Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

260. Bölüm Fozre Ailesi (4)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

''Ah, teşekkürler.'' Zend samimi bir şekilde gülerek cevap verdi karşısındaki, kendini tuttuğu belli olan gence. Onun kendisini Zend'e saldırmamak için odakladığı gözlerinden okunuyordu. Çünkü bu gözleri daha önce de görmüştü Zend, bunlar, intikamla yanıp tutuşan gözlerdi. Ama ne yazık ki, hiçbir şey yapmayı başaramayacaktı bu gözlerin sahibi... Çünkü gücü yoktu, Zend'e kızsa da gücü onunkine göre daha az olduğu için, çenesini kapatıp nefretini, öfkesini içine gömmek zorundaydı... Bu dünyanın düzeni buydu çünkü, dünyanın en haklı insanı olsan da eğer gücün yoksa, herkes seni haksız olarak görürdü. Eğer haklı olmak istiyorsan güçlü olmak zorundaydın, çünkü güçlü olan, zaten haklı da oluyordu...

Zend'in samimiyetinin aslında sahte olduğunu tahmin ediyordu Ankoa. Çünkü o Fozre Ailesi'nden birine karşı samimi olacak birisi değildi, hatta Fozre Ailesi'ne karşı bir kin tutuyor olduğunu söylemek bile yanlış olmazdı büyük ihtimalle. Hadi kanıtlanmamış olan Ovaur'un ölümünü Zend'in üzerine yıkmasa, Fozre Ailesi'nin safkanlarından olan iki asili, üstüne Fozre Ailesi'ne bağlı olan bir sürü askeri öldüren bu kişi, nasıl Fozre Ailesi'ne karşı bir sevgi ya da sempati besliyor olabilirdi ki? Onun Fozre'den nefret etmesi, Fozre'nin de ondan nefret etmesi kadar normaldi. Arkasını dönerek, banyoya doğru ilerlemeye koyuldu genç Fozre Ailesi üyesi. Arkasındaki adama karşı yanlış davranması hoş karşılanmazdı şimdilik...

''Buyurun Efendi Zend, aradığınız oda burası.'' diyerek bir dakikalık bir yürüyüşün ardından varmış oldukları bir odadaki, normal, tahta bir kapıyı işaret etti Ankoa. Saygısını da mecburen takınmıştı.

''Teşekkür ederim, genç kardeş.'' diye teşekkür ederek, Ankoa'nın gösterdiği kapıya doğru ilerledi ve Era ile birlikte içeri girdi Zend. Daha sonra da Era'ya baktı. ''Bu çocuğu da bir ara öldürelim, bana epey öfkelenmiş gibi görünüyor.'' diye fısıldadı ve etrafına bakındı. 

Eralkavender'den de hızlı bir şekilde cevap gelmişti. ''Kesinlikle, eğer elinde imkanı olsaydı seni kesinlikle öldürürdü. İçindeki kini görmek için keskin bir görüş yeteneğine sahip olmak gerekmiyor.'' 

Zend hafifçe başını sallamakla yetindi. Şu anda içinde olduğu odaya baktı. ''Güzel bir banyoymuş.'' diye mırıldandı sessizce. Yan tarafında bir lavabo vardı, arka tarafında ise yıkanmak için bir bölge. Bir köşede de tuvalet mevcuttu. ''Buradan bir yere çıkılamıyor herhalde.'' diyerek, fısıldamalarının devamını getirdikten sonra, enerjisini usulca odanın dışına yolladı. 

