Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

13. Bölüm Dik Başlı Silahşor

Çevirmen: Odysseia / Editor: T4icho

 

 

Lin Xi çadırdan çıkarken arkadaki şişman eğitimci kadının sesini işitti. “Biz Lin Xi’yi tıp bölümüne katiyen bekliyoruz.”

“Profesör Lan, deha eksikliği duyan tek bölüm sizinki değil.” Cadı giyinimli kadın tepki verdi. “Doğal Sanatlara yatkınlığı olduğunu siz de gördünüz.”

Yaşlı adam iki kadına bir bakış attı. “Bence ikiniz de ruhsal bilimlere bırakmalısınız. Sesindeki kararlılığı ve sözlerini siz de duydunuz. Zaten sayısı az bir bölüm, eğer böyle giderse imparatorluğun rahip sayısı düştükçe düşecek.”

“Eğer nadirlik söz konusu ise beden bilimlerinin her zaman daha çok öğrenciye ihtiyacı olmuştu.” Şapkalı sert eğitimci düşüncelerini belirtti.

Siyah saçlı sert bakan adam da Lin Xi’yi istiyordu. “Savunma sanatları da Lin Xi’yi seve seve geliştirir.”

“Profesör Qin, siz de mi?” Toplu kadın son yoruma çıkıştı. Öfke ile sitem etti. “Sadece iki yatkınlığı olan bir öğrenci ile sizin ne işiniz olur ki?!”

Öfke karşısında sesinin soğukluğunu daha da çelikleştirmişti. “Profesör Lan, bu öğrencinin kasabasından dışarı adım atmamış bir genç olmasına rağmen dikkat dağıtmak için koyduğunuz bütün malzemelerin karşısında sergilediği soğukkanlılığı fark etmediniz mi? Ya da genel olarak bütün sınav boyunca gösterdiği duruşa? Hareketlerinde hataya ya da korkuya yer yoktu. Keskin bir hafızası var, tereddüttü yok... Ayrıca silahşorların her zaman dik başlı, temiz kalpli insanlar olması beklenir. Yatkınlığının düşüklüğü onu zaten ağırbaşlı yapmıştır. Savunma sanatları için ideal bir casus özelliklerine sahip.”

Bir saniye durup ortamın sakinleşmesini bekledi. “Ayrıca, performansına bakacak olursak, casus olmasa bile, en çok bizim bölümümüzde bütün yeteneklerini geliştirme şansı olacaktır.”

Adam karşı tarafa söyleyecek laf bırakmıyordu. Bütün çadır kırılması zor bir sessizliğe büründü.

“Gerçekten ilginç bir aday... Bırakalım kaderi seçsin. Diğerlerinin sınavları gecikiyor. Öğrencinin üstüne akbaba gibi üşüşmeyin siz de. Belki elimize daha iyileri geçecektir.” Tek kollu adam son sözü sıcak bir ifade ile söyledi.

“Emredersiniz.” Bütün profesörler Lin Xi denen öğrenciyi kendi bölümlerine yakıştırmışlardı. Hepsi kafa salladılar. “Sıradaki.” Siyah saçlı adamın sesi gürce duyuldu.

…

“Bir sorun olmamıştır herhalde?”

Lin Xi hızlıca Zhang Ping’i aradı.

Zhang Ping yine köşesinde oturuyordu. Yüzünde bu sefer soğuk bir bakış yerine sıcak bir heyecan vardı.

“Lin Xi, sınavın nasıl geçti?” Bu sefer hızlıca soruyu arkadaşı sormuştu.

Lin Xi yumuşakça gülümsedi. “İdare ederdi işte. Sanırım akademiye girerim.”

“O kadar emin misin?” Zhang Ping şaşırmıştı. Etrafına bakarak Lin Xi’nin kulağına fısıldadı. “Canın sağ olsun. Sınavda önüme bahsettiğin şeylerden iki tanesi geldi.”

“Demek ki her öğrenci için biraz değişiklik mi yapıyorlar?” Şaşkın bir şekilde Lin Xi konuştu. “Başka hangi metaller vardı ki?”

Zhang Ping fısıldadı, “Bir siyah, bir gümüş, iki tane de bronz renkli işlenmiş metal gördüm.”

Lin Xi iç geçirdi, planını tam olarak uygulayamamıştı. Mahcup duruyordu. “Keşke daha fazla hatırlayabilseydim. Aklıma sadece onlar geldi.”

“Daha neler! Zaten şansı ayağıma getirdin!” Zhang Ping’in yüzünde mutluluğu okunuyordu. “Gördüğüm kadarıyla doğal sanatların başındaki adam sonuçtan memnundu. Yatkınlığımı da göz önüne alırsak büyük ihtimalle bölüme gireceğim.”

“Adına sevindim.” Lin Xi’nin kafasında sorular vardı, “Sınavda silah falan seçtirdiler mi? Sonra da metalleri seçtirip, tıbbi sorular sordular? Yumurtalar?”

Zhang Ping kafa salladı. “Görünüşe bakılırsa herkese aynısını yapıyorlar.”

Lin Xi was biraz şaşırmıştı. “Sınavdan çok oyuna benzetmemişler mi? Hepsi şans?”

Zhang Ping kafasını sallayarak onaylamadığını gösterdi. “Akademinin profesörleri seçkin insanlar. Bize oyun gibi gelen şeylerden kim bilir neler çıkartıyorlar. Bizi aşan şeyler bunlar.”

Lin Xi kafasını kaşıdı. Şahsen bitkilerin ezberi başını ağrıtmıştı. Konuşulanlara katılır gibi oldu. “Neden ilk önce ruh silahı seçtiriyorlar biliyor musun?”

