Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

115. Bölüm Elit Kılıç

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

【Buz Yağmuru Kılıcı】(Elit Mor Ekipman)
Saldırı: 720-950
Güç: +37
Dayanıklılık: +35
Ekstra: Saldırı puanını %7 arttırır.
Orjinal Pasif: %3 kritik darbe olasılığı

Tanıtım: Kadim zamanlarda, Tanrılar’ın alemine buzlar ve yağmurlar hakimdi. Tanrılar Ebedi Buzun ve Yağmurun topraklarına girip, ruhlarını eğitmeye uğraşırlardı. Lakin bu topraklar, Şeytanlar ve Tanrılar arasındaki büyük savaş esnasında yok olmuştur. İşte bu topraktan geriye kalan kalıntılarda, bir sonraki neslin kahramanları efsanevi bir kılıç bulmuştur. Bu kılıç sahibine Cennet’in lütuflarını bahşeder ve söylentilere göre ölümü, hayatı kontrol edebilir.

Kullanılması İçin Gerekli Seviye: 48

.…

Buz Yağmuru Kılıcı’nı sımsıkı kavradım; heyecanıma hakim olmakta zorlanıyordum. Yeşil Qilin’in açıklaması gerçekten yanlış çıkmamıştı. Daha öncesinde okuduğum gibi, yaratığın kadim bir silahı koruduğu söyleniyordu ve işte elimdeki kılıç, Buz Yağmuru Kılıcı bu bahsi geçen silahın ta kendisiydi! 48.seviye, mükemmel! Daha ne bekliyorum? Yeşim Şehri’nin Kılıcı’nı değiştirmenin zamanı çoktan gelmişti!

Clang!

Yeni kılıcı taktım. Bu sırada silah sıralama listesinden adımı silmiş ve insanların bu kılıca sahip olduğumu öğrenmelerini engellemiştim. Kılıcı tuttuğum gibi silahın kabzasında buz parçaları belirmeye başlamış ve kılıçtan etrafa mor bir ışık hüzmesi yayılmaya koyulmuştu. Bu kılıcın sunucuda 1 numara olacağına şüphe yoktu. Öyle ki, kılıç Jian Feng’in sahip olduğu Cennet Düzeni’nin Kılıcı’ndan %50 daha iyiydi. Sonunda uğradığım haksızlığın ardından rahat bir nefes çekebilecektim.

Tabii kılıcı taktığım gibi puanlarım da acayip artmıştı. Özellikle de saldırı puanım---

【Kaygısız Xiao Yao】(Ejder Mezarı’nın Koruyucusu)
Seviye: 48
Saldırı: 1398-1830
Defans: 1025
Can: 2183
Mana: 726
Karizma: 32

……

Şok olmuştum! 1397-1830 arası saldırı puanı mı, hassiktir? [Kılıç Fırtınası]’nın %10’luk etkisiyle birlikte saldırı puanım 2000’i geçecekti! Bu puanlara sahip olduğum taktirde, her atladığı seviyede dayanıklılığa 10 puan basan rahipler bile karşımda duramayacaktı!

Heyecanla kılıcı kınına soktum ve yerdeki diğer eşyaları incelemeye koyuldum.

Islak çimin üstünde sessiz ve sakin bir kalkan duruyordu. Elime aldığımda kalkanın yeşil ekipman olduğunu görmüştüm. Bu ne lan böyle?

Bakınmaya devam ettim; ancak başka ekipman görememiştim. Bunun yerine yerde mor bir taş duruyordu, ruh taşı! Hemen taşı kılıcımı geliştirmek için kullandım ve bu sayede kılıcın saldırı puanı 72-95 daha arttı. Aynı zamanda üç tane Pardon Kartı bulmuş ve hemen kartları envanterime atmıştım. Etrafta başka bir şey görünmüyordu.

Qilin’in cesedini ittim ve herhangi bir şeyle karşılaşmadım. Gitme zamanı!

Işınlanma kağıdını çıkarıp, aktif ettim. Lakin kağıt henüz aktifleşmeye başlamadan, gözüme parlak bir ışık hüzmesi takılmıştı. Bu… Hemen kağıdı iptal ettim ve çimlerin arasından, ışık hüzmesinin geldiği yere doğru atıldım. Toprağın hafif içine gömülmüş bu nesne neredeyse gözümden kaçıyordu!

