Stream ac twitchte cilginlar gibi izlenirsin bro. Boyle taktigi de kimse vermez hade bakem.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
29. Bölüm Eşsiz Darbe!
İleride kar topluluklarını görünce [Keskin Rüzgar Ormanı]’na vardığımı anlamıştım. Hatta etrafı incelediğimde ormanın içindeki 4. Seviye bitkileri bile görebiliyordum. Hop, zengin oldum bebeğim!
Orman Kılıcım omzumda, ileriye doğru atıldım. Hava tahmin ettiğimden bile daha soğuktu. Ayrıca üzerimdeki bu pelerin parçasıyla bu soğuğa nasıl dayanabilecektim ki?
Gümüş Tüylü Pelerin’i sıkıca vücuduma sardım. Bu beni biraz rahatlatsa da hava hala buz gibiydi! Ancak kendi benliğimi ve bu vücudu, 4. Seviye bitkileri bulmak için feda etmeye çoktan razıydım!
……
Tam bitkileri topraktan çıkaracaktım ki, bir kükreme duydum, yaratıklar! Haritaya baktığımda tam sağımda kızıl bir nokta seçilebiliyordu. Başımı çevirdim ve istemsizce birkaç adım geriye attım. Ağaçların arasında gizlenmeye çalışan ve elinde kırılmış çelik bir kılıç taşıyan Namevtlerden biri duruyordu. Yaratığın etleri çoktan çürümüş ve yeşil kemikleri gözler önüne serilmişti. Namevt askerinin taktığı miğferin birden çok savaş gördüğüne şüphe yoktu.
[Yeşil Kaya İskeleti] (Normal Yaratık)
Seviye:29
Saldırı:? ? ?
Defans:? ? ?
Can:? ? ?
Yetenek:? ? ?
Açıklama: Yeşil Kaya İskeletleri, Keskin Rüzgar Ormanı’nın koruyucularıdır. Bu güçlü iskeletler bir zamanlar krallıkların en ileri gelen şövalyeleriydi ancak yavaş yavaş ruhlarını çürüten şeytani ruhlar yüzünden kana susamış birer iskelet haline geldiler. İskeletler asıl hayatlarında ölmeden önce, çıktıkları görevde devasa bir dağın içine hapsoldular. Bir süre boyunca dağın içindeki kayalarda dinlenmeye başlayan bu canlılar, dağdan kurtulduktan sonra Keskin Rüzgar Ormanı’nı keşfettiler. Binlerce yıldır bu ormanı korumaya and içmiş bir vaziyette yaşamaya devam ediyorlar.
……
İskeletlerin defanslarının yüksek olacağı kesindi, ancak diğer bir tarafta saldırıları o kadar da abartılacak cinsten olmamalıydı. Yani durum benim lehimeydi! Ufak Bobo’nun 5 yıldızlık saldırısı ve benim can doldurma yeteneklerim sayesinde bu yaratıkların üstesinden kolayca gelebilirdik.
“Heyt, sana geliyorum beleş TP!”
Suratımda geniş bir gülümseme, kılıcımı çektim ve Ufak Bobo’ya saldırması için talimat verdim. Talimatı alır almaz ileri atılmış ve ardı ardına [Arı Sokması] ile [Kombo]’yu kullanmıştı.
110!
74!
69!
71!
……
Yaratığın aldığı hasarı görünce gülsem mi ağlasam mı bilemiyordum. Yeşil Kaya İskeleti’nin 1400 civarı canı olduğundan, bu mücadele uzayacak gibiydi. Aldığı darbelerden sonra silkelenip kendine gelen yaratık, Ufak Bobo’ya 144 vurmuştu. Gerçekten saldırı puanı kendi seviyesine göre fazla sayılmazdı. Hatta 27. Seviyedeki Namevt Avcıları bile daha fazla vuruyordu. Tek yapmam gereken [İlk Yardım]’I kullanarak Ufak Bobo’nun canını doldurmaktı. Yeteneği kullandım ve kılıcı çektiğim gibi ben de ileri atıldım!
