Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

264. Bölüm Fozre Ailesi (8)  

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Dustin dışarı çıkarken, kafasını salonda çevirmiş ve Zend'i görür görmez, birkaç saniyeliğine gözlerinin onun üzerine takılmasına izin vermişti. Daha sonra da eliyle, salonun bir köşesinde onun çıkmasını bekleyen iki prense bir işaret yolladı ve prensler, diğer odadaki Yuna'yı çağırarak Vosu'nun odasına doğru ilerlemeye başladı. Yuna da hemen arkalarından ilerlemiş, giderken Zend'e el sallamış ve yumuşakça gülümseyerek içeri girmişti. Zend de onu karşılıksız bırakmamış, onun gibi elini birkaç kere sallamış ve gülümsemişti.

Bu sırada Dustin de Zend'in yanına doğru ilerlemişti çoktan, ona duygusuz, sabit bir ifadeye sahip olan yüzüyle birlikte bakarken genç adamın oturduğu koltuğa oturdu ve iri cüssesi ile birlikte otururlarken bile Zend'in boyunu geçerken, ona doğru dönerek ağzını araladı. ''Kutsal Seviye bir büyülü yaratığa sahip olmak da pek zordur, özellikle daha gencecikken.'' dedi ve Era'ya baktı bir süre boyunca, ''Tebrik ederim, onun takdirini kazanmak epey zor olmuş olmalı.'' diyerek devam etti ve soğuk bir şekilde sürdürdü konuşmasını: ''Tabii onun takdirini kazanmak zorunda kalmış olduğunu düşünerek bunları söylüyorum, eğer ki bir büyüğünden aldıysan onu durum değişir.'' 

Zend onun yüzüne bakmazken, hafifçe gülümsedi ve kafasını çevirerek Dustin'in büyük ve geniş olan yüzüne bakmaya başladı. ''Evet, Kral Dustin, onun takdirini kazanmak hiç de kolay olmamıştı.'' diye konuştu ve Era'ya doğru bakarken, tatmin bir şekilde yüzünü şekillendirdi. Dustin oldukça yüksek bir seviyeye sahipti, Era'nın Kutsal Seviye'de olduğunu bilebilmesi doğaldı. Zend bu yüzden buna fazla şaşırmamıştı, o Pounz Krallığı'nın başındaki kişiydi sonuçta, Pounz'daki en güçlü kişi olarak görülmese de, bazı kaynaklara göre Siyahlar'ın birincisi olan Tarini Güneş ile, istediği takdirde bire bir, kafa kafaya dövüşebilirdi. Tabii bunun sadece abartı olduğunu söyleyenler de vardı, ancak Kral Dustin İlah Seviye'deydi, yani zayıf olmadığı kesindi. Üstelik o Pounz Krallığı'nın kralıydı, bir kraldı! Kralı olduğu ülke de Kutsal Ülkeler ile kıyaslanınca zayıf kalıyor olsa da, aslında öyle eften püften, zayıf ve az nüfuslu bir ülke değildi. Sadece bunlar bile onun gerçekten de güçlü biri olduğunu kanıtlamak için yeterliydi zaten, daha fazlasına gerek yoktu. ''Onunla bire bir yapacağımız bir savaşta berabere kalmıştık da, ancak öyle benim ortağım olmasını sağlayabildim.'' diyerek, öz güvenli bir şekilde Dustin'e baktı birkaç saniye boyunca. Yüzünde hafif bir kibir belirmişti.

''Oh, onunla bire bir savaştığınız zamanda da Kutsal Seviye'de miydi? Yoksa sadece sonradan mı seviye yükselerek Kutsal Seviye'ye ulaşmayı başardı?'' Dustin, kahverengi gözlerini birazcık açmışken Zend'e kısık bir sesle seslendi ve ifadesiz olan yüzüne, küçük bir gülümseme yerleştirdi.

''Evet, Kutsal Seviye'deydi.'' Zend yüzündeki öz güvenli ifadeyi hiç değiştirmeden, konuşmasına devam etti.

''Demek öyle...'' diye söyledi Dustin. Ardından da bir nefes aldı, ''İyi bakalım, hala sakladığın kozların olduğunu düşünsem ve merak etsem de bu konuyu kurcalamayacağım... Zaten zamanı geldiğinde öğreneceğimden eminim, bu yüzden sorun yok, hehehehe...'' derken sessizce güldü. 