''Bak sen,'' diyerek, enerjisini, kimsenin fark edemeyeceği bir şekle sokmaya çalıştı ve iyice ilerletti. ''Ankoa, banyonun bulunduğu odanın hemen kapısında bekliyor, ha? Demek beni gözetlemeye çalışıyor, hahahaha...'' Zend kendi kendine bir kahkaha attı. ''Böyle kişiler beni yakalamayı defalarca kez denedi, ancak hiçbir zaman benim enerjimi hissedemediler. Chibui Dağı'na boşa gitmedik sonuçta, senin gibileri beni hissedebiliyor olsaydı zaten şu anda çoktan ölmüştüm... Biraz bekleyip dışarı çıkayım da, aramızdaki mesafeyi korumak için biraz daha ileri gidip şu anda bulunduğu yerden uzaklaşsın. Sonra da enerjimi gizleyip, hızlı bir şekilde etrafta gezinebilirim. Bu arada Era, benim enerjime odaklanmıştır şu an herhalde, senin odadan çıktığını fark edemeyecektir, sen de bu sayede bu civarda biraz dolaşarak bana küçük bir harita çıkarabilir misin? Nereye gittiğimizi bilelim.'' Zend banyoya girmesiyle birlikte omzundan atlayıp, buranın içerisindeki yüksek bir yere, yani bir dolabın üzerine sıçramış olan büyülü yaratık ortağına baktı ve kısık bir sesle yaptığı konuşmasına devam etti. 

''Tabii ki,'' Era hemen aşağıya indi ve yavaş bir şekilde kapının önüne ilerledi. ''şüphe duymasın diye, benim çıkmam için kapıyı açarken birinin olup olmadığını anlamak amaçlı, çok yüksek olmayan bir sesle bağır. Böylece kapının açılış sebebinin, etrafta birinin olduğunu sanıp seslenmen olduğunu sanacak. Ben de gizlemiş olduğum enerjim ile birlikte fark edilmeden, bir çitanın hızıyla uçar giderim köşelerden. Zaten boyut olarak şu anda oldukça küçük olduğum için, gözlerinin önünde olsam bile beni fark edemeyecek pek çok kişi vardır bu malikanede, pek sorun olmamalı. Benim işim gizlenmek ve kimsenin göremediği yerlerden avıma saldırmak sonuçta, ben enerjim üzerine yatırım yapmaya başlamadan önce böyle yaşıyordum.'' Era kendine epey güveniyordu bu konuda. O normalde de yırtıcı bir avcı olduğu için, böyle konularda oldukça rahat oluyordu. Bire bir bir mücadelede çok güçlü olmasını beklemeyebilirsiniz, o Kutsal Seviye'ye göre çok da güçlü değildi, Kutsal Seviye olup da kafa kafaya olacak bir mücadelede Era'yı yenmeyi başarabilecek pek çok büyülü yaratık vardı. Ancak Era'dan gizlenmesini ve kendini saklamasını rahat bir şekilde isteyebilirdiniz, çünkü Era'nın da en çok yetenekli olduğu konular bunlardı. O gizlenmekte ve öldürmekte iyi bir ustaydı.

Kim bilir, belki de o manyak adamın Era ile Zend'in yollarının kesişmesini sağlamasının nedeni buydu...

''Orada biri mi var?'' Zend kapıyı açarak, çok sesli olmayan, ama Ankoa'nın duyabileceği bir ses seviyesini kullanarak oluşturduğu konuşmasını yollayıverdi. Bu sözcüklerle birlikte Ankoa, Zend'in onu hissettiğini düşünecekti ve biraz daha geri çekilecekti, böylece Era'ya buradan fırlamak için daha iyi bir fırsat vermiş olacaktı Zend. Aynı zamanda kapının açılış sesine de bir çare bulmuşlardı, eğer kapı açılsaydı da içeriden Zend, yani Ankoa'nın odaklandığı kişi çıkmasaydı gerçekten garip olurdu ve Ankoa, bir şeylerin ters gittiğini düşünür, belki ailesindeki yüksek kademeli kişilere bile haber verirdi. Bu da tüm gözlerin Zend'in üstünde toplanması demekti zaten, Zend'in hiç mi hiç istemediği bir sonuçtu.

Era'nın hızlıca ilerlediğini gören Zend, ''Demek kimse yoktu, heh, birini hissettiğimi sandım da, sanırım yanılmışım...'' diye, Ankoa'nın duyabileceği bir şekilde konuştu tekrardan ve kapıyı çekti. 

