Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

293. Bölüm Kelleni Alacağım!

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

‘’Yok artık…Bu bossun kaç saldırı puanı var böyle…’’

 Matcha’nın ağzı sonuna kadar açılmıştı, ‘’Ba Huang’dan gelen NPC askerleri resmen katlediliyorlar….[Eskilerin Şehri]’ni biraz abartmamışlar mı yahu? Son boss nasıl bu kadar güçlü olabilir ki? Bunu kim öldürecek…’’

 Li Mu kılıcını kavrayarak söylendi: ‘’Şimdilik bekleyip, durumu izleyelim…şu an için ilk saldırıyı yapan kesinkes ölecektir!’’

 Başımı öne salladım: ‘’Aynen öyle, şimdilik izleyeceğiz; öyle canımızı boş yere verecek halimiz yok ya.’’

……

“Bang…”

 Mesafede bir şehir kapısı daha çökmüştü. [Eskilerin Şehri] resmen çökmüş ve dört bir yandan oyuncular şehre akın etmeye başlamıştı. Mantıken, 70,000 kişilik bir oyuncu grubunun bu bossu öldürmesi sorun olmayacaktı; lakin oyuncuların hiçbiri aptal olmadığından, kimse ilk saldıran olmak istemiyordu.

 Şehir surlarında, Ba Huang Şehri’nin Generali Luo Lei baltasını kavrayarak, kibir dolu gözleriyle geniş bir kahkaha patlattı: ‘’Birkaç tane adam öldürdün diye Ba Huang Şehri’nin en cesurlarını alt edebileceğini mi sanıyorsun? Hadi oradan! Bırak da sana Ba Huang Şehri’nin asıl gücünü göstereyim!’’

 Luo Lei baltasını savurduğu gibi kükredi: ‘’Kızıl Okçular, saldırın! Demir zincirleri kullanarak şu kadim yaratığın ruhunu asın gitsin!’’

 Şehir kapıları düşer düşmez, bölgeye kızıl zırhlara bürünen şövalyeler adım atmıştı. Sürdükleri atlar bile kızıl, demir zırhlara kuşanmıştı. Her şövalye keskin kılıç taşıyor olsa da, sırtlarında duran saf çelikten yapılmış gibi görünen yaylar da dikkat çekiyordu!

 ‘’Yaylar!’’

  General emrini verdiğinde, kızıl okçular yaylarını ve oklarını çekmeye başlamıştı. Tüylerden ziyade, okların ucunda kızıl demirden yapılma zincirler görülüyordu. Görüntü gerçekten insanı şaşkına çeviriyordu!

 ‘’[İntikam]’ınızı yükseltin!’’

 Bir diğer kükremeyle, 28 zırhlı binici bağırmaya başlamış ve kollarındaki enerjilerle [İntikam] oklarını germeye başlamışlardı.

 ‘’Okları salın!’’

  28 ağır, demir ok gökyüzüne savrulmuştu. Okların ucundaki kızıl zincirler Li Qing’in Qi Duvarı’nı delip geçerek, herifin zırhına saplanıyordu. Ardından, demir zırhlara bürünmüş olan biniciler Li Qing’i çevrelemeye, onu bir kukla gibi zincirlerle bağlamaya başlamışlardı. Üstelik, zincirlerin ucundaki diken vari çiviler de herifin vücuduna saplanmıştı. [Eskilerin Şehri]’nin generali acı içindeydi!

 “Hahaha…..”

 Luo Lie savaş baltasını kavradığı gibi surdan atladı. Pa! Devasa, simsiyah savaş öküzüne bindikten sonra kükremeye başlamıştı: ‘’Li Qing, namevt askerlerinle dünyayı ele geçirebileceğini mi düşünüyorsun? Ba Huang Şehri’nin Büyü ve Dövüş Sanatları Akademisi’nden çıkan yetenekli, olağanüstü savaşçılar olduğu sürece, ölümden kaçamazsın!’’

 “Ahhh…….”

 Li Qing kükremeye devam ediyordu. Soğuk gözleriyle Luo Lei’ye baktığında, dudakları vahşi bir gülümsemeye bürünmüştü: ‘’Binlerce yıldır çaresizliğin kıyılarında işkence gördüm. Yüz binlerce yıllık acıya katlandım! Artık acının nasıl bir şey olduğunu bile hatırlamıyorum. Madem bu şövalyelere o kadar önem veriyorsun, o zaman…onlar için havayı biraz ısıtalım, tamam mı?’’

