Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

57. Bölüm İzin Kağıdı

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

(ÇN: Arkadaşlar Çin Mmo’ları kısıtlı kaynak olduğu için Pk odaklıdır. Yani bu romanda yaratık öldürmeye değil de PK’ya odaklanmış yazar. Haberiniz olsun. Özellikle klan savaşları ileride bir hayli fazla yer kapsayacak. Neyse efendim, iyi okumalar.)

 

“Shua!”

  Su yılanlarından bir tanesini daha öldürdükten sonra vücudumu altın bir ışık hüzmesi sarmalamış ve 32. Seviyeye tekrar ulaşmıştım. Vay arkadaş, eğer iki kez ölmeseydim, Ba Huang’ın ilk 10’una girebilirdim. Böylesine bir fırsatı kaçırmış olmak beni üzüyor…

  Bir anda arkadamdaki çalılardan bir ses geldi ve dönüp baktığımda bu sesin sahibiyle, Qing Qian’la karşılaştım.

 “Qing Qian!”

  Ona doğru yürürken: ‘’O kadar yol geldin, ne vereceğini cidden merak ediyorum…’’ diye söylendim.

  Yue Qing Qian gülümsedi ve cebinden bir kart çıkarıp bana uzattı: ‘’Bak, bunu zar zor açık arttırmadan aldım, hoşuna gideceğine eminim…’’
 

  Elimi uzatıp, kızıl renkli kartı aldım.

  [İzin Kağıdı]: Bu kağıdı kullandığınız an, 12 saat boyunca diğer oyuncuları herhangi bir cezai uygulamaya maruz kalmadan öldürebilirsiniz.

…….

  Şok olmuş bir şekilde cevapladım: ‘’Qing Qian, bu karta kaç para verdin? İşime yarayacak olsa da ucuzmuş gibi görünmüyor…

  Qing Qian gülümsedikten sonra başını iki yana doğru salladı: ‘’Çok vermedim ya, fazla talep olmadığı için 5 altına aldım. Oyuncuların çoğu 40. Seviyeye kasıp, ikinci resmileştirme görevlerini almak istiyor. Yani insanların PK yapacak zamanı yok. Tabii Batılı Diktatör bir istisna…’’

  Yue Qing Qian üstümdeki ekipmanları inceledikten sonra konuşmaya başladı.

  ‘’Eh? Xiao Yao, sen…neden ağır zırh giyiyorsun? Şifacı değil miydin?’’

  Ejderha Şehri amblemime dokunduktan sonra yanıtladım: ‘’Hayır, geçenlerde sınıfımı değiştirip, kılıç ustası oldum.’’

  ‘’Vahh, Generallerin saldırılarına dayanmakla kalmayıp, üçünü öldürebilmenin sebebi buymuş demek…’’

  ‘’Yine de öldüm ama, seviyem yeterli değildi…’’

  ‘’Hmm. Bana kalırsa burada kasmaya daha fazla devam etmemelisin. İnsanlar çoktan nerede olduğunu öğrendi. 1000 altın için peşinden gelecek tonla oyuncu olduğunu unutma!’’

  ‘’Biliyorum, Qing Qian sen önden gidebilirsin. Ben de hemen başka bir bölgeye geçeceğim.’’

  ‘’Tamamdır Xiao Yao, dikkatli ol!’’

  ‘’Tabii…’’

……

  Yue Qing Qian’ın gitmesini izledikten sonra haritayı açıp etrafı inceledim. Gerçekten bu mekanı terk etmem gerekiyordu zira peşimde bir sürü adam vardı. Aynı yerde dikilip, seviye kasamazdım. Liu Ying elinden geleni yapıyor olsa da kolay kolay pes etmeyecektim. Adeta köşe bucak saklanan bir hamamböceği gibi saldırmak için doğru anı bekleyecektim!

  ‘’Tik!’’

  Yue Qing Qian: ‘’Xiao Yao, söylemeyi unuttuğum bir şey daha var!’’

  ‘’Neymiş bakayım?’’

  ‘’[Öncü] klanını duydun mu hiç?’’

  ‘’Tabii ki duydum. [Öncü] Çin’in en iyi 3. Klanı. [Efsane]’nin ve [Kahramanın Heybetin]in hemen ardında yer alıyor.’’

  ‘’Şey…’’ Yue Qing Qian’ın sesi endişe doluydu: ‘’Bu sabah [Öncü] Jiu Li Şehri’nden ayrılıp, Ba Huang’a doğru ilerlemeye başladı. Liderleri Jian Feng de aynı şekilde, bir gün içerisinde Ba Huang’da olacak. Yani Ba Huang’daki güç dengeleri değişecek gibi görünüyor. Prag bile yaklaşan tehlikeyi hissediyor. Duyduğuma göre yarım saat önce, videonu izleyen Jian Feng seninle mücadele etmeyi kafasına koymuş…’’

  Dişlerimi sıkarak cevap verdim: ‘’[Öncü] devasa bir klan değil mi ya, paraları falan bitmemiştir umarım…’’

  Yue Qing Qian: ‘’Para konusunda sıkıntıları olmasa da Jian Feng normal biri değil. Manyak Oyuncu lakabına sahip olmasına şaşmamalı. Nerede iyi bir oyuncu görse, hemen gidip ona meydan okuyor. Daha bu sabah Yan Zhao ile mücadele ettiler ve amcam 5 düellonun 4’ünü kaybetti. Dikkatli olman lazım, Jian Feng soğukkanlı manyağın teki, muhtemelen seni görür görmez üzerine saldıracak.’’

