Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

25. Bölüm Savaşçı Yan Zhao

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

Bang! Snap!

  Kılıcımın ucu Katil Arı’nın kanatlarını rahatça kesti ve direkt olarak yaratığın üstüne atıldım!

  Altın bir ışık hüzmesi bedenlerimizi kapladı ve Bobo’yla birlikte seviye atladık. Bobo kanatlarını çırparak etrafta mutlu mutlu gezinmeye başladı. Benim hareketlerimi takip ettiğinden, acayip dehşet verici bir evcil hayvan sayılabilirdi!

  İkimizde yeni seviyeyle gelen puanları güce bastık. 1 saatlik uğraşın ardından Bobo 15. Seviyeye yükselmişti. 15 seviyeyle gelen 150 puanı da güce bastıktan sonra, hemen Bobo’nun özelliklerini incelemeye koyuldum!

 

[Ufak Bobo] (Arı Lordu)

Seviye: 15

Saldırı: 192-291

Defans: 101

Can: 305

Büyü: 173

 

Yetenek: [Kombo (Seviye-1)], [Arı Sokması (Seviye-1)]

……

  Bobo’nun saldırı puanları, 15. Seviyeye kadar ulaşıp bütün puanlarını güce basan bir kılıç ustasının puanlarına eşdeğerdi. Üstelik bunun yanında kendisi ilk bakışta dikkat çekmediğinden benim gizli kozumdu! Çok zaman geçmeden Bobo’yu mücadeleye hazır bir hale getirecektim!

  Evcil Hayvan Durumu: Saldırı!

  Uzaktaki Katil Arı’ya baktım ve kılıcımı ona doğrulttum: ‘’Saldır şuna!’’

  Sha!

 Bobo bir anda ileri atıldı ve bir mermi edasıyla yaratığa doğru uçmaya başladı. Wow! 4.5 yıldızlık çeviklik puanı cidden kendini gösteriyordu… Ayrıca %97’lik Saflık Derecesi de gerçek değil gibiydi. Bu evcil hayvan kesinlikle rakiplerimin korkulu rüyası olacaktı. Böyle bir yaratık yakalayabildiğim için şükrediyordum yani!

  Bobo kaşla göz arasında Katil Arı’ya ulaşmış ve iğnesini kaldırarak Kombo yeteneğini aktif etmişti. Üst üste yaptığı iki saldırıdan sonra bir an için bile beklemeden tekrar ileri atıldı ve iğnesini arının suratına doğru kaldırdı---

“197!”
“201!”
“312!”
……

  Zavallı Katil Arıcık ne olduğunu bile anlamadan hayata gözlerini yummuştu.

  Ağzım açık bir vaziyette evcil hayvanıma bakıyordum. Bobo 15. Seviyede olmasına rağmen 24. Seviye bir yaratığı öldürmekte zorluk çekmemişti!

  Bobo keyifli keyifli yanıma geri döndü. Saldırı puanı benimkine kıyasla bir hayli fazla olduğundan biraz oyun oynama isteğim azalmıştı. Neyse, biraz daha dolandıktan sonra şehre dönmeye karar verdim. Saat akşam 5’e doğru geldiğinden Ba Huang’daki işlerimi halledip, akşamki dans partisine hazırlanmam gerekiyordu. Dans partisi… Görevlere koştuğum zamanlarda, Paris’te, Tokyo’da ve Hanseong’da da bir sürü partiye katılmıştım. Kötü bir ingilizcem olsa bile, davranışlarımla bu açığı kapatabileceğimden parti benim için pek de zor geçmeyecekti… En azından öyle umuyordum.

 Kılıcımı aldım ve Bobo’yu geri çağırdım. Bir ışık hüzmesine dönüşüp, tasvir kitabıma geri döndü. Benim gibi 22. Seviyedeki bir şifacının yanında Bobo gibi bir yaratık fazla dikkat çekeceği için, riske girmek istemiyordum.

  Ba Huang’a döndükten sonra ufak bir Pazar kurdum. Birkaç Beyaz Zırh seviyesinde ekipman koyduktan sonra %74’lük Saflık Derecesi’ne sahip olan Katil Arı’yı da pazara yerleştirdim ve bağırmaya başladım: ‘’Bu pazara bakmadan geçerseniz sonra pişman olursunuz ona göre! %74’lük saflık derecesine ve 4.5 yıldızlık saldırı puanına sahip Katil Arı! Bundan iyisini bulamayacağınıza kalıbımı basarım! Yalnızca parası olanlar gelsin, çulsuzlarla uğraşacak zamanım yok!’’

  Bağırdıktan sonra kalabalığın dikkati bana kaymış ve insanlar yalan söyleyip söylemediğimi anlamaya çalışmıştı—

  ‘’Saçmalıyor değil mi? 4.5 yıldızlık saldırı mı, biraz abartmıyor musun…’’

  ‘’Aynen aynen ve üstüne üstlük bir de %74’lük saflık derecesine sahipmiş. Ne saçmalık ama! Ba Huang Şehri’ndeki en yüksek saflık derecesine sahip olan yaratık %69’la Vampir Yarasadır!’’

