zendde etrafa teknik saççıyordu zaten onun bildiği ağır kılıç kkullanmasını sağlayan tekniği öğrenmeye sabrın yetmez bi kere senin :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
284. Bölüm Qouen'in Geçmişi (2)
''Geleceği mi?'' Zend bir hüznün içine girmişti doğal olarak, Qouen'in böyle bir geçmişi olduğunu hiç düşünmemişti daha önce, onun çok güçlü bir büyücü olduğunu bildiği için hayatta pek zorlanmadığını tahmin etmişti. Sonuçta gücü olduğuna göre, canını sıkacak şeyleri engelleyebilirdi, değil mi? Zend böyle bir fikir yürütmüştü, ancak pek düşündüğü gibi çıkmamıştı gerçekte olanlar... ''Nasıl yani?''
''Öyle işte, birisi gelip Qouen'e geleceği göstermiş, belki özel bir büyüdür bunu sağlayan, belki de sadece Qouen üzüntüyle aklını kaçırmıştır yavaş yavaş... Ama bir şekilde buna son derece inanmış, söylediğine göre, biri bir anda karşısına çıkmış ve onu önce enerjisiyle ezmiş. Tabii bunu anlattığı zaman Qouen Siyahlar'da çoktan birinci sıraya yerleşmiş, Kutsal Seviye'nin sınırlarına ulaşmıştı, onu sadece saf enerjisini kullanarak ezebilecek birisi yoktu yani dünya üzerinde, uzun süredir en güçlü kişi olarak görülen Qiawshi bile enerjisiyle böyle bir şeyi yapamazdı, Qouen Işık Stili'ni kullanarak pek çok güçlendirme büyüsü yapabiliyordu çünkü, aynı şekilde dayanıklılık tipi büyülerde de kendini geliştirmişti. Bu yüzden birisinin, sadece enerjisini serbest bırakmasıyla birlikte Qouen'i hareket edemeyecek kadar baskı altına alması beni oldukça şaşırtmıştı, göz ve saçlarının siyah olduğunu söylemişti, bunu yapan kişinin. Başka da bir şey görememiş...'' Tarini aklına eskileri getirmeye devam ederken, yüzündeki hüzünlü ifadeyi gizlemeyi başaramamıştı.
''Zaten Qouen Fenie'nin ölümünden sonra aklı başında hareket edememişti bir süre, bu onu öyle sarsmıştı ki, eski arkadaşlarını bile tanımaz olmuştu...'' diyerek devam ederken, Zend'in sorduğu bir soruyla sözü kesilmişti gri, soluk saçlarıyla koltukta otururken, bir bacağını ötekinin üstüne atmış olan kadının.
''Peki gelecekten gördüğü şeyler neymiş, Qouen'in?'' Zend Tarini konuşmaya devam ederken kendini tutamayıp sormuştu... Daha önce Lazel de benzer söylemişti, gelecekten Zend'e dair birkaç şey gördüğünü anlatmıştı, bunu görmesini sağlayan da, onun söylediğine göre o manyak adamdı. Eğer Qouen de gelecekten birkaç parça şey gördüyse, o da mı o manyak adamla karşılaşmıştı? Siyah saçlar ve gözler... Bu kesin o adamdı, Yaşlı Dilenci'ye ne göstermişti acaba?
