Sonunda beee
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
75. Bölüm Tapınakta Filizlenen Çİçek
Tapınakta Filizlenen Çiçek
Sarı duvar pek uzak değildi. Öfkesini bastıran ve elinde dokuz başlı bir topuz tutan Wen Xuanyu önündeki yarı çökmüş öğrenciye doğru ilerledi.
Eğer Direkt Mızrak Saldırıları'ndaki o tanımadığı rakibi ile kapışma arzusu ve hissettiği yenilgi hissi olmasa bu durumda olmazdı. Tüm bedeni acı içindeydi, öyle ki ismi daha önce listede görünmeyen bu "Alevli Kuş" ile karşılaşmasına rağmen bir sürü zaman kaybetmişti.
Ancak şu anda karşı tarafın sol bacağındaki yara onun için çok fazlaydı ve savaşı bitirmenin zamanı gelmişti.
Buna rağmen tam o sırada kulakları tuhaf bir titreşim sesi aldı. Anında soluna doğru zıpladı.
Yirmi adım arkasında, uzun kılıçlı bir rakip vardı.
"Arkadan saldırmayı mı planlıyordun?" Karşı tarafın duruşunu gören Wen Xuanyu anında bağırdı. Kısa süre sonra rakibinin göğsündeki sembolü gördü. Bakışları birden soğuklaştı. "Gümüş Tilki... Yanlış hatırlamıyorsam sen de tabeladaydın."
“Kara Yarasa? Ben de seni gördüğümü hatırlıyorum." Lin Xi biraz pişmanlıkla ayak tabanlarına baktı. Cidden bir sürpriz saldırı yapmayı planlamıştı. Başarılı olsaydı Alevli Kuş'unki de dahil tek seferde iki rozet alacaktı ve bu da gücünü saklamasını sağlayacaktı. Ancak yerdeki, bilmediği bir yaratığın yumurta kabuğuna basmıştı. Böylece hiç beklemediği bir hatayla saldırısını mahvetmişti.
"Gel o zaman." Wen Xuanyu, Lin Xi'ye bakıp olduğu yerde durdu. Karşısındaki kişinin aslında mızraklardaki rakibi olduğunu bilmiyordu. Lin Xi'ye kibirle baktı. "Edindiğin o beş galibiyetteki tüm rozetlerini pusu ile almamışsındır herhalde?"
Lin Xi kayıtsızca omuz silkti ve sessizce zayıf olmadığından emin olduğu rakibine doğru yaklaştı.
Birden Wen Xuanyu'nun arkasındaki bir şeye bakarken gözlerinde mutlu bir ifade belirdi.
Wen Xuanyu da istemsizce arkasını döndü ancak görünüşte kimse yoktu.
Pat! Pat! Pat! Pat!
Tam o sırada Lin Xi vahşice ilerledi ve etrafa toz toprak yaydı. Tüm bedenini kullanarak bir rüzgar gibi ilerledi. Kara kılıç vahşice Wen Xuanyu'nun boynuna doğru savruldu.
Bu vahşi saldırı diz çökmüş öğrencinin bile korkmasına neden olmuştu ancak Wen Xuanyu tereddüt bile etmiyordu. Sol bacağıyla geriye doğru yarım bir adım attı. Elinde tuttuğu topuzu savurdu inanılmaz bir isabetle rakibinin kılıcını durdurdu.
Güm!
Keskin bir ses duyuldu.
Lin Xi nefesini tuttu. Bedeni inanılmaz güçle sarsıldı ve dengesini kaybederek geriye sendeledi. Ama aynı anda bedenini öfkeyle çevirdi ve elini döndürerek kılıcını tekrar Wen Xuanyu'nun boynuna savurdu.
Güm!
Bir keskin ses daha duyuldu. Kaçınacak zamanı olmayan Wen Xuanyu bu sefer de kılıcı inanılmaz bir isabetle engelledi ve suyun üstündeki bir yusufçuk gibi nazik birkaç adım atarak ilerledi. Lin Xi ise dönerek olduğu yerde durdu. Kılıcı artık iki eliyle tutuyordu.
Karşı tarafın gücü onu o kadar sarsmıştı ki sağ kolu uyuşmuştu. Ancak Lin Xi sakince rakibine odaklandı ve hiç korku göstermeyerek Tong Wei'nin öğretilerini hatırlayıp uygun bir fırsat bekledi.
