Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

87. Bölüm Herkes Tek Başına

Çevirmen: Odysseia / Editor: T4icho

Herkes Tek Başına

 

Ye Shaofeng salonda kaskatı kesilerek durdu. Boynunda kan birikmişti ve kalbinde tarifsiz bir acı vardı.

Kara cübbeli hocanın onu cidden öldürme gibi bir niyeti olmadığı için parmaklarını hemen boğazından çekmişti.

Ruh Efendisi'nin üst seviyelerindeki gelişimciler dış dünyada inanılmaz görkemlilerdi. Ancak o bile Yeşil Kereste Akademisi'nde bunun hiçbir şey olduğunu biliyordu.

Bu yüzden bu onu çok daha kötü hissettirmişti.

Rakibi sadece bir Siyaset hocası olduğunu ve gücünün akademideki en diplerde olduğunu söylemişti.

İmparatorluk Şehri'nde genellikle kendi seviyesinde rakip bulamasa da Yeşil Kereste Akademisi'ndeki bir Siyaset hocasını bile yenemiyor muydu?

Üstüne bir de anında, utanç verici bir şekilde yenilmişti.

Yeşil Kereste Akademisi'nin en diplerindeki bir hocaya yenilince diğerlerine bakacak yüzü kalmamıştı.

Rakibinin omzuna kayda değer bir hasar verse de burası gerçek bir savaş alanı olsa karşı taraf hala savaşabiliyorken kendisi çoktan ölmüş olurdu.

Kapıdaki konumuna geri dönen hocaya bakınca Ye Shaofeng karşı tarafın neden bu kadar kibirli olduğunu ve Yeşil Kereste Akademisi'nin neden bu denli gurur yaptığını anladı... gelişimcileri aynı seviyede olsa da Yeşil Kereste Akademisi'ndekiler dış dünyadakilerden oldukça farklıydı.

Akademinin gururu güçleri ve kendine güvenleri ile inşa edilmişti.

Eğer Yeşil Kereste Akademisi böyle olmasaydı bugüne dek ayakta kalamazdı.

Olduğu yerde duran Ye Shaofeng her şeyi anlayarak yutkundu. Hocanın karşısında eğildi ve konuştu. "Sizden bugün birçok şey öğrendim. Eğer gelecekte şansımız olursa bana rehberlik etmenizi isterim. Ancak tüm bu topraklar imparatora ait. Ne kadar güçlü olursanız olun, imparatorun kullarısınız. Eğer tüm güçlü kişiler kendi gücüne bu kadar güvenirse... Yunqin hala Yunqin olarak kalabilir miydi?" 

Hoca Ye Shaofeng'e bakmadı ve cevap vermeye tenezzül etmedi. Ancak içten içe düşünüyordu. Bu sadece senin düşüncen, bunun benimle ne alakası var?

Hala çok gençsin... Evet, tüm topraklar imparatora ait ancak bu toprakları ele geçirenler kimlerdi? Hoca bir şey demedi. Yan Shaoqing ile Feng Qianhan'ın ağızları ise alaycılıkla kıvrıldı. İçten içe imparatorun cidden Yeşil Kereste Akademisi'ni kontrol etmek istediğini düşünüyorlardı ancak eğer Yeşil Kereste Akademisi dünyanın geri kalanını umursamazsa onları kim durdurabilirdi? Dahası, eğer Müdür Zhang Yeşil Kereste Akademisi'nde olsa şu anki imparator bile akademiden gelişim yöntemlerini ve tıbbi tariflerini istemeye cüret edemezdi.

Bu yüzden her şey en sonunda Yeşil Kereste Akademisi'nin kararına kalıyordu.

Bu yüzden yapabilecekleri tek şey beklemekti.

Aslında İmparatorluk Şehri'nde yirmi yaşındayken bile dahi olarak bilinen Yan Shaoqing, Yeşil Kereste Akademisi'ne bulaşmanın inanılmaz saçma olduğunu düşünüyordu. Ancak mevkisi arttıkça ve daha fazla şey görüp geçirince imparatorun ve perdelerin arkasındaki yaşlıların hep bu saçma şeyi denemeye çalıştıklarını anlamıştı. Çünkü Yeşil Kereste Akademisi fazla güçlü ve kibirliydi. Şu anda imparatorluğun gücüne dokunmasalar da gelecekte de böyle kalacaklarının garantisini kim verebilirdi?

Bu dünyada her şey bir nehirden akan sular kadar hızlı değişirdi.

Eğer Yunqin İmparatorluğu'ndaki saray danışmanlarına sorulursa kesinlikle Yeşil Kereste Akademisi'nin böyle bir şey yapmayacağını söylerlerdi. Ancak hiçbiri Yeşil Kereste Akademisi'nin sonsuza dek böyle olacağının garantisini veremezdi.