 Lafını bitiren Li Qing kükrediği gibi gökyüzünden inen yıldırım vücudunu yıkamıştı! Vücuduna saplanan yıldırım zincirlerden yayılarak, zincirleri tutan şövalyeleri şok etmişti!!

 “Pa Pa Pa….”

 Vahşi yıldırımdan sebep, yay tutan binicilerin simsiyah kesilerek, ölümüne yandıklarını görebiliyordunuz. Gerçekten de herif havayı ‘biraz’ ısıtmıştı. Tabii ki tecrübesiz olan bazı biniciler direkt olarak vahşi yıldırım tarafından toza dönüşmüş ve heriflerin atları bile ortalıktan kaybolmuştu.

 O esnada, Luo Lie yerde süzülen toz tanelerini şaşkın gözlerle izliyordu. Vücudu titremeye başlamış ve herif söylenmişti: ‘’Bu…imkansız…onlar, onlar Büyü ve Dövüş Sanatları Akademisi’nden çıkan dahilerdi! Bu…Bu nasıl olabilir?!’’

 Lafını bitiren Luo Lie başını kaldırdığında, kan çanağına dönen gözleriyle gökyüzüne bir bakış fırlatmıştı. Savaş baltasında toplanan alevler belirli bir düzeye ulaştıktan sonra herif kükreyerek söylendi: ‘’Seni geberteceğim!’’

 “Bang!”

 Öküzden zıplayan Luo Lie’nin bu hareketinden sebep hava bile titremeye başlamıştı. Herif aniden savaş baltasını kaldırarak, Li Qing’e doğru bir hamle yaptı!

 “Ahhhhh…..”

 Gülümseyen Li Qing dikkatle kılıcını kaldırarak, hamleyi karşıladı. Keng! Alevin ve yıldırımın karşılaşması mekanı toza dumana bulamıştı. İki savaşçının karşılaşması bütün şehri titretmişti!

 ‘’İn aşağıya!’’

 Luo Lie kükredikten sonra savaş baltasını bir kez daha savurdu. Bütün gücüyle aşağıya doğru bir kesik atan Li Qing, artık Luo Lie’nin saldırısına daha fazla dayanamadığı için ayin bölgesine doğru düşmeye başlamıştı!

  ‘’Oh cennetteki Savaş Tanrısı! Kadim gücünü, karanlığı kaplayan alevleri bahşet bana! Bendeniz, Luo Lie, adalet adına---[Öfkeli Alev Ruhu Kurtu]’nu çağırıyorum!’’

 Hong!

 Aniden patlayan alev dalgalarıyla herifin baltasının üstünde vahşi bir kurt başı belirmişti. Luo Lei sağlam bir hamleyle Li Qing’in başına doğru saldırdı. Görünüşe göre Ba Huang Şehri’nin Kahramanı varını yoğunu ortaya koyuyordu!

 ‘’Geber!’’

  Li Qing çabucak kılıcını kaldırdı. Herif kılıcına dokunur dokunmaz ortaya çıkan yıldırımlara, keskin kükremesi eşlik etmişti: ‘’Gel! Bakalım kimin Kadim Savaş Sanatları Sırları daha güçlüymüş!’’

 “Hong! ”

 Bölgenin etrafı adeta donmuştu. Kulaklarımda akılamaz bir patlama sesi yankılanıyordu. Gökyüzünde duran heybetli Luo Lie, ayaklarının altında beliren hava dalgalarıyla yavaş yavaş aşağıya iniyordu! Luo Lie’nin saldırısı ayin bölgesini paramparça etmişti. Şehir surlarında derin bir göçük belirmişti ve göçüğün orta yerinde de Li Qing duruyordu. Herifin uzun saçları rüzgarla dalgalanıyor, kılıcının ucundan kan damlaları akıyoru.

………

 “Hu…..hu….”

 Nefes nefese kalan Luo Lie’nin savaş baltası hafifçe titriyordu: ‘’Umudun Katili, Li Qing. Gücün bu kadar mı yani? Hahaha. [Eskilerin Şehri]’nin efendisi olabilecek biri değilsin…’’

 “Pada…… ”

 Toprağa düşen kara kan damlalarıyla birlikte kılıcını kavrayan Li Qing aniden ayağa fırlamıştı. Kılıcını yere saplamış ve bütün suratı yanmış olsa da pes etmeyeceğini gösteren bir gülümseme savurmuştu: ‘’Genç adam, eğer bu kadarcık yeteneğin varsa, o zaman…o zaman seni öldürebilirim; çünkü….canım çok sıkıldı!’’