Ding!
21!
Hassiktir…
Biraz daha mücadele ettikten sonra yaratık sonunda yere yığılmış ve ardında 45 bronz bırakmıştı. Her ne kadar yaratıktan düşen para miktarı fena sayılmasa da, herhangi bir eşya düşmemiş olması beni üzmüştü.
Yaratığı öldürdükten sonra bitkiyi toplama işlemine kaldığım yerden devam ettim. Bitki toplama yeteneğim sağ olsun, tek bir bitkiden 3 tutam toplamayı başarmıştım. Bitkileri elimde tutarken büyük bir şeyi başarmış gibi hissediyordum ancak nedendir bilinmez sistem notu çıkmamıştı. Belki de beklentilerimi fazla yükselttim…
Keskin Rüzgar Bitkileri’ni aramaya ve bu arayış esnasında da Yeşil Kaya İskeletleri’yle mücadele etmeye devam ettim. Doğrusunu söylemek gerekirse Ufak Bobo yanımda olmasaydı, Yeşil Kaya İskeletleri’ni öldürmek için tam olarak onlara 73 kez vurmam gerekecekti. Bu da yaklaşık 5 dakikamı alacağımdan ve aynı anda canımı da doldurmak için mana harcayacağımdan durum bir hayli karışacaktı. Ancak Bobo sayesinde iskeletlerden birini öldürmemiz 30 saniyeyi bile bulmuyordu.
Akşam yemeğini es geçtim ve 3 saay boyunca bitki toplamaya devam ettim.
Bir süre sonra kaç tane Yeşil Kaya İskeleti öldürdüğümün sayısını tutmayı bırakmıştım. Tam önümüzde duran iskelet Ufak Bobo’nun Kombo saldırısı altında can verdiğinde, yere iki eşya düşmüştü. Eşyalardan biri koyu yeşil renkli bir kart ve diğeri de parıldayan iki uçlu bir mızraktı! Oho, görünüşe göre ekipman değişikliğine gidecektim!
Heyecan içinde koyu yeşil kartı elime aldım. Bu Yeşil Kaya İskeletlerinin tasvir kartıydı!
【Yeşil Kaya İskeleti】
Saldırı:★★☆
Defans:★★★★★
Can:★★★★☆
Çeviklik:☆
Büyü:★☆
Yetenek:【Kesik】【Kaya Kalkanı】
……
Hass… Bu Yeşil Kaya İskeleti tam bir defans yaratığıydı. Eğer ilerleyen süreçte gelecek puanları defansa ve cana yatırırsanız muhtemelen tek başına tank olacabilecek düzeyde bir yaratıktı. Boss’la kapışırken bir rahibe bile kafa tutabilirdi.
Kartı hemen tasvir kitabıma aktardım. Zaten etrafta gezinmeye devam edeceğim için ekstra bir çaba sarf etmeme gerek yoktu. Hatta daha birkaç dakika önce yanlışlıkla 1. Seviyedeki Yeşil Kaya İskeletlerinden birini öldürmüştüm. Niye öyle yaptıysam gerçi…
Soluk yeşil renkli mızrağı elime aldım. Mızrağa dokunur dokunmaz bütün vücudum bir anlığına titremişti. Şans bu ki yeterli güce sahip olduğumdan biraz zorlansam da mızrağı tutabiliyordum. İçimde bu mızrakla ilgili iyi bir his vardı. Vakit kaybetmeden ekipmanın özelliklerini incelemeye koyuldum ve sonuç gerçekten tatmin ediciydi. Onca saat burada kasmamın sonucu ortadaydı!
【Parıldayan Kadim Mızrak】(Bronz Tip)
Saldırı:100-125
Güç:+14
Pasif Yetenek:Kullanıcının saldırı puanını 0.5% oranında arttırır.