Elime aldığım gibi incelemeye koyuldum; üstüne bir ejderha figürü işlenmişti. Puanları da bir hayli yüksekti.

【Çevik Ejderha Yüzüğü】(Mor Ekipman)
Çeviklik: +37
Dayanıklılık: +34
Ekstra: Süikastçilerin saldırı puanını %3 arttırır.
Ekstra: +180 Can
Kullanılması İçin Gerekli Seviye: 48

……

Hassiktir! Mor yüzük mü? Puanlara bakılınca, bu yüzük süikastçilerin aklını başından alacak resmen!

Çevik Ejderha Yüzüğü’nü de aldıktan sonra hemen ışınlama kağıdını çıkardım ve kullandım. Hadi bakalım!

Durrrr!! Daha nereye!

Yeşil Qilin’in fırladığı taş duvara bakmaya koyuldum. Taşın arkasında, Qilin’in hayata döndüğü bölmenin hemen arkasında bir mağara girişi yer alıyordu. Mağara girişinden yeşil ışık hüzmeleri fırlıyordu ve manzarayı görünce ileriye doğru atılmaktan kendimi alı koyamamıştım. Buz Yağmuru Kılıcı elimde, mağaraya girdim. Beklediğim gibi mağaranın duvarlarında bir sürü Yeşil Qilin Otu yetişmişti!

Biliyordum!

Nereden bakarsanız bakın, mağarada en azından 100’den fazla 6.seviye bitkisi vardı. Demek burada saklanıyorlarmış?

Heyecandan kafayı yiyecektim!

30 dakikalık bitki toplama seansının ardından envanterimde 1800’den fazla 6.seviye bitki olmuştu. Zengin oldum bebeğim!

Üçüncü ışınlanma kağıdını çıkardım ve nihayetinde, beni engelleye bir durum olmadığı konusunda emin olmuştum. Tam bu esnada dışarıdan gelen bir ses duydum.

‘’Kaygısız Xiao Yao bossu öldürmüş mü? Hassiktir! Bu cesed Mor bossa ait! Sakın bana tek başına kestiğini söyleme? Dur… Buz Yağmuru Kılıcı’nı bu bosstan mı düşürmüş? Çabuk, bulun onu! Hemen!’’

Tabii ki sesin sahibi Batılı Diktatör’dü. Beklediğim gibi, peşimi yakın bir zamanda bırakmayacaktı. Ölür ölmez buraya doğru depara kalkmış ve silah listesinde beliren Buz Yağmuru Kılıcı’nı görünce çılgına dönmüştü. Ne yazık ki geç kalmıştı!

Işınlanma kağıdının ışıkları vücudumu çevreledikten sonra Ba Huang’da gözlerimi açtım. Şehir bölgesi güveli bölge olarak işaretlendiğinden, ekipmanlarım konusunda endişe etmeme gerek yoktu. Buz Yağmuru Kılıcı sırtımda, kuzey avlusuna doğru yürümeye koyuldum ve Song Han’ın partisine katıldım. Partye katılır katılmaz Çevik Ejderha Yüzüğü’nün puanlarını onlarla paylaşmıştım.

‘’Yavru Kurt, ne diyorsun? İstiyor musun?’’

Song Han şok olmuştu: ‘’Hass! 48.seviye mor ekipman! Xiao Yao, sayısalı falan mı tutturdun? Böyle bir hazine her süikastçinin hayal ekipmanlarından biri resmen ve sen bana mı veremyi düşünüyorsun?! Ne yazık ki daha 30.seviyedeyim, takabilmek için 48 olmam lazım.’’

Fox söylendi: ‘’Aynen patron, niye satmıyorsun? Paraya ihtiyacımız var sonuçta…’’

Gülümsedim: ‘’Tamam. %50’sini stüdyo için ayıracağım.’’

‘’Yok yok, %10 yeter.’’

