Mc yine milleti g** ediyor :)
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
57. Bölüm Gözcü
Gözcü
Önce ardı ardına beş kere beş rozet almayı mı denemeliydi, yoksa Direkt Mızrak Saldırıları'nda rekor kırmayı mı? Bu soru Lin Xi için pek zor değildi.
"Sorunlarını faziletle çöz... Sorunlarını faziletle çöz..."
Kendi kendine Lee Rock'ın [1] sesiyle mırıldanırken çalının arkasına saklanmış Kara Taş Güç Yayı'nı çıkarttı. Yay ve sadağı sırtladıktan sonra Lin Xi kararını verdi.
Qiu Lu'nun Kara Çiçek Kargısı'yla yüzleştiğinde Direkt Mızrak Saldırıları'nın faydasını görmüştü. Birkaç gün öncesine kıyasla mızraklardan kaçınma yeteneği inanılmaz artmıştı. Doçent An ona kılıç tekniklerini öğretmese bile Kara Çiçek Kargısı kullanıcısı olan Gül Çiçeği ona karşı bir şey yapamazdı.
Savaşma gücü arttığında eğer karşılaştığı her kişiyi yenebilecek duruma gelirse zaten beş rozet toplamak kolay olacaktı. Ancak şu anki haliyle kendinden güçlü kişilerle savaşıp on dakikalık geriye sarma özelliğini kullanmak zorunda kalabilirdi. Bu yeteneği gücünü artırmak için kullanmak çok daha mantıklı geliyordu.
Kara Taş Güç Yayı'nı aldıktan sonra Lin Xi kılıcına sardığı şeritleri çıkarttı ve kılıcı kemerine yerleştirdi. Ardından şimdilik kumaş şeridi ve Qiu Lu'dan aldığı rozeti sadağına atarak sarı duvarlı bölgeye doğru koştu.
...
Çoktan beş rozet toplamış bir öğrenci, altın renkli duvardan pek de uzak olmayan bir noktada durdu.
Yakınlarda insan eliyle yapıldığı belli olan bir dal ve yaprak yığını vardı, yanına da dallarla birş ey yazılmıştı.
"Özür dilerim."
Sarı duvarların içine girmek üzere olan bu öğrenci bunu okuyup şaşırırken bir ses duyuldu. Arkasındaki ağaçlardan kara bir ok fırladı ve anında sağ bacağına isabet etti.
Bu saldırı, öğrencinin acıyla diz çökmesine neden oldu.
Başka herhangi bir tepki veremeden sırtına ikinci ok çarptı ve öne doğru sendeledi.
Acı, öğrencinin kalbinin buz gibi olmasına sebep olmuştu. Bu hızla ve isabetle iki ok atan rakibinin ona kesinlikle herhangi bir şans verdiğini anlamıştı. Üçüncü ve dördüncü ok da isabet edecekti.
Güm!
Tahmin ettiği gibi sırtına üçüncü ve dördüncü oklar da geldi...
Ağır bir şekilde yere düştü ve Kara Taş Güç Yayı kullanan kişinin bir hayalet gibi ağaçtan atladığını gördü. Karşı taraf koşarken bir ok daha ateşlediğinde acıyla bağırdı. "Yenilgiyi kabul ediyorum... bırak da içeride eğitim yapacak kadar gücüm olsun."
Lin Xi, sağ elindeki acıyan parmakları sallayıp bir anlığına durdu. Rakibi omzundan bir rozet çıkartıp ona doğru fırlatınca Lin Xi rakibinin dediklerini düşündü ve hafifçe gülümseyerek bu kişinin ilginç biri olduğunu düşündü.
"Okçuluk yeteneklerin ve orada saklanman... Yoksa beşten fazla mı rozet topladın?" Lin Xi'nin rozeti sadağının içine attığını gören Ai Qilan oturur pozisyona gelerek bunu sordu.
Bu elemanı oldukça ilginç bulan Lin Xi dürüstçe cevapladı. "Hayır, seninkiyle beraber beş oldu."
Ai Qilan kin dolu şekilde "Sen beş topladın, ama bende dört tane var," dedi
Siyah zırhının altında Lin Xi bu kişinin Ruhsal Bilimler bölümünden genç bir kadın olduğunu bilmiyordu, o yüzden ona karşı herhangi bir koruma duygusu hissetmiyordu. Ancak rakibinin şikayetlenmesi onu biraz utandırdığı için gülerek cevap verdi. "Cidden özür dilerim."
