Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

288. Bölüm İkinci Saldırı İçin Hazırlık

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Oh, anlıyorum...'' Zend Ranon'un söylediklerini dinlerken, yavaşça kafasını sallamıştı.

''Demek öyleydi...'' Tabii bu odanın içinde, bir şeyleri öğrendiği için kafasını sallarken mırıldanan tek kişi Zend değildi. Tarini de Zend'in içinde bir varlığın yaşadığını duyduktan sonra, usulca mırıldanmış ve kendisine yöneltilen enerjiyi düşünmüştü.

''Son derece güçlü birinden bahsediyoruz galiba,'' Tarini Zend'e bakarak konuşmuştu bu sefer. ''Bana böylesine üstün gelebilmesine bakıldığında, onun cidden yüksek kademeli biri olduğuna şüphe yok.'' 

''Elbette, son derece güçlü biridir. Şu ana kadar karşılaştığım, dünya üzerindeki en güçlü kişi olabilir belki de. Bana çocukluğumdan beri çok yardımda bulundu.'' Zend, biraz da itiraf ediyormuşçasına söylemişti, çünkü Ranon onun yanında olduğu için diğerlerine göre otomatik olarak bir üstünlük sağlamış oluyordu, savaşçılık hayatının en başından bu yana. O olmasa şu anda olduğu yerde olamayacağı kesindi, Ranon son zamanlarda Zend ile iletişimini biraz kesmiş olsa da, Zend şu anda onun sayesinde elde ettiği şeylerle ayakta duruyordu. Örneğin Ağır Kılıç kullanabilmesini sağlayan o teknik olmasaydı, Zend şu anda olduğu kadar güçlü olabilir miydi? Elbette olamazdı, çünkü bir şekilde göz önüne çıkmaması gerekiyordu, çünkü Venda'nın ona direkt olarak saldırma ihtimali vardı. Gerçi, Venda'nın mührünü bozarak ustası Hollis'i hayatta tutabilmesini sağlayan da Ranon'du bir bakıma... Ancak en başta Venda'nın mührünü bozmasaydı da, şu anda olduğu kadar güçlü biri olabileceğini sanmıyordu, Ranon olmadan. Hem Chibui'den önceki yardımları da akılalmaz derecede fazlaydı Ranon'un, onun desteklerini kesinlikle inkar edemezdi genç adam.

''Sanırım gizli kalmayı tercih ediyor...'' Tarini, yavaşça nefes verdi ve biraz başını eğdi, ''Öyleyse onun hakkında daha fazla soru sormaya gerek yok, ama senin nasıl bu kadar güçlenmiş olduğun konusundaki merakımın bir kısmı da giderilmiş oldu, o varlık sana epey yardım etmiş olmalı.'' diyerek devam etti. ''Ancak, eğer içine mühürlüyse onu senin gibi görmek de yanlış olmaz, yani sen ve o ayrı değilsiniz, beni enerjisiyle o yenmişse, sen de yenmişsindir. Yani biraz önce bir anda ortaya çıkıp, benim üzerimde baskı kurmuş olan enerji bir nevi sana ait.'' dedi, daha sonra da bir göz kırptı. ''Şimdilik tabii, eğer içinden çıkarsa aynı şeyi söyleyemeyiz.'' 

''Kesinlikle.'' diye onayladı Zend, Ranon onunla birlikte olduğu için gücü Zend'inkine dahilmiş gibi görülebilirdi, ancak olur da Ranon onun içinden çıkarsa, bu güç Zend'den bir anda çıkmış, kaybolmuş olurdu. Zaten Ranon da muhtemelen bu yüzden şu anda Zend'e destek vermiyordu pek fazla, işleri kendi başına halletmeye alışması için uğraşıyordu, hatta onu çok tehlikeli durumlarda bile uyarmıyordu. Sonuçta o önünde sonunda Zend'in içinden çıkacaktı, değil mi? Öyleyse o gün geldiği zaman Zend'in afallamaması gerekiyordu, Ranon bunun için böyle hareket ediyor olmalıydı, o Zend'e zaten çok fazla yardımda bulunmuştu, onu bugünkü haline getirmişti ve Zend ile olan işi, artık yavaşça sonlanıyordu. Zend böyle düşünüyordu bu konuda, Ranon'a geçmişte ne kadar sormuş olsa da bunu, o hiçbir zaman bir cevap vermemişti genç adama. Her zaman gizli tutmuştu bunları: neden Zend'in içinde olup ona yardım ettiğini, onu Zend'in içine kimin mühürlediğini, amacının ne olduğunu... Zend de artık sormayı bırakmıştı bu yüzden, sorsa da söylemiyordu o yaşlı varlık.