  Modum düşmüştü: ‘’Tamam, dikkatli olacağım. Teşekkürler Qing Qian.’’

“Kendine iyi bak!”

……

  Sisli Bataklık’tan çıktıktan sonra doğuya ilerledim. Geniş bir ormanı geçmiş ve devasa bir kanyona adım atmıştım. Bu kanyon Ejderha Bölgesi’ndeki en geniş seviye kasma alanı- Alev Taşı Kanyonu’ydu!

  Alev Taşı Kanyonu’nun büyüklüğü bataklıktan en azından 10 kat daha fazladı. Bu geniş bölgede seviye kasmak benim için daha güvenli olacaktı.

  “Wu wu…”

  Tepeden kanyona bakarken, soğuk rüzgar zırhımdan içeri sızmış ve bütün vücudum tir tir titremeye başlamıştı. Kanyonda alev kırmızısı taşların olduğunu görebiliyordum. Sanki patlamakta olan bir volkanın ortasında gibiydim. Kanyonun kenarında, bana yakın olan 39. Seviye orkların olduğunu gördüm. Sahip olduğum güçle benden 7 seviye yüksek olan yaratıklara meydan okumakta zorlanmıyordum. Ayrıca bu şekilde aldığım TP de artıyordu. Hadi bakalım, biraz burada kasalım!

  Tepeden aşağıya kaymaya başladım.

  Keng Keng!

  İnişimi yavaşlatmak adına kılıcımı yere sapladım, Ufak Bobo da beni takip ediyordu. Birkaç dakika geçtikten sonra kanyonun ortasına dalmıştım. Tam önümde 2 ork duruyordu.

  Bu orklar bildiğimiz orklardan ziyade daha çok Domuz Orklarını andırıyordu. İnsan vücuduna ve domuz kafasına sahiplerdi. Siyah kıllarla kaplı vücutları kastan geçilmiyordu. İki metreyi aşkın vücutlarını leoper kürküne benzer bir kürkle kapatıyorlardı. Yani kısacası bu yaratıklar güçlüydü.

……

 ‘’Ga Ga…Taze kan kokusu alıyorum!’’ Soldaki ork bir anda alarma geçti. Kulakları kıpırdadıktan sonra geniş bir kahkaha patlattı: ‘’Sonunda diyetimizi bozacağız. Genç ve güçlü bir insan savaşçı görüyorum. Bu tiplerin özellikle bacakları acayip leziz oluyor, hadi yakalayalım şunu!

……

 Orklar ellerinde tuttukları tahta sopalarla bana doğru koşmaya başladı.

  Sakinliğimi koruyordum. Çevik bir hareketle kılıcımı ileri doğru savurdum ve Orkun göğsüne bir darbe geçirdim. Zaman kaybetmeden bacaklarımın altından bir aura yaymaya başlamış ve S seviye Kombomu, [Tek Kişilik Ordu]’yu aktif etmiştim. Ardı ardına darbeleri başarıyla indirdikten sonra son darbemi, [Rüzgar Kılıcı]’mı kullanarak Orku yere serdim. Normal bir darbe daha indirdikten sonra yaratık ne olduğunu bile anlayamadan hayatını kaybetmişti!

  Başımı çevirdiğim gibi Yeşim Şehri’nin Kılıcı’ndan altın ışık hüzmeleri yayılmaya başladı. 4. Seviye kombom diğer Orkun tahta sopasıyla buluşmuştu. Ufak Bobo da boş durmamış ve kombosunu kullanarak ileriye atılmıştı. İkili kombinasyonumuz sayesinde 2 tane 39. Seviye Orku 6 saniye içinde öldürmüştük.

  Yaratıklar hayatlarını kaybettikten sonra ortaya üçüncü bir ork çıktı. Kılıcımı kaldırmış ve kombomu uygulamak adına ileriye atılmıştım ancak ne yazık ki normal komboların 30 saniye dolma süresi vardı. Yani [Tek Kişilik Ordu]’yu kullanmak için 20 saniye beklemem gerekecekti. Bunun yerine [Rüzgar Kılıcı]’nı kullandım ve Bobo’nun da yardımıyla üçüncü Ork’u öldürdüm. Orklardan aldığım bir darbe 80 canımı götürdüğü için canımı doldurmak zorunda kalmamıştım.

  Yavaş adımlarla kanyonun derinliklerine doğru ilerlemeye koyuldum.

