Çıldırtma la müdür yardımcısını. Bölümler için çok teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
60. Bölüm Açığa Çıkan Sır
Açığa Çıkan Sır
Son birkaç gündür Lin Xi koşarken ok atmaya çalışsa da gelişimi pek yeterli değildi.
Üç başlı mızrak ile Jiang Xiaoyi'yi mıhlamış Altın Ayçiçeği pek uzakta değildi. Lin Xi inanılmaz bir baskı hissediyordu.
Ancak göğsünde yanan soğuk ateş, oklarının daha sabit olmasını sağlıyordu.
Güm!
Altın Ayçiçeği, Lin Xi'ye doğru bir adım attığı anda Lin Xi çoktan göğsüne ikinci oku sıkmıştı.
Lin Xi durmadan koştu ve ok sıktı. Eskiden okları böyle sıktığında on oktan sadece iki ya da üçünü hedef tuttururdu, ancak şu anda beş ya da altı tanesi Altın Ayçiçeği'nin bedenine isabet etmişti.
Yelokuyucu eğitimi yüzünden kolu uyuşmuştu ve kirişi artık çekemiyordu. Ancak Lin Xi tereddüt etmeyerek kaşlarını çattı ve yayı sağ eline alıp kirişi sol eliyle çekerek ateş etmeye devam etti.
Güm!
Altın Ayçiçeği'nın tam karnına bir ok isabet etti ve onu acıyla inletti.
Ancak o sırada elindeki mızrağı Lin Xi'ye doğru fırlattı!
Foş!
Aradaki mesafenin kısalığı ve rakibinin gücü yüzünden mızrağın hızı, Lin Xi'nin oklarından daha yavaş değildi. Lin Xi'nin bedeni inanılmaz bir isabetle çarptı.
Lin Xi'nin suratı anında bembeyaz oldu; bu mızrak tapınaktaki mızraklardan bile daha güçlüydü birkaç adım gerileyip anında yere yığıldı. Kolları bir anlığına gücünü kaybetmişti ve Kara Taş Güç Yayı'nı kaldıracak gücü bulamamıştı.
Altın Ayçiçeği inanılmaz tiranik bir şekilde bedenini düzleştirdi. Ancak tam o sırada Lin Xi'ye doğru koşan figürü olduğu yerde dondu.
Sağ bacağı, ayağa kalkamayan Jiang Xiaoyi tarafından tutulmuştu.
Huaaarrr!
Arkasını dönerken Altın Ayçiçeği öfkeyle kükfredi ve Jiang Xiaoyi'nin bedenine yumruk atarak bedenini adeta yerden sektirdi.
Ancak Jiang Xiaoyi'nin hala neden onu bırakmadığını bir türlü anlayamıyordu.
Öhöm...
Yere düşen Lin Xi ilk defa öksürdü. Ayağa kalkıp zorlukla da olsa Kara Taş Güç Yayı'nı kaldırdı.
Şlank!
Yay kirişi titredi ve ok havayı delerek Altın Ayçiçeği'nin sağ bacağına isabet etti.
Altın Ayçiçeği dengesini kaybetti ve bir dizi üstüne çöktü. O sırada öksüren Lin Xi ayağa kalkıp Altın Ayçiçeği'nin boynuna ikinci bir ok sıktı.
Altın Ayçiçeği'nin bedeni buz kesildi ve uyuştu.
Lin Xi ona doğru ilerleyerek mesafeyi kapattı. Elindeki Kara Taş Güç Yayı hiç durmadan ok sıkıyordu.
Bir ok.
İkinci ok.
Üçüncü ok.
Toplamda on bir ok, Altın Ayçiçeği'nin bedenine saplandı.
Cesur Altın Ayçiçeği, on bir ok yedikten sonra geriye doğru düştü
Lin Xi kara yayı ve üç başlı mızrağı aldı. Altın Ayçiçeği'ne yürüyerek mızrağı Altın Ayçiçeği'nin zırhına doğrulttu.