Ancak Zend, onun hakkında pek çok şeyden emindi de. Ranon geçmişte Tanrılarla karşılaşmış biriydi, hatta belki de onlarla savaşıp, birkaçını mağlup etmeyi başarmıştı bile... Ranon'un son derece yaşlı olduğunu onun her halinden anlıyordu çünkü Zend, konuşmalarından, tavırlarından... Ayrıca Ranon'un ne kadar güçlü olduğunu da biliyordu, o, Kutsal Seviye'ye ulaşmış olan büyülü yaratıkları bile ezik olarak görüyordu, yüzyıllarca yaşamış olan savaşçı ve büyücülere çocuk gibi davranıyordu zaten, o kadar uzun süre yaşamış olan birinin güçsüz olması mümkün müydü? Elbette güçlenmişti, eğitim, antrenman yapmıştı ve geliştirmişti kendisini. Bunu Zend'e de kanıtlamıştı, en basitinden Gri Engerek ile olan mücadelesinde, Zend'e ne kadar güçlü biri olduğunu göstermişti.

Derin bir nefes aldıktan sonra konuşmasını sürdürdü genç adam. ''Onun gücüne bel bağlamamamı istediği için epeydir benimle konuşmayı bile kesti zaten.'' diyerek, gülümsedi.

''En doğrusunu yapıyor o halde,'' dedikten sonra onaylarcasına kafasını salladı Tarini. ''sonuçta sonsuza kadar sana bağlı kalmayacaktır herhalde.'' dedi, daha sonra da ayağa kalktı ''Neyse, bugünlük bu kadar konuşma yeter, şimdi bir plan kurmamız gerek, değil mi Zend? Sonuçta Fozre Ailesi'ne doğru birkaç hamle yapmak için daha fazla beklememek en iyisi, henüz bu gece saldırıya uğramış oldukları için şu anda yeni bir atağı beklemiyor olmalılar. Bu yüzden, birini alıp çıkabilirsin oradan.''

''Evet,'' Zend hızlıca cevap vermişti. ''ama siz de mi benimle birlikte plan kuracaksınız?'' diye sordu, Ranfan ve Tarini'nin üzerinde gözlerini gezdirirken.

''Elbette, sorun ne?'' Tarini samimi bir şekilde gülümsemişti.

''...'' Zend bir süre sessiz kalmıştı, Tarini'nin sorusunun ardından. Bu sırada, tüm bunlar olurken Era hala rahat bir şekilde bir koltuğun üzerinde yatmaya devam ediyordu, sanki odada olan bitenler onu ilgilendirmiyormuş gibiydi. ''Bir sorun yok tabii, sadece Güneş Ailesi'nin lideri olan, epey yüksek kademeli birinin benim sorunumdan dolayı bir plan kurmak için bana yardım edeceğini tahmin etmemiştim.'' diyerek, bir gülümsemeyle karşılık verdi Tarini'ye, genç adam. 