Tarini Zend'in sorusunu dinledikten sonra yavaşça cevaplamıştı biraz önceki, buruk bir hüznün hissedilebildiği yüz ifadesiyle birlikte. ''Ne gördüğünü söylemedi bana hiç Qouen, sadece, intikamını alabilecek kadar güçlü birini gördüğünü söylemişti... Bu arada atladım, Qouen Fenie'nin ölümünün sarsıntısını atlatmayı başardıktan sonra, yaklaşık elli yıl kadar inzivaya çekilmişti, Büyülü Yaratık Sıradağları'nda bir yerlerde. Daha sonra geri geldiğinde ise elinde geliştirilmiş bir Işık Stili büyüsü vardı, Qouen zaten sahip olduğu, ancak geçmişte pek çok yerde işe yaramaz, Ki Enerjisi'nin bir değişmiş hali olarak görülen büyüsünü epey geliştirmişti. Daha önce o büyüyü küçük ve yararsız olan kişiler, Qouen sıradağlarından geldiği zaman şoka uğramıştı... Dünyaya büyüsünün gücünü gösterdi, bir daha, hiçbir erkeğin aşık olduğu kadından, hastalık gibi nedenlerden dolayı ayrılmamasını sağlamak için bu büyüyü keşfettiğini söylemişti bana da, o zaten birilerine çok zarar vermekten hoşlanan biri değildi, biliyorsun. Sıradağlarda, kullanacağı büyünün ateş ya da yıldırım tipi olmayacağını kendine kabul ettirdiğini, sonra da Fenie'nin ölümünü düşünerek, bir daha böyle bir ölümün gerçekleşmemesi için bir büyü oluşturmaya çalıştığını, ondan güç aldığını anlatmıştı. Işık büyüsü bir anda dünyanın odağı haline geldi, Qouen onu öğrenebilen herkese öğretti, dost düşman gözetmemişti... Öğrenmeyi becerebilenleri de Ağaç'a aldı, olabildiğince fazla kişiyi iyileştirmeye çalıştı hep. Para da istemiyordu zaten, kazandığı paraların neredeyse tamamını yetimhanelere bağışlıyordu. Yüce gönüllü biriydi o, hep mutsuzdu ama birilerini mutlu etmek için çalışıyordu sürekli... Kendi mutluluğunu düşünmüyordu artık, kendi hislerini bir kenara bırakmıştı... Ama içinde, her zaman bir intikam isteği vardı. Fenie'nin hastalıktan ölmediğini, öldürüldüğünü düşünüyordu. Bana dediğine göre Fenie'yi yalnızca üç gün yalnız bırakmıştı, krallıktan geri döndüğünde ise onun, en azından bir ay boyunca bu şekilde hasta kalmışçasına fenalaştığını görmüştü. Bu hastalığın kendi kendine bu kadar ilerlemesi imkansızdı, Fenie bir de o zamanın epey güçlü ailelerinden birindeydi. Aile pek çok konuda, pek çok kişiye engel oluyordu ve bu yüzden de yok olmalarını isteyen sürüyle insan vardı, Qouen Fenie'nin katilini, Büyülü Yaratık Sırdağları'ndan döndükten sonra devamlı olarak aramaya devam etmişti, intikam istiyordu.'' Tarini'nin gözleri, o konuşmaya devam ederken etrafta bir yere takılmış, kadın da dalmış gitmişti bir yerlere...
''Peki bulabildi mi, Fenie'yi öldürmüş olan kişiyi?'' Zend ağzını açarken, yeni bir soruyu daha da dile getirmişti hızlıca. Qouen'in, onu büyüten, çeşitli konularda Zend için pek çok şeyinden feragat eden kişinin eğer böyle bir durumu varsa, Zend devreye girmeliydi!
''Buldu tabii...'' Tarini derin bir nefes daha almıştı. ''Ama ne bana söyledi, ne de bir başkasına. Ona pek çok kez teklif ettim, aklından geçenleri yapmasında ona destek olmayı. Ancak kabul etmedi, dediğine göre intikamını alamazmışız, Fenie'yi öldüren kişi, Qouen ile güçlerimizi birleştirsek de zarar veremeyeceğimiz kadar güçlü biriymiş, Ağaç'ı çok daha fazla güçlendirmesi gerekiyormuş, Fenie'nin ölmesini sağlayan kişilerden intikam almak için.''
''Sadece söylese olmuyor muymuş ki? Niye anlatmadı, bilirdin ama harekete geçmezdin, bir şey olmazdı ki.'' Zend meraklı bir şekilde sormaya devam etmişti.
''Kendimi tutamayacağımdan falan endişeleniyordu herhalde, ben aklıma eseni yapan biriydim genellikle, Qouen'e de fazlasıyla değer verirdim; daha önce de dediğim gibi o benim yakın bir arkadaşımdı. Onun böylesine canını yakan birinden, benim de intikam almak isteyeceğimi düşünmüş olmalı, düşünmeden hareket edeceğimi tahmin ederek endişelenmiştir o kesin. Benden başka birine de anlatmadı zaten, on yıl önce kadar, o buradan gittiğinde son zamanlarında muhatap olduğu kişilerle konuştum, hiçbiri, Fenie'nin ölümüne neden olan kişinin kim olduğunu bilmiyor. Eğer biliyor olsaydım zaten bir şeyler yapmaya çalışırdım hemen, onunla en son bu intikam konusunu konuştuğumuz ve gücümüzün yetmeyeceğini söylediği zaman, henüz ne Güneş Ailesi'nin başındaydım, ne de İlah Seviye'deydim. Ne yazık ki ondan sonra da hiç konuyu bile açmadı, bu yüzden ben onun bu yolu seçtiğini düşündüm ve saygı gösterdim. Gelecekten bir şeyler görmesini sağlamış olan adamla karşılaştıktan sonra ise bana ne söylediğini biliyorsun, biraz önce anlattım.'' Tarini Zend'e bakıyordu, yarı açık gözleriyle.