Jiang Xiaoyi'nin göğsündeki Gül Çiçeği sembolünü görünce Lin Xi, hala yerde yatıp öksürmekte olan Jiang Xiaoyi'ya baktı ve sordu. "Neden bana yardım ettin?"
Jiang Xiaoyi kafasını iki yana sallayarak oturur pozisyona geldi. "Ben de bilmiyorum ki."
Bu cevabı Lin Xi'yi biraz şaşırtsa da Altın Ayçiçeği'nin dilini yutmasına neden oldu.
Ancak Lin Xi'nin sonraki dediği şeyler hem onu hem de Jiang Xiaoyi'yi dilsiz bırakmıştı. Ardından Jiang Xiaoyi öksürerek güldü.
Lin Xi, Altın Ayçiçeği'nin bedeninden bir altın rozet çektikten sonra dürüstlükle Jiang Xiaoyi'a baktı. "Gül Çiçeği, senin ismini tabelada görmedim, görünüşe göre bugün de beş rozetle ayrılamayacaksın... O yüzden senden rozetini alırsam seni pek etkilemeyecek... Böylece dört kere beş rozetle çıkabileceğim ve bir kere daha yaptım mı bir puan alıp sarı duvarlı yer için güç saklayabileceğim. En azından bir sonraki sefer seninle karşılaştığımda sana yardım ederim, ne dersin?"
...
Altın Ayçiçeği'nin hiçbir şey diyememesi ve Jiang Xiaoyi'nin gülerek öksürmesiyle birlikte Lin Xi kılıcı alıp sarı duvara doğru ayrıldı.
Kendini taş tapınakta yine tükettikten sonra Lin Xi oradan da ayrıldı. Sarı duvarlı yerden çıkıp eğitim vadisinden uzaklaştı.
Akademinin en kuzeyinde, geçmesi zor olan etraftaki dağların zirvelerinin yanında nispeten küçük ve kalın bir zirve vardı.
Dağın içi kazılmıştı ve içinde parlak salonlar vardı; havada güzel bir koku vardı.
Dağın içindeki bu salonlarda yan yana masalar dizilmişti ve hepsinin üstü mektuplar, kağıtlar, parşömenler gibi şeylerle kaplıydı. Birçok siyah cübbeli hoca aceleyle bu kağıtları karıştırıyor ya da bazı şeyleri kayıt altına alıyordu.
Odalarda bir sürü metal kablolar vardı ve bu kablolar klipsler bağlanmıştı. Klipslerde kağıtlar asılıydı ve kabloların hareket etmesiyle kağıtlar hızlıca salonun farklı yerlerine götürülebiliyordu.
Bilgisayar olmasa bile burası New York Kıymetler Borsası'na benziyordu.
Burası Ailao Zirvesi'nin arka dağlarıydı. O sırada kağıtları düzenleyen, yazan ve okuyan kişiler de Müdür Zhang'in bahsettiği Samanyolu Hocaları idi.
Lin Xi eğitim vadisinden çıktıktan kısa süre sonra Lin Xi'nin aktivitelerini de içeren koyun derisi parşömenler buraya getirilmişti.
Bu küçük parşömenler metal kablolarla aktarıldı ve birkaç Samanyolu Hocası'nın elinden geçti. Hocalar hızlcıa birkaç bilgi yazdıktan sonra metal kabloya takıp, salonun en derin kısmındaki göbekli, gri saçlı adama gönderdiler.
Dağın derinliklerine inildikçe insan sayısı azalıyordu ve en derinde yalnızca yirmi kadar kişi vardı. Ancak bu kişilerin önündeki masalar, dışarıdakilerinkinden neredeyse iki kat daha büyüktü ve üstünde de daha fazla kağıt vardı.
Gri saçlı göbekli hoca iri ve uzundu, dudağının kenarında küçük bir yara izi vardı. Eğer Lin Xi onu görse kesinlikle görünüşünün Sammo Hung'a [1] benzediğini düşünürdü. Ancak burnunun köprü kısmında bronz çerçeveli, bir şişenin dibi kadar kalın bir kristalin pürüzsüzleştirilmesi ile yapılmış lensli, kesinlikle dış dünyada bulunamayacak bir gözlük vardı.