Ankoa da eski yerine geri gelmişti bu arada, Zend'in kendisini tanıyamamış olduğunun ona verdiği rahatlıkla birlikte. Zend'in ona burada bir zarar veremeyeceğini biliyordu, ama onu gizlice izlediği öğrenilirse, bu durum tüm krallık çapında Fozre Ailesi'nin utanmasına yol açabilirdi. Fozre Ailesi, eve taziye için gelmiş olan, banyoyu kullanan birini bile takip ediyor demek! Bu, Fozre Ailesi'nin dalga geçilecek bir pozisyona düşmesine neden olurdu ve bunu yapan kişinin, Fozre Ailesi'ndeki safkan bir asil olduğu anlaşılırsa, herkes sonuna kadar Fozre Ailesi ile alay etmeye devam ederdi. Aslında Ankoa da böyle bir şeyi yapmaması gerektiğini, bunun riskli olduğunun farkındaydı ancak Zend'e hiç güvenmiyordu. O gerçekten de taziye için buraya gelmiş olabilir miydi ki? Apaçık bu bir yalandı. Bu yüzden onun buraya aslında başka bir şey yapmaya gelmiş olduğunu da biliyordu genç adam, onun ne yapmaya çalıştığını çözene kadar da onun peşini bırakmaya niyeti yoktu. Tabii onda, Zend'i tespit ve takip edebilecek yetenek var mıydı, orası ayrı konuydu.

Biraz uzak olsalar da, iki ortak arasındaki zihin bağı kopmamıştı. Aynı evin içinde oldukları için, aralarındaki mesafe de fazla değildi. Bu yüzden ikisi de, birbirleri ile istedikleri gibi konuşabilirlerdi. Zend ilk olarak seslenen taraf olmuştu: ''Era, ne yaptın? Atlattın mı çocuğu?'' diye sordu Zend, Era enerjisini gizlediği zaman Zend de onu fark edemiyordu doğal olarak. Tabii tüm dikkatini, Era henüz gizlenmemişken onun üzerinde toplarsa, onu takip etmeyi başarabilirdi. Ancak şu anda odağını Era yapamazdı, çünkü etraftan, onu öldürmeye ya da yaralamaya, bayıltmaya yönelik saldırılar yöneltilebilirdi ona. Bunları hissedebilmek için tetikte olması gerekiyordu. Tüm dikkatini Era'ya verebileceği kadar lüks bir durumu yoktu yani... Tabii ki onun şu anda Era'ya odaklanamayacak durumda olmasını sağlayan başka etkenler de vardı. Örneğin, Dustin'in ne zaman o odadan çıkacağını hissetmek için de bekliyordu, onun girmiş olduğu odanın içerisindeki herhangi bir şeyi hissedemiyordu, muhtemelen orası tamamen içeriyi gizlemeye yönelik olan büyülerle korunmaktaydı. Elbette hissedemediği tek yer o oda değildi, bu malikanenin içindeki pek çok odanın içerisini de hissedemiyordu. Bu kattaki koridorları hissediyordu ama, oralarda gezinen falan varsa, haberi oluyordu genç adamın. Zaten tetikte olmasının bir nedeni de buydu, odaların içerisini hissedemediği için, hiç planlamadığı birinin fırlayıp ona saldırma ihtimali de bulunuyordu. Aynı şekilde kendini gizlemişken yanından geçmesinin gerekeceği bir odanın içinden yüksek seviyeli birinin fırlaması, Zend'i son derece zor bir konuma sokabilirdi. 

