Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

426. Bölüm Chu Krallığı’nın Askeri

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

“Sha sha…..”

 Kılıcımı kaldırdım, ve Matcha-Li Mu ikilisiyle çalılara atıldım. Üç ağır zırh oyuncusu olarak antik totemlerin arasından ilerliyorduk. Dört bir yandan acı dolu çığlıklar yankılanıyordu. Ayrıca gökyüzünde beliren sistem notunu da görmemek mümkün değildi---

 Ding!

 Sistem Notu: Tehlikeli bölgeye, [Savaşan Devletler Mezarı]’na adım attınız!

 Harita Açıklaması: Savaşan Devletler Mezarı, antik Savaşan Devletler Çağı’nda, bu bölgeye olağanüstü yeteneklere sahip kahramanlar gömülmüştür. Bu bölgede sayısız ruh bulunur ve bilinç sahibi hortlaklar da bölgede dolaşır. Lütfen dikkatli olun. Bu ruhlar uzun zamanlardır cehennem ateşiyle kavruluyor, ve gün geçtikçe intikam arzusuyla doluyorlar. Mühürleri kırıldığında, insan dünyasına katliamı taşıyacaklar.

………

 ‘’Giriş nerede?’’ Matcha sordu.

 Başımı iki yana salladım, ‘’Bilmiyorum. Buraya gelin, dağılarak girişi arayalım.’’

 Wan Er yanımdan geçip gittiği esnada bana bakarak gülümsemişti; bir şey söylememiş olsa dahi keyifli olduğunu biliyorum. Ou Yang Chuan’la yaptığım mücadeleden sonra Wan Er’le aramızdaki ilişki bir adım daha ilerlemişti. Kalplerimiz bu duyguyu biliyor olsa da, ikimiz de durumu bozmak istemiyorduk; zira duygular değiştiği taktirde, aramızdaki ilişkiye devam edemeyebilirdik.

 Etrafa baktıktan sonra toplamda 27 totemin olduğunu gördük. Totemlerin orta yerinde bir Ejder Kaplumbağası heyleki vardı; lakin adeta bir dağın hareket edişi gibi Ejder Kaplumbağası’nın baş kısmı kaybolmuş, ve ortaya bir kahraman heykeli çıkmıştı. Heykelin elinde, yeryüzüne saplanan bir kılıç vardı. Kılıçta iki Zhuang kelimesi yazıyordu ve tam olarak ne yazdığını anlayamıyordum.

 ‘’Ne yazıyor orada? Okuyabilen var mı?’’ Diye sordum.

 Wan Er başını iki yana salladı, ‘’Yok…’’

 Match karakterlerden birini temizledi. Kaşları çatılmıştı, ‘’Sanırım…’Eh Lai’ yazıyor.’’

 ‘’Eh Lai mi?’’ Li Mu şaşkına dönmüştü, ‘’Eh Lai, Shang Hanedanlığı’na ait ünlü bir general değil miydi? Burada ne işi var ki? Tarihi kayıtlara göre, Savaşan Devletler dönemi Zhou Hanedanlığı’nın ardından başlıyor. Yani Shang Hanedanlığı ile Savaşan Devletler Çağı arasında birkaç yüz yıl var…aralarında bağlantı olmaması gerek, yanlış mıyım?’’

 Başımı iki yana salladı, ‘’Hayır, bağlantı var.’’

 Wan Er şaşırmıştı, ‘’Nasıl bir bağlantı var?’’

 Biraz düşündükten sonra söylendim, ‘’Hatırladığım kadarıyla…yani okuduğum bir tarih kitabında, Qin Hanedanlığı’nın imparatorluk ailesinin atası Eh Lai, Shang Hanedanlığı’na aitmiş. Yani diğer bir deyişle O, ünlü general Qin Mu Gong, Qin Xiao Gong, ve Qin Shi Huang’ın atası. Buradaki Eh Lai heykeli tek bir noktaya işaret ediyor; adam Dört Soylu’nun ruhlarını mühürlemek için buraya gelmiş ya da onu getirmişler... Bu Savaşan Devletler Mezarı Qing Hanedanlığı tarafından oluşturulmuş olmalı, ve muhtemelen Eh Lai’nin ruhuyla bu mezarı mühürlemişler.’’

 Dong Cheng Yue gülümsedi, ‘’Bunu biliyorum…Cao Cao daha önce güçlü generallerinden birine Dian Wei, ‘’Kadim Eh Lai’’ demişti. Yani onun güçlü olduğu bir gerçek, yanlış mıyım?’’

 Başımı öne salladım, ‘’Aynen öyle. Eh Lai’nin heykeline iyi bakmamız lazım. Giriş yakındadır.’’

 ‘’Evet!’’

 Grup dört bir yana dağılarak araştırmaya başlamıştım. Ben de kılıcımla yere vuruyordum, çıkan ‘Keng Keng Keng’ sesleri toprağın taş benzeri bir yapıyı barındırdığını gösteriyordu. Biraz daha sapladıktan sonra kılıcım nihayet içeriye girmişti. Burada bir delik mi vardı? Garip, Kadim Çin yapıları genelde sağlam malzemelerden yapılıyordu. Yani böylesine ufak bir kılıç hamlesiyle kırılmalarına imkan yoktu.