  ‘’Evet, gerizekalı herhalde.’’

……..

  Lakin ben Katil Arı’nın özelliklerini milletin gözleri önüne serdiğimde, kalabalıktan tek bir ses bile çıkmamıştı. Çoğunluğun dili tutulmuş ve millet şok olmuştu! Eğer şehirde oyuncu öldürülebilseydi, muhtemelen oracıkta en azından 20 kişi bana saldıracaktı!

  Çok zaman geçmeden 23. Seviye Namevt kılıç ustalarından biri yanıma geldi ve fiyatı sordu: ‘’Oi, arıyı kaça satıyorsun?’’

  3 parmağımı kaldırdım: ‘’Bu kadar!’’

  ‘’30 altın mı? Alıyorum!’’

  ‘’Kim 30 altın dedi ki, 300 altın istiyorum…’’

  ‘’Ehh! O nasıl fiyat öyle, tamam kalsın o kadar param yok…’’

…….

  Bir sürü insan fiyat önerilerini söyledi ancak hiçbiri 100 altını geçememişti. Tabii 100 altının 2500 RMB olduğunu düşünürsek, benim istediğim 300 altını yani 7500 RMB’yi verecek çok fazla insan olmadığını da kolayca anlayabilirdik. Yine de oyunda zengin tiplerin olduğunu bildiğimden, sabrımı korumaya devam ediyordum. Öyle ki, oyundaki iyi eşyalar için 7500 RMB’yi bırakın, 75.000 RMB verebilecek insanların olduğunu bile biliyordum! Buradaki asıl konu Katil Arı’nın %74’lük Saflık Derecesi’ne sahip olmasıydı. Eğer yaratık %100’lük bir saflık derecesine sahip olsaydı, fiyat en azından on katına çıkardı!

  Saldırı potansiyeli ve saflık derecesi bir evcil hayvan için en önemli iki özellikti. Aslında bu iki kavram birçok şeyi açıklıyordu: Örneğin 5 yıldızlık bir saldırısı olup da %50’lik saflık derecesine sahip olan bir yaratık, 3 yıldızlık saldırısı olan %100’lük saflık derecesine sahip bir yaratığa eşdeğerdi. Fiyatı ayarlarken de bu iki özelliği dikkate almak gerekiyordu.

 Tick!

  Arkadaş sekmemden bir mesaj gelmişti. Tek bir arkadaşım olduğundan, mesaj atanın Qing Qian olduğunu biliyordum: ‘’Xiao Yao, %74’lük bir Katil Arı sattığını duydum, doğru mu?’’

  ‘’Evet, ilgileniyor musun yoksa?’’

  ‘’Evet, satma hemen, iki dakikaya geliyorum!’’

  ‘’Tamamdır!’’

  İki dakika geçer geçmez suratına bir gülümseme takınan Qing Qian gözlerimin önünde belirdi. Kurduğum ufak tezgahın önüne gelince Katil Arı’nın özelliklerini incelemye koyuldu: ‘’Waa, ne yaratık ama! Xiao Yao, kaça satıyorsun?’’

  Gülümsedim: ‘’Şimdilik teklif değerlendiriyorum. Yani en çok veren kazanır. Ama Qing Qian sana özel bir şeyler yapabilirim.’’

  Başını iki yana salladı: ‘’Olmaz öyle şey, zaten böyle bir yaratığı alacak parayı bulmam imkansız. Arıyı asıl isteyen kişi amcam. Biraz bekle, birkaç dakikaya buraya gelir, fiyatı o zaman konuşursunuz.’’

  ‘’Tamam!’’

  Birkaç dakika geçtikten sonra kalabalığın içinden 26. Seviye bir kılıç ustası göründü. Tabii adamı görür görmez şok olmuştum.

 İsim: Savaşçı Yan Zhao Seviye-26 Kılıç ustası (Ba Huang Şehri’ndeki en yüksek seviyeli oyuncu)

……

  Hassiktir, isminin yanında bir de sıralaması yazıyordu. Açıkcası altın renklerle kaplı bir ismimin olmasını ben de istiyordum. Ah ah!

  Yan Zhao gerçekten bir ‘amca’ya benziyordu. Bana doğru gülümsedi: ‘’Xiao Yao sensin, değil mi? Fena değil. O Gümüş Tüylü Kuş’tan sonra bir de bu Katil Arı’yı yakalayacağını kim bilebilirdi ki? Şansının sonu varmış gibi görünmüyor ve duyduğuma göre tek başına takılıyormuşsun. Hatta sınıf resmileştirme görevini bile yapmışsın, cidden hiç de fena sayılmazsın…’’

  Ben de gülümsedim: ‘’Patron, arıyı almak istiyor musun?’’

  Başını öne doğru salladı: ‘’Evet, söyle bakalım ne kadar istiyorsun!’’

  Başımı iki yana doğru salladım: ‘’Önce sen, eğer güzel bir teklif verirsen sana satarım!’’

