Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

41. Bölüm Akademi Puanı

Çevirmen: Odysseia / Editor: T4icho

 

Bir saniye içinde casusun elindeki siyah iğne Müdür Yardımcısı'nın boğazının önündeydi.

Deli Qin'in kılıcı bile daha tekrar kılıfına dönmeyi başaramamıştı. Savurulduğunda çıkan enerji saçlarını ve kıyafetlerini geriye püskürtmüş, kendisine rüzgar çarpmış bir hava vermişti.

Casusun üstündeki bütün barışçıl hava kaybolmuştu. Kimliği ortaya çıkan bir casusun hemen planlarını değiştirmesi şart olurdu. Bu casusunki ise apaçıktı: Müdür Yardımcısı'nı öldürmek.

Fakat bu soğukkanlılığa rağmen saldırısında tereddüt olduğu belliydi. Sol elindeki altın sopa hafifçe sallandı. Sanki bir şeyleri bekliyordu.

Avlunun yeşil tuğlalarının üstünden aniden ağır rüzgarlar esmeye başladı. Etrafındaki bütün çimenleri söküp kendilerine katarak uğultu ile yükseldiler. Tepenin üstünde casusu gözetleyen eğitimci şimdi avlunun önündeki çatıda belirmişti. Gök gürültüsü gibi bir çığlık atarak tek ayağını yere vurdu, rüzgarları etrafındaki her şeyi içine alıp yutan bir kasırgaya çevirmeye başladı. Eğitimcinin vücudunu da altın bir ışık kaplamıştı. Ama yavaş yavaş ışık süzmesinin rengi siyah ve beyaza dönüştü. Siyah Beyaz Kaplan tekniği ile saldırıyordu. Rüzgarlarını doğal afete çevirirken yaptığı bağırma kaplanların kükremesinden farksızdı.

Nangong Mo hafifçe kafasını kaldırdı.

Gökyüzü kapatmaya başlamıştı. Hemen altında kükreyen eğitimcinin soğuk bakışları kendisine doğrultulmuştu. Eğitimcinin üstünde bir kaplanın da kendisine öfke ile baktığını hisseder gibiydi.

Altın sopasını yukarıya doğru fırlattı. Gürleyen kasırga içindeki tereddüdü de yerinden söküp almış gibiydi, gözlerinde artık sadece soğukkanlılık ve öldürme isteği kalmıştı.

Çi!

Elindeki uzun siyah iğne bir anda kendisi kadar kara bir süzme ile kaplandı. Sanki alev almıştı. Kara, fakat bir o kadar parlak bir ışık çıkartıyordu.

Müdür Yardımcısı Xia hareket etmiyordu. Üstündeki Kilin ve ördek resimleri canlanmaya başlamıştı sanki. Parmak uçlarından sarı bir ışık çıktı. Kendisine saldıran casusun kaşlarının arasına doğru parladı.

Yerinden kımıldamıyordu. Sadece gri saçları biraz bozulmuştu. Öte yandan Nangong Mo ise garip bir güç tarafından kontrol edilmeye başlamıştı, elindeki iğneyi bile tutamaz hale geldi. Baş parmağı ile işaret parmağının aralığı açıldıkça açılarak sonunda yırtılmaya başladı, taze kanı avucunun içini boyamaya başladı. 

Bam!

Uçan sopası gökyüzünde gürleyen kaplan tarafından kendisine savrulmuştu. Hızla üstüne düşerek sahibinin sol kolundan sekti. Çıkan sessiz çatırtıdan sol omzunun içine göçtüğü belli oluyordu.

“Geber!”

Omzu kırılan casustan tek bir acı sesi bile çıkmadı. Tekrar kendisine fırlatılan kılıcın da boynundaki tüyleri okşadığını hissedebiliyordu. Önündeki saniye içinde bir şeyler yapmaz ise kafasını temizce kesecekti. Tehlikeyi umursamadan soğuk bir çığlık attı. Vücudundaki altın ışık süzmesi elinden fışkıran kan ile beraber dalgalandı. Hedefinden şaşmadan Müdür Yardımcısı'nın alnının ortasına tekrar bir saldırı yapmak için atladı!

Bütün gücünü bu saldırıya veriyordu. Az önce iğnesinden çıkan kara ışık gibi kendisi de kararmaya başladı. Atıldığı gibi aklından geçen bütün herşeyi sildi. Sadece hedefinden çıkan altın ışığa odaklandı.

Yeşil kılıç casusun kıyafetlerini kolayca doğradı, fakat kendisini kesmesi o kadar kolay değildi. Bu kadar kolay olamazdı.

Üstüne saldıran casusu izleyen müdürün tepkisiz duran gözlerine bir acıma ifadesi belli belirsiz yer almıştı. Kendisine acıyarak bakıyordu.

Bir okun uğultusunu duyar gibi oldu. Nereden geldiğinden emin değildi, fakat sert bir şekilde yaklaştığını anlayabiliyordu...

Nangong Mo'nun gözlerinde birikmiş öfke ve öldürme isteği bir anda yerini ani bir acıya ve sonrasında da Müdür Yardımcısı Xia'ya doğru şaşkın bir bakışa bıraktı.

Kendisine atılan kara oku enerjisi paramparça etmişti. Fakat gücünün çoğunu aynı zamanda harcamıştı. İğnesi hedefinin soluna saptı, sadece saç tellerinden bir kaçını çizerek kulağının yanından kolayca savuşturuldu. Kendisi de saldırısı ile beraber yere doğru çullandı.

Boynuna dayalı yeşil kılıç kellesini uçuramasa da kanını akıtmaya yeterli olmuştu.

