Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

319. Bölüm Gecenin Parıltısı (4)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

‘’Oh…’’ Zend ani bir nefes verdi, önündeki siyah, garip bir görünüme sahip olan top onu şaşırtmıştı biraz. ‘’Bu ne Ranon?’’ diye seslendi hızlı bir şekilde Ranon’a. ‘’Ne yapacağım bununla?’’

 

‘’O, Gecenin Parıltısı’nı kullanmanın ilk adımı sayılabilir.’’ Ranon hızlıca cevap vermişti. ‘’Onunla birlikte bir tekniğini kullanmaya çalışacaksın. Onu bir nevi tekniğin uyandırılmamış hali gibi düşün… Ona bir tekniğini kabul ettirmelisin, nasıl yapacağın sana kalmış, kabul ettiği zaman parıldayacak ve tekniğin ile birleşecek. Bunu anlamak konusunda sıkıntı yaşamazsın yani.’’

 

‘’Kabul mu ettireceğim?’’ Zend Ranon’un söylediklerini tam olarak anlamamıştı. ‘’Nasıl yani Ranon? Dediklerinden pek bir şey anladığımı sanmıyorum.’’

 

‘’Basitçe kabul ettireceksin. Bunda anlaşılamayacak ne var?’’

 

‘’Bunu nasıl yapacağımı soruyorum zaten, bu kelimelerin anlamını biliyorum herhalde…’’ Zend gözlerini devirdi yavaşça. Ranon ona daha fazla yardım etmeyecekmiş gibiydi, görünüşe göre Zend’in, tekniği kendi kendine öğrenmesini istiyordu, ona yardım ettiği takdirde onun gücünün azalacağını falan düşünüyordu muhtemelen….

 

‘’Onu da sen bileceksin.’’ Ranon güldü Zend’e cevap verirken. ‘’Her şeyi ben söylesem bir anlamı kalmazdı sonuçta, tekniği öğrenen ben değilim, sensin. Şimdi denemeye başla, tekniğin dikkatini çekmek hiç kolay değildir. Daha önce öğrendiğin teknikler gibi bir mantığı yok Gecenin Parıltısı’nın.’’ diyerek devam etti, aynı zamanda Zend’i yalnız başına bırakmıştı da. ‘’Hadi kolay gelsin, ben biraz dinleneceğim, hehehe…’’

 

‘Sanki dinlenmekten başka bir şey yapıyor da…’ Zend önündeki küreye bakarken sitem etmişti içinden, ‘Ancak yatmayı bilir orada, insan azıcık yardımcı olur şu teknikte be…’

 

‘’Heh…’’ Bir nefes verdi genç adam, aklını temizledi. Uzun zamandır yeni bir teknik öğrenmeyi denememişti, bu yüzden bu konudaki tecrübelerinin pek taze olduğu söylenemezdi. Ancak hatırladığı şeylere göre, bir tekniği öğrenmeye başlamadan önce aklının tamamen boş olması, daha sonra da tüm dikkatini öğrenmeyi deneyeceği tekniğe vermesi gerekiyordu. Kafası başka yerlerde olduğu zaman bir tekniği öğrenmesi zor oluyordu, bunu Rüzgar Tanrısı’nın Nefesi’ni öğrenmek için çabalarken zaten net bir şekilde anlamıştı.

 

‘’Odaklan…’’ diye mırıldandı sessizce. Era epey sessizleşmişti şu anda, Zend’e, tekniği öğrenebilmesi için fırsat tanımaya çalışıyordu. Aslında bu odadan gitmeyi de düşünmüştü çünkü yaptığı bir şeylerle Zend’in dikkatini dağıtma ihtimali vardı, kendisi hiç teknik öğrenmemişti, çünkü o doğduğu zaman kullanabileceği tüm teknikler zaten onunla birlikteydi. Sadece gerekli seviyelere ulaşıp antrenman yapması gerekiyordu, bu yüzden şu ana kadar hiçbir zaman oturup da bir tekniği öğrenmek için çaba harcamamıştı… Ama bu konuda genellikle duyduğu şeylerden biriydi; bir teknik öğrenmeye çalışırken yapılması gereken ilk şey her anlamda ona odaklanmaktı. Yan tarafınızdan biri ses çıkarırsa, uğraşıp da topladığınız tüm dikkatiniz darmadağın olabilirdi. Bu sebeple buradan gitmeyi düşünmüştü, ama daha sonradan bunun gerekli olmadığında karar kılmıştı. Sonuçta Zend onun ortağıydı ve bu tip şeylerde onun yanında olması gerekiyordu Era’nın, ortağını yalnız bıraktıktan sonra ortak olmanın ne anlamı kalırdı ki? Eğer genç adam zorlanırsa, ona bildikleriyle rehberlik edebilmek, başarısız olursa da teselli edebilmek için burada durması daha iyi olurmuş gibi gelmişti biraz önce. Zaten şimdi çıkmaya çalışırsa da onu, odaklanışının içinde rahatsız etme ihtimali vardı. En iyisi kıpırdamadan durmaktı bu şekilde.