 Luo Lie  titremiş ve herifin arkasında duran askerler hemen ileriye atılmıştı: ‘’Generali koruyun! Herkes ileriye atılsın! Şu şeytani gebertin!’’

……

“Pa! ”

 Li Qing yıldırım vari hızıyla ileriye atıldığı gibi kılıcını savurmuştu!

 “Keng! ”

 İlk Darbe…Luo Lie’nin ellerinde tuttuğu savaş baltası bu darbeye dayanamayarak kenara savrulmuştu. Luo Lei şaşkınlık dolu gözleriyle Li Qing’e bakıyordu.

 Li Qing Luo Lie’ye bakarak gülümsedi: ‘’Ba Huang Şehri benimdir…ve senin kelleni de, ben alacağım!’’

 ‘’Ah? Ne!!!’’

 Luo Lie omzunda beliren soğuk hissiyat sebebiyle titremişti. Ardından, kellesi Li Qing’in kılıcına boyun eğmişti! Li Qing ileriye atılarak herifin kellesini aldığı gibi kükredi: ‘’Ba Huang karıncaları, generalinizin kellesine iyi bakın! Burayı derhal terk edin, yoksa hepinizin işini bitiririm!’’

 ‘’NE!?’’

  Ba Huang Şehri’nden gelen NPC askerleri şaşkına dönmüştü: ‘’Luo….Lord Luo Lie hayatını haybetti! Tanrım, karşımızdaki şeytan, şeytan!!’’

 Çok geçmeden binlerce Ba Huang askeri dağılmaya başlamıştı. Li Qing’le savaşmayı isteyen tek bir kişi bile yoktu!

 Li Qing vahşi kahkahalar patlatıyordu.

 O esnada bir sistem duyurusu belirdi---

Ding!

 Sistem Duyurusu: [Umudun Katili – Li Qing] Ba Huang Şehri’nin generali [Katliam Fırtınası – Luo Lie]’yi öldürdüğü için, Ba Huang Şehri Li Qing’i öldüren oyuncuyua olağanüstü ödüller verecektir!

……….

‘’İleri!’’

 Şehrin güneyinden yankılanan yüksek sesle birlikte [Öncü]’nün ordusu ilerlemeye başlamıştı: ‘’Zaman geldi! İlk Grup, ileriye! Li Qing’i öldürüp, rozeti alacağız!’’

 Bu emirle birlikte 400’e yakın oyuncu direkt olarak Li Qing’e koşmaya başlamıştı.

 ‘’Siktir…’’

 Li Mu’nun gözlerinde soğuk birer bakış vardı: ‘’Jian Feng Han, İlk Grubu kullanarak bossu test etmeye mi çalışacak?’’

 Yue Qing Qian onayladı: ‘’Mutemelen. Üstelik, [Öncü]’nün ilk grubunda bir sürü oyuncu var. Kesinkes bossla savaşabilecek güce sahiplerdir! Büyük Kardeş Xiao Yao, ne yapacağız?’’

 Ağır ses tonumla söylendim: ‘’Herkes surlardan insin, şehrin kuzeyinde bir formasyon oluşturmaya başlayacağız. Bossu karşılamaya hazır olacağız. Hmph! 75.seviye Valkyrie Bossu [Öncü]’nün İlk Grubu’nun öldürebileceğini sanmıyorum!’’

……

 Çok geçmeden Zhan Long’un 300 oyuncusu şehre atılmıştı. Önde kalkan formasyonu, saldırı ekibi arkada ve en arkada da şifacılar duruyordu. Savaşa hazırdık.

 Mesafede, İlk Grubu’n lideri Nazik Centilmen saldırıya başlamıştı. Bossun vücuduna ok yağmurları yağıyordu; lakin oklar Li Qing’i gıdıklamaya bile yetmiyordu. Herif kalabalığı katlederek 50 kişiyi anında öteki dünyaya postalamıştı. Üstelik, bir kez daha [Gökyüzü ve Toprak Denizi]’ni aktif edince durum iyiden iyice içinden çıkılması zor bir hal almıştı!

 ‘’Delen Ok!’’ Nazik Centilmen kükredi.

 ‘’Pa!’’ Düzinelerce [Delen Ok]’tan biri bossu sersemletmeyi başarmıştı. Nazik Centilmen hiç de adı gibi nazik değildi; zira herif kılıcıyla ileriye atılarak, Li Qing’in boynuna bir hamle yapmıştı: ‘’Valkyrie boss olup olmaman umrumda değil, seni geberteceğim!’’