''Anlıyorum...'' diye cevap verdi Zend de, Qouen'in böylesine bir geçmişe sahip olduğunu gerçekten de bilmiyordu.
''Ne düşünüyorsun peki?'' Bu sefer soru soran taraf Tarini olmuştu. ''Onun intikamını almayı sen mi istiyorsun şimdi de?''
''Elbette.'' Zend kısaca cevaplamıştı. Daha önce Qouen'in onu kaçırdığını düşünüyordu, Fungyuo Kralı böyle söylemişti çünkü. Ancak daha sonra, Chibui Dağı'nın içersinde Qouen ile konuştuğu zaman fark etmişti ki, gerçekler bambaşkaydı... Eskiden Qouen'i hiç sevmiyordu, hatta ailesinden uzak kalmasını sağladığını düşündüğü için ondan nefret bile ediyordu, ona öfke duyuyordu! Ama artık durum farklıydı, artık ona öfke duymuyor, ondan nefret etmiyordu. Onu seviyordu, o Zend'in kurtarıcısı olmuştu aslında, Zend bunu gözleriyle görmüştü. Fungyuo Kralı onun öldürülmesini söylediği zaman onu kurtaran, ölmesini engelleyen kişiydi Qouen. Ayrıca onu büyütmüştü, onun ailesi olmuştu. Tamam, Zend'e pek iyi davrandığı söylenemezdi. Ancak ona sokakta yaşarken yemek vermişti, azıcık da olsa para vermişti ve küçük çocuğun, gururunu ayaklar altına alarak dilenmesini sağlamıştı. Bu gelecekte Zend'in işine yaramıştı zaten, Zend düşmanlarıyla ağız oyunlarına girdiği zaman, kendini küçük duruma düşürecek şeyleri, geçmişte dilencilik yapmasından kaynaklı olarak rahatça söyleyebiliyordu. Bunu Yaşlı Dilenci'ye borçlu olduğunu kabul ediyordu... Tabii pek çok farklı konuda da ona destek olmuştu, sokakta yalnız kalmak, büyüdüğü zaman. Örneğin Zend hiçbir zaman biriyle birlikte olma ihtiyacı hissetmiyordu, etrafındakileri gözlemlediği zaman, insanların devamlı olarak yalnız kalma korkusu olduğunu görmüştü, Beyaz Taç'a gittiği zaman. Yalnız kalmayı istemiyor, sevmiyorlardı. Birileriyle birlikte olmak istiyorlardı... Ama Zend'in böyle bir isteği olmuyordu genellikle, o biriyle birlikte olmadan da sorun yaşamıyordu, yalnızlığı sevdiği bile söylenebilirdi. Tabii arkadaşlarıyla birlikte olduğu zamanlarda da hoşnuttu, her türlü uyuyordu ona. Kendi başının çaresine bakabiliyordu, yaşarken birilerine danışma ihtiyacı duymuyordu. Bu, tamamen küçüklükten itibaren kendine bakmak zorunda olduğu için kazandığı bir şeydi. Zend biraz durakladıktan sonra, bir nefes daha aldı ve devam etti: ''Sonuçta o benim bir nevi babam. Tabii sokakta yalnız kaldım ben genelde, ama danışmak için ona gittiğimde beni azarlayarak da olsa, bir şekilde kurtulmamı sağlayacak şeyleri söylerdi. Ayrıca o benim kurtarıcım olarak da görülebilir, size anlattıysa Fungyuo'da olanları, benim şu anda hayatta olmamı sağlayan kişinin de aslında o olduğunu biliyorsunuzdur. Ona olan borcumu ödemem için bir yol var, bunu görmezden gelemem. Onun intikamını alacağım, sizin, iki kişi güçlerinizi birleştirerek ulaşamadığınız bir seviyeye yalnız ulaşmam gerekse bile, ne yapıp edip onun intikamını alırım, bunun için ne kadar zaman harcamam gerekirse de önemli değil.'' Zend kararlı bir şekilde konuşuyordu, bu konuda, düşünceleri netti. ''O Yaşlı Dilenci için tüm bu emekleri verebilirim, o her şeyin zirvesindeyken benim için sokakta yaşamaya başladı, her şeyi bıraktı, benim de en azından bu kadar uğraşmam gerekli. Ancak öyle rahat edebilirim.''