“Bilmem ki.” Zhang Ping Lin Xi’ye bakıp sessizce fısıldadı. “Uzun bir çift iğneyi seçtim. Sen?”

“Kılıcı seçtim.”

Birbirleri ile konuşurken profesörlerin çadırından yüksek bir ses çıkageldi.

“Meng Bai, yoksa Meng Ren’in torunu musun?! Sen de mi tıp bölümüne yazılacaksın? Eğer öyleyse...”

Sesin sahibi şişman kadındı. O kadar yüksek konuşuyordu ki sesi bütün çadırı delip geçiyordu. Duymayan kimse kalmamıştı.

Lin Xi ve Zhang Ping birbirlerine bakındılar. Kadının sesinden öfke ve sitem karışımı bir his geliyordu.

Bir saniye sonra kaskatı kesilmiş arkadaşları çadırdan çıkıp yanlarına geldi.

“Neler oluyor? Büyükbaban ile tıp bölümü profesörü mevzulu mu çıktı?” Lin Xi ve Zhang Ping meraklı gözlerle sordular.

İçeri bakıldığında bütün profesörlerin ayağa kalktığı görülebiliyordu. Tek kollu adam bile ayaktaydı. Öğrenciler içeri girmeyi bırak bakmaya bile korkuyorlardı.

“Ne biliyim ben.” Meng Bai nefesini toparladı, bütün yüzü yanıyordu. “Tıp bölümüne girmek istediğimi söylediğimde ismimi kontrol etti, bir anda parladı yahu... Büyükbabamın ondan çok daha yaşlı olması lazım, aralarında ne olsun ki.”

“Büyükbabanın ismini söyledi, hem de yüzüne tek bir bakıştan sonra tanıdı. Kesinlikle büyükbabanla ilgili bir şey.” Lin Xi kafasını salladı. Analiz etmeye çalıştı. “Belki de gösterdiklerinden çok daha yaşlı insanlardır?”

“Bence de.” Zhang Ping de katıldı. “Bildiğim kadarıyla profesörlerimiz hep yaşlarını göstermeyen dinozorlarla dolu. Bu sınava bakanların da farkı yoktur herhalde.”

“Eğer gereksiz bir karışıklık olsaydı o kadar parlamazdı. Yanındaki profesörler de buna izin vermezdi zaten... Yoksa büyükbaban...” Lin Xi ve Zhang Ping’in aklına Meng Bai’nin büyükbabasının kadınla bir ilişki yaşamış olabileceği gelse de sormaya cesaret edemediler.

…

Çadırdaki binlerce öğrencinin sınavı yarının öğle vakitlerine kadar sürdü.

Bir gündür aralıksız sayısız yüz gören eğitimcilerin gözlerinde yorgunluk dahi yoktu. Hatta bazıları heyecanlı gibi duruyordu.

“Adayların arasında çok fazla üstün yetenekli genç vardı, hatta bu yıl Wen Ailesinden bile katılım oldu...” Son öğrenciyi de uğurlayarak sakallı yaşlı hızlıca sadede geldi. “Eğer Lin Xi’yi alamıyorsam Wen Ailesinden gelen öğrenciyi siyaset bölümüne istiyorum. Zaten başka alanlarda pek yetenek gösterememişti.”

“Yatkınlığı sayesinde savunma sanatlarının eğitimlerinden de çok hızlı geçecektir. Biz de alabiliriz.” Siyah saçlı adam küçük bir gülümseme ile dalga geçti.

“Sakın ha!” Yanındaki adam sitem ve korku içinde adamı bastırdı.

“Şaka bir yana, eğer Lin Xi savunma bölümüne geçmezse, en azından Li denen o genci isterim. Sana da Wen ailesinin öğrencisi kalır.”

Kır sakallı yaşlı bir saniye düşündü. “Li kimdi ki?”

“Kuzey Malikanesi İli’nin Temizçiçek Şehri'nden Li Kaiyun yok mu?” Şişman kadın araya girdi. “Üç yatkınlık gösterdi. Neyi bu kadar özel ki?”

“Onur ve sadakati yüzünde tanıdım. Bence iyi inançlı sağlam bir asker olur.” Siyah saçlı adam cevaba koştu.

“Peki ya Gao Ailesinin genç hanımı? Sanırım onun için de bir güzel kavga edeceksiniz.” Şapkalı yaşlı adam mırıldandı.

“Wen Ailesinden Wen Xuanyu ve Gao Ailesinden Gao Yanyan, ikisini de kaderlerine bırakın. Kendileri seçsinler.” Tek kollu yaşlı konuşmaya başladı. “Önce Lin Xi’ye seçim yaptırın. Ne seçerse diğer ikisi için o bölümü eleriz. Ruhsal sanatları sadece Lin Xi’ye seçenek olarak sunun. Profesör Yuhua, zaten sizin elinizde o yetenekli ufak genç var değil mi? Gideceği yerin ruhsal bilimler olduğu belli. Ne dersiniz?”

“Siz nasıl isterseniz öyle yapalım müdür. yardımcısı.” Altı profesör de ayağa kalktı ve saygı ile önünde eğildiler. Masanın üstünü toparlamaya başladılar.

İki saat sonra bütün adaylar başka bir çadırın önündeydi.

Siyah elbiseli adam elindeki parşömeni sakin ve ciddi bir ton ile okuyordu. “Zhang Qin, toplam 15 puan ile akademinin siyaset bölümüne giriş hakkı kazanmıştır... Deng Xin, toplam 15 puan ile akademinin tıp bölümüne giriş hakkı kazanmıştır... Wang Xinglun, toplam 16 puan ile akademinin savunma sanatları bölümüne giriş hakkı kazanmıştır...”