Onlara güvenmek zorunda olsalar da bir yandan gardlarını almalılardı ki bu inanılmaz bir tezat oluşturuyordu.

...

Akademiye alacakaranlık çökmüştü. Uzun gece bittikten sonra şafağın ilk ışıkları belli olmuştu ve saraya benzeyen salona sızıyordu.

Yeşil Kereste Akademisi'nin doruklarında hala yazın ilk zamanlarınlardı. Ancak Gökdağları'nın diğer noktalarında hava hala inanılmaz soğuktu ve tüm bitkiler kuruyordu.

Lin Xi ve diğer Savunma Sanatları öğrencileri ilk ışıktan bile önce Yeşil Kereste Akademisi'nden çıkmışlardı ve akademinin kuzeybatısındaki dağlara doğru yola koyulmuşlardı. Tıpkı ilk seferki gibi yalnızca bir günlük temiz suları, rüzgarın soğuğunu kesecek siyah bir pelerinleri ve sadece inanılmaz bir tehlikeyle karşılaştıklarında kullanabilecekleri "Kokulu Yumurta"ları vardı.

Bu "Kokulu Yumurta" aslında akademinin birkaç çeşit tıbbi bitkiden yaptığı bir küreydi. Dış kabuğunu parçalayınca sarı bir duman yayardı ve bunu iletişim olarak kullanırdın. Boyutu bir tavuk yumurtası kadardı ve inanılmaz pis koktuğu için öğrenciler buna Kokulu Yumurta derdi.

Doğada Hayatta Kalma dersi planlandığı gibi devam ediyordu. Bu yedi gün sürecekti ve ilk gün boyunca asıl hayatta kalma bölgesi olan "Yarı Karlı Bozkırlar" bölgesine gidecekler, sonrasında da üç günü tamamen yabancı oldukları bu arazide hayatta kalmaya çalışarak geçirecekler, sonraki iki günü de geri dönmek için kullanacaklardı.

İstedikleri gibi hareket etme izinleri vardı ve kendi yemeklerini kendileri toplamak zorundalardı. Dahası, keşfettikleri yemekleri sadece kendileri kullanabileceği için büyük gruplar halinde gezmeleri mantıksızdı. Böylece Savunma Sanatları dağılmış ve doğaya bir örümcek ağı gibi yayılmıştı. Lin Xi, Tang Ke ve Hua Jiyue bile aralarında birkaç yüz adım koyarak ilerliyordu.

Ancak akademinin en kuzeybatısındaki zirveye geldiklerinde ve Yeşil Kereste Akademisi'in dışındaki sarı, kuru çimenli bölgeye geldiklerinde tüm Savunma Sanatları öğrencileri şaşırıp kaldı.

Aynı pelerinlerden giymiş bir sürü başka öğrenciler bu sarı çimenli çayıra farklı noktalardan çıkıyordu.

"Şunlar Doğal Sanatlar mı?"

"Siyaset'ten de insanlar var. Hatta baksana, şunlar da Beden Bilimleri."

"Ne oluyor böyle? Neden onlar da geldi?"

...

Lin Xi çayırda şaşırarak durdu.  Gitgide yaklaşan bu öğrencilerin arasında tanıdık birkaç kişi de gördü. Tombul Meng Bai, dürüstlüğüyle bilinen Zhang Ping, hatta Tıp bölümünden bazı kişiler. Tıp Bölümü'ne baktığında Lin Xi kolaylıkla Gao Yanan ve Jiang Yu'er'i seçebiliyordu.

"Neden sabahın köründe buraya geldiniz? Nereye gidiyorsunuz?" Lin Xi hızlıca yanına gelen Meng Bai'yi selamladı ve şaşkın ama mutlu bakışlarla sordu.

"Ne, bilmiyor musunuz yoksa?" Meng Bai nefes nefese kalarak Lin Xi'ye baktı. "Bu sefer bu Doğada Hayatta Kalma eğitimini sadece siz Savunma Sanatları değil, tüm bölümler almak zorunda."

Lin Xi, Meng Bai'nin omzuna pat pat vurdu. "Siz de mi Yarı Karlı Bozkırlar bölgesine gidiyorsunuz peki?"

Meng Bai normaldeki kadar heyecanlı olmayarak hafif buruk bir ifadeyle başını salladı. "Evet. Ama bu hiç adil değil be! Lin Xi, bu sizin Savunma Sanatları'nın dersi ve daha önce bunu tecrübelediniz! Biz de sizinle aynı yere gidip sizinle aynı şekilde hayatta kalmaya çalışacağız, sizi nasıl yenebiliriz ki? Bulduğumuz şeyleri başkalarına da veremiyoruz. Siz Savunma Sanatları her şeyi bulup midenizi dolduracaksınız, biz de açlıktan gebereceğiz."

"Derdin mideni doldurmak mı? Öyle düşünüyorsan hata edersin."