"İçeride gelişim yaptın mı?" Lin Xi'nin durumuna ve yazdığı yazıya baktı. Ai Qilan Lin Xi'ye o kadar da gıcık olmamıştı.
Lin Xi dürüstlükle cevap verdi. "Daha önce iki kere girdim, şimdi bir kez daha gireceğim."
Ai Qilan tekrar sordu. "Hangi salona gidiyorsun?"
"Direkt Mızrak Saldırıları," dedi Lin Xi.
Ai Qilan artık cidden ilgilenmişti. "Aynı yere gidiyormuşuz o zaman. Ne kadar ilerleyebildin?"
Lin Xi de merakla Ai Qilan'a baktı. "Doksan adım kadar. Sen?"
"Doksan adım kadar mı?" Ai Qilan şaşırmıştı ve öfkeyle konuştu. "Ciddi bir soru sorduk şurada, eğer cevap vermek istemiyorsan söyle. Ne diye yalan söylüyorsun ki?"
Lin Xi birkaç saniye boş boş bakındı. "Yalan söylemiyorum ki?"
Ai Qilan'ın maskesinin arkasındaki yüzü kıpkırmızı oldu. Daha demin bu kişinin namuslu biri olduğunu düşünüyordu, birdenbire nasıl böyle gıcık birine dönüşmüştü? Öfkeyle yerinden kalktı ve Lin Xi'ye baktı. "Üst sınıflardan geçmişte sınır ordularından gelmiş olanların bile ancak üç ya da dört denemeden sonra yetmiş adım atabildiğini duydum. Söylediğin şey oldukça ekstrem bir şey. İki denemede doksan adım atıyorsan düpedüz yalan söylüyorsun!"
Lin Xi boş boş bakındı. "Üç dört kere girip yetmiş adım atmak bile büyük bir başarı mıymış?"
"Direkt Mızrak Saldırıları'na girdiğine emin misin ya?" Ai Qilan öfkeyle sesini yükseltti. "Başlarda çok fazla mızrak yediğin için hareketlerin kısıtlanıyor ve ilerledikçe zorlaşıyor. Eğer son on adıma erişirsen kim bilir ne kadar zorlaşıyordur... O yüzden yetmiş ile doksan adım arasındaki fark çok fazla."
"Dediğin şey mantıklıymış." Lin Xi kafasını kaşıyarak tuhaf tuhaf güldü. Aslında iki kere girmediği aklına gelmişti, çünkü doksan adımı yalnızca on dakika geriye sarma yeteneği sayesinde geçebilmişti.
Ai Qilan, Lin Xi'ye öfkeyle baktı. "İradeyi yok eden en büyük şey tembelliktir. Şöhreti ise yalanlar..."
Lin Xi güldü. Ai Qilan'a bakarak konuştu. "Kesin Ruhsal Bilimler'densin."
Ai Qilan anında şaşırmıştı. "Nasıl anladın?"
Lin Xi güldü güldü. "Giriş sınavımda Ruhsal Bilimler'e girmeye kararlı biriyle karşılaşmıştım, o da senin gibi şeyler söylüyordu. Ruhsal Bilimler'de olmayıp sürekli böyle konuşan kim var ki?"
Ai Qilan kaşlarını çattı. Öfkeli bir boğa gibi Lin Xi'ye baktı. "Dediğim şey yanlış mıydı yani?"
"Hayır, gayet doğru. Dediğin şeyin mantıklı olduğunu da söyledim zaten. Ama cidden doksan adımı geçtim." Lin Xi, Ai Qilan ile münakaşa etmek istemedi. Bunu dedikten sonra sarı duvarın girişe doğru yürüdü.
"Seni!.."
Ai Qilan, Lin Xi'nin tavırlarına inanılmaz gıcık olmuştu. Lin Xi resmen vatan hainiymiş gibi hissediyordu, ama Luo Houyuan'ın aniden yanında belirmesiyle şaşırdı ve anında ağzını kapattı.
