İnşallah bu müdür zhang ile karşılaşırız öğretmenmiş zaten iyi biri gibi
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
22. Bölüm Haylaz Müdür
“Ruletin sınırlarını zorlamak derken?”
Lin Xi pek anlayamamıştı. Kafası karışık bir şekilde okumaya devam etti.
Yazımlara olan tanıdıklığı zaten okumayı akıcılaştırıyordu. “Ruh gücünün seviyelerini çoktan tanıdığını varsayıyorum. Dediklerimden hiçbir şey anlamasan dahi ruh gücü seviyeni uzmana değdiğinde demek istediklerimi kavramış olacaksın. Ve hal savaşçısı statüsüne ulaştığında ise çok daha başka bir şey keşfedeceksin...”
“Acaba senin de yatkınlık seviyen benimki gibi düşük mü? Belki seninki de ikidir? Eğer öyleyse senin de gelişiminin başları biraz zor olacak. Fakat, emin ol yatkınlığının iki olmasının bile faydaları var. Mesela çok dikkat çekmeyeceğin için kafan rahat olacak. Bu dünyada sakin olup başını dinleyebilmek çok önemli, yatkınlığın her ne kadar yüksek olursa olsun yaptığın her eylemde ruh gücü yine de harcanıyor olacak. Hal Savaşçısı olup kolayca binlerce zırhı delip geçebilsen dahi büyük bir ordu senin üstenden gelebilir, eninde sonunda sen de yorulacaksın. Bu dünyanın çok güçlü bireyler barındırdığını da söylemeliyim. Ayrıca, belki ruhumuzun ikinci bir hayat sürmesi yüzündendir, bizim kullanabileceğimiz ruh gücü normal bir insanın iki katı kadar oluyor. Bütün bunların önemini akademiye girdiğinde anlayacaksındır...”
“Acaba daha sana anlatmak istediğim neler var... Geçmiş hayatımızı kimsenin anlayamadığının zaten farkındasındır... Ha, doğru... Benim bu üniversiteye katılmam şans eseri olmadı. Başkentte halktan alıkoyulmuş bilgiler buldum. Bu dünyanın ruh geliştirme teknikleri çok eski şeytanlar ve ölümsüzlerden kalmış gibi görünüyor... Bunu sana nasıl açıklayabilirim ki? Şey... uzun bir zaman önce bir grup uzaylı bu dünyaya geldi. Bu gruba ‘Eski Ölümsüzler’ deniyor. Onların ardından da ‘Eski Şeytanlar’ isimli başka bir grup dünyalarına yerleşti. Uzun lafın kısası, bu iki yabancı güç arasında büyük bir savaş çıktı. Bu savaşın sonucunda bazı normal insanlar ruh güçlerini geliştirmeyi öğrendiler. Eski şeytanlar ve ölümsüzlerin hükmü bitmeye yaklaştığında ise bu teknikler kuşaktan kuşağa aktarıldı. Ben gelmeden önce Yeşil Kereste Akademisi zaten vardı. Dahası, akademinin Yeşil Kereste Sarayı’nın harabesinden inşa edildiği düşünülüyordu. Bu saray eski hükümdarların döneminden kalma bir insan mezhebiydi. Şu anda tam olarak bu sarayın ya da diğer mezheplerin yerini bilen biri yok, ama erişilmesi zor yerlerde saklı olmaları büyük bir ihtimal. Bu akademiye gelme sebebim de tam olarak da bu kayıp sarayın yerini bulmaktı... Onu bulmak için dünyanın köşelerine gitme sebebim de gayet basit aslında; Çok nadir bulunan bir özelliği içimde barındırıyorum. Bu yeteneğim ile dünyanın her bir yanını gezmek, bana sunabileceği bütün fevkalade yapıtları ve güzellikleri görmek istiyordum. Bu akademide elimdeki nadide gücü çok daha geliştirebilecek bir teknik bulabileceğim de vardı tabii, elimdeki gücü çok daha iyi anlamamı sağlayacak, hatta buranın nasıl bir uzay-zaman döngüsünde olduğunu bana açıklayacak bilgiler saklıydı belki de. Uzunca arayışlarımdan sonra edindiğim ip uçları bana Yeşil Kereste Sarayı’nın büyük ihtimalle Gökdağları’nın tanrıdonduran katında olabileceğini gösterdi. Bu buz tutmuş alanın ne kadar büyük olduğunu daha kimse bilmiyor tabii... Dünyagezer dostum, yazdığım bu sözlerimi ne zaman okuyacaksın hiçbir fikrim yok. Eğer 180 yıldan fazla olmuşsa, ben çoktan bu dünyadan göçmüş olabilirim. Yoksa başıma ya beklenmedik bir şey gelmiştir ya da Gökdağları’nın ardında tanrıdonduran zirvelerinde bir yerlerdeyimdir. Eğer öyle isem, seninle görüşmeye can atıyorum...”
