Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

219. Bölüm Siyahlar'ın İçinde Bir Yer (8)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Evet, ilk olarak amacını fark edemeyip sinirlendim biraz, affedersin Zend, hehehe.'' diye Zend'e baktı adam. ''Ama yine de doksan dokuzuncuyu seçmen aptallık olarak görülebilir, bu kadar da alçak gönüllü olmana gerek yok yani, bak sana bir tane getireyim.'' dedikten hemen sonra birden kayboldu adam. En fazla iki saniye sonra da geri geldi.

''Bak, bu da şu girmek istediğin listenin içinde biriydi, al bunu öldür.'' diyerek, hemen önünde getirmiş olduğu kişiyi Zend'in önüne doğru itti. 

Zend o adamın yanında kalmış olduğu süre boyunca böyle şeylere alışmış olduğundan dolayı, şimdi pek şaşırmamıştı. Bu tip hareketleri çok yapıyordu çünkü bu adam, bir süre sonra artık yadırgamamaya başlıyordunuz. Ama elbette buradaki, Zend hariç tüm varlıklar bu garip adamın art arda yaptığı şeylerle donup kalmıştı. O bir teknik bile aktifleştirmemişken attığı bir yumrukta, Harbert'in göğsünde bir delik açmayı başarmıştı. Daha sonra ise sadece bir iki tane parmağının hareketiyle birlikte Harbert'in yaraları yok olmuştu, üstüne üstlük bir anda kaybolup, yanında başka biriyle tekrar gelmişti! Bu nasıl mümkün olabilirdi ki? Bir yer değiştirme büyüsünü yapmak için bile zaman gerekirdi ve o buradan gittiğinde, etrafa bir enerji dalgalanması bile yollanmamıştı. Sadece aniden hiçbir şey olmadan kaybolmuş, hiçbir şey olmadan da geri gelmişti! Bu akla mantığa sığacak bir şey değildi! 

Zend karşısındaki kişiye bakarken birkaç kere gözlerini kırpıştırdı. ''Bu...'' diye mırıldandı içinden. Karşısındaki kişi, Siyahlar'ın içindeki bir başka kişiydi. 

''Sırası da onlarda mı, yirmilerde mi neydi.'' Manyak adam önünde getirdiği kişinin sırtına hafifçe vurarak Zend'e doğru ilerlemesine neden oldu. ''Ama ismini hatırlamıyorum, sabah bakmıştım zaten.'' 

Tabii getirilen kişi de ne olduğunu anlamamış olacaktı ki, ağzı ve gözleri açık bir şekilde önce Zend'e, ardından da göz ucuyla arkasındaki adama bakmıştı. ''Sen de kimsin böyle?!'' diye şaşkın, öfkelenmiş ve muhtemelen de biraz korkmuş bir şekilde sorarak, arkasına doğru dönmüştü. Vücudunun etrafında, yaklaşık on tane farklı renk oluşmuştu ve derisi de parlamaya başlamıştı. ''Benim kim olduğumdan haberin var mı, ne yaptığını sanıyorsun? Ben, Pounz Krallığı'nın en güçlü on beşinci kişisiyim, bir Kraliyet Askeri'yim! Sen bana sertçe dokundun, hatta beni ittirdin! Byleyse ben seni, ayaklarıma kapanıp ağlayarak pişmanlıkla özür dilesen de affetmeyeceğim! Beni buraya nasıl getirdiğini bilmiyorum, ama burada ölmek için hazır olmalısın, bunu bil! Beni benden izinsiz bir şekilde bir yer değiştirme büyüsüne alet ettiysen, ciddi bir sebebin yoksa eğer bunun bedellerine katlanırsın! Sadece şu anda, savaşmaya bile başlamamışken vücudumun etrafında, beni koruyan on tane Kutsal Seviye bariyer var! Sen buradaki birinin bana zarar verebileceğini mi düşünüyorsun?! İsmimi duyduğun zaman bacaklarının titremesine engel olabilecek misin, ha? Benim kim olduğumu bilmediğini söyleme sakın!'' 