Zend daha fazla bir şey söylemesi gerekmediğini hissettiği için sessiz kalmayı tercih etmişti. Birkaç dakika içerisinde de prensler ile Yuna dışarı çıkmış ve Dustin'in yanına doğru gelmişlerdi. Bu sırada, Zend'in aklında bir soru işareti belirdi ve bu konudaki merakını gidermek için, Dustin henüz oradan ayrılmak için oturduğu yerden kalkmamışken aklındaki soruyu dile getirdi. ''Bu arada, Kral Dustin, sağ kolunuz Tou neden yanınızda değil? Onun genellikle sizinle birlikte hareket ettiğini biliyordum, birincil destekçiniz ve korumanız olduğu için devamlı olarak yanınızda olduğunu duymuştum da. Üstelik Kraliyet Askerleri'nin içerisindeki en güçlü olanı olarak da gösteriliyor pek çok yerde, onun kralı yalnız bıraktığını mı düşünmeliyim?'' 

Dustin Zend'in sorusunu bitirmesini bekledi ve ardından da ayağa kalkarak, birkaç adım attı, sonra kafasını yana çevirdi ve göz ucuyla genç adama bakarak, ''Biliyorsundur Zend, normalde ben Fungyuo Krallığı'nda bulunuyordum, birkaç lider arasında bir toplantı vardı ve benim de katılmam gerekliydi. Ancak Ovaur Fozre'nin ölüm haberini duyduğumda, yakın dostum Vosu Fozre'ye en azından acilen bir bir taziye ziyaretine gitmem gerektiğini hissettim ve direkt olarak Fungyuo'dan çıkarak Pounz'a geldim. Beni temsil etmesi için de, senin de söylediğin gibi sağ kolum olan Tou'yu orada beni temsil etmesi için bıraktım. Ne oldu, onunla konuşacağın bir konu falan mı vardı? İstersen senin adına iletirim, şimdi geri döneceğim Fungyuo'ya.'' dedi ve bir gözünü kırparak, Zend'e bakmaya devam etti.

''Yok yok,'' diye cevap verdi hızlıca Zend. ''sadece Tou'nun neden burada olmadığını merak etmiştim, onunla eskiden bir tanışmışlığımız olmuştu da, tekrar görüşmek istemiştim. Ancak burada değilse sorun yok, elbet görüşebileceğimiz bir yer olur zaten.'' diye devam etti ve sakince konuştu. Aslında istediği Tou'yu görmek değildi, daha önce Tou ile aralarında çok da iyi şeyler yaşanmamıştı. Sonuçta Tou onu eğiteceği konusunda ona söz vermişti, ama daha sonra sözünü tutmayarak gidip Yua'yı öğrenci olarak almıştı. Bu yüzden ona çok da bir sevgi beslemiyordu Zend, görüşmek istediği asıl kişi, Tou'nun öğrencisi olduğu için muhtemelen onunla birlikte olan Yua idi. Onu uzun süredir görmüyordu, Chibui'den geldikten sonra hiç karşılaşma fırsatları olmamıştı. Bu yüzden onunla bir konuşmak, nasıl biri oldu görmek istiyordu. Eskiden tanıdığı Yua kendisi ile iyi geçinmeye çalışan, Zend'e göre biraz daha güçlü bir kızdı. Zendn onunla o turnuvada savaştığı zaman yenilecekti, yenilmesine ramak kalmıştı ama Dev Yuathra Kertenkelesi'nin ortaya çıkışı ile birden savaşları yarıda kesilmişti. Devam etseydi eğer Zend kaybedeceğini biliyordu aslında o anda da... Daha önce Zend'den büyük olduğu için güçlü olması doğaldı, tabii ki hala büyüktü ama artık çok büyük bir ihtimalle Zend'den güçlü değildi. Gerçi, eskisi kadar yaş farkı yoktu aralarında. Yua Zend'e göre dört yaş büyüktü normalde, ama Zend, Chibui'deyken bu dünyada geçen iki aylık bir zaman diliminde aslında üç yıl yaşlanmıştı, bu yüzden şu anda aralarında sadece bir yaş olduğu söylenebilirdi. Elbette bundan Yua'nın ya da bir başkasının haberinin olmasına gerek yoktu... O turnuvaya kadar Zend ile düşmanca vakit geçiren Yua, turnuvadan sonra Zend'e ısınmaya başlamıştı yavaşça. Aralarındaki buzlar usul usul erimişti ve Zend, henüz onunla iyi bir arkadaşlık kuramamışken Chibui'ye gitmek, yani Yua ile diğer arkadaşlarına veda etmek zorunda kalmıştı. Bundan pişman da değildi tabii, iyi bir arkadaş olmasa da Yua onun normal bir arkadaşı olmayı başarmıştı ve geçen süre boyunca güçlendiğini, artık tüm Pounz çapında ciddiye alınabilecek bir güce sahip olduğunu kanıtlayarak Siyahlar'ın içinde yüzüncü olmayı başarmıştı. Zend ile kıyaslandığında çok da yüksek bir sıralama değildi, evet, ancak Pounz'un geneline bakıldığında, o genç kızın gerçekten de büyük bir potansiyele sahip olduğunu anlayabilirdiniz. Zaten son yüzyıllarda Pounz'da ortaya çıkan en büyük dahi olarak anılan Tou'nun öğrencisinin zayıf olması mümkün olabilir miydi? Elbette olamazdı... Zend en başından beri onun gerçekten de güçlü birisi olacağını biliyordu, yedi yaşındayken krallığın açtığı bir savaşçı ve büyücü okuluna başvurmak için gittiği alım binasında onu gördüğü anda fark etmişti bunu, o gelecekte cidden güçlü biri olacaktı, hayranlık uyandırıcı bir şeydi bu, Zend için. O zamanlar, Yua ile yan yana getirildiğinde Yua'nın, henüz yirmili yaşlardayken Siyahlar'ın içerisine girmeyi başarmış olan genç kızın bile son derece sönük kalacağı birine dönüşeceğini tahmin edemiyordu tabii, eğer şu anki kendisini geçmişteyken görmeyi başarsaydı, rahatça söyleyebilirdi ki, küçüklük hali gelecekteki kendisini gördüğü anda kalp krizi falan geçirirdi. Çünkü o masum çocuk, kısa bir süre sonra böylesine güçlü birine dönüşebileceğini aklının ucundan bile geçirmiyordu... Bir süre eskilere daldıktan sonra, Dustin'in konuşmasıyla birlikte o anki zamana geri döndü genç adam.