Wen Xuanyu da derin nefesler alıyordu. Bu ani iki hareketi dünden kalma yaralarını tetiklemişti o yüzden acının geçmesi için biraz zaman ihtiyacı vardı. Karşı tarafın savaş yeteneği ve hızı çok iyi olsa da gelişim konusunda aralarında az bir fark vardı. Wen Xuanyu, Gümüş Tilki'yi yenemeyeceğini düşünmüyordu.
Birden Lin Xi harekete geçti.
Hafif ancak güçlü adımlarla Wen Xuanyu'ya saldırdı; elindeki kılıcı adeta düşen bir yıldırım gibiydi.
"Böyle köylü hareketleri mi kullanacaksın?"
Wen Xuanyu alay etti. Sağ bacağıyla yere sağlam basıp ayağını toprağa gömdü. Ardından belinden ve karnından mükemmel bir enerji yayıldı ve koluna doğru ilerledi. Kara topuzunu kaplayan enerjiyle birlikte Lin Xi'nin kılıcına vurdu.
Güm!
Lin Xi'nin bedeni şiddetle sarsıldı ve geriye doğru düştü. Ancak artık Yeşil Kerestenin Yirmi Dörtlü Formu'nu bildiği için havada rahat bir takla attı.
Ancak Wen Xuanyu için bu tür cafcaflı hareketler gereksizdi. Gücü topladığı sol ayağını da yere sapladı. Hemen ardından ileri doğru atılarak direkt Lin Xi'nin suratına saldırdı.
Ancak tam o sırada zihni bir anlığına boşaldı ve sırtında bir acı hissetti. Kafasını hafifçe çevirdi ve bedenine kara bir kargının saplandığını gördü.
Acıyla dengesini kaybetti ve ileri doğru düştü.
Lin Xi yere indi ve ilerleyerek kılıcını indirdi.
"Sizi piçler!"
Wen Xuanyu öfkeyle dolsa da bedenini kontrol edecek zamanı yoktu. Lin Xi kılıcını sağ omzuna sapladı ve yere düşmesine sebep oldu. Tam o anda sağ dizine bir darbe daha indi.
"Pes ediyorum!"
Kara kargı tekrar bedenine inmeden önce Wen Xuanyu öfkeyle bağırdı. İki altın rozet söküp uzaklara doğru fırlattı. "Ama böyle bir pusuyu kabul edemem!"
"Savaş alanında galibiyet ya da bozgun vardır, senin kabul etmemen bir şeyi değiştirmez."
Lin Xi omuz silkti. Fırsat beklemekte yanlış bir şey yoktu.
Wen Xuanyu'nun fırlattığı rozetlere bakmak yerine gülümseyerek Kara Çiçek Kargısı taşıyan Jiang Xiaoyi'ye baktı ve kıkırdadı. "Görünüşe göre oldukça şanslısın. Hem sevdiğin silahı bulmuşsun hem de rahatça beş rozetlik bir galibiyet kazandın."
Jiang Xiaoyi bunu duyunca elindeki Kara Çiçek Kargısı'na ve omzundaki dört rozete baktı. "Cidden fena değil. Önceki rakibim oldukça güçlüydü ama en iyi olduğum silahı buldum."
"Ben de oldukça şanslıyım. Böylece bir kez daha beş rozetle çıkacağım." Lin Xi gülümsedi. Diz çökmüş Alevli Kuş da bir rozet atmaya karar vermişti.
"Gurur bunun neresinde?!" Bu iki kişinin "ödülü" paylaştığını gören Wen Xuanyu daha da sinirlendi. Ayağa kalkmak istese de Lin Xi'nin son darbesi hala betini benzini attıracak kadar canını yakıyordu. Tüm bedeni terle kaplanmıştı ve oturur pozisyona bile gelmesi imkansızdı.
"Gidelim." Lin Xi, Jiang Xiaoyi'ye doğru başını salladı. Jiang Xiaoyi, Lin Xi'nin ayak hareketlerinden bir şeyler öğrenebileceğini düşündüğü için sarı duvarın orada buluşmalarını teklif etmişti o yüzden vakit kaybetmemişlerdi. Rozetleri aldıktan sonra duvara doğru gittiler.
"İçeride eğitim yapmayı mı planlıyorlar bir de?" Wen Xuanyu, Lin Xi ile Jiang Xiaoyi'nin gittiği yönü gördü ancak acıdan dolayı hareket edemiyordu. Tek yapabildiği acıyı azaltmak için nefesini düzene sokmaktı.
...