''İsmini hatırlamadığımı söyledim, salak herif!'' Siyah gözlere ve saçlara sahip olan adam, kendisine öfkeli bir şekilde bağırıp çağıran, savaşçı görünümlü, iri yarı olup karşısında dikilen kişiye birazcık kızmış gibi kaşlarını çatarak, adama yavaşça bir tokat attı. Tabii attığı tokat, sadece bir tokat değildi. Normal bir tokat değildi, bir tokattan çok daha fazlasıydı o... Öyle güçlü bir tokattı ki, eli, biraz önce buraya getirdiği adamın yanağına değdiği gibi büyük bir sesle birlikte adamın kafasını, Zend'in üstüne doğru uçurmuştu! Zend ise bunun olacağını tahmin ettiği için yine, diğerlerinden farklı olarak şaşırmamayı başarmıştı ve üzerine doğru yollanmış kafayı, bir eliyle yakalamıştı.

''Ah, öldü.'' diye elini hızlıca geri çekip Zend'e göstermek istemiyormuşçasına, belinin arkasına attı, ''Kazalar, kazalar, hehehehe...'' derken mahcup olmuş gibi görünerek güldü.

''Yok artık!'' derken ağzının sonuna kadar açılmasını engelleyememişti Berinne. ''Bu adam da kim böyle?!'' diye şaşkınlıkla sorarken, gözlerini ondan ayıramamıştı. ''Pounz'un... En güçlü on beşinci kişisini...'' diye konuşmaya çalışırken elindeki Siyahlar listesine, on beşinci kişiye bakıyordu. ''Krallık Askeri Lurgus Nata'ydı o, bir Ruh Şövalyesi ve İmparator Seviye'nin zirvesine ulaşmış biriydi! Ama onu... Tek... Tek tokatta öldürdü... Üstelik bunu yaparken bir teknik bile aktifleştirmemişti, Lurgus'un kaçmaya dair bir hareketi dahi olmadı, çünkü muhtemelen böyle bir tokattan hiç mi hiç etkilenmeyeceğini düşünüyordu! Çünkü vücudunun etrafında on tane Kutsal Seviye kalkan vardı, bu yalan değildi, enerjileri şu anda bile hissedilebiliyor! Ama tüm bu kalkanlar, bariyerler... Tek tokatta parçalandı... Onun o tokadı, eminim, en güçsüz saldırılarından biriydi ve olabildiğince kendini tutarak, karşısındakine zarar vermemek için çabaladı... Ama buna rağmen bile on tane Kutsal Seviye bariyeri yok etti! Karşımızdaki kişi... Gerçekten de insan değil!'' 

Tabii Berinne şu anda yüzündeki ifadesine ve şaşkınlığa sahip olan buradaki tek kişi değildi. Hollis ve Sanzirna'nın da en azından Berinne kadar şaşkın olduklarını söylemek mümkündü, yüz ifadelerine bakıldığında, gerçek bir şeytan görmüş gibi şaşkınlardı. Üstelik bu adamın ne yapabileceğini kestirmek de mümkün değildi, yaptığı şeyler öyle farklıydı ki, mantıklı bir şekilde hareket etmediği çok açıktı. Yaptığı şeylerin nedenini tahmin edemiyordunuz, sadece yapıyordu o. Zaten muhtemelen hareketlerinin de çok büyük bir dayanağı yoktu, bunları yapmasının tek nedeni istemesiydi. ''Sanzirna, sakın saldırayım deme!'' diyerek Hollis, Sanzirna'yı uyardı. Berinne zaten saldırıya geçmek için hazırlanmış olmadığı için ona bir uyarıda bulunma ihtiyacı duymamıştı. ''O adam sadece üfleyerek bile seni öldürebilecek güce sahip!'' diye konuştu.

Aynı zamanda Sanzirna, bir yandan terlemeye başlarken bir yandan da zorlanarak da olsa yutkunmuştu. 'Bu adam...' diye geçirdi içinden. 'Bu adam muhtemelen Efendi Lazel'in, karşısında konuşmayı bile başaramadığı kişi... Daha önce Zend de bahsetmişti, Xienao sorduğu zaman söylemişti...' diye düşünmeye devam etti. 

  "Ayrıca Efendi Lazel'e, onun bile reddetme lüksünün olmadığı biri tarafından teklif edilmişsin. Öyle bir kişinin de desteğini kazanabildiğine göre, aslında şu anda zamanı durdurup yerle göğün yerini değiştirsen bile bu beni şaşırtmaz." diye konuşmuştu Xienao, daha sonra da eklemişti:  "Hatta mümkünse Efendi Lazel'in bile itiraz etmeye imkânı olmayan o kişiyle tanışmayı çok isterim... Hatta bunun için elimdeki birçok şeyi feda bile edebilirim." 