''Eh, bu, Beyaz Taç'tan olan, geleceği epey parlak gibi görünen bir genç kardeşim için yapmam gereken şeylerden en normal olanı, değil mi? Ayrıca Fozre Ailesi'ni ben de hiç sevmiyorum, onlara saldırılması hoşuma gidiyor, canları yansın biraz... Ben Güneş Ailesi'nin lider koltuğunda oturuyor olduğum için, gençliğimdeki gibi ani hamleleri yapamıyorum, kafama esen şeyleri yapmak için imkanım olmuyor, çünkü bir şeyler yaparken pek çok etkeni düşünmek zorunda kalıyorum. Bu yüzden bu benim için de güzel bir şey yani, canını sıkmana gerek yok.'' Tarini, yüzündeki sıcak gülümsemeyle konuşurken Zend'e güven veriyordu bir yandan da, kendisi oldukça güçlü biriydi, onun arkasında olmasının Zend'e manevi açıdan da destek sağlayacaktı, biliyordu. Zend'in güç ve potansiyelini biliyordu, ona zaten normalde de destek vermesi gerekiyordu, ancak ona bugün oldukça kanı ısınmıştı, bu yüzden daha da gönüllü olarak yapmış oluyordu, bu şeyleri.

''Öyleyse çok teşekkür ederim.'' Zend biraz başını eğdi ve konuştu.

''Rica ederim, rica ederim.'' dedi ve kafasını kızına çevirdi kadın. ''Neyse, hadi gelin de birkaç masanın olduğu bir odaya gidelim, Ranfan, ben Fozre Ailesi ile ilgili şeyleri getirirken sen de Zend'i üçüncü salona götür.'' 

''Tamam anne.'' Ranfan annesinin dediğine hızlıca cevap vermişti, bir yandan da enerjisini yenilemeye çalışıyordu; biraz önce enerjisinin yarıdan fazlasını kaybetmişti çünkü...

Tarini'nin odadan çıkmasının ardından, ''Beni takip et, Zend.'' dedi Ranfan, oturduğu yerden kalktı ve kapıya doğru ilerlerken, Zend'in de, arkasından gelmeye başladığını görünce hızlandı. 

''İyi ki müttefikimizsin.'' Ranfan, başını mutlulukla sallarken hemen arkasındaki Zend'e seslenmişti. ''Yoksa epey canımız sıkılırdı...'' diyerek devam etti.

''Bunu benim söylemem gerek, iyi ki Güneş Ailesi ile iyi ilişkiler kurabildim.'' diyerek, elini başının arkasına atan genç adam konuşmuştu hızlıca. 

''Al sen övgüleri al, sonra da Era bana yardım et dersin...'' Ranfan'ın tekrar konuşmasına fırsat tanımadan, Zend'in omzunda oturuyor pozisyonda bekliyor olan Era, genç adama bakarak söylenmişti yavaşça. 

''Heh, seni tanımadıklarından dolayı övmüyorlar ortak, seni tanısalar nasıl hayran kalırlar, tahmin edemiyorum.'' Zend, Era'nın aşağıda kalmasını istemediği için, onu teselli ederek gıdıklamıştı biraz. Ancak Era, pek gıdıklanmış gibi görünmüyordu tabii... İstemiyordu şu an oynamayı, belli ki.

''Hıhı, tabii. İçeride benim güçlü olduğumu söylemiştin, ama kimse bana dikkat bile etmedi.'' Era bu duruma içerlemiş gibiydi.

''Bu arada, büyülü yaratığının ismi neydi?'' Ranfan, ikilinin aklını okumuşçasına Era'yı sormuştu birden. ''Biraz önce söylemiştin ama dikkat etmemiş olmalıyım.'' 

''Eralkavender.'' Zend Era'nın ismini söylemişti hızlıca. 

Ranfan Zend'in omzundaki kediye bakarak yürürken, konuşmasını sürdürdü. ''Hm, doğru, Eralkavender... Kaçıncı seviyedeydi? Senin ortağın olduğuna göre epey güçlü olması lazım, değil mi?'' 

''Elbette, oldukça güçlü bir büyülü yaratık o zaten... Üstelik tam bir avcıdır, gözlerini kenetlediği avını kolay kolay bırakmaz, Kutsal Seviye'de.'' Zend ise, somurtkan bir şekilde gözlerini yola dikmiş olan Era'nın kafasına atmıştı elini. 

''Kutsal Seviye'de demek...'' Ranfan bu sefer pek şaşırmış gibi görünmüyordu, Zend ile ilgili şeylere bir yerden sonra şaşırmayı bırakmıştı çünkü, artık onunla ilgili olan hemen her şey normal geliyordu ona...