Kullanılması İçin Gerekli Seviye:24
……
Ağzım kulaklarıma varmıştı! Mızrağın üst seviye saldırı sınırı 125’e kadar çıkıyordu! Şu sıralar ihtiyacım olan en önemli şey bir silah olduğundan oldukça mutluydum. Sonuçta zaman geçtikçe Orman Kılıcım geride kalmaya başlıyordu. Bunun yanında Parıldayan Kadim Mızrak bronz tip bir eşyaydı! Kullandıktan sonra satmaya çalışsam bile kar edeceğime şüphe yoktu.
Hemen mızrağı elime aldım. Her ne kadar mızrak kullanacağım için [Kılıç Fırtınası] yeteneğimden gelecek olan %10’luk saldırı artışını alamayacak olsam da, yine de buna değerdi. Hatta düşününce, bu mızrak oyunda elime aldığım ilk değişik silahtı. Bugüne kadar sürekli kılıç kullanmıştım. Yine de kılıçla mızrağın benzer noktaları olduğundan endişelenecek bir şey yoktu.
Mızrağı elime aldıktan sonra puanlarıma bakmaya koyuldum. Aynen, bir kez daha o çılgın şifacıya dönüşmüştüm.
【Xiao Yao】(Şifacı)
Seviye:24
Saldırı:230-255
Defans:80
Can:424
Mana:320
Karizma:12
……
Her ne kadar saldırı puanım Ufak Bobo’yla kıyaslanamayacak kadar düşük olsa da, Yeşil Kaya İskeletlerinin defanslarını aşmam için yeterliydi.
Mızrağı sımsıkı kavradım ve havaya doğru savurdum. Gerçekten ‘Parıldayan’ isminin hakkını veriyordu zira, mızrak havada süzülürken etrafa ışık hüzmeleri de saçmayı ihmal etmemişti.
Neyse, bu kadar boş gezmek yeter, hadi şu 1. Seviye iskeleti bulayım!
Saat akşam 7’ye yaklaşırken sonunda 1. Seviyedeki Yeşil Kaya İskeletlerinden birini bulmuştum. Hemen çantamdan mühürleri çıkardım ve ardı ardına fırlatmaya başladım. 9. Mühürde başarılı olmuş ve evcil hayvan sekmemde Yeşil Kaya İskeletinin suratı belirmişti! İyi iş!
【Yeşil Kaya İskeleti】
Seviye:1
Saldırı:★★☆
Defans:★★★★★
Can:★★★★☆
Çeviklik:☆
Büyü:★☆
Yetenek:【Kesik】【Kaya Kalkanı】
Saflık Derecesi :75%
İşler o kadar iyi gidiyordu ki, bu evcil hayvanı satarsam sürüyle para kazanacağıma şüphe yoktu.
……
Evet güzel bir evcil hayvan yakalamıştım ancak gün bitene kadar 25. Seviyeye kadar kasmam gerekiyordu. Çok efsane bir oyuncu olmasam da, Ba Huang’ın etrafında bile gezmiyordum. Parıldayan Kadim Mızrak ve Ufak Bobo sayesinde şehirdeki pozisyonum bir hayli yükselmişti.
Saat akşam 9 olana dek avlanmaya devam ettim ve karşıma üçüncü kez 1. Seviyedeki Yeşil İskelet çıktı!
Bu sefer 11 mühür kullanmış ve yaratığı yakalamayı başarmıştım. Her ne kadar bu yeni yakaladığım yaratığın %49’luk saflık derecesi olsa da, muhtemelen satmaya çalışsam Katil Arı kadar para edecekti.
Envanterime baktığımda yeterince bitki topladığımı fark ettim.
……
Tam ışınlanma kağıdını çıkarmıştım ki ormanın içinden yetenek sesleri gelmeye başladı. Ne olduğunu bile anlamadan Keskin Rüzgar Ormanı’yla, Vahşi Mezarlık adı verilen bir bölgenin arasına gelmiştim. Sesler Vahşi Mezarlık tarafından geldiği için muhtemelen orada ya Boss kapışması ya da bir PK vakası gerçekleşiyordu. Bir bakış atmadan gitmek olmazdı tabii…
Mızrak elimde Keskin Rüzgar Ormanı’nı geçtim ve geniş çalılıkların arkasına saklandım. Gerçekleşen mücadeleyi görür görmez heyecanlanmıştım. Boss’la kapışan en azından yüz farklı insan vardı ve yaratığın %15 canı kalmıştı. Görünüşe göre Boss için mücadele eden iki klan vardı. Hassiktir dur bir dakika! Klanlardan biri Prag’tı!