''Öyleyse görüşürüz, Zend.'' diyerek seslendi Dustin Zend'e. Daha sonra da arkasını dönmüş ve etraftakilerin saygılı bir şekilde yavaşça eğilmesinden sonra, kapıya doğru ilerlemeye başlayarak dışarı çıkmıştı. Onun hemen arkasından da prensler çıkmıştı, sona kalan Yuna da Zend'e bir gülümseme daha yollayarak veda etmiş ve babasını takip etmişti. 

Zend bu sırada, kimsenin Vosu Fozre'nin odasına girmediğini görmüştü ve hızlı bir şekilde kapıya tıklayıp, Fozre Ailesi'nin liderinin bulunduğu odaya girmişti. Girer girmez gözlerini odanın içerisinde gezdirdi birkaç saniye boyunca, içerisi klasik bir misafir odası gibiydi, Vosu'nun Dustin kadar gösterişi seviyor olmadığını tahmin etmişti anında Zend. Çünkü burası mütevazi bir odaydı. Odanın içerisinde ise, Zend ve Era'nın tahmin ettikleri gibi bir sürü kişi vardı, bu malikanedeki en güçlü kişilerdi şu an odanın içerisinde, dikkatli bir şekilde Zend'e bakıyor olan, savaşçı ve büyücüler. Zend gözlerini onların yüzünde gezdirdikten sonra, burada Siyahlar'ın içine girmeyi başarmış olan birkaç kişinin de bulunduğunu görmüştü. Fozre Ailesi'ndekiler, liderlerinin güvenliğine gerçekten de önem veriyordu galiba, bu kadar çok güçlü insanı onun çevresine topladıklarına göre, para bakımından sorun yaşamıyor olmalılardı. Zend bu kanıya varmıştı, çünkü buradaki kişilerin içerisinde Fozre Ailesi'nden olmayanlar da vardı. Buraya nasıl getirildikleri de düşünülürse, paralı askerlikten başka bir şey gelmiyordu genç adamın aklına... Siyahlar'ın içerisindeki birinin sizi korumasını sağlamak için ise, epey bir altını gözden çıkarmanız gerekirdi. Çünkü Siyahlar'ın içine girmeyi başarmış olan güçlü insanlar, Pounz Krallığı'nın içerisindeyken adeta seçilmiş gibi görülüyorlardı. Bu yüzden her türlü hizmetleri de pahalı oluyordu. Zend bunu dile getirmekten çekinmemişti. ''Merhaba, sayın lider, umarım meşgul değilsinizdir.'' diye saygılı bir şekilde konuşup hafifçe eğildikten sonra, ''Oğlunuz Ovaur Fozre'nin öldürülmesinden sonra sizin güvenliğiniz için biraz endişe etmiştim, ancak görülüyor ki bu endişelerin var olmasına izin vermeden önce Fozre Ailesi'nin maddi durumuna bir bakmalıymışım...'' diyerek hafif bir şekilde güldü. 