Fox bir kahkaha patlattı. Kendisi günlük bütçeden sorumluydu: ‘’Bulduğumuz her ekipmanın %10 kar payını stüdyo için ayıracağız. Bu kuralı en başta söylemiştim…’’

Başımı iki yana doğru salladım: ‘’Gerek yok, stüdyonun halini görmüyor musun? Sadece bir seferliğine istisna yapalım gitsin. Paramız olduğunda ödeşiriz. Burada hepimiz kardeş değil miyiz? Kimsenin kendi ailesi yok, bu yüzden birbirimize sahip çıkmamız lazım.’’

‘’Tamam o zaman, kime satacaksın?’’

Lin Wan Er’in güzeller güzeli figürü gözlerimin önüne geldi: ‘’Acayip güzel bir kadına satacağım, yoksa yüzüğü harcamış olurum! Fox şehre gelebilir misin? Satacak ekipmanlarım var.’’

‘’Tamamdır, bir saniyeye oradayım!’’

……

Birkaç dakika geçtikten sonra 33.seviye Fox görüşüme girdi. Gülümseyerek söylenmeye başladı: ‘’Patron, daha demin boşluktaki PK videosunu izledim. Şunu söylemem lazım ki iki yıl önceki Li Xiao Yao’ya göre resmen başkalaşım geçirmişsin!’’

Lin Wan Er’in verdiği 12 savaş taktiğini hatırlayınca gülümsedim: ‘’Yanında usta bir oyuncu olması gerçekten işleri değiştiriyor. Tamamdır, al bunları sat bakalım. %50-%50 bölüşelim.’’

‘’Tamamdır.’’

Takas sekmesini açtıktan sonra Yeşim Şehri’nin Kılıcı’nı, Rüzgar Kovalayan’ı ve Ateş Odunu Kılıcı’nı koydum. Fox kabul etmeden önce duraksamıştı: ‘’Yuh, bunlar ne böyle! Nereden buldun bunları? Yeşim Şehri’nin Kılıcı’nı satma konusunda emin misin?’’

Başımı öne doğru salladım.

Fox şok olmuştu; ancak gözleri sırtımda duran Buz Yağmuru Kılıcı’na takılınca gülümsedi: ‘’Oh, demek öyleymiş. Tamamdır, bunları iyi fiyata satacağıma emin olabilirsin!’’

‘’Güzel, o zaman ben kaçtım!’’

‘’Hadi görüşürüz!’’

……

Cang Tong’un partisine katılmak istiyordum!

Di!

Partye katıldım. Beklendiği gibi partyde klasik ikili, Cang Tong ve Cang Yue vardı.

Dong Cheng Yue gülümsedi: ‘’Açlıktan öleceğim gerçekten! Xiao Yao, bossu öldürebildin mi?’’

Başımı öne doğru salladım: ‘’Evet…’’

Lin Wan Er gizemli bir gülümseme savurdu: ‘’Uhh… Buz Yağmuru Kılıcı’nı sen mi aldın?’’

‘’Sır…’’

‘’Pe! İddiasına varım ki kılıcı sen almışsındır! Bu nasıl dünya böyle? Nerede adalet!’’

Gülümsedim: ‘’Hanımefendi, elimde bir ekipman var, ne diyorsunuz?’’

“Hmm.”

Hemen Çevik Ejderha Yüzüğü’nün özelliklerini party chatinde paylaştım ve ikili anında şok oldu.

‘’Yok artık… 48.seviye mor ekipman bir yüzük. Süikastçiler için bire bir…’’

Lin Wan Er her zamanki sakinliğini koruyamıyordu.

Dong Cheng Yue’nin küçük ağzı sonuna kadar açılmıştı: ‘’Ne özellikler ama! Xiao Yao, cidden şanslısın…’’

‘’Hanımefendi, istiyor musunuz?’’

Lin Wan Er anında başıyla onaylamıştı: ‘’Evet, istiyorum. Başkasına satacak olursan seni gebertirim, ona göre! Fiyatını söyle bakalım, çok yüksek olmadığı sürece anlaşabiliriz…’’

‘’Aklımdaki fiyat biraz yüksek… korkabilirsin.’’

