyle, onu bir kere daha görürsem kazara öldürebilirim, bu yüzden ben onunla konuşmayacağım.'' Karkan kahverengi binaya doğru yürümeye başladı.
Kyuk itiraz etmeden dediklerini yaptı. Şu an Karkan'ın tersine gitmek akıl işi değildi.
''Fun, o yumruk çok güçlü bir yumruk muydu?'' Zend yanındaki Fun'un elbisesini çekiştirdi.
Fun ona bakmadan konuştu. ''Evet, sekizinci seviye bir savaşçı tekniğiydi o.''
''Ben daha beşinci seviye bir savaşçıyım, yumruğum o yumrukla çarpıştıktan sonra nasıl hasar almadı?''
Fun bu sefer Zend'e baktı, güneş yavaş yavaş batıyordu. ''Evinde çalıştığın bir sürü Vuruş Süngeri var değil mi? İşte o süngerlerle çalışmanın bir hediyesi olarak yumrukların çok güçlendi. Gerçekten, o süngerleri nasıl patlattın?''
Zend Fun'un süngerleri de bildiğini anlayınca şaşırdı. Adamdan bir şey saklamak mümkün müydü? ''Sürekli vurdum, yumruk attım, bazen tekme attım, bazen alta ve üste olmak üzere iki tane koydum ve hem yumruk hem tekme attım, öylece patladılar işte çok dayanmıyorlar, bir tanesi aşağı yukarı on beş günde patlayıveriyor.''
''Zend, gerçekten hırsla çalışmış olmalısın. Ben şu ana kadar, sadece senin sadece altı ayda çalıştığın kadar çalıştım. Ben kendimi bildim bileli o süngerlerle çalışırım ve on iki tanesini patlatmak yıllarımı aldı. Biliyorsun ben otuz bir yaşındayım, sekiz yaşında o süngerlerle tanışmıştım. On iki tane patlatmayı başardığım için dahi olarak görülüyorum, ama ben bunu yirmi üç yılda yaptım, sen ise sadece altı ayda. Nasıl çalıştığın beni gerçekten hayrete düşürüyor. Nasıl yaptın anlamadım ki, uyumadan mı çalıştın, nasıl yaptın bunu?'' Fun gözlerini genişce açarak konuştu, bu gerçekten akla mantığa sığmıyordu.
''Bilmiyorum, sadece vurdum. Çok vurdum ama, uzun süre çalıştım.'' Zend ellerini kaldırdı, dudağını büktü.
Fun daha çok üstelemedi. Belli ki bilmiyordu çocuk, bilseydi söylerdi. Zend yalan söylemeyi beceremezdi. ''Ancak, o sekizinci seviye yumruğun gücünü bastırdığına göre, dokuzuncu seviye bir savaşçının gücüne eşit bir kol gücün olmalı. Bu ne kadar eder biliyor musun? Tam iki yüz elli kiloluk yumruklara sahipsin, o yumrukla başa çıkman ancak bu şekilde açıklanabilir!''
''Bugünkü maçlar iptal oldu, hepsi yarın yapılacak.'' hakem sesli bir şekilde konuştu, tribünlerden hiç ses gelmedi. Karkan'ın talimatı üzerine hiçbir izleyici yerinden kalkmamıştı. Normalde çok üzülmüşlerdi, ama şu an ortamın gergin olduğunu bildikleri için ses çıkarmadılar.
Tüm E Sınıfı koşarak Zend'e sarılıp onu kucakladılar. Havaya kaldırdılar, sonra attılar. Onun için bir beste bile yapmışlardı.
Zend, Fun ve Saga, yanlarında da Zend'in arkadaş dörtlüsü olmak üzere bir şeyler yemek için ana binaya gidiyorlar.
''Zend, efsaneydin.'' Bournaz konuştu. ''Ben olsaydım, o yumruğa dayanmayı bırak daha ikinci hamlede yenilirdim.''
Pindlack da ona hak verdi. ''Al benden de o kadar.''
Zend biraz başını eğdi, ama gerçekten büyük bir zafer almıştı. Daha okuldan çıkamadan birkaç tane kız yanına gelip imzasını bile istemişlerdi.
''Eh, pek zor değildi.'' Zend biraz havalı olmaya çalıştı.
Kimse konuşmadı.
''Bence havalı olmaya çalışma.'' bu sefer Yun konuştu ve kıkırdadı, beş kafadar gülmeye başladı.
''Gerçekten çok iyiydi ama, Zend'in yumruğu nasıl yedinci seviye bir savaşçının yumruğunu karşıladı ki?'' Bournaz gülmeyi kesti.
''Orası bizde kalsın.'' Fun konuştu, sonra biraz hınzır bir ifade takındı. ''Zend'e bir şeyler öğrettim de.''