Lin Xi hiç durmadan tapınağa girdiği anda harekete geçti.
Bir anlığına bile tereddüt ederse mızrakların acısı aklına gelecekti ve korkacaktı.
Bu tür korkuyla başa çıkmanın tek yolu hiç beklemeden harekete geçmekti.
Ancak tapınağın toprağına bastığı anda gelişimi geliştiği için attığı adımın normalden daha hızlı ve büyük olduğunu fark etti. Düşmanla karşılaşırken bunu fark etmemişti ancak artık inanılmaz tanıdık olan bu salonda gayet açıkça hissetmişti.
Ancak fırlayan mızraklar bu düşüncelerinden uzaklaşmasını sağladı. Hızlıca kılıcını tuttu ve bedeninin içgüdüsüne güvenerek durmadan bronz kapıya doğru ilerledi.
Mızraklara çarpan kılıcı etrafa kıvılcımlar saçıyordu.
Lin Xi defalarca kez yere düştü ve her seferinde kalkıp tekrar denedi.
Şu anki gücü birkaç gün öncekine kıyasla daha fazlaydı ve onlarca adım attığında yalnızca bir kez vurulmuştu. Yüz adımlık mesafede sadece üç kere düşmüştü.
Bu tarz bir güç Jiang Xiaoyi için akla sığmaz bir şeydi. Elbette Lin Xi'yi artık az buz tanıdığı için pek şaşırmıyordu.
Tıpkı önceki gibi Lin Xi sanki hayatını ortaya koyuyormuş gibi koşmuştu. Bu sefer yere düşüp neredeyse bayılmak üzereyken Lin Xi yerdeki izlerini gördü.
Neredeyse yüz elli adım!
Şu anki gücüyle sınırına ulaştığında yüz elli adım atmıştı. Düne kıyasla neredeyse yirmi adım ilerlemişti!
Bunun sebebi bariz şekilde gelişimiydi.
"Geri dön!"
Heyecanını tutan Lin Xi bağırdı.
...
Önceki deneyiminin acısı hala zihninde taze olan Lin Xi bir kez daha tapınağın önünde durdu.
Sınırına yaklaşırken bedenindeki acı artıyordu. Luo Houyuan'ın dediklerini hatırlayınca Lin Xi adamın dediklerinin doğru olduğunu anladı. Bu yüzden derin bir nefes alıp sınır ordusu kılıcını kavradıktan sonra rüzgar gibi fırladı ve arkasını bile bakmadı.
Güm!
Güm!
Güm!
Kılıcıyla gelen mızrakları savuşturdu durdu. Lin Xi'nin adımları yağmur damlaları gibiydi.
Lin Xi'nin daha demin burada bir kez daha deneme yaptığından bihaber olan Jiang Xiaoyi nefesinin durduğunu hissetti.
Yirmi adım, otuz adım... elli adım... yüz adım!
Lin Xi durdurulamaz bir fırtına gibiydi! Yüz adım atmasına rağmen bedenine tek bir mızrak bile değmemişti!
Dahası bu kadar da değildi. Lin Xi hala devam ediyordu.
Luo Houyuan'ın yoğunluğu artırmasını söylemesinden midir yoksa Xu Shengmo'nun ona yeteri kadar ağırlık vermemesinden mi bilinmez, Lin Xi'nin bugünkü durumu inanılmaz iyiydi ve gelen mızrakları bir bir savuşturuyordu.
Kılıcını her savuruşunda içindeki korku da yok oluyordu. Hareketleri gitgide daha akışkan oldu ve zihni odaklandı.
Ah!
Jiang Xiaoyi şaşkınlıkla bağırdı.
Lin Xi neredeyse yüz yetmiş adım atmıştı. Lin Xi bronz kapıya erişmek üzereydi!
O kadar şaşırmıştı ki bağırışını tutamamıştı. Bu boş odada da bu bağırışı epey yankılanmıştı.
Sesten aniden irkilen Lin Xi'nin bedeni hafif yavaşladı ve kapıdan pek de uzak olmadığını fark etti.
Sss!
Neredeyse içgüdüsel olarak ona doğru fırlayan beş mızrağı gördüğünde derin bir nefes aldı. Ayaklarını sertçe yere vurdu ve bronz kapıya doğru atladı!
Mızraklar havayı deldi, Lin Xi'nin kılıcı adeta dans etti ve bedeni yere paralel şekilde sanki havada filizlenen kara bir çiçek gibi ilerledi!
Magnec