  Çılgına dönmüş gibi yerdeki çatlağı kazıyordum. Çok geçmeden önümde 3 santimlik bir çatlak belirmişti. Kılıcı içeriye soktum ve içerideki taş parçasını dışarıya çıkardım. Oracıkta, daha önce görünmeyen kızıl bir ışık hüzmesi seçilebiliyordu. Bulmuştum!

 ‘’Gelin, girişi buldum!’’

 Girişi kapatan büyük kayayı kaldırdıktan sonra önümüze 50 santimlik bir delik çıkmıştı. Aşağıya inen taş basamakları görebiliyordum. Girişi böyle bulacağımı düşünmemiştim ve cebimdeki Kaplan Tılsımı tehlikeden sebep titriyordu.

 Söylendim, ‘’Önden gireceğim, bekleyin!’’

 ‘’Tamam, dikkatli ol patron!’’ Matcha sırıttı.

 Deliğe atladım. ‘’Pa!’’ Taş basamaklardan birine inmiştim. İmparator Qin’in Kılıcı’yla bölgeyi aydınlatıyorum. Etrafımdaki her şey net bir şekilde seçilebiliyordu. Yan taraflarımdaki taş duvarlarda antik Çin kelimeleri yazıyordu ve arkeolog olmadığım için böyle şeylerle alakam yoktu. Daha çok aşağıdaki hazineleri merak ediyordum.

 Hemen ileride, sağlam bir bariyer duruyordu. Yolu kapatan bu bariyeri geçmemiz gerekecekti.

 Kılıcımla bir hamle yaptım. Kılıcım bariyere dokunsa da bariyer titrememişti. Adeta çelik bir duvarla karşı karşıyaydım. Ardından bariyere sağlam bir yumruk geçirdim; ancak sonuç olarak sadece kendi canımı yakmıştım. Cebimdeki Kaplan Tılsımı parlıyordu. Hemen tılsımı çıkarıp, bariyere doğru uzattım. Aniden bariyer iki yana çekilmiş ve bir kez daha devam edebilecek taş basamaklar önüme çıkmıştı. Demek Luo Lei bana tılsımı bu sebepten vermişti. Tılsım olmasaydı, buraya girmemiz de mümkün olmayacaktı. Tabii bu büyük bir avantajdı; zira aşağıda bosslarla kapışırken, dışarıdan gelecek tehlikelerden sebep endişelenmemize gerek kalmayacaktı.

 ‘’Gelin!’’ Grup chatinden söylendim.

 Çok geçmeden grup deliye girmişti. Elimde tılsım, gülümsedim, ‘’Hadi, girin, yolu için açtım!’’

 ‘’Güzel!’’ Lin Wan Er gülümsedi. Aşağıya atladığı gibi karanlıkta kayboldu. Li Mu, Kurt, Matcha ve diğerleri de onu takip ediyordu. Gruptaki oyuncular bariyerin olduğu yere ulaşmışlardı. Grubun arkasındaydım. Bize doğru gelen güçlü rüzgarların, ve heybetli kükremelerin sesi belli oluyordu.

 Ding!

 Sistem Notu: Savaşan Devletler’in Mezarı adlı haritanın ilk katına adım attınız, [Sessiz İmparator’un Mezarı]! Lütfen dikkatli olun, bu bölgede ölüm kol geziyor!

………

 Başımı kaldırdığımda, dört bir yana yerleştirilen antik fenerleri ve heykelleri görebilmiştim. Burası geniş ve heybetli bir yeraltı mezarıydı. Ortaya giden tek bir yol vardı ve muhtemelen bu yolu takip ettiğimiz taktirde bölgenin bossuna ulaşacaktık; lakin bossa ulaşmadan önce ufak yaratıkları öldürmek zorunda kalacağım çok barizdi. Yine de, SSS-seviye görevdeki yaratıklar kucak dolusu TP verdikleri için bu duruma isyanım yoktu. Bu yaratıklar, aynı seviyedeki sıradan yaratıklardan 2-3 kat daha fazla TP veriyorlardı.

 

 “Hou Hou…..”

 Yirmi metre ileride, antik fenerlerden birinin altındaki gölge oynadı. Yaşlı ve çürümüş bir Namevt Asker gölgeden fırlamıştı. Kısa kılıcı ve paslı zırhlıyla bize bakıyordu. Bu zırhın Savaşan Devletler dönemine ait olduğu açıktı. İşçiliği garipti ve herifin başında yazanları okuyabiliyordum--

 [Chu Krallığı’nın Askeri] (Hayalet Yaratık)

Seviye:90

Saldırı:2700-3400

Defans:2700

Can:90000

Yetenekler:[Diriliş] [Kahraman Vari Kesik] [Cesur Güç]

Açıklama: Savaşan Devletler Çağı’ndaki Antik Chu Krallığı’na ait bir asker. Bu korkusuz ve kahraman vari askerler liderleriyle sayısız savaşa koşmuş kişilerdir. Binlerce yılın ardından ruhları çürümüş ve nefretle dolmuştur. Bu mezara giren herkesi öldürmeye çalışacaklardır.