 

‘’Odaklanıyorum da pek bir şeyin olduğu yok…’’ dedi Zend, gözlerini açıp, avcunun içindeki siyah topa baktığı zaman. ‘’Ne yapmak gerekiyor bunun dikkatini çekmek için? Parıldayacak mısın sen, hey!’’ dedi ve siyah küreye, birkaç kere vurdu parmağıyla.

 

Bu sırada Eralkavender, ortağının Gecenin Parıltısı’nı öğrenirken sorun yaşadığını görmesiyle birlikte, ona kendi fikirlerini söylemesi gerektiğini hissetmişti. Bu yüzden hızlıca Zend’in kafasının üstüne atladı ve aşağıdaki küreye bakarken konuşmaya başladı. ‘’Zend, ona sadece bakarak bir şeylerin olmasını beklemek belki de yanlıştır, enerjini falan göndermeyi denedin mi?’’

 

Zend kendisine seslenen Era’nın, yukarıdan sarkmış kafasına baktı gözlerini kaldırarak. ‘’Herhalde denedim Era, ona yalnızca bakmıyorum zaten… Ancak enerjime bir karşılık vermiyor, ilgisini çekmiyor sanki.’’

 

‘’Hmm…’’ Era yavaşça atladı Zend’in koluna, daha sonra da bir patisini Zend’in elindeki siyah kürenin üzerine koydu. ‘’Sanırım bir tekniğini aktifleştirerek ona göstermen gerekiyor. Sonuçta bir tekniği kabul etmesi lazım, değil mi? O zaman teknikleri teker teker ona tanıtmalısın. Ben böyle düşündüm.’’

 

‘’Tamam, deneyelim bakalım.’’ Zend onayladı kafasıyla hızlı bir şekilde, daha sonra da derin bir nefes alıp gözlerini kapatarak Savaş Tanrısı’nın Heyecanı’na odaklandı, kısa bir süre içerisinde teninin etrafında kırmızı bir çizgi belirmeye başlamış, Savaş Tanrısı’nın Heyecanı’nı aktifleştirmesiyle birlikte vücudunun etrafında bir enerji katmanı ortaya çıkmıştı. Bu her seferinde oluyordu, Savaş Tanrısı’nın Heyecanı’nın belirtilerinden birisi de buydu zaten. Eğer tecrübeli bir savaşçı ya da büyücü bu enerji katmanını görürse, karşısındakinin Savaş Tanrısı’nın Heyecanı’nı kullandığını tahmin edebilirdi.

 

Zend sağ eliyle tutuyordu küreyi, sol eline bakıyordu aynı zamanda. Sol elinin de etrafında kırmızı, hafifçe silik olan katmanın yavaş bir şekilde ortaya çıktığını gördü ve yutkunarak, sol elini, tuttuğu siyah kürenin üstüne doğru kapattı.

 

‘’Oh, parıldıyor!’’ Era, Zend’in, sol elini topun üstüne koymasının ardından topun, içten içe kırmızı bir şekilde parlamaya başladığını görmüştü.

 

‘’Oldu mu?’’ Zend Era’yı duyar duymaz hızlıca cevap verdi, gözlerini açıp odaklanmayı azaltmıştı. Bunu yapmasıyla birlikte, elinin üstündeki topun içerilerinden dışarıya doğru yayılmaya başlamış olan kırmızı ışık hüzmesinin de hızlı yok olduğunu görmüştü elbette, hemen, gözlerini önündeki küreye dikip tekrar odaklanmaya başlamıştı. Daha sonra kürenin içerisindeki aynı ışığın bir kere daha yayılmaya başladığını gördü elbette.