Era bir süre geçtikten sonra, Zend ile aralarında olan zihin bağını kullanarak cevap verdi. ''Evet evet, atlattım onu. Benim orada olduğumu bile fark etmedi, üstüne bir gizlenme tekniğini kullanarak, duyarlılığı epey yüksek olmayan kişilerin beni hissedemeyeceği bir şekle büründüm. Şu anda görüntüm ve enerjim tamamen saydam, beni gözleri ile görmeyi başarabilecek çok kişi yok bu malikanenin içinde. Enerjim de tamamıyla gizli. Üstelik hızımı da işin içine katınca, şu anda tam olarak gizli, engellenemez bir suikastçi gibiyim. Ancak bu şekilde savaşmam da imkansız, doğal olarak. Eğer tek bir teknik bile kullanacak olursam, kendimi gizlemek için yaptığım her şey birden boşa gidiverir. Sen ne zaman çıkacaksın oradan?'' 

''Böyle özel tekniklerin de vardı, değil mi? Unutmuşum ben... Acayip kıskandırıcı şeyler bunlar, bunlarla birlikte doğmuş olman ne kadar da sinir bozucu!'' Zend sinirli ve kıskanç bir şekilde seslendi Era'ya. Büyülü yaratıklar, doğduklarında onlarla birlikte olan tekniklerden başka teknik öğrenemiyordu. Teknik öğrenmeleri de gerekmiyordu zaten, sahip oldukları teknikleri seviye atladıkça kullanabilmeye başlıyorlardı ve teknik bulma dertleri olmuyordu. Her büyülü yaratığın kendine özel tekniği olmuyordu tabii, Era'nın kendine özel olan bu teknikleri pek çok büyülü yaratıkta yoktu... Era'nın türü seviye olarak yükselmeye çok müsaitti, bu onun birinci avantajıydı. İkinci avantajı ise, gerçekten tam bir sessiz katil olmasına olanak sağlayabilen tekniklere sahip bir şekilde doğmuş olmasıydı. Era'nın türünde bu avantajlar vardı, zaten oldukça nadir bir tür çitaydı o. Sıradan bir çita değildi. Yani büyülü yaratıklar, güçlenmek için epey şansa sahip olmalıydı. Diğer türlü, insanların geliştiği gibi gelişebilseler de teknik öğrenme konusunda sorun yaşıyor, kendilerine doğuştan bahşedilmiş olan tekniklerden başka teknikler öğrenemiyorlardı. 

Güçlü bir tekniği kullanmak içinse seviye atlamaları gerekiyordu. Seviyeler, büyülü yaratıklarda pek çok şeyi ifade ettiği gibi tekniği de ifade ediyordu. Mesela Era, Zend'e anlattığına göre Kutsal Seviye'ye ulaştığı zaman üç tane teknik kazanmıştı ve bu tekniklerin üçü de muazzam derecede değerli ve etkiliydi. Zend bunu öğrendiği zaman, şansı olan büyülü yaratıkları, örneğin Era'yı, acayip kıskanmıştı.

Üstelik bu tekniklerin türü de, büyülü yaratığın işine yarayacak olan şeylere göre belirleniyordu. Örneğin bir avcıya, avını yakalaması için gizlenme yeteneği veriliyordu; bir ava ise avcıdan kaçması için hissetme... Bu şekilde, büyülü yaratıkların arasında hep bir uyum oluyordu. Bu uyumu sağlayan her kimse, gerçekten de yaptığı şeylerle her şeyin dengede kalmasını sağlamıştı...

Zend Era ile konuşmaya devam etti. ''Neyse, iyi bakalım. Bu katı sonuna kadar dolaş ve bittikten sonra buraya geri gel, ancak tetikte ol, Dustin Fozre'nin liderinin yanında sonsuza kadar beklemeyecektir. O çıktıktan sonra lider de onu uğurlamak için dışarı çıkar muhtemelen, o sırada seni hissetmeyi başarabilecek biri belirmiş olur. Çünkü onun yanında epey güçlü muhafızlar da vardır kesin, onlardan biri bile seni fark ederse direkt beni riske atmış oluruz.'' diyerek ortağına dikkat etmesi gerekenleri söylerken, kendisi de beklemeye devam ediyordu...

***

1614