Yavaşça duvarın yanında yürüyen bu yaşlı adama bakınca içi şaşkınlıkla doldu. Ancak adam ona sakince bakıp ismini söyledi. "Ai Qilan, eğer bir rahip hakikate bizzat tanıklık etmeden yargısını verirse nefret ettikleri kişilere dönüşürler. Yapman gereken şey gerçek dünyayı görmek için yalnızca gözlerini kullanmak değil, aynı zamanda sabırlı olmaktır. Kefaretin ötesinde olan kişileri dinlemen gerekse bile."
"Gidelim." Bir şey diyemeden Luo Houyuan yanından geçti ve Lin Xi'nin az önce geçtiği girişe doğru yürüdü. "İçeri gelip bir bak. Belki o zaman dediğimi anlaman kolaylaşır."
...
Sessiz taş tapınağın içinde yerde yatan Lin Xi, bedeninin sırılsıklam olduğunu hissediyordu. Toprağa saplanmış kara mızraklar etrafın bir bambu ormanına benzemesine neden olmuştu.
Sakince mızrakların arasında yattı ve nefesini toparlarken tavana baktı.
Basit taş pencerelerden sızan ışık sütunları biraz gözünü alsa da tapınağın tavanındaki yazıyı görebiliyordu. Hakiki cesaret yalnızca yüreğindeki azimle ortaya çıkar.
Bu cümleyi gördüğünde Lin Xi'nin aklına Geyikboynuzu'ndaki ailesi ve tatlı kardeşi geldi.
"Bu eğitimde... cidden azimli ve cesur olman gerek..."
İlk defa gördüğü bu sözleri okurken nefesini toparlayan Lin Xi gülümsedi ve iç çekti. Ardından bir solucan gibi yavaşça tapınağın girişine doğru süründü.
"İzlemeye gelseydin keşke... gerçi yeteneğimi kullanıp ikinci kere acı çektim ama olsun. Geçen sefere göre iyi geliştim. Yüz adımı geçmiş olmalıyım, di' mi? Eğer gelip görseydin seni kandırmadığımı anlardın." Lin Xi pişmanlıkla kendi kendine konuştu.
Diğer öğrencilerin aksine Lin Xi'nin zamanı geriye döndürme yeteneği olduğu için bu taş tapınakta adeta kendi öğretmeni olmuştu ve en iyi hareketleri seçebiliyordu. Bu yüzden bu sefer çok daha ileri gidebilmişti... Yüz adım geçtiğini düşünse de giriş ile bronz kapı arası mesafe yüz doksan adımdı. Bugün geçtiği adım sayısı ise yüz on yedi adımdı ve sandığından çok daha ilerlemişti.
Sarı duvarlı bölgeden çıktıktan sonra Luo Houyuan, inanılmaz şaşkın Ai Qilan'ı salondan çıkarttı.
Ai Qilan, Lin Xi'nin pes ettiği mesafeyi görünce titremeye başladı ve Luo Houyuan da onu tapınaktan çıkarttı. Tenha bir yerde durdular. Luo Houyuan batan güneşe baktı ve arkasını dönüp Ai Qilan'a baktı. "Hareketlerini ve kılıç tekniğini gördün. Düelloyu sen de gördüğüne göre bu kişinin kim olduğunu anlamış olmalısın."
"Evet..." dedi Ai Qilan, şaşkınlıkla. Bunu nasıl başarabilmişti?
"Ai Qilan, akademinin senin hakkında topladığı bilgilere göre cidden kötülükten nefret eden birisin. Kendini feda etmiş ağabeyini rol model olarak gördün ve bir rahip olmak istedin... Eğer bunu cidden istiyorsan yetenekli bir rahip olacağını anlayabiliyorum. Ancak sana bir sorum var. Kalbindeki inançlar ve adalet adına cidden şan, şöhret, makam ve mevki gibi şeylerden vazgeçmeye hazır mısın?" Luo Houyuan ona baktı ve sakince konuştu.
"Ben..." Ai Qilan'ın bedeni titredi ve gözlerinde bir sis belirdi. Yaşlı adamın neden bunları söylediğini anlayamıyordu. Ama oldukça kararla başını salladı.
Luo Houyuan, Ai Qilan'a baktı. "O zaman seni bir Gözcü yapmak istiyorum."
Magnec