 

‘’Eh, ne oluyor?’’ dedi, bakmaya devam ediyordu küreye genç adam. ‘’Bir şey oluyor mu anlayamıyorum.’’

 

‘’Ranon onun ışıldayacağını söylemişti, şu anda da ışıldıyor. Yani düzgün bir şekilde çalışıyor olmalı, değil mi? Devam et bakalım…’’ Era cevap verdi hızlı bir şekilde, o da Zend kadar heyecanlıydı. Ranon’un da, Gri Engerek’in de güçlerinin farkındaydı. Eğer onlar bu şekilde öneriyorlarsa, bu teknik gerçekten de Zend’e epey güç sağlayacak bir şey olmalıydı. Onu elde etmesi, Zend’e son derece büyük bir yarar sağlayacak olmalıydı.

 

‘’Tamam o halde.’’ diyerek onayladı Zend tekrardan kafasını sallayarak. Era’nın hislerine güveniyordu, onun burada olması zaten kendisini epey rahatlatıyordu. Pek çok yerde, onun yardımına sahip olmak Zend için mutluluk verici bir etken oluyordu, Era gibi bir ortağının olması onu rahatlatıyordu devamlı olarak. Başın sıkıştığı zaman seslenebileceğin bir dostunun olması, başına gelenleri iki kişi birlikte çözebilmeniz ve daha nicesi, insanı gerçekten keyiflendiren durumlardı…

 

Odaklanmaya devam etti genç adam, avuçlarının içerisindeki küreye. Yaklaşık bir dakika kadar bu şekilde durmuş, Savaş Tanrısı’nın Heyecanı’nda bir sorun olmamasını sağlamış ve bir şeylerin olmasını beklemişti. Ama bir şey olmamıştı, bu da Zend’i biraz daha beklemesinin gerekli olduğunu düşünmeye itmişti.

 

Bir dakika daha…

 

Sonra bir dakika daha.

 

Dakikalar geçmişti, hemen hemen beş dakika boyunca bu şekilde, odaklanmasını bir kere bile bozmadan beklemişti Zend. ‘’Era, bu şekilde beklemenin beni çok zorlamadığını söyleyebilirim ancak boş yere odaklanıyor olmayalım? Zaman kaybetmek pek istemediğimiz bir şey sonuçta, zaten vaktimiz son derece kısıtlı.’’

 

‘’...’’ Era bir süre sessiz kalmıştı, çünkü son beş dakikadır Zend’in ellerinin arasındaki topu izlemeye devam ediyordu ancak onda, parıldamalardan başka herhangi bir değişikliğin olduğunu görememişti. O sadece Zend, Savaş Tanrısı’nın Heyecanı’nı aktifleştirmesinin ardından dokunduğu zaman değişiklik göstermişti, içindeki parıldamalar ortaya çıkmıştı. Ancak şimdi olmuyordu hiçbir şey, bu, yaptıklarının boşa gittiğini mi gösteriyordu? Yoksa parıltının devam ettiğini gördükleri için, kendilerinin de bu eylemi sürdürmesi mi gerekiyordu? Pek bilemiyordu küçük büyülü yaratık, küçülmüş göz bebeklerini içinde bulunduran göz kapaklarını hafifçe kısmış ve düşünmeye başlamıştı Zend’in konuşmasının ardından bu konuda, ancak ne yazık ki daha önce hiç böyle bir şey yapmamış olduğu için, deneyimsizliği kendini gösteriyordu… ‘’Heh…’’ Bir nefes verdi öncelikle, daha sonra da kolunun üstünde durduğu kişi olan Zend’e doğru dönüp konuşmaya başladı. ‘’Bilmiyorum Zend. Ne oluyor, herhangi bir fikrim yok. Onda herhangi bir değişim yok ve mantıken, bir şeyi sürdürerek farklı bir şeyin oluşmasını beklemek çok saçmadır. En iyisi şimdilik başka şeylere de bakalım, eğer bir verim alamazsak tekrar bunu yapmaya başlarız. Belki de süreyle oluyordur sonuçta…’’

 

‘’Tamam.’’ Zend bir kere daha onayladı Era’yı, kendi düşünceleri de zaten bu yöndeydi. ‘’O halde diğer tekniklerle birlikte mi deneyelim dersin?’’