''Hey, bu düpedüz haksızlık!'' Yun bir anda çıkıştı. ''Bize hiç özel şeyler öğretmiyorsun Fun!''
''Aynen aynen, onun özel olan neyi var?!'' Pindlack da biraz alaycı bir şekilde konuştu.
''Çünkü Zend benim oğlum!'' Fun ellerini açıp sesini biraz yükseltti.
Saga'nın ela renkli gözleri bir anda sonuna kadar açıldı. ''Yok artık! Senden hiç beklemezdim Fun!'' aklında Fun'un bir anda Zend ile birlikte çıkıp gelmesi canlandı. Mantıklıydı!
''Vay anasını! Milli forma giymiş olduğunu bilmiyordum Fun!'' Yun bir anda şaşırmışcasına bağırdı. Sonuçta Fun daha evlenmemişti ve son derece prensipli bir insandı.
Bournaz bu sefer konuşmaya başladı, onun da sesi yüksekti. ''Vay be, bana da öğretin usta, artık ustamsınız!''
''Kesinlikle, benim de!!'' Pindlack hemen Fun'un önüne geçip eğildi.
Zend espriyi hemen anladı ve Fun'a bakıp göz kırptı, sonra o da biraz işi karıştırdı. ''Ezikler sizi, hahaha!''
Saga hemen Zend'in yanından da ayrıldı, elleriyle ağzını kapattı. ''Yuh artık size!''
Dört çocuk da Zend'e parıldayan gözlerle baktılar.
Yun genellikle olduğu gibi yine ilk konuştu. ''Ben sizin büyüklüğünüzü anlayamamışım Zend üstat!''
Diğerleri de aynı şekilde Zend'in önünde eğildi. ''Demek o güç buradan geliyordu, anlamıştım, başka bir şekilde o yumruğu nasıl durdurabilirdin ki?!'' Bournaz'ın da gözleri parlamıştı. Pindlack da ona katıldı. ''Aynen öyle, ben de anlamıştım!''
''HAHAHA!!'' Fun kahkaha atmaya başladı, sonra Zend de kendini tutamayıp patladı. İkisi de birbirlerinden destek alarak gülmeye devam ettiler.
''Hi--'' Saga utançlı bir ses çıkardı, sonra devam etti. ''Bir hanımefendinin yanında nasıl konuşuyorsunuz böyle, terbiyesizler!''
Bu Fun ve Zend'in daha da çok gülmesine neden oldu. Fun gözünden akan yaşları sildi ve sonunda konuşmayı başardı. ''Bir dakika, gerçekten inanmış mıydın? HAHAHA!''
Saga bu sefer sinirlendi, ama yüzü biraz kızarmıştı ve daha tatlı bir görünüşe sahip olmuştu. ''Evet, inanmıştım! Beni kandırmaya nasıl cüret edersiniz?! Küstüm size, hmph!'' kadın bir anda yanlarından kayboldu.
Fun ve Zend bir anlığına gülmeyi kestiler, sonra kendilerini yine tutamadılar. ''Hahaha!! Gerçekten inanmış!'' Zend resmen gülmekten ağlamıştı.
''Biz de inanmıştık!!'' dört arkadaş da gülmeye başladı.
***
''Oh be, bugün erken kalktım!'' Zend kendi kendine mutlu oldu ve hızlı bir şekilde yataktan ayrıldı. Kıyafetlerini giydi, hazırlandı, saçını taradı ve bir sorun kalmadığına emin olduktan sonra okuldaki arenaya gitmek üzere yola çıktı.
''İşte o, değil mi?'' çocuklar Zend'e bakarak fısıldaştılar, Zend de tam kapıdan giriyordu.
Dün yaptığı savaştan sonra popüler olmaya başlamıştı, ama henüz dokuz yaşında olduğu için bu popülerlikten faydalanamıyordu. Kulağına birkaç fısıltı geldi, okulun önünde yuvarlak bir masada oturan bir kız grubundan geliyordu. ''Hey, sen onu tanıyorsun değil mi? Aynı sınıftasınız, hadi git ve onunla konuş, hadi.'' birkaç kız, Zend'in aynı sınıfı paylaştığı bir kızı Zend'in yanına yollamaya çalışıyorlardı. Kız biraz utansa da, zorunlu olarak kalkıp Zend ile konuşmaya gitmişti. Çünkü diğerlerine onu tanıdığını söyleyerek hava atmıştı.
