Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

46. Bölüm Dizine Ok Yemek

Çevirmen: Odysseia / Editor: T4icho

Dizine Ok Yemek

 

Akademi puanının ve beş rozet toplamanın büyüsü sadece Lin Xi'nin hissettiği bir şey değildi.

Mu Shanzi'nin göğsünde bir Kurt sembolü, elinde uzun bir uzun saplı balta vardı ve eğitim vadisinde kibirle geziniyordu.

Ancak kibirli olmakta haklıydı.

Bu kara, kargılı baltası "Dağ Yıkımı"nı omzuna attı; bu uzun saplı balta sınır ordusundaki standart piyade silahıydı. Ağırlığı otuz kilogramdı ve boyu Mu Shanzi'nin boyuna eşitti. Bu tarz ağır silahlar, Mu Shanzi'nin yeni öğrencilerinin yalnızca son zamanlarda kullanmaya yetecek güçlere ulaştığı olduğu bir silahtı. Eğer biraz daha olsaydı, gelişimcilere katılmış yeni öğrenciler onları kaldıramazdı bile.

Bu ağırlığı, tehditkar uzunluğu ve geniş çift taraflı baltası Mu Shanzi'ye kendini bölgedeki en güçlü kişi gibi hissettiriyordu ve bu eğitim vadisinde ona en uyan silah buydu.

Biraz önce bir düşmanla karşılaşmıştı ve beline bu silahla iki darbe vurunca adam pes etmekten başka bir şey yapamamıştı.

Bu yüzden şu anda onun da siyah zırhında dört adet altın beşgen vardı.

Işığın yansımasını engellemek ve imparatorluğun eşsiz işçiliğini öne çıkarmak için tüm standart silahlar siyah olurdu.

Siyah, Yunqin İmparatorluğu'nun düşmanlarında derin bir etki bırakıyordu. Şu anda sadece yürümekte olan Mu Shanzi bile siyah zırhı ve silahı yüzünden öldürme isteği saçıyormuş gibi görünüyordu.

Birden Mu Shanzi'nin sırtı titredi; sanki birisi onu hedef alıyordu. Anında arkasını döndü. Rüzgar ıslık çalsa da görüşünde kimse yoktu.

"Neden kimse yok? Olsa tek hamleyle onları indirirdim..."

Ancak Mu Shanzi arkasını dönüp kibirle mırıldandıktan sonra bir fışşşş sesi duyuldu. Ormandan siyah bir ok uçarak ona doğru geliyordu. Bir gümlemeyle sol uyluğuna çarptı!

Ah!

Acı anında Mu Shanzi'nin çaresizce bağırmasına ve yere düşmesine sebep oldu. Omzuna dayadığı kargılı balta da yere düşmüştü.

"Kimsin sen?!"

Mu Shanzi dişlerini sıktı ve anında arkasına baktı. Ancak okun nereden geldiğine dair hiçbir fikri olmadığını fark etti.

Mu Shanzi'nin olduğu yerden altmış adım bile ötede olmayan Lin Xi'nin, bulduğu kişinin pek iyi anlaşamadığı Mu Shanzi olduğundan haberi yoktu.

Oku sıktıktan sonra nefesini tuttu ve sol eliyle yay kirişinin titremesini durdurup ses çıkarmasını önledi.

Bu duruşu koruyup yirmi saniye hareketsiz kaldıktan sonra Mu Shanzi'nin hala şaşkın şaşkın küfrederek etrafını aradığını gördü.

Sol elini pürüzsüzce kirişten uzaklaştırdı. Ardından sırtındaki sadaktan sessizce bir ok çıkartıp kirişe yerleştirdi, ama henüz yayı germedi.

Mu Shanzi, Lin Xi'nin bulunduğu ağacın sol tarafına doğru yürüdü ve sırtını ona dönünce Lin Xi soğukkanlılıkla yayını çekip ikinci oku ateşledi.

Güm!

Ok bir yıldırım gibi fırlayarak Mu Shanzi'nin sağ uyluğuna çarptı. İki parmağını kirişe sarmış olan Lin Xi kendiyle gurur duymadan edemedi.

Mu Shanzi ise kesinlikle Lin Xi kadar mutlu değildi. Sol bacağı hala titreyip ağrırken bir de üstüne sağ bacağına ok yemişti ve yere düşmüştü. Ses değiştirici maskesi direkt olarak yere çarptı ve kargılı baltası da üstüne düştü.

"Kimsin sen?! Korkak herif, anca ok kullanırsın zaten!"

Mu Shanzi'yi daha da delirten şey ikinci okun da nereden geldiğini anlayamamış olmasıydı!

"Bir de kendine Yeşil Kereste Akademisi öğrencisi mi diyorsun? Yüreksiz bir pisliksin lan sen!"

"Baban tavuk falan sikiyordur kesin! Yüzünü bile gösteremeyen korkak bir tavuksun çünkü!"

"..."

Mu Shanzi'nin küfürleri oldukça ağır olsa da Lin Xi bundan hiç etkilenmemişti.

Kara boynuz ve yaprakların arasındaki rüzgar yüzünden kendini cidden bir yelokuyucu gibi hissediyordu.

Bu oldukça ilginç bir oyun gibiydi.

Sessizce Mu Shanzi'ye hedef aldı. Mu Shanzi küfretmeyi bırakıp tekrar ayağa kalktığında Lin Xi yayını tekrar gerdi ve isabetle fırlattı.

AH!!!!!

Mu Shanzi tekrardan çığlık atarak yere düştü.

Bu sefer Lin Xi tekrardan sol uyluğuna hedef almış ve zaten açtığı yarayı daha da deşmişti.

"Kimsin lan sen?! Adamsan ismini söylersin! Seni bulup götünden kan alacağım oğlum!"