  ‘’O zaman…’’

  Biraz düşündükten sonra beş parmağını havaya kaldırdı: ‘’500 altına satar mısın? Eğer evet dersen, parayı hemen toparlayacağım!’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Tamamdır, 500 altına sattım gitti!’’

  ‘’Ah, güzel! Bana 10 dakika ver!’’

  ‘’Tamamdır!’’

  Konuşmayı bitirdikten sonra Yan Zhao elindeki siyah kılıcı şehir duvarlarına yasladı ve Qing Qian’la konuşmaya başladı. Bu esnada ben de Beyaz Zırh seviyesindeki eşyalarımı satmaya devam ediyordum. 10 dakikadan daha az bir süre geçtikten sonra, 3-4 tip gelip Yan Zhao’yla takasa tutuştu ve Yan Zhao işini bitirdikten sonra bana doğru yürümeye başladı: ‘’Parayı topladım, hadi bakalım!’’

  ‘’Güzel!’’

  Takas penceresini açtım ve Katil Arı’yı koydum. İki kez kontrol etmeyi de ihmal etmemiştim çünkü yanlışlıkla Bobo’yu vermek istemiyordum. Eğer olur da Bobo’yu böyle bir fiyata verirsem, hayatımın geri kalanında rahat uyuyamazdım. Üstelik değil 500, 5000 altın bile verseler, ileride bana inanılmaz yardımı dokunacağını düşündüğüm bir evcil hayvanı elden çıkarmak istemiyordum.

……

  Kulaklarıma bir ding sesi ulaştıktan sonra 500 altınımı almıştım. Yan Zhao hafifçe bana doğru eğildi ve doğrulduktan sonra Katil Arı’yı çağırdı: ‘’Kaygısız Xiao Yao, klanıma katılmak istemediğine emin misin? Ba Huang’da bir sürü grup var ve şunu kesin bir dille söyleyebilirim ki, Prag bu grupların arasından en güçlüsü. Eğer bize katılırsan, elindeki gücü göz önüne alırsak geleceğin parlak olur!’’

  Gülümsedim: ‘’Teşekkürler, şimdilik herhangi bir gruba katılmayacağım çünkü beni bekleyen arkadaşlarım var.’’

  ‘’O zaman sorun yok. Tamamdır, sonra görüşmek üzere!’’

“Görüşürüz!”

  Qing Qian giderken bana el salladı. Yaşlı bir amcanın yanında öyle güzel bir kızın ne işi vardı, hala anlamış değildim…

……

  Saate baktığımda 6’ya birkaç dakika kaldığını gördüm. Açlıktan karnım gurulduyordu yani hemen oyundan çıktım.

  Liu Hua Üniversitesi’ne sıcak bir rüzgar akımı hakimdi.

  Hava karardığından, sokak lambalarının altında dikiliyordum. Çok zaman geçmeden Wan Er ve Cheng Yue yanıma doğru gelmeye başladı. Kızları görür görmez neredeyse gözlerim yerinden çıkacaktı. Wan Er lacivert bir etek giyiyordu ve ışıkların altında parlayan muazzam suratı görenin kalbine serin sular serpiyordu. Bunun yanında 34D’ler ve kıvrımlı kalçası da ruhumu ele geçirmeye yeltenen özelliklerdi…

    Derin bir nefes çektim. Ahh! Hanımefendi gerçekten başka dünyadan gelmiş bir güzellikti…Ama kendime gelmem gerekiyordu!

  Diğer bir taraftan Cheng Yue beyaz bir etek giymiş ve Wan Er’in koluna yapışmıştı. Nasıl bakarsam bakayım, kızlar neredeyse ikiz gibi görünüyordu!

  Wan Er yanıma gelir gelmez bana bir bakış fırlattı: ‘’Artık gidebilir miyiz?’’

  Ben de ona baktım ancak ruhum çoktan ele geçirilmişti.

  ‘’Neden hala gözlerini dikmiş bana bakıyorsun?’’ Wan Er biraz utanmışa benziyordu. Yanakları hafif de olsa kızarmıştı.

  Cheng Yue bu fırsatı kaçırmadan ileri atıldı: ‘’Xiao Yao, Wan Er güzel görünüyor, değil mi?’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Evet!’’

  Cheng Yue kahkahasını zor da olsa bastırdı: ‘’Neyse şimdi fazla bakma, zaten gecenin ilerleyen zamanlarında çok fırsatın olacak…’’
 

 “Oh…”

  Zarif bir hareketle döndüm ve: ‘’Tamamdır, hadi gidelim şu partiye…’’ dedim.

  Bang!

  Lakin döner dönmez sokak lambasına kafa atmış ve gökyüzündeki yıldızları görmeye başlamıştım…Hassiktir, burada lambanın ne işi var yahu?!
 

  Hanımefendiler hafifçe kahkaha attı ve meseleyi daha fazla üstelemeden dans partisinin yapılacağı yere doğru yürümeye başladık. Muhtemelen bu gece yapılacak parti okulun en canlı gecelerinde birine sahne olacaktı ve benim gibi fakir ama gururlu bir kişilik de partiye katılabilecekti…Aynen! Patlayana kadar yemek yiyeceğim, kendimi tutmama gerek yok!