‘’50.000 RMB’ye ne diyorsun? Ondan yukarı çıkamam… Sonuçta 100.seviyeye geldiğimizde bu ekipman işimize yaramayacak…’’

Ellerimi birleştirdim: ‘’Tamamdır, yakın olduğumuzdan dolayı sana %60 indirim yapıyorum. 20.000 RMB, parayı banka hesabıma transfer et ve ekipmanı al!’’

(ÇN: Salak mısın oğlum sen? Nedir bu %60 indirim, %50 indirim geyiği?)

Lin Wan Er’in gülümsemesi her zamanki gibi cezbediciydi: ‘’Tamamdır…’’

Dong Cheng Yue isyan etti: ‘’Bu hiç adil değil. O saçma sapan altın ekipman olan Cennet’in Gururlu Baltası 40.000’e satılıyorken, mor ekipman yüzüğü 20.000’e mi satıyorsun? Xiao Yao, cinsiyetçi misin yoksa…’’

Lin Wan Er gülümsedi: ‘’Öyle deme Dong Cheng…’’

Gülümsedim: ‘’Sistem bakımı yapılacağı için daha fazla Pazar yapmamız mümkün değil. Neden çıkıp bir şeyler yemiyoruz?’’

‘’Tamam, aşağıya gelirsin o zaman? Görünüşe göre… Yurdun kapısını kitlemişler, ne yapacağız?’’

Lin Wan Er söylendi: ‘’Güvenliği ikna edebileceğimizi sanmıyorum…’’

Biraz düşündükten sonra söylendim: ‘’Neden bu gece yemek yemeyip, diyete bağlamıyoruz konuyu?’’

‘’Olmaz! Yemek istiyoruz!’’ İki kadın da sitem etti.

Yenilgimi kabul etmiş ve iki elimi havaya kaldırarak söylenmiştim: ‘’O zaman bir çözümüm var sizing için. İkinci kata gidin ve oraadn atlayın. Aşağıda bekleyip, size yakalacağım. Ama güvenliğe yakalanmadığınıza emin olun…’’

‘’İyi o zaman..’’

……

10 dakika geçtikten sonra saat 01:30 olmuş ve Liu Hua Üniversitesi’ndeki kızlar yurdunun altına ulaşmıştım.

Sessizce bekliyordum. Sonunda camlardan biri açıldı ve Lin Wan Er’in sesi duyuldu: ‘’Teşekkür ederim, hehe…’’

Güzeller güzeli hanımefendinin figürü camda belirmişti. Giydiği dar kot kıvrımlarını iyiden iyiye belli ediyordu. Camdan atlayacağını bildiği için her zaman giydiği eteklerini giymekten vazgeçmişti.

‘’Li Xiao Yao?’’ Hafifçe bağırdı.

Hemen ileri atılıp cevapladım: ‘’Wan Er, buradayım. Atla hadi, dikkatli ol…’’

‘’Hey, yakalayabileceğine emin misin??’’

‘’Tabii ki! Korkma!’’

‘’Tamam! Yakalayamazsan öldün sen…’’

……

“Vhoosh!”

Güzeller güzeli ufak hanımefendi yukarıdaki camdan atladı. Kollarım açık bir şekilde iyice durumu gözlemledim ve havada şeffaf bir qi dalgası oluşturdum. Çok geçmeden Lin Wan Er’in narin vücudu kollarıma ulaşmıştı. Parfümü vücudumu kapladıktan sonra ellerim harekete geçmeye koyuldu…

‘’Tamam…’’

Ay ışığının altında, Lin Wan Er’in yanakları kıpkırmızı kesilmişti. Kollarımdan kurtulduktan sonra üstüne silkeledi ve söylendi: ‘’Dong Cheng’i yakalayacaksın daha…’’

“Ah…”

Bir güzellik daha yukarıdan atlamıştı. Dong Cheng Yue’yi yakalamış ve yere indirmiştim. Kızlar hala üzerlerindeki korkuyu atabilmiş değildi. Lin Wan Er söylendi: ‘’Bu… heyecan vericiydi…’’

Dong Cheng Yue yukarıya doğru baktıktan sonra konuşmaya başladı: ‘’Bu… heyecanlıydı evet ama, aklıma takılan bir şey var. Geri nasıl çıkacağız?’’

‘’Hadii…’’ Lin Wan Er’in gülümsemesi oracıkta dona kalmıştı!