  "Xienao, aradığın nitelikteki biri olduğumu sanmıyorum, üzgünüm. Zamanı durdurma, geleceği görme, hatta yerle göğün yerini değiştirme gibi yeteneklere sahip olmadığımdan kesinlikle eminim. Hayal kırıklığı yaşadıysan üzgünüm, son olarak, eğer o kişiyle savaşabilecek kadar yetenekli olduğunu düşünüyorsan ve bunu bana ispatlayabilirsen seni onunla tanıştırabilirim." diye cevap vermişti Zend o zaman. 

Daha sonra da Xienao, küçük bir gösteri yapmıştı Zend'e, kendi gücünü göstermek için. Kadonsu'nda hemen hepsinin Dünya Seviyesi'nde olduğu bir büyülü yaratık grubu oluşturup, bu grubun içine daldı ve kısa bir süre içerisinde hepsini, bir yara bile almadan katletti. Ardından da, Zend'in söylediği şeyi net bir şekilde hatırlıyordu Sanzirna. Zend'in hafifçe hayranlık içeren gözleri Xienao'nun üzerindeyken, yavaşça konuşmaya başlamıştı genç adam:  "Sen gerçekten güçlüsün. Ayrıca tamamen kendine özgü bir tarzın var. Hayran bile kaldım, gerçekten, mükemmeldi. Ne yaptığın değil de, bunu yapış tarzın etkileyiciydi. Ancak zarifliğinin yanında gücün de göz ardı edilemez. O büyülü yaratıklara bakınca... Sanırım o kişinin tek yumruğuyla ölürsün."

''Sanırım o kişinin tek yumruğuyla ölürsün.'' 

Sanzirna, şu anda Zend'in o zaman niye öyle söylediğini anlamıştı. Bu adamın sadece bakışından bile, Xienao, Dealdor ya da Sanzirna gibi kişileri tek yumruğuyla öldürebileceğini tam olarak anlamıştı. Yapabilirdi, çünkü insana benzer bir hali bile yoktu bu adamın... Yarı uykulu bir haldeyken bile Xienao'yu öldürebilirdi, buna hiç şüphe yoktu. ''Demek bu kişi... Gerçekten de o kişi... Efendi Lazel'in, karşısında muazzam bir şekilde ezildiği kişi... Gerçekten de böyle biri varmış...'' diye mırıldanan genç kadın, çoktan üzerindeki zırhı yok etmişti. Çünkü biliyordu ki; bu adama karşı savaşsın ya da savaşmasın, hiçbir şeyi değiştiremeyecekti. 'Zend...' diye düşündü. 'Sen, bu insanla birlikte zaman geçirmeyi hak edecek kadar büyük bir günahı ne zaman işlemiş olabilirsin ki?' İçinden geçirdi genç kadın. Bu adamla birlikte sadece birkaç dakika geçirmiş olmasına rağmen, adeta her saniyesinde devamlı olarak baskı altında kalmıştı. Zend bu adamla birkaç yıl geçirdiğini söylemişti daha önce... Gerçekten Zend'e acımıştı bir süre...

Adam elini mahcup bir şekilde belinin arkasına attıktan sonra, gülmeye devam ederek Zend'e seslendi tekrardan. ''Merak etme, merak etme, yenisini getirebilirim. Bunu hiç sevmemiştim zaten, epey ezik kalıyordu. Şu şeyi ister misin, neydi ismi...'' diye düşündü biraz ve elini bir kere daha çenesine götürdü. ''Şey ya... İsmi aklıma gelmiyor, hani şu dandiklerin oluşturduğu listedeki üçüncü eleman, kocaman kılıcı falan var, onu getireyim mi?'' diye sordu Zend'e ve cebinden bir kitapçık çıkardı, ilk sayfalarını karıştırdı hızlıca. ''Hah, Tou'ymuş adı. Ama istersen birinci ile ikinciyi falan da getirebilirim. Heyecan olsun ister misin? Hehehehe... Şu birinci sıradaki kadın öldürmeye değer görünüyor. Eğer istersen bu listedeki ilk on kişinin tamamını da getirebilirim tabii, ne dersin?''