Lin Xi bunun Meng Bai'nin cesaretini kıracağını düşününce gülümsedi ve teselli eder gibi baktı. "Korkma, yolda sana bazı numaralar öğretirim. Ayrıca tecrübemiz olsa da Gökdağları'na kıyasla karınca gibi kalıyoruz, o yüzden birkaç bölümün daha gelmesi pek bir problem değil. Bu arazi oldukça büyük... önceki deneyimimizde bile birbirimizle karşılaşmamıştık. Anca geri dönerken falan karşılaşıyoruz."

“Zhang Ping.”

Tam o sırada Zhang Ping de onlara doğru yaklaştı. Lin Xi gülümseyerek onu selamladı.

Kötü şöhreti kırk beş kiloluk kader seçimi olarak yayıldığından beridir çoğu yeni öğrenci onunla iletişime geçmekten bile çekinir olmuştu. Ancak Zhang Ping hiç tereddüt etmeden ona doğru gelip selam verdi; bu gerçek bir dostluktu.

Zhang Ping, Meng Bai gibi Zehirbilim seçmediği için ikisi çok sonra tanışmıştı. Akademiye ilk girdiği zamankine kıyasla Zhang Ping'in derisi daha yanıktı ama verdiği his çok daha enerjikti.

"Liu Ziyu ile olan olayı duydum Lin Xi. Onu bir ayda geçebileceğine güveniyor musun cidden?" Selamlaşmalardan sonra Zhang Ping, Lin Xi'ye biraz endişeyle bakıp sordu.

Onlara doğru gelen Gao Yanan ve Jiang Yu'er'e el salladıktan sonra Lin Xi kıkırdayarak Zhang Ping'e cevap verdi. "Senin şu anki gelişimin ne seviyede?"

Zhang Ping bir alığına boş boş bakındı ve şaşırarak Lin Xi'ye baktı. "Yetmiş beş kilo kadar, hala Ruh Savaşçısı'nın orta seviyesine yolum var."

Lin Xi güldü ve elini uzattı. "Elimi sıkmak için tüm gücünü kullan."

Zhang Ping elini sıktı ve suratında garip bir ifade belirdi. Ardından biraz daha gücünü verdi ve suratı kızarmaya başladı ama Lin Xi sadece gülümsüyordu. Zhang Ping'in suratında şaşkın bir ifade belirdi.

"Güç testinde bilerek mi kendini tuttun? Neden öyle bir şey yaptın?" Birkaç saniye sonra Zhang Ping derin bir nefes aldı ve Lin Xi'nin elini bıraktı. Hafif kızarmış eline baktı ve kaşlarını çatarak sordu.

Lin Xi de Zhang Ping'e bakarak konuştu. "Hocamın beni pek sevmediğini ve hiç enerjimin olmadığı bir zamanda güç testi yaptığını söylesem inanır mıydın?"

Zhang Ping kaşlarını çattı. Başka bir şey diyemeden Meng Bai hemen Lin Xi'ye hayranlıkla baktı. "Demek cidden kırk beş kiloluk gücün yok... O zaman cidden Liu Ziyu'yu geçebilir misin?"

Meng Bai'yi duyan Zhang Ping biraz şaşırdı. "Meng Bai, Lin Xi ile sıkça görüşmenize rağmen bunları hiç sormadın mı yani? Onun için hiç mi endişelenmedin?"

Meng Bai uçsuz bucaksız araziye baktı ve kasvetlendi. "Bunun bir önemi yok ki... şu an kafamızı takmamız gereken şey her gün karnımızı doyurabilmek... ya da uyuyabilmek."

Lin Xi pffft sesi çıkararak gülmeden edememişti.

Cidden bu dünyadaki insanlar sadece her gün karnını doyurup uyuyabilmek konusunda endişelense çok iyi olmaz mıydı?

"Demek öyle düşünüyorsun Meng Bai. Ama seni temin ederim ki o öyle düşünmüyor." Meng Bai'nin sözlerini duyan ve yanlarına gelen Li Kaiyun yan tarafı işaret etti.

İşareti takip eden Lin Xi soluk suratlı bir gencin tek başına arazide yürüdüğünü gördü; saçları öğlen güneşi gibi parlıyor ve ahenkle dans ediyordu.

Lin Xi bunu anında tanıdı. Ruhsal Bilimler bölümünden, Yuhua Ailesi'nin çocuğu.

...

"Güzel şarap ve yemek ruhu ve iradeyi köreltir. En görkemli şeyler yaralar ve cesarettir."

Soluk yüzlü zayıf Yuhua Tianji bunları diyerek sürekli yakınan akademi öğrencilerinden ayrılmıştı. Küçük, çamurlu su birikintilerinde büyüyen birkaç çimeni koparıp ağzına attı ve çiğnemeye başladı. Bunun tadı başkaları için kötü ve acı olsa da ona bal gibi tatlı geliyordu.