''Bu muydu, hayran kalınması?'' Era, somurtkanlığından taviz vermeden kendisinin seviyesini öğrendiği zaman hiç şaşırmamış olan Ranfan'a bakarak söylenmeye devam etmişti, Zend'in biraz önce ona hayran kalınacağını söylediğinde inanmış olsa da, şu an Ranfan'ın tepkisi yüzünden tam olarak moralsiz kalmıştı, her zaman övgüler Zend'e gidiyordu, kimse gelip de Era'yı tebrik etmiyordu! ''Eğer buysa, hiç olmasa daha iyiydi...'' diyerek, kafasını öteki tarafa doğru çevirdi hızlıca.

''Hayır hayır,'' Zend Ranfan'ın normal bir şekilde tepki vereceğini düşünmemişti tabii, Era'nın Kutsal Seviye'de olduğunu öğrendiğinde onu en azından birkaç kere öveceğini tahmin etmişti. Ancak durum böyle gelişmemişti, Ranfan Era'nın seviyesini duyduğu zaman tamamen sakin kalmıştı. ''her dediğime ağzı açılıyordu şu ana kadar, tam da Era'nın seviyesini duyduğunda mı sakin kaldı bu kız?'' diye mırıldanırken kendi kendine, Era'nın moralini düzeltecek bir şeyleri düşünüyordu.

''Evet, o Kutsal Seviye'de ve bire birde, bir Zehirli Güneş Akrebi'ni dahi yenebilecek kadar güce sahip. Üstelik onun hızı son derece yüksek, yenemeyeceği birinden de rahatça kaçma imkanı oluyor, bu yüzden bu zamana kadar rahat bir şekilde yaşamaya devam etti ve muhtemelen bundan sonra da ölmeyecek, görüp görebileceğin en iyi büyülü yaratıklardan biridir Era...'' Zend Era'nın kendisine küsmemesini sağlamaya çalışıyordu hızlı hızlı konuşurken. 

''Oh, bol bol kaçan biri mi yani?'' Ancak Ranfan, Zend'in tüm çabalarına rağmen çok yanlış bir yere odaklanmıştı o anda...

''Seni salak, beni övmek istediğinde neden yenemediğim kişilerden kaçtığımı ve bu şekilde hayatta kaldığımı söylüyorsun, bari beni övmeyi becer!'' Era ise, o an Zend'e karşı iyice tavırlanmıştı.

''Hayır, onu kastetmedim...'' Zend Era'ya cevap veremeden, avuç içleri karşıya bakacak şekilde ellerini kaldırırken Ranfan'a seslenmişti tekrar. ''Tabii ki kolay kolay kaçmaz, eğer çok zor durumda kalırsa nacak kaçar, onun dışında cesurca savaşır. Ben sadece onun hayatta kalabilmeye yönelik yaptığı şeylerden birinden bahsettim orada, ona takılmana gerek yoktu...'' 

''Ha, anlıyorum.'' Ranfan kafasını sallamıştı. ''Neyse, hadi girelim.'' dedi ve Era'yı merkez almış konuyu direkt olarak değiştirdi, annesinin söylediği gibi salona girerken.

Bir süre boyunca kimse konuşmamıştı, çünkü Zend ile Era arasında gergin bir hava oluşmuştu o ara, bu yüzden sessiz kalmayı seçmişti genç adam. Ranfan ise, bir süre sonra ortamdaki sessizliği bozarak konuşmuştu gözlerini Zend'e doğru götürerek. Era ise Zend oturduğu an, onun omzundan atlayıp yandaki koltuğa yatmıştı, bir yandan da homurdanıyordu. ''Ödül gerçekten sıkıntı oluşturuyor, değil mi?'' 

''Elbette, dışarıya çıkarmıyorum doğru düzgün.'' Zend başını salladı hızlıca ve yüzüğünden, kapüşon ve maskesini çıkardı. ''Bunlar olmadan hareket edemiyorum bile, saldırıya uğrama riskimi yok etmek için...''