Eğer Lin Xi bunu görseydi, bu tarz bir gözlük bunun gibi bir dünyada pek rastlanmadığı için eski dünyasını düşünürdü.
Oldukça rutin bir şekilde bu göbekli hoca birkaç koyun derisi parşömen alıp kayıtlara göz gezdirip yanındaki küçük kömür kalemi ile ışık hızında bir şeyler yazdı.
Birden ifadesi değişti; nefes alıp vermesi arttığı için yüzü adeta kızardı. Aynı anda hafif bir çıtırtıyla elindeki kalemi kırdı.
bir kitabı karıştırıp küçük koyun derisi parşömenlerle kıyasladıktan sonra Sammo Hung'a benzeyen bu tombul, yaşlı hoca ayağa kalktı. Bu hareketle devirdiği parşömenleri umursamayarak gözlüklerini çıkarttı ve kol yeninin içine sokarak yanına bir kitap ile parşömen alıp salondan çıktı.
Alacakaranlığın altında aceleyle koşan bu yaşlı hoca dağları birbirine bağlayan halatlardan birine atlayıp Ailao Zirvesi'nden iki zirve uzaktaki bir zirveye gitti. Hafif nefes nefese kalarak çam ağaçları tarafından sarılan küçük bir avluya geldi.
Koyu yeşil tuğlalarla çevrilmiş bu avlunun içinde tek bir yaşlı adam duruyordu. Adamın bir kolu yoktu ve yüzü kırışıklıklarla kaplıydı; ancak gözlerinde bilgelik ve ileri görüşlülük vardı. Şanı ve onuru Yunqin İmparatorluğu'ndaki kodamanların saygısını kazanmaya yetiyordu, çünkü o Meteor Gölü'ndeki büyük savaştan geri dönmüş, Yeşil Kereste Akademisi'nin Müdür Yardımcısı Xia idi.
"İhtiyar Xiao, ne oldu? Neden bu kadar acelecisin?" Endişeyle dolu tombul hocaya bakarken Müdür Yardımcısı Xia'nın gözleri beklentiyle doldu.
Şişko hoca gözlüklerini tekrardan taktı. Müdür Yardımcısı Xia'ya küçük bir kitap ve parşömen uzattı. "Savunma Sanatları'nın kader seçimi olarak seçtiğiniz Lin Xi... biraz tuhaf..."
"Biraz tuhaf mı?" Müdür Yardımcısı Xia kitabı ve parşömenleri alsa da okumak için hiç acele etmedi. "Nasıl yani?"
"Bugün Direkt Mızrak Saldırıları'na dördüncü kere girmesine rağmen çoktan yüz yirmi beş adımı geçti... Son girdiğinde yüz on yedi adımdaydı. Geyikboynuzu'ndan gelmiş ve daha önce hiç gelişim yapmamış bir genç. Bu gelişimine rağmen taş tapınağa üçüncü girişinde çoktan yüz on yedi adımı geçmişti, bu nasıl olabilir?!" Şişko hoca derin nefesler aldı ve kristal lensinin ardından Müdür Yardımcısı Xia'ya baktı. "Ancak bu kadar acele etme sebebim bu değil. Beni asıl acele ettiren şey bugünkü savaşta... Gelişim seviyesine ve koştuğu zaman ile mesafeye bir bakın, ne demeye çalıştığımı anlayacaksınız!"
Müdür Yardımcısı Xia'nın kaşları çatıldı. Küçük ğarşömende yazılanlara baktı ve suratında bir ciddiyet ile şaşkınlık belirdi. Zor bir karar vermesi pek uzun sürmemişti. "Demeye çalıştığın şey, ruh gücü yoğunluğunun... normal bir insandan çok farklı olduğu mu?"
Şişko hocanın sinirleri bozulmuştu. "Xia Zhiqiu! Şu kayıtlara bir bak, bu mesele çok bariz yahu!"
Magnec