Grrr!

Üstünde duran korkunç kaplan ise öfke ile kendisini ezmek için atıldı. Kafasının üstüne tüm gücü ile iniş yaptı. Casus kaplanın ayaklarının altında acı içinde müdürün avlusuna kan tükürdü.

“Tong Wei… okçuluğunu geliştirmişsin... Gücünü de..." Nangong Mo'nun yüzünde huzur ve sakinlik vardı. Ormana doğru dönerek konuştu.

Tek gözlü eğitimci ağacın bir dalında şahin gibi dikiliyordu. Sessizce hedefini gözlüyordu. Ölümünü izlediği eski dostuna son bir kez baktı ve ağaçların arasında kayboldu.

“Xia, tek kollu halinle bile sana karşı hiç bir şansım yok..." Casus öksürerek ağzındaki kan birikintisini çıkartmaya çalıştı.

Müdür Yardımcısı'nın bakışları soğuktu, “Eğer Yunqin İmparatorluğu'ndan biri olsaydın, emin ol benden çok daha iyi şeyler başarırdın.”

“Ne yazık ki doğma büyüme Tangcang'lıyım…” Nangong Mo eli ile boynunu gıdıklayan kanı silmeye çalıştı. “Burada öldürülmem işleri daha da çok karıştıracak biliyorsun değil mi... Mümkün olduğu kadar izlerinizi silmeniz gerekiyor... Bulunursanız yakanızı bırakmazlar."

“Elimizden geleni yapacağız.” Nangong Mo dostunun soğuk bakışları arasında son bir güven görerek dudaklarında küçük bir tebessümün oluştuğunu hissetti.

…

Lin Xi tıbbi ilaçların kokusu burnunda uyandı.

Gözlerini zar zor açtığında üstünde mavi giysilerin olduğunu fark etti. Ve odasında olmadığını.

Doçent An halen elinde bir kitap tutuyordu. Hemen yanındaki ateşi içine tıbbi malzemeler atarak körüklüyordu.

Etrafında bir sürü kitap vardı. Kitaplık gibi bir yerdi. Doçent ile yalnızdı.

“Uyandın mı?” Doçent Lin Xi'ye bakmadan soru sordu.

Lin Xi başını salladı, yer yatağından zar zor kendini kaldırdı. Derisinde yanıklar vardı. Fakat üstlerine sarı bir madde sürülmüştü. En korkunç duran yaraları bile acımıyordu. Hatta üstlerinde ferah bir his vardı.

“Merheme dokunayım deme. Yaraların ciddi değil, yarına iyileşirsin. O öğrencinin masanın altında saklanacağını nereden biliyordun?"

Sesinde his yoktu. Sanki kitaplarından bir sayfa okuyor gibi çıkmıştı. Sorusu Lin Xi'ye ne söyleyeceği hakkında biraz tereddüde soktu. Doçentin elindeki cesedi gördüğünde biraz düşünmeden davranmış olabilirdi... Nasıl açıklayacaktı ki?

“Kendisi iyi mi?" Başka bir soru belki kendine biraz daha zaman kazandırabilirdi.

“Daha iyi.”

“İyi.” Lin Xi her ne kadar duyduğu haberlere sevinse de aklını cevap vermek için yoklarken ister istemez boş yapıyordu. “Yardım edin dediğini duymuştum. Sesini takip ettim.”

“Etrafındaki kimseyi düşünmeden kendini gereksiz bir riske attın. Ama ikinizi bulduğumda arkadaşın çoktan baygındı. Senin çağırıların ile onu bulduk. Hayatını sana borçlu. Akademi gösterdiğin cesurluktan dolayı seni bir ders puanı ile ödüllendiriyor."

“Bir ders puanı mı?” Lin Xi işin sonunda ödül olacağını aklının ucundan bile geçirmemişti. Seçmeli dersler iki puan veriyordu.

Doçentin gözleri halen kendi kitaplarındaydı. "Şu anda benim sıhhiye odamdasın. Dersinizin işleneceği binadan pek de uzak sayılmaz. İleride vereceğim derslerde bir asistana ihtiyacım olabilir. Eğer ilgini çekerse gelip bana yardımcı olabilirsin. Bir yıl yardımının karşılığında iki akademi puanı kazanırsın."

Lin Xi ağzı açık bir şekilde yatağından doğruldu. “Efendim, bende yoksa bir ışık mı gördünüz?!”

Mu Qing eğitimcisi ile yaptığı konuşma aklına geldi. Eğer eğitimcilerinin gözüne girerlerse daha fazla puan kazanabilecekleri önceden konuşulmuştu. Çoktan bir puan kazanmıştı bile, üstüne iki puan daha alabilirdi.

“Öyle de diyebilirsin.” Kitap kurdu doçent ise yanında tepkisiz bir şekilde konuşuyordu. "Kader seçimi yaptın... Tıbbi yeteneklerin inanılmazdı, ondan sonra da Tıbbi Müdahale ve Zehirbilim dersleri seçtin, tıpa karşı en azından bir ilgin olduğunu düşünüyorum? Tong Wei'nin özel eğitimlerinden geçtiğini biliyorum. Zamanını ona göre seçeriz."

Günde sadece bir kaç saat ayırabileceğini bilse bile Usta Tıpçı ve Yelokuyucu unvanları kulağına hiç de fena gelmiyordu!

“Doçent An, ne tarz dersler veriyorsunuz?”

“Yeni ilaçlar test ediyorum. Yeterince piştiğin zaman yanıma gelen yaralılara bakmamda yardımcı bile olabilirsin.”

“Anladım."