''Yok yok, sağ ol.'' diye cevap verdi Zend. ''Aslında fazla ilerlemeyi istemiyorum pek, bu liste ezikler için sonuçta, değil mi? Çok da ilerlemeye gerek yok...'' diyerek adama baktı. Onun düşünce tarzını hemen hemen çözmüş olduğu için, ne demesi gerektiğini biliyordu. O, çok alakasız şeyleri düşünen biriydi. Bu yüzden alakasız, hatta aptalca şeyleri bahane olarak sunmak ona karşı işe yarayabiliyordu. Bu sayede birkaç defa kollarının koparılmasını engelleyebilmişti Zend hatta, tabii bazen bu sunduğu bahaneleri mantıklı bulmuş bile olsa, öylesine; hiçbir sebep yokken Zend'in, birkaç uzvuna veda etmesini sağlayabiliyordu bu adam. Onun ne yapacağını gerçekten tahmin edemezdiniz. Zend biraz önce, uzun süredir ayrı kaldığı bu adamla tekrar karşılaştığı için panik yapmış, streslenmişti. Ama şimdi rahattı, sorun yoktu, sonuçta o adamla üç yıl geçirmişti ve ona alışmıştı. Sadece ondan ayrı birkaç yıl geçirdiği için rahatlamayı anlamıştı ve bu rahatlığı kaybedeceği için korkmuştu. Ama şu anda bu korkuyu ve endişeyi bastırmış, o adamın dilinden konuşmaya başlamıştı. Neden mi? Ancak bu şekilde kurtulmak mümkündü de ondan...

''Yani, haklısın şimdi...'' diye sessizce konuşarak cevap verdi Zend'e adam. ''Tıpkı Zend'den beklendiği gibi, kafan çalışıyor, hahahaha...'' diye güldü sonra da. 

''Herhalde canım, boş yere bu rezil listede neden ileri gideyim ki? Benim zaten doksan dokuzuncunun yerine geçmemin nedeni buydu, bu listede çok da ilerlersem bu eziklerin arasında ben de ezik gibi görünürüm, ondan yani...'' diye gülümseyerek konuştu Zend. 

''Haklısın, haklısın!'' diye kafasını salladı birkaç kere adam. ''Aferin, ben de zaten bu güç yoksunu elemanlarla zamanını harcamayacağını tahmin ediyordum ama, ta listenin sonundaki şu çöpten farkı olmayan adamla savaştığını görünce şaşırdım bir an.'' diyerek Zend'e zafer işareti yaptı. ''Neyse, şunlardan birini getireyim o zaman.'' dedi ve yine, Zend daha başka bir şey bile diyemeden önce kayboldu. 

''Heh...'' Zend o gidince bir nefes verdi. ''Onunla oynamaya falan çalışmayın sakın, direkt olarak ölürsünüz.'' dedi genç adam arkasına dönerek. Elindeki, on beşinci sırada olan adamın kafasını bir kenara fırlattı ve biraz rahatlamaya çalıştı. ''Ranon, onunla konuşmanı sağlayabilmek için çaba harcıyorum ama hem fırsat çıkmıyor, hem de bunu kabul eder mi bilmiyorum... Çünkü böyle bir şey yapıldığı zaman, genelde kolumu falan kesiyor, kolumu istemezse de bacağımla hoşlanmadığı bir şeyi yapmanın bedelini ödüyorum. Bazen öldürdüğü bile oluyor yani, onunla ilk tanıştığımızda kafama bir kılıç indirip vücudumdaki tüm kemikleri kırmıştı... Ama bir boşluk bulursam onunla konuşmanı sağlayacağım. Bir de, ona sakın onunla ilgili soru sormayın. Cevap verse bile her verdiği cevapta, size de zarar veriyor. Garip bir cevaplama yolu, farkındayım...'' dedi Zend ve muhtemelen biraz sonra burada olacak olan o manyak adamı beklemeye koyuldu. Bu sefer onunla bir üç yıl daha geçirmeden kurtulabileceğini düşünüyordu, eğer birkaç yılı daha onun yanında geçirirse kesinlikle kafayı yiyecekti çünkü. Ama bu sefer, geçenkinden farklı olarak elinde pek çok kozu vardı. Hem onun dilinden anlamaya başlamıştı artık! Onu, daha onun haberi olmadan bir şeylere tatlı dille yönlendirebilirdi, bunu biliyordu.

Birkaç saniye sonra ise, adam diğer savaşçıyı getirdiği zamandaki gibi geri gelmeyi başardı. 

''Al bakalım, bunu öldürebilirsin, sırası da çok yüksek değil.'' diye Zend'e seslenerek Harbert'in evinin yanına doğru ilerledi. ''Hey, küçük kız, şu çocukla ölümüne savaşacaksın. Onu öldürürsen gitmene izin veririm, hadi bakalım, savaşın!'' diyerek Zend'in önüne bıraktığı kıza seslendi. 

***

1808