  Uzaktan koyu yeşil çalılıkları görebiliyordum. Bu çalılıklar Alev Taşı Kanyonu’nun ortasında yer alan yegane ormana, Buz Tutmuş Orman’a aitti. Girmeden önce Bitki Toplama yeteneğim alarma geçmişti. Yani ileride üst seviye bitkilerin olduğu kesindi!

  Ormana adım atar atmaz devasa bir ağaçla, kocaman bir kayanın arasından koyu mavi renkteki çimleri görmüştüm. Adeta bana hoş geldin diyorlardı!

  Birkaç adım attıktan sonra hayali göz yaşlarım akmaya başlamıştı zira önümdeki bitkinin adı Lacivert Deniz Yosunu’ydu! 5. Seviye bitkisi olan Lacivert Deniz Yosunu, Ölümsüzlüğün Lacivert Formülü’nün ana maddesiydi!

  Ufak küreğimi aldım ve bitkiyi büyük bir heyecanla toplamaya koyuldum!

  Ding!!

 Sistem Notu: Tebrikler, 2 adet [Lacivert Deniz Yosunu] topladınız. [Bitki Toplama] +2!

  Ding!!

 Sistem Notu: Tebrikler, 3 adet [Lacivert Deniz Yosunu] topladınız. [Bitki Toplama] +3!

……

  Bitkilerden 7 tane topladıktan sonra doğrulmuş ve mekanı terk etmek için hazırlanmaya koyulmuştum ki önümden garip bir ışık hüzmesi geçti. Ne olduğunu anlayamadan ışık hüzmesinin kuyruğa benzer yapısı sallandı ve suratıma donmuş bir kozalak fırladığını gördüm!

 “Pa!”

“224!”

  Vücudum titremeye başlamıştı. Hassiktir, büyü tipi bir yaratıkla karşılaşmıştım---

  Kar Tavşanı, Seviye 40, Özellikler bilinmiyor.

……

  Ben saldırıya kalkamadan Kar Tavşanı donmuş kozalaklardan bir tane daha yollamış ve 200 canımı daha kaybetmiştim. Ancak bunun üçüncü kez olmasına izin vermeyecektim. Hemen ileri atıldım ve ayaklarımın altında beliren aurayla birlikte [Tek Kişilik Ordu]’yu aktif ettim. Yaratık 1500 civarı bir cana sahip olacak ki anında yere yığılmıştı!

 “Pa ta… …”

  Şansım hiç fena değildi, daha öldürdüğüm ilk yaratıktan tasvir kağıdı düşürmüştüm!

 [Kar Tavşanı]

Saldırı:★

Defans:★★☆

Can:★★★

Çeviklik:★★★☆

Büyü:★★★★

……

 Güzel, tipik bir büyü yaratığı; 4 yıldızlık bir büyüye sahip olduğundan hiç fena sayılmayacak bir yaratık. En azından oyun başında büyük yardımı dokunabilecek bir hayvandı. Büyü, zırhlı oyuncuların ve yaratıkların zayıf noktasıydı. Zaten 40. Seviye bir yaratıktan 200 civarı hasar almam da bunu kanıtlar nitelikteydi.

  Buz Tutmuş Orman’da dolaşmaya devam ettim. Hem Lacivert Deniz Yosunu arıyor hem de 1. Seviye Kar Tavşanı var mı diye etrafı inceliyordum.

  Bir saati aşkın geçirdiğim zamanın sonunda saat akşam 9’a yaklaşmıştı, ancak Wan Er’den mesaj gelmemişti. Gerçi Dong Cheng Yue benimle dalga geçmiş ve bu akşamın yemeklerini benim ısmarlamam gerektiğini söylemişti. Güya Wan Er’le olan iddiamız devam ediyormuş ve Generaller beni iki kez öldürdüğü için de ONA 2 yemek borçluymuşum…

  Kar Tavşanı’yla mücadele ederken bir anda ayak sesleri duydum. Sesler ormanın dışından geliyordu.

  ‘’Patron, bunlar Kar Tavşanı iskeletleri. Görünüşe göre burada takılan birİLERİ var. Henüz gelmiş olacaklar ki cesetler hala taze…’’

  ‘’Tamam o zaman, bir girip bakalım. Böyle bir arazide seviye kasan grubun en azından 10 oyuncusu vardır, yoksa yaratıklara karşı koyamazlar.’’

  ‘’Aynen öyle!’’

……

  Oyuncular görüş mesafeme girdiğinde oracıkta dikiliyordum. Gözlerimiz buluştu.

  ‘’Cidden mi…’’

  İçlerinden zayıf olan okçu bana bir bakış fırlattı: ‘’Xiao Yao…Kaygısız Xiao Yao…ona böyle bir yerde rastlamak…Patron, ne yapacağız…’’

  Seviye 31 olan savaşçı baltasını kaldırdı ve bana keskin bir bakış fırlattı: ‘’Ne mi yapacağız? Öldüreceğiz tabii!’’