 

‘’Evet diyeceğim de…’’ dedi Era, Zend’e doğru çevirmişti kafasını. ‘’Senin Gecenin Parıltısı’nın üzerinde kullanabileceğin kaç tekniğin var ki? Pek fazla tekniğe sahip değilsin, malum…’’ Başını eğmişti yavaşça büyülü yaratık. Zend’in pek fazla tekniğe sahip olmadığını o da biliyordu, sonuçta onun ortağıydı; Zend’in şu an sahip olduğu her türlü teknikten haberi vardı. Zend’in kullandıklarından haberi vardı yani, Zend küçükken Jongtham’da aldığı teknikleri genellikle kullanamıyordu, çünkü karşılaştığı hemen herkes kendisinden yüksek seviyeliydi, bu yüzden onlar aktifleşemiyordu. Aynı zamanda kolay da engellenebiliyorlardı. Bunlardan dolayı bahsetme gereği bile duymamıştı Zend.

 

‘’Haklısın şimdi…’’ Zend de başını eğdi aşağıya doğru, Era haklıydı. Zend’in zaten pek fazla tekniği yoktu, Gecenin Parıltısı sahip olduğu tekniklerin hiçbirini kabul etmezse, ne olacaktı? ‘’Benim bu tekniği öğrenmeye çalışmamın nedeni zaten sahip olduğum tekniklerin sayısını artırmaktı, pek fazla tekniğimin olmadığını biliyorum, bu yüzden bir teknik öğrenmek istemiştim… Ancak ne yazık ki bana vere vere, diğer tekniklerle birleşen bir tekniği verdiler. Bunu ben istememiştim yani, ne bileyim bir teknikle birleştirmem gerekecek… Ya tekniklerimden hiçbirini kabul etmezse?’’ diyerek söylenmeye başlamıştı çoktan.

 

‘’Heh, ne çabuk huysuzlaşmaya başladın!’’ Ranon, Zend’in, kendi tekniğinden hoşnut olmadığını gördüğü zaman azarlarcasına konuşmuştu. ‘’Sen denemene bak, Gecenin Parıltısı sahip olduğun tekniklerden birini mutlaka kabul edecektir. Yapısı böyle yani, için rahat olsun.’’ dedi, Zend’in yardımcı bir tekniği istemediğini anlamıştı, ancak bir kere bu tekniği kullanmaya başladığı zaman o da anlayacaktı gücündeki artışı, daha sonra da defalarca kere teşekkür edecekti Ranon ve Gri Engerek’e. Birisine, bu tekniği duymasını sağladığı için, ötekine ise bu tekniği oluşturduğu için…

 

Zend bir kere daha iç çekti. ‘’Tamam o zaman.’’ dedi, derin bir nefes aldı ardından. ‘’Bir dakika, Rüzgar Tanrısı’nın Nefesi’ni nasıl ona göstereceğim ki? Onu kullandığım zaman vücudumun etrafında bir enerji tabakası gibi şeyler oluşmuyor.’’

 

‘’Sadece kullan, kullanırken de onu elinde tut. Bu kadarı yeterli.’’ Ranon bir kere daha bir tüyo verdi Zend’e. ‘’Sana başka bir şey söylemeyeceğim, yine dayanamadım ve yardım ettim, ama bir daha olmayacak bu. Yalnızsın.’’

 

‘’Tamam, teşekkür ederim, hehehe…’’ Zend kıkırdarken Ranon’dan bir iki tavsiye daha almayı başardığı için mutluydu. Hemen ayağa kalktı ve Era’nın omzuna doğru tırmanışını izledi. ‘’Rüzgar Tanrısı’nın Nefesi’nde henüz ikinci kademedeyim, bu yüzden çok yavaş kullanamıyorum onu. Ama uğraşırsam, eminim çok hızlı gitmeden ilerlemeyi başarabilirim.’’ dedi ve gözlerinin önünde, odanın karşısına doğru ulaşan ve daha sonra da geriye doğru dönen, iki adet sütunun belirişini seyre daldı. ‘’Kim bilir, belki de Gecenin Parıltısı, benim Rüzgar Tanrısı’nın Nefesi’ni kullanırken bir Ağır Kılıç kullanmama da imkan verir… Böyle bir şey olursa gerçekten harika olur.’’ diyerek devam etti, daha sonra da önündeki iki sütunun üstüne atladı. Aynı zamanda Ranon’un geçen seferki konuşmasının ardından ortaya çıkmış olan siyah küre de ellerindeydi…

 

***

 

1650