…….

 “Hou!”

 Gelen kükremeyle durumu onayladım. Chu Askeri kısa kılıcıyla bize doğru atıldı. Ağzı da sonuna kadar açılmıştı ve çürüyen dişlerini görebiliyordunuz.

‘’3400 saldırı, dikkatli olun, epeyi güçlü…’’ Dong Cheng Yue gülümseyerek söylendi.

 Dans Eden Orman şaşırmıştı, ‘’Klan Başkanı daha 81.seviyede değil mi yahu? Dokuz seviye üstündeki yaratığın puanlarını nasıl okuyabiliyor?’’

 Lin Wan Er gülümsedi, ‘’Gayet basit, dördüncü resmileştirmesini alan insanların epeyi gizli yetenekleri var. Bu yetenek de onlardan biri; senden on seviye yüksek olan rakibin puanlarını okuyabiliyorsun.’’

‘’Hadi ya, tamam o zaman…Hadi gebertelim şunları!’’

 Li Mu çoktan meseleye balıklama dalmıştı. ‘’Pa Pa’’ askere iki kez vurduktan sonra rakibi sarsıldı. Sonuçta, karşısındaki yaratık 90.seviye bir hayalet yaratıktı. Bu yüzden fazla kaygısız davranamıyordu. Havaya fırlayan iki hasar sayısı, Li Mu’yu buraya getirmenin ne kadar isabetli bir karar olduğunu kanıtlar nitelikteydi---

 “3128!”

“3217!”

 Kurt şaşkındı, ‘’Vay arkadaş, Kardeş Li Mu’nun saldırısı o kadar güçlü mü!’’

 Li Mu gülümsedi, ‘’E herhalde yani, Elit İmparator kılıcın saldırısı o kadar olacak tabii!’’

 Lafını bitirdiğinde, Chu Askeri [Kahraman Vari Kesik] adlı saldırısıyla Li Mu’nun omzuna vurdu. ‘’Keng!’’ Kıvılcımlar ortaya saçılmıştı---

 “1828!”

 ‘’Hass…’’ Li Mu geri çekilmeden edememişti, ‘’ne saldırı ama…’’

 Wan Er güzel gözlerini kısarak söylendi, ‘’Bu yaratığın 3400 temel saldırısı var. Seviye avantajını ve Hayalet Yaratık bonusunu sayarsak, asıl saldırısı 10,000’e fırlıyor. Nasıl karşı koyabileceksin ki…’’

 Geniş bir kahkaha savurdum, ve kükrediğim gibi [Yıldırım ve Şimşek Ejderhası’nın Islığı]’nı aktif ettim. Bu yeteneğim yanımdakilere defans ve saldırı konusunda %40’lık bir artış sağlıyordu. [Şehir Savaş Çanı] da olaya adım attığında, gruba %10 saldırı ve defans daha vermiştim. İmparator Qin’in Kılıcı’nı kaldırıp, havaya zıpladım ve muazzam bir hamleyle [Rüzgar Kılıcı]’nı aktif ettim---

 “6528!”

 

 Soğuk Demir Kılıç ve İmparator Qin’in Kılıcı ardı ardına dört kez saldırmış, ve yaratığın resmen içinden geçmiştim. Bunu gören Li Mu şaşkın dönmüştü, ‘’Klan Başkanı, o nasıl saldırı öyle…’’

  Yaratık bana saldırınca elimi kaldırıp, kılıcı karşıladım--

 “471!”

 Li Mu ne diyeceğini bilemiyordu, ‘’Oha, defansa bak…’’

 Kurt başını iki yana sallayarak gülümsedi, ‘’Kardeş Xiao Yao’nun 4220 temel defansı var. [Yıldırım ve Şimşek Ejderhası’nın Çığlığı] ve [Şehir Savaş Çanı]’ndan gelen %50’lik bonusun yanında, Dördüncü resmileştirme yeteneği olan [Qi Duvarı] defansını %120 artırıyor. Yani defansı on binden fazla….’’

 Gülümseyen Li Mu başını öne salladı, ‘’Güzel. Şans bu ki başkan bizim yanımızda. Aksi taktirde, böyle bir rakibe karşı mücadele etmek istemezdim…’’

 Wan Er dudaklarını büktü, ‘’Sanki daha önce öldürmemişsin gibi…’’

 Li Mu geniş bir kahkaha attı, ‘’Cang Tong, lütfen geçmiş meseleleri açmayalım. Her ne kadar birbirimizi öldürmüş olsak da, Xiao Yao’yla sıkı fıkıyız…’’

 Dong Cheng ik çekti, ‘’Gay misiniz? Oh olamazzz….’’

 Sevgili Duck araya girdi, ‘’Hey, yeter ama! Biraz ciddi olun!’’

…….

 [] [] []