''Evet, böyle cevap vereceğini tahmin etmiştim.'' diye konuştu, Tarini, biraz gülmüştü. ''Gözlerimin önündeki minik Qouen başka ne diyebilirdi ki?'' dedi ve Zend'in gözlerine bakarken, ciddileşti. ''Ama sen, sakın kalbini bir kıza kaptırıp da onu kaybetme Zend. Bu, bir delikanlıyı en çok yaralayan şeylerden biri, Qouen'i yüzyıllarca gözlemlemiş biri olarak söylüyorum, siz erkekler bir daha kendinize gelemiyorsunuz, acı kalbinizi sarıyor, mantığınızı kaybediyorsunuz, duygu kontrolünü sonuna kadar sağlamış olsanız bile gözlerinizin önündeki acı perdesi kalkmıyor, hayata öfkeyle bakıyorsunuz. Eğer sen de bir kızın kurbanı olursan, Qouen'in intikamını almadan önce kendi intikamını almak zorunda kalabilirsin... Daha da kötüsü, yüzündeki gülümsemeyi kaybedebilirsin. O çok önemlidir evlat, Qouen sana bahsetmiştir. Her düşmanı yenmenin ilk hamlesi gülümsemektir, mutlu olmaktır. Eğer mutlu olmazsan, düşmanı yensen bile kendi kendini yer bitirirsin...'' Tarini, Zend'e, Qouen'in gençlik zamanlarındaki hali ona cevap veriyormuşçasına bakarken bir nasihat verme ihtiyacı duymuştu. Onun da Qouen gibi olmasını istemiyordu sonuçta...
''Eh, bu benim elimde olan bir şey değil ki.'' Zend hafifçe gülümsedi. ''Öyle değil mi? Birine aşık olmak, sevmek, senin elinde olan bir şey değildir. Öyle olmamasını umalım...'' diye konuştu daha sonra da, yüzüne neşeli bir şekilde yerleştirdiği gülümsemesiyle birlikte. Qouen'in aslında geçmişte oldukça fazla acı çekmiş olduğunu, ilk o zaman anlamıştı Zend...
''Hop!'' Tarini, içine girdikleri hüzünlü havayı dağıtmak için birden ayağa kalktı. ''Neyse, neşelenelim artık! Hadi yemek yiyelim, hazır olmuştur şimdiye!'' diye sesli bir şekilde konuştu ve kapıya doğru ilerlemeye başladı. ''Ben gideyim de bir kontrol edeyim.'' dedi ve dışarıya çıkmasının ardından, hızlı bir şekilde bir yerlere doğru yürümeye başladı...
''Annen çok cana yakın biriymiş.'' diyerek Ranfan'a doğru çevirdi gözlerini Zend. ''Onun çok güçlü biri olduğunu bildiğim için, biraz kibri olur diye düşünüyordum. Ancak son derece samimi biri çıktı o, düşündüğümden farklı olarak.'' diye de devam etti.
''Evet, bence de samimi birisidir kendisi.'' diyerek gülümsedi ve Zend'i onayladı Ranfan. ''Bazen çok konuşkan ve aksi de olabiliyor tabii.''
''Evet evet, onu ben de fark ettim, hahaha...''
''Zend, gerçekten de bana bir şeyler öğretemez misin? Senin tam anlamıyla bir deha olduğunu düşünüyorum, yani bana birkaç taktik verirsen bile bu benim işime yarayacaktır...'' Ranfan, biraz önce kapanmış olan konuyu tekrar açtı, Zend'den bir şeyler öğrenmeyi gerçekten de istiyormuş gibi görünüyordu...
***
1652
Magnec