Artık müdür için de, çoğu öğretmenler için de Zend çok önemliydi. Herkes onu seviyordu, onun tarafını tutuyordu. Bu okuldaki, üçüncü sınıflardaki en sağlam çocuk olduğu bir gerçekti, sadece bir çocuğun ismini vermesi bile o çocuğun özel biri olması için yeterliydi. Özellikle dün yaptığı dövüşten sonra onlara yaş grubu çapında en iyi olduğunu göstermişti, kimse Liga ile yapacağı dövüşe önem vermiyordu. Herkes için o dövüş tek taraflı olacaktı. Tek vuruşta, üstelik gücün önemli olduğu yumruk yumruğa yapılan bir savaşta yedinci seviye bir savaşçıyı yenmişti. Bu kolay bir şey değildi, çünkü her seviye arasında dağlar kadar fark vardı ve bir seviye bile birinin üstün gelmesi için yeterliydi. Ama Zend, kendinden iki seviye üstün olan rakibini tek yumrukta sakatlamıştı! Bu bazılarına göre caniceydi, ama çoğuna göre eşsiz bir şeydi.
''M-Merhaba Zend, maçında başarılar.'' kız Zend'in yanına geldi ve ona selam verdi, Zend onu tanımıştı. O kız, Zend sınıfa ilk girdiğinde okuma yazma bilmediği için ona gülenlerden biriydi.
''Teşekkürler.'' kısaca kestirip attı ve yoluna devam etmek istedi.
''Iı...'' kız Zend ile daha çok konuşmak için konu aramaya çalıştı, ama Zend buna biraz sinirlendi ve onu yollaması gerektiğini düşündü. Hem ona daha önce gülmüştü, bu sessiz bir alay demekti.
''Sen kimdin?'' Zend büyük darbeyi vurdu, kızın yüzü kızarmaya başladı. Daha önce ona okuma yazma bilmediği için gülmüştü, ama herkes gülmüştü. Sadece kendisi değildi, o zamanlar böyle bir sonuç doğuracağını tahmin etmemişti. Zend unu gayet sesli bir şekilde söylemişti, okulun bahçesindeki herkes onu rahatça duyabilirdi.
''Ee...'' kız biraz önceki grubundan gelen konuşmaları duydu, rezil olmuştu, ağlamak üzereydi. Ama bunu hak etmişti, daha önce Zend ile dalga geçmişti.
Zend onun kalbinin kırıldığını ve üzüldüğünü hissetti, onu cezalandırmak istemişti ama daha çok saf olan kalbi buna dayanamadı. ''Hah! Evet, şimdi hatırladım, Chon Dashi'ydi değil mi? Kusura bakma, ilk görüşte çıkaramadım. Şu aralar biraz yoğunum da, yıl içinde bol bol konuştuğum, beraber ödev yaptığım insanları bile hatırlayamayabiliyorum. Teşekkürler, bir gün tekrar yemek yiyelim, anlaştık mı?''
Kızın kalbi durdu. Şu an minnettarlık dolu bir kalbe sahipti, Zend olayı anlayıp ona yardım etmişti, üstelik onun iyi bir hafızaya sahip olduğunu notlarından dolayı biliyordu, yani ilk gün o rezil olurken kahkaha attığını hatırladığından emindi, zaten o gün de göz göze gelmişlerdi. Zend son söylediklerini son derece yüksek sesli bir şekilde söylemişti ve bu, onu rezillikten kurtarmıştı. Üstelik bir gün tekrar yemek yiyelim demişti, bu daha önce birlikte yemek yediklerini gösteriyordu. Ama daha önce onunla hiç konuşmamıştı bile. Kısaca Zend onu kurtarmıştı, üstelik gururlandırmıştı bile.
''T-Tamam.'' ağzından ince ve küçük, minnettarlık dolu bir ses çıktı, koşarak eski grubuna döndü. Biraz önce Zend'in yaptığı iyiliği hayatı boyunca ödeyebileceğini düşünmüyordu. Geri döndüğünde herkes onu coşkuyla karşıladı.
Zend daha arenaya varamadan üç tane yüksek seviyeli sınıftaki çocuklardan iyi şans dilekleri aldı, yüksek sınıflar da o daha küçük olsa da birkaç yaş büyüdüğünde onun neleri başarabileceğini tahmin edebiliyorlardı. Bu yüzden hemen onunla iyi iletişim kurmaya çalıştılar, şimdiden iki seviye üstündeki birini yenebilen bir çocuk ileride değerli bir elmas gibi olurdu.
Zend sonunda E Sınıfı'nın yanına varmayı başardı.
''Zend, ben şu an konuşmaya gerek duymuyorum. Sen bizim sınıfımızı en üst sıranın bir altına çıkardın, sınıfımız bunu altı yıldır görememiş. Ama senin sayende böyle olabilmeyi başardık, tüm kalbimizle sana teşekkür ediyoruz.'' E Sınıfı'nın sınıf başkanı konuştu, tüm E Sınıfı öğrencileri de önünde eğildiler. Geldiği gün onunla zıtlaşan çocuk bile şimdi utançla başını eğmişti, belliydi, daha önceden şimdi yaptıkları şey ile ilgili çalışmışlardı ve Zend'e olan minnettarlıklarını böyle ifade edebileceklerini düşünmüşlerdi.