''Evet, epey zor olmalı... Sonuçta ödül toplamda bir buçuk milyon altını aşıyor... Bu kadar parayı elde etmek için nice aileler sıraya girmiş olabilirdi, seni koruyacak kişiler olmasaydı arkanda.'' Ranfan konuşmaya devam ediyordu ki, içeri Tarini girmişti, bir selam verdi ve elindeki birkaç kağıdı masaya koydu.

''Direkt olarak konuya geçelim.'' dedi ve elini, masanın üzerindeki kağıdın üzerine attı. ''Zend, bu evin planı. Bir köşede dursun, girmemiz gerekirse diye. Zaten bakmışsındır buna ama ulaşabileceğimiz bir yerde olsun diye getirdim.'' diyerek, Fozre Ailesi'nin malikanesinin planının olduğu kağıdı kenara doğru itti.

''Burada Fozre Ailesi'ndeki, üst düzey olayları bilme ihtimali olan kişiler var.'' dedi ve diğer bir kağıdı açtı, bu kağıt bir liste gibiydi. Pek çok kişinin resmi vardı burada, Fozre Ailesi'nden olan kişilerdi bunlar, Tarini'nin de konuşmasıyla Zend tam olarak anlamıştı. ''Üst taraftakiler yüksek seviyeli, on beşinci seviyenin üstündeler. Neyse ki bu on beşinci seviyenin üstünde olan adamların büyük bir çoğunluğu, Fozre Ailesi'nin birkaç işini halletmek için Pounz'dan dışarı çıkmış, yani onları düşünmemize gerek yok.'' dedi ve elini alt taraflara doğru getirdi.

''Normalde Ovaur'u almayı teklif ederdim direkt, ancak sen onu öldürdüğün için maalesef onu kullanarak bir bilgi edinmemiz imkansız hale geldi.'' dedi, daha sonra da elindeki kalemle, kağıdın üzerindeki Ovaur'un resmine bir çizik attı. 

''Bu kısımdakileri almak riski olur. Birini kaçıracaksak, bu hem yukarıdaki işlerden haberi olan, hem de çok güçlü olmayan biri olmalı. Malum, Dustin şimdi bu işleri bozmaya falan çalışır, bir şeyler yapar, canımız sıkılır... Rahat rahat ele geçirebileceğin birini bulmamız lazım.'' Tarini konuşmaya devam ediyordu, Era da yavaşça yanlarına doğru gelmişti kısa bir süre içerisinde, o da plandan haberdar olmak istiyordu. ''Bu yüzden, buradakiler de işimizi zorlaştırabilir.'' dedi ve elinin altındaki kağıtlardan bir başka kağıt çıkardı.

''İşte, bizim ana hedeflerimiz burada olacak.'' derken, elini birkaç resmin üzerinde gezdirmişti. ''Bunlar Vosu'nun kardeşlerinin çocukları, yukarıdaki büyükleri önemsemeyin, aşağıdan, yaşı küçük olanları seçeceğiz... Tabii çok küçük de olmamalı, evden dışarı bir sebepten dolayı çıkabilecek biri olmalı, Dustin evden çıkmalarını yasaklamış da olabilir, bunları göz önünde bulundurmalıyız. Neyse, Zend, bunlardan birini ele geçirebilir miyiz sence?'' Tarini, elindeki kalemle birkaç yüzü yuvarlak içine almıştı hemen. Ne çok büyük, ne de çok küçükleri seçiyordu...

''Bu çocukla konuşmuştum o gün,'' Gözlerini önündeki yüzlerin üzerinde teker teker gezdiren Zend, masanın üzerine serilmiş, birazcık tozlu olan bir kağıdın üzerindeki, dün Fozre Ailesi'nin evini keşfetmek için bir şeyler yapmaya çalıştığı zaman ona banyonun yerini gösteren çocuğu görmesiyle birlikte ağzını aralamıştı. ''epey küstah ve kendine güvenen biri, kardeşlerini filan öldürmüştüm ya, ondandır... Bana saldırmayı bile aklından geçirmişti o, biraz kışkırtırsam eminim benden kaçamaz.'' dedi ve gülümsedi hızlıca.

***

2034