“Bitirmeden önce sana ne desem acaba? Sanırım bu yazıtın sonunu açık bırakacağım, seninle tanışıp sohbet etme ihtimaline karşılık... O zaman sana bu dünya ile ilgili gördüğüm en harika şeyleri anlatabilirim, uzun zamandır kimseyle keyifli sohbet etmedim...”
Lin Xi sessizce yazıtı okudu, sanki bütün profesörlerin gözü üstündeydi. Yazıtın devamını görmek isterdi, fakat sonu açık bırakılmıştı, pat diye bitiyordu...
“Haylaz... Kendi dünyandan birini bulmanın ne kadar nadir bir his olduğunu biliyorsun zaten... birazcık daha yazamadın mı yahu?!”
Lin Xi bir anda anıta doğru bağırdı. İçinde biriken bütün hisleri atmaya çalıştı. Gözleri de yaşarmıştı.
Herkes şaşkınca Lin Xi’ye doğru baktı. Açıkça anıta bağırmıştı, Müdür Zhang’e... Yüce müdürlerine...
Ama Lin Xi yaptığından utanmamıştı. Bu dünyaya geldiğinden beri kolayca on duruş geri gidebileceğini sökmüştü. Aynı müdürün dediği gibi o yeşil ruleti ittirdiğini düşünmeye devam ettiği sürece, on dakika önceye dönebilirdi. Günde sadece bir kez kullansa bile daha bugüne kadar kimseye yenilmemesini sağlayan özellik olmuştu.
Kendini soru yağmuruna tutan genç kızı gördüğü andan beri onda özel bir şeyler sezmişti. ‘Mevsim Rüzgâr ve Yağmurları’ kemerinden düşen kuş yuvasını gördüğünde özelliğini kullanıp kızı test etti.
Asıl soru yağmurunu zamanı döndürdükten sonra yemişti zaten. İlk konuşmalarına kıyasla o kadar fazla soru sormuştu ki kendisine sadece sessizce dinleme seçeneği bırakmıştı. Bu dünyada gerçekten çok güçlü insanların olduğuna o zaman ikna olmuştu.
Ama kendisi bile üstüne efsaneler yazılmış, neredeyse tanrılaştırılmış, yarı asırdır en etkili figür olan müdürün kendi dünyasından geleceğini tahmin etmemişti. Televizyonu, bilgisayarı ve interneti bilen biri... Yazıtı da ortasında bırakmıştı bir de...
“Lin Xi, sen…”
‘Aptal herif!’ Profesörler ne olup bittiğini anlamadan Lin Xi öfke ile bağırdı. ‘Geri Dön.’
Müdürün bahsettiği ‘rulet’i kafasında düşündü. Bir tur dönen rulet durakladı.
Çevresi on dakika öncesine dönmüştü.
Geçtikleri koridordan sonra öndeki eğitimciler tahta bir yola çıktılar.
Bu ahşap yol, önce bir ormanın içinden, sonra da dev bir çan kulesinin ortasından geçiyordu.
…
Lin Xi, yüksek ve görkemli bahçe sarayının içinde, müdürün bıraktığı yazıların önünde duruyordu.
Halen içindeki duyguları hissetse de dışa vurmadı. Sadece tanıdık yazıları okudu, kendi kendine düşündü. Belki de müdürün akademinin bütün geleneklerini değiştirmesinin sebebi de geride iz bırakmak istemesiydi.
Şu anda da kayıp müdür buz kesilmiş bir diyarı mı geziyordu?
“Çok nadir bulunan bir özelliği içimde barındırıyorum. Bu yeteneğim ile dünyanın her bir yanını gezmek, bana sunabileceği bütün fevkalade yapıtları ve güzellikleri görmek istiyordum.” Lin Xi’nