Kahraman a bak be adambicak tekmeleyerek adam i olduruyo dknxndmdskks
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
256. Bölüm Saldırı
ZGTV’de, sabahın köründe….
Başımı çevirip, binaya bir bakış attım; bina lüks sayılmazdı; en azından yanında duran binadan daha salaş görünüyordu. Zemin katta her an hayata dönebilecekmiş gibi görünen barbar bir Savaşçı’nın bronz heykeli duruyordu. Savaş baltasını kaldırmış, neredeyse bana doğru atılacak gibiydi. Alttaki sütunda Kader 08/27/2017 yazıları seçilebiliyordu. Tabii bu tarih Kader’in açıldığı tarihten başka bir şey değildi.
……….
Wan Er krem renkli kısa bir etek giymiş ve üstüne de kuşandığı tişört-ceket ikilisiyle kombinini tamamlamıştı. Etrafa zarif ve sakin bir hava saçıyordu. Binaya baktığı gibi gülümsedi, ‘’ZGTV’nin oyun kültürü fena değil gibi…’’
Keyifle konuşmaya devam etti, ‘’Ortaokuldan mezun olduğum günden beri oyunlara ilgim var. Wu…eğer geçmişe dönebilseydim, Zaman’ın Kalbi’ni söylemek yerine ZGTV’de ya da Kader’de çalışmayı isterdim. Ufak, masa başı bir işe sahip olsam bile yine de hayallerimin yerinde çalışıyor olurdum. Li Xiao Yao, ne düşünüyorsun?’’
Batı tarzı siyah takımlara kuşanmıştım. Umut dolu gözlerini gördükten sonra gülümsemeden edememiştim, ‘’Seçim yapabilecek yeteneğim yoktu.’’
‘’Neden ki?’’ Wan Er şaşkına dönmüştü.
Biraz düşündükten sonra cevapladım, ‘’Çünkü herkesin hayatı farklıdır, ustamın yanına gidip, dövüş sanatları öğrenmeye başladığım anda, ölümün ve katliamın hakim olacağı bir hayat yaşamaya mahkum olmuştum. Öğrendiğim şeyler eğlenmek ya da milleti eğlendirmek için değildi, sadece…insanları öldürmeye yarıyordu…’’
Wan Er’in kaşları çatılmış, suratında şüphe dolu bir ifade belirmişti, ‘’Sen…daha önce gerçekten de birilerini öldürdün mü?’’
Bakışlarımı kaçırdıktan sonra hafifçe gülümsedim, ‘’Bu meseleden bahsetmesek iyi olur, hem zaten zamanımız geldi sayılır. Üst kata çıkmalıyız; muhtemelen Fei Er lobide bizi bekliyordur…’’
“Oh…”
Wan Er akıllı bir kadın olduğu için geçmişimi kurcalamaya devam etmemişti. Zaten bu konu hakkında konuşmayacağımı biliyordu.
…….
ZGTV binasında, Fei Er kahverengi, üniforma vari bir elbise giymiş, gülümseyerek koltuktan kalktığı gibi bizi selamlamıştı, ‘’Nihayet geldiniz; neredeyse beni ekeceğinizi düşünmüştüm. Eğer öyle bir şey olsaydı, bu ayki maaşımı da alamazdım…’’
‘’Nasıl olur da bizim gibi dürüst insanlar verdiği sözleri tutmazlar…’’ Wan Er gülümsedi.
Fei Er Wan Er’in suratına bir bakış attı, ‘’Ai, efsanevi Zaman’ın Kalbi’ni söyleyen kadınla, Lin Wan Er’le bir röportaj yapmak…Üstümdeki baskı çok büyük. Ayrıca çok güzelsin, neredeyse düşüp bayılacağım…’’
Göğsümü kabarttım, ‘’Merak etme, yanında ben olacağım. Güzellik meselesini sizlere bırakacağım; sıradan olmayı da bana bırakırsınız!’’
Feir Er gülümsedi, ‘’Kaygısız Xiao Yao, gerçekten şaka yapmayı seviyor olmalısın. Zhan Long’un klan başkanı olduğunu geçtim, Ba Huang’ın yakışıklısı olarak da isim yapmış durumdasın. Yardım rolünde oynamaya imkan yok; bugün sen ve Lin Wan Er baş rolleri alacaksınız. Hadi gidelim, röportaj stüdyosu dokuzuncu katta,…’’
‘’Tamamdır.’’
……
Asansör yavaş yavaş dokuzuncu kata çıktıktan sonra yayın salonunu da görmeye başlamıştık. Işıklar açılmış ve beş kameraman çoktan seti hazırlamaya koyulmuştu. Fei Er ileri uzanarak bana ve Wan Er’e önceden hazırlanmış kağıtları verdi. Kağıtlarda Kader’le ilgili bir sürü soru yer alıyordu; ki böylece muhabbet esnasında konuşulacak şeylerin sayısı artırılmıştı.
‘’Hafif makyaj yapalım mı?’’ diye sordu Fei Er, ‘’Aksi taktirde ışık açıldığında iyi görünmeyebilirsiniz.’’
Wan Er sordu, ‘’Zaten hafif fondoten sürmüştüm. O kadar da bariz olmasa gerek.’’
‘’Tamam o zaman, peki ya Li Xiao Yao?’’
‘’Yok, ben almayayım, ölsem daha iyi..’’
Fei Er gülümsedi, ‘’Öyle olsun bakalım; eğer o kadar yakışıklı olduğunu düşünüyorsan hazırlıklı olsun iyi olur. Kader’in Geleceği adlı programda [Uçan Ejderhalar]’ın Klan Başkanı, Yükselen Ejderha’yla röportaj yapmıştım. Herif resmen palyaçonun tekiydi; o kadar makyaj yapmıştı ki, eminim televizyonu izleyen çocuklardan birkaç tanesini ağlatmayı başarmıştır. Aah ah, arkasından konuşuyorum, pardon…’’
Ben: ‘’….’’
…..
Röportaj ortamına yerleştirilen koltuklara oturduk; aslen bu daha çok muhabbet havasında geçecek bir röportaj olacak gibiydi. Fei Er bu konuda oldukça profesyonel ve tecrübeliydi. Yanında duran kağıda baktıktan sonra gülümseyerek konuşmaya başladı, ‘’ZGTV’nin Ünlü Şahıslar adlı programının ikinci bölümüne hoş geldiniz. Bugün Fan Shu Şehri’ni ve Ba Huang Şehri’nis sallamayı başaran iki konuğum var. Hemen onları tanıtayım-solumda oturan güzeller güzeli kadın Fan Shu Şehri’nin bir numaralı güzelliği, [Kahramanın Heybeti]’nin Başkan Yardımcısı ve bir numaralı süikastçi, Cang Ton…Gerçek hayatta, kendisini Zaman’ın Kalbi adlı şarkıyı söyleyen Lin Wan Er olarak tanıyorsunuz. Gerçekten de oyundaki Cang Tong aslında hepimizin yakından tanıdığı bir güzellik…’’
Wan Er gülümseyerek söylendi, ‘’Herkese merhaba!’’
Fei Er hemen konuşmaya devam etmişti; ‘’Diğer konuğum, Lin Wan Er’in yanında oturan yakışıklı adamsa çoğunuzun yakından tanıdığını düşündüğüm bir oyuncudur. Sadece dış görünüşünden bile onu tanıyabilirsiniz. Kendisi, şu an için Ba Huang’ın en ünlü oyuncusudur. ‘En Güçlü Şifacı Kılıç Utası’ olarak tanınan, Zhan Long’u kendi elleriyle kuran ve ilk Valkyrie Ekipman’ı, İmparator Qin’in Kılıcı’nı ele geçiren Kaygısız Xiao Yao’Dur! Gerçek hayatta, kendisi bilinmeyen bir geçmişe sahip olan Li Xiao Yao olarak biliniyor. Kendisi gizemli, yakışıklı bir adamdır, hehe…’’
Suratıma keskin nişancı tüfeği tutulduğunda bile istifimi bozmadığımdan, kameraya karşı oldukça sakindim. Yalnızca birazcık gerilmiştim, o kadar… Başımı öne sallayıp, gülümsedim, ‘’Merhaba millet…’’
Fei Er hafifçe gülümsedi, ‘’Devam edelim, ilk röportaj konumuza başlayalım diyorum. İlk olarak, şunu sormak istiyordum; Wan Er Fan Shu Şehri’nin bir numaralı güzelliğiyken, Xiao Yao da Ba Huang’ın bir numaralı bekarı; acaba nasıl tanıştınız? Gerçek hayatta ne tür bir ilişkiye sahipsiniz?’’
‘’Nasıl tanıştık…’’
Lin Wan Er bana baktığında, adeta ilk tanışmamızı hatırladığını anlamıştım. Kıfayetlerini değiştirdiği esnada odaya daldığım o görüntü aklına geldiğinde, suratı hemen kızarmıştı, ‘’Aslında pek de özel bir şey yok, sıradan arkadaşlarız…’’
Başımı öne salladım, ‘’Evet, Wan Er’le aynı okulda okuduğumuzdan, orada tanıştık…’’’
Fei Er dedikoducu kız moduna bürünmüş ve muzip bir gülümseme savurmuştu, ‘’Hmm? Nedense burada gizli saklı bir şeyler varmış gibi hissediyorum… Bendeniz Kader’in forumlarını baştan aşağıya okumuş biri olduğumdan sizinle ilgili de bir çok şeye rastlamıştım. Oyundaki oyuncular sizin gerçek hayatta sevgili olduğunuz düşünüyorlar, bu doğru mu?’’
‘’Değiliz..’’ Wan Er adeta çaresiz görünüyordu…
Fei Er sormaya devam etti, ‘’O zaman nasıl tanıştınız?’’
Wan Er’in suratı kıpkırmızı kesilmiş ve genç kadın o esnada bütün o zihin okuma yeteneğini kaybetmişti; aklı ve kalbi tamamen karışmıştı, ‘’Şey…şey…aslında zamanında bir reklam çekimine katılmıştım ve orada Li Xiao Yao’ya tanıştım, bu kadar…’’
İstediğini elde eden Fei Er keyifel gülümesmişti; ‘’Oh oh, demek böyle tanıştınız. Yine de ‘Tanışma’ kelimesinin bir sürü anlamı var bildiğiniz gibi. Güzeller güzeli Wan ER, tam olarak nasıl ‘Tanıştın’’ız?’’
Wan Er’in kalbi dört nala koşmay abaşlamış ve genç kadın artık ne söyleyeceğini bilemez bir duruma gelmişti.
Dişlerimi sıkarak söylendim, ‘’Aslında..Wan Er kıyafetlerini değiştirirken yanlışlıkla odaya dalmıştım. Öhöm, öhöm, tabii ki bir yanlış anlaşılmaydı! Yönetmen, lütfen bu kısmı kesin; aksi taktirde olacaklara karışmam!’’
Fei Er gülümsemeden edememişti, ‘’Tamam, tamam, biraz abarttım. Yönetmen son kısmı sil gitsin, çok da önemli değil zaten.’’
Yönetmen hemen onaylamıştı, ‘’Tamamdır!’’
……
Konuşmaya devam ettik; oyundaki bütün meselelerden bahsetmiştik. Ba Huang Şehri’nden girip Jian Feng Han’a, oradan [Kahramanın Öfkesi]’ne ardından Zhan Long’a, Zhan Long’dan [Kahramanın Heybeti]’ne o kısımdan Dong Cheng Yue’ye….Yani kısacası bizimle alakalı bütün ünlü oyunculara değinmiştik. İleride ZGTV’nin davet etmek isteyeceği bir çok seçeneceği olacaktı.
1 saatin ardından ilk yarı tamamlanmıştı. Biraz su içtikten sonra yanımdaki suya kimsenin dokunmadığını görmüştüm.
Wan Er ayağa kalkıp, omzuna dokunduktan sonra söylendi, ‘’Ben lavaboya gidiyorum…’’
‘’Tamamdır!’’
……
Fei Er’le 5 dakika konuştuktan sonra hala daha Wan Er geri dönmemişti. Durum böyle olunca, kalbim aniden dört nala koşmaya başladı. Aynı esnada telefon titremeye koyulmuş ve Wan Er’den bir mesaj gelmişti, ‘’Çabuk gel, burada birileri var…’’
‘’Ah?!’’