……
“Zheng Zheng Zheng”
Boss kombo yeteneğini kullandı ancak Savaşçı Yan Zhao’nun çelik zırhı darbeleri karşılamayı başarmış ve adam kulakları sağır edecek bir şekilde kükremişti: ‘’Eşsiz Darbe!’’
Huaaa
İleri doğru atıldı ve havaya zıpladı, kılıcı akılalmaz bir ışık dalgası içinde kaybolmuşa benziyordu. Bu uyguladığı bir kombo saldırıydı; ileri doğru direkt savuruş, geniş kesik, ters kesik, döner tekme ve sonunda da ileri doğru son savurma. 1.3 saniye içinde 5 kez saldırmış ve her saldırısı da hasarı arttırmak için aynı noktayı hedeflemişti. Hassiktir, herif kendi yeteneğini yaratmıştı!
Gerçekten birinin böyle bir yetenek yaratmış olması beni bir hayli etkilemişti. Tecrübelerime göre böyle bir şeyi yapmak hiç ama hiç kolay değildi.
Prag’ın lideri Savaşçı Yan Zhao Boss’la meşgul olsa da, direktif vermeyi de ihmal etmiyordu: ‘’Savunun, ilk olarak bossu öldürmeye odaklanın, bossu öldürüp düşen eşyaları alırsak zafer bizim. Qing Qian, Wei Liang, bize yaklaşmalarını engelleyin!’’
Prag grubunun içinden iki figür kayboldu; ikisi de Görünmezlik yeteneğini kullanmıştı. Her ne kadar kayboldukları için iki figürü göremiyor olsam da, içlerinden birinin benim yakın arkadaşım Yue Qing Qian olduğunu biliyordum.
……
Prag’ın karşısında duran diğer grubun başındaysa 27. Seviye kılıç ustalarından biri, General Li Mu duruyordu. Aynı Savaşçı Yan Zhao gibi o da Ba Huang’ın en yüksek seviyeli oyuncularından biriydi; yanında 26. Seviye bir Savaşçı olan General Bai Qi ve 25. Seviye bir Okçu olan General Lian Po duruyordu.
Shua shua
Etrafa saçılan renkli ışık hüzmelerinin kaybolmasıyla kellesini kaybeden Prag şifacılarından biri yere yıkıldı. Şifacıyı öldüren General Li Mu duraksamamış ve karşısında duran 2 sıralık şövalyelere doğru hızla atılmıştı. Her ne kadar şövalyeler ön sıraları almış olsa da, General Li Mu’nun çevik hareketleri şövalyeleri değil, arkada duran büyücüleri hedef alıyordu.
Bang!
442!
Tek vuruşta büyücü hayatını kaybetmişti!
General Li Mu kükredi: ‘’Bu 30. Seviye Boss’u bizimdir! Yürüyün kardeşlerim, şu Prag köpeklerini gebertin!’’
Mücadele başlar başlamaz General Lian Po çevredeki kayalıkların arasına saklanmış ve bir bir Prag’ın şifacılarını hedef almaya başlamıştı. İki klan da aynı taktiği uyguluyordu; şifacıları öldürüp, ölümüne mücadeleye girişeceklerdi. Eğer olur da şifacılar hayatta kalmayı başarırsa, oyuncular muhtemelen birkaç gün burada mücadele edebilecek kadar hayatta kalabilirdi.
……
Sha!
Sakin sakin oturdum ve çıktığım tepeden savaşı izlemeye koyuldum. Geri dönmek için acelem yoktu ve söylesenize bana, kim böyle bir savaşı izlemek istemezdi ki? Bu benim için oyuncuları incelemek ve onlardan taktikler öğrenmek adına büyük bir fırsattı. Hadi bakalım…
Magnec