"Kim olduğumu biliyor musun lan?! Ben Mu Shanzi'yim lan!"

Mu Shanzi hala Lin Xi'nin nerede saklandığını bilmiyordu. İmtiyazlı biri olarak artık buna dayanamıyordu ve tek yaptığı bağırmaktı.

"Mu Shanzi mi?"

Lin Xi anında şaşırmıştı.

Normalde Mu Shanzi'nin savaşma gücünü kaybettiğini gördüğü için ortaya çıkıp rozetini almak üzereydi. Ancak Mu Shanzi'nin ismini bağırdığını ve küfürlerinden cidden onun olduğunu anlayınca Lin Xi gülümsedi. Ardı arkasına sadağından ok çekip çığlık atan Mu Shanzi'yi saldırı yağmuruna tuttu.

AH!!!!!

Mu Shanzi yerde kıvrandı ve ok yağmuru karşısında çaresizlikle çığlık attı.

Bu sefer oklardan birinin yakındaki büyük bir ağaçtan geldiğini görmüştü.

Fakat Lin Xi'nin ateşlediği oklar yüzünden nefes alacak zamanı bile bulamıyordu.

Ancak Lin Xi kargılı baltayı uzaklara fırlatıp rozetlerden birini sökünce Mu Shanzi kendine gelebildi. "Geberdin oğlum sen. Seni var ya..."

Hehehe!

On adım gerileyen Lin Xi bunu duyunca sırıttı ve bir ok daha ateşledi.

Normalde Mu Shanzi'nin diz kapaklarına ateş etmek istemişti, ancak Mu Shanzi'nin kıvranması yüzünden dizini ıskalayıp baldırına isabet etmişti.

AHH!!!

Mu Shanzi bir kez daha çığlık attı; adeta yaralı bir domuza benziyordu.

Lin Xi tekrardan kıkırdadı, şu anda bir hayvanı katlediyormuş gibi hissediyordu. Kafasını biraz pişmanlıkla iki yana salladı ve bir rüzgar gibi oradan uzaklaştı.

"Seni hatırlayacağım! Gümüş Tilki! İntikamımı kesinlikle alacağım!"

Ancak Lin Xi yok olduktan sonra Mu Shanzi küfretmeye cesaret edebilmişti.

"Ben de seni hatırlayacağım, Kurt..." Mu Shanzi'nin bağırışlarını duyan Lin Xi gülümsedi.

...

Mu Shanzi çılgınca bağırdı. Kargılı baltasını almak üzereydi.

"Yine mi geldin?"

Ancak arkasını döndüğünde bir çift elin kargılı baltayı kavradığını gördü.

"..."

Mu Shanzi bunun yine az önceki adam olduğunu sanmıştı, ama gelen kişinin göğsündeki küçük kılıç işlemesini ve kemerindeki iki hançeri görünce bunun çığlıklarını duyan başka bir düşman olduğunu anladı.

Düşmanının kargılı baltayı alıp ona doğru yürüdüğünü gören Mu Shanzi'nin bedeni titredi. Ancak herhangi bir şey yapmaya cüret edemediğinden karşı taraf omzundan bir rozet sökerken sadece izleyebilmişti.

Çok geçmeden küçük kılıç sembollü öğrenci rozeti söktü, hançerlerini bırakıp yerine kargılı baltayı aldı ve Mu Shanzi hançerleri alamadan oradan uzaklaştı. Çok geçmeden Kara Çiçek Kargısı taşıyan siyah zırhlı bir başka öğrenci gelip mızrağını göğsüne doğrultarak bir rozet de o aldı.

Bu öğrenci de gidince Mu Shanzi'nin tüm bedeni öfkeyle titremeye başlamıştı. Artık üstünde yalnızca tek bir tane rozet kalmıştı. Nihayet yerdeki hançerleri alabildi.

Ama Ayağa kalkıp arkasını döndüğünde hançerler yere düştü.

Zira ismi "Kara Arı" olan, kurt dişli bir sopa taşıyan bir öğrenci pek uzakta değildi. Bir gümlemeyle kurt sopası yere çarpıp mavi renkli bir taşı parçalara ayırdı.

Mu Shanzi'nin anlık donduğunu görünce göğsünde Vahşi Kaplan sembolü olan öğrenci sessizce bir adım ileri attı. Kurt dişli sopa havada ıslık sesi çıkararak savruldu.

Mu Shanzi omzundaki son rozeti de çıkarıp attı.

"Ahh!!! Hepinizi aklıma kazıdım! İntikamımı alacağım!"

Kara Arı silahlı öğrenci de gittikten sonra Mu Shanzi bağırdı ve daha fazla insan çekeceğini düşünerek anında sustu. Ancak kısa süre sonra bir şey fark etti ve gördüğü her şey adeta karardı. "Utanması olmayan orospu çocukları sizi!"

Artık üstünde bir tane bile rozet kalmamıştı ki. Başkaları gelse bile çalacakları bir şey kalmamıştı.

...

Mu Shanzi'nin sonradan ne yaşadığını Lin Xi bilmiyordu.

Beş rozeti topladıktan sonra çoktan ayrılmak için ahşap yolu aramaya başlamıştı.

Ama ahşap yolu bulduktan sonra Lin Xi fikrini değiştirdi.

Çünkü vadiyi çevreleyen geniş bir sarı duvar görmüştü.

Sarı duvarlı bölgelerin eğitim alanı olduğunu biliyordu. Eğer rekor kırabilirse tıpkı beş kere ardı ardına beş rozet toplamış gibi akademi puanı kazanabilirdi.

"İçerisi nasıl bir yer acaba?"

Aklında bu soruyla Lin Xi sessizce sarı duvara doğru ilerledi.