''Henüz çocuk olarak gördüğüm birinin benim için endişelenmesi ya benim rezilliğimden ya da onun cahilliğindendir, genç kardeş.'' Zend'i görmesiyle birlikte yüzünü hafifçe asan, ama belli etmemeye çalışarak ağzını kulaklarına doğru götürmeye çalışan adam, Zend'in konuşmasının ardından bir nefes aldı ve konuşmaya başladı. Yüzünden, muhtemelen pek değer verdiği oğlunu kaybetmesinden kaynaklı olan bir hüzün anlaşılıyordu. Zend'e doğru bakarak konuşurken, bu hüznü de gizlemeye çalışmıştı. ''Henüz rezil olduğumu, ne yazık ki düşünmüyorum.'' 

''Kesinlikle, kesinlikle,'' diyerek gözlerini etraftaki, duvarların hemen önünde, ciddi bir şekilde bekleyen insanların üzerinde hızlıca gezdirdi tekrardan Zend. ''o endişe benim cahilliğimden kaynaklanmış, bu çok açık. Eğer Fozre Ailesi'nin bu kadar zengin olduğunu bilseydim öyle bir düşünceye sahip olmazdım sonuçta.'' dedi ve yüzündeki gülümsemeyi, samimi bir şekilde iyice yaydı. ''Ancak,'' diyerek, gülümsemesini birazcık azalttı. ''keşke bu zenginliği oğlunuzu korumak için de kullansaydınız, o gece onu gördüğüm zaman gerçekten de çok üzüldüm ve içim burkuldu... Gerçekten çok alçakça yapılmış, başınıza gelen talihsiz bir olay...''

''Evet, bu hepimizi üzdü.'' diyerek Zend'e bakmaya devam etti Vosu. Genç adam buraya geldiğinde onu karşılamak için bir şey yapmamıştı, bir selam dahi vermemişti şu ana kadar. Zend de umursamayarak konuşmaya başlamıştı direkt olarak. ''Ayrıca, ben zaten her şeyimi, sonuna kadar kullanıyordum oğlumu korumak için... Zaten saldırıya uğradığı bölge, senin de bildiğin üzere Kraliyet Sarayı'nın hemen yanıydı. Onu orada da korumam gerektiğini düşünmemiştim, biraz ilerlediği zaman onu karşılayacak olan onlarca kişi vardı. Ancak katil, Kraliyet Sarayı'nın bölgesi olarak bile sayılabilecek bir yerdeyken benim oğluma saldırmaya cesaret etti ve başarılı da oldu, onu oğlumun ölümünden bu yana arıyoruz ancak hala ulaşabilmiş değiliz, sanki orada oğlumun canını aldıktan hemen sonra yok oldu.''

''Evet, gerçekten de bir profesyonelmiş sanırım... Öyle birinin size düşman olmasını, üstüne Kraliyet Sarayı'nın hemen yanında oğlunuza saldırmasını sağlayacak kadar ne yapmış olabilirsiniz ki?'' Zend, Vosu'nun bir kelime tuzağına başvurmaya çalışmadığını görmüş ve şaşırmıştı ilk olarak, çünkü onun da Dustin gibi Zend'in ağzından bir şeyler almaya çalışacağını düşünmüştü başta. Ancak Vosu böyle bir yolu izlemiyordu, daha çok, Zend'i direkt olarak suçlamak istiyormuş gibiydi, sanki onun katil olduğunu söyleyip onu öldürmek için bir kanıta ihtiyacı yokmuş gibiydi...

''Sanırım oğlum sadece birkaç yumrukla bu başına geleni hak etti...'' dedi ve Zend'e, gözlerinin içinde gizlenmiş olan, Zend'in rahatça fark edebileceği bir kinle birlikte ona bakmaya devam etti. ''Ek olarak, onun bir profesyonel olduğunu çoktan fark ettim zaten... Dünya çok değişti, genç kardeş. Artık profesyonel suikastçiler bile, gencecik olabiliyor.'' 

***

1805

25.08.2017 Cuma gününün ücretsiz bölümü.