Zend de alçak gönüllülükle teşekkür etti. ''Teşekkür ederim, asıl siz beni sınıfınıza aldınız. Teşekkür etmesi gereken benim, gerçekten.'' Zend de eğildi.
Sınıf başkanı şaşkınlıkla gözlerini açtı. ''Vay canına, Zend, sen çok alçak gönüllüsün! Seninle tanışabilmekten gurur duyuyorum!''
Zend iyice yerin dibine girdi. Daha iki yıl öncesine kadar, sokakta şimdi okulda gördüğü asil ailelerin çocuklarının yanına yaklaşmasına bile izin verilmezdi, şimdi o asil ailelerin çocukları yanına yaklaşmak için fırsat kolluyorlardı. İlk kez okula başlamak isteyip de alım binasının önüne gittiği günü hatırladı. O zaman son derece yeteneksiz ve ezik biri olarak testten çıkmıştı, şimdi önemli bir topluluktaki önemli bir çocuk olduğunu düşünüyordu. Acaba Tofu onu şimdi görse ne derdi?
Yaklaşık yirmi tane daha başarı dileğinden sonra zaman geldi, maç başlayacaktı. Zend Liga'nın karşısına çıktı. Bu sahne, en son bir yıl önce yaşanmıştı. Sonu Zend için kötü bitmişti.
Hakem ellerini kaldırdı. ''Arkadaşlar! Hepimizin beklediği Bire Bir finali sonunda geldi! Bir tarafta hepimizin sevip saydığı, bu turnuvada daha hiç yenilmemiş ve A Sınıfı'nın yarışmacısı olan Liga var!'' elini Liga'ya doğrulttu, parmağıyla onu gösterdi. Sonra da Zend'e dönüp konuşmaya başladı. ''Bir tarafta da, rakiplerini ezici galibiyet ile yenen, hepimizin sevdiği ve dün yaşadığı savaştan sonra hepimizin saygı duyduğu Zend var! Pes etmek isteyen ellerini kaldırabiliyorsa, bir elini havaya kaldırıp pes ediyorum diye bağırmalı, elleri kalkmıyorsa ayağını yavaşça iki kere yere vurup pes ediyorum diye bağırmalı! Kuralları biliyorsunuz, başlayın!''
Zend Liga'ya karşı duyduğu öfkeyi hatırladı, geçen yıl onu çok fena dövmüştü ve onun yüzünden çok fazla alaya maruz kalmıştı. İçi öfkeden köpürmeye başladı, geçen yıl nasıl da vurmuştu ona? Nasıl da yüzünü dondurmuştu? Aynılarını ona yapmak istiyordu, çektiği acıyı o da çekmeliydi.
Liga'nın avuçlarının içi terlemeye başladı. Şu an Zend'in öfkeli olduğunu gayet iyi biliyordu ve yumrukları, sekizinci seviye savaşçı yumruklarını yenip, karşıdaki yumruğu parçalayıp rakibi sakatlayabilecek kadar güçlüydü. Onunla savaşmak akıl işi miydi?
Liga pes edecekti. Zend daha harekete geçmeden pes etmek istiyordu, yoksa çok geç olabilirdi. Elini kaldırdı.
''Pes edecek!'' Zend hemen anladı ve onun pes etmesine izin vermemek için son hızıyla ona doğru koşmaya başladı. Ama onu sakatlamayacaktı, sonuçta geçen yıl o, Zend'i sakatlamamıştı. Gücünün sadece yarısını kullanacaktı.
''Pes e--'' Liga tam konuşmaya başladı, anında Zend onun önüne çıkıverdi. ''Sanki izin vereceğim!''
Yumruğundaki tüm gücün, yarısıyla ona vurdu ve bu onun anında çenesini kapattı. Liga pes bile edemeden ağzından epey bir kan çıktı, gözleri yuvalarından çıkacakmış gibi oldu. Kendini bir anda duvara yapışmış buldu, ama bu son değildi.
Zend öfkesini hala dindiremedi. Duvara yapışmış olan rakibinin yanına son hızıyla koşup, bir kez daha gücünün yarısıyla bir yumruk indirdi, ama yüzüne hiç vurmadı. Karın bölgesine saldırdı. Bu yumruk, Liga'nın bir teknik kullanamadan bayılmasına neden oldu. Zend'in rakibi, bilinçsiz bir şekilde yere yığıldı.
***
2507
Magnec