Hemen ayağa kalkıp, Fei Er’e bağırdım, ‘’Buradan ayrılma, hemen geleceğim!’’
‘’Eh, ne oldu?’’
‘’Bir şey yok..’’
………
Kayıt stüdyosundan çıktığım gibi kadınlar tuvaletine doğru depara kalktım.
Köşeyi döndükten sonra bir adam gölgesi önümden geçmiş ve anında alnıma silahı dayamıştı!
Hemen Qi’ye odaklanarak kenara kaydım ve silahın hafifçe çıkan mermi sesi kulaklarımda yankılandı. Sıcak mermi adeta bir meteor edasıyla suratımı teğet geçerken karşımda duran adama bir bakış atmıştım. Herif uzun, elmacık kemikleri çıkıntılı olan bir tipti. Kesinkes Çin’li değildi!
İleri atılarak bir tekme savurdum; ancak herifin hızı da fena sayılmazdı. Bana doğru diz atmakta gecikmemişti. Ne yazık ki hız konusunda benimle aşık atamacağından tek bir hareketimle omzunu yerinden çıkarmıştım. Herif geriye savrulduğunda bu fırsatı değerlendirerek ona iki tekme savurdum. Darbelerimi sıradan bir kiralık katilin karşılayabilmesine imkan yoktu. Herif bacakları kırıldığından acı dolu çığlıklar atmaya başlamıştı. Bir kez daha tekme savurmuş ve silahı koridora fırlatmıştım.
Herifin işini bitirmekle uğraşmadan kadınlar tuvaletine doğru atıldım.
Tuvalet kapısı çoktan açık olduğu için içeriye dalmıştım ve kalbim titremeye başlamıştı. Zihnimde Wan Er’in görüntüsü belirmişti ve neredeyse o görüntüden çıkan sesleri duymaya başlamıştım. Yoksa o…zihin okuma yeteneği kullanarak bana bir mesaj mı yollamaya çalışıyordu?!
Direkt olarak yere çöktüğümde bir saniye önce başımın durduğu bölgeye bir ordu bıçağı savrulmuştu. Hemen sağdan bir yumruk çıkarıp, tam on ikiden yabancı görünen herifi yere yığdım. Karnına aldığı darbeden sonra ayağa kalkmakta zorluk çekecekti!
Pa!
Yere düşen bıçağı aldıktan sonra hemen kenarda duran lavabolara doğru atılmıştım; zira Wan Er’in çığlıkları o bölgeden geliyordu. Başımı çevirdiğimde, genç kızın arkasında siyah takıma kuşanmış, kaslı bir özel ajan duruyordu. Silahını Wan Er’in başına dayadıktan sonra güzel çincesiyle söylenmişti, ‘’Evlat, bıçağı yere indir yoksa kadın ölür…’’
Wan Er başını iki yana salladı, ‘’Yapma…Li Xiao Yao…dediğini yapma…’’
……
Gözüm kan çanağına dönmüş ve bıçağı anında yere bırakmıştım!
‘’Hey!’’
Bıçak yere düşer düşmez siyahlı adam silahını bana doğrultmuş ve tetiği çekmişti; lakin o esnada hemen sağa kaçtığım için mermi sadece sağ koluma saplanmıştı. Dişlerimi sıkarak sağ ayağımla bir tekme çıkardım!
Bang!
Tekmelediğim ordu bıçağı herifin boğazına saplanmış, adam duvara çakılmıştı. Yere saçılan kanlara parçalanan seramikler eşlik ediyordu.
Wan Er hayatını kaybeden adamın kollarından kurtularak bana doğru koşmaya başladı; ancak omzumdan akan kanları görür görmez ağlamaya başlamıştı; ‘’Sen..aptal mısın??’’
Yerde yatan özel ajana soğuk bir bakış attım. Bölgede başka bir tehdit olmadığını onayladıktan sonra başımı hafifçe Wan Er’in omzuna değdirmiş ve gülümsemiştim, ‘’Her şey geçti. Babanı ara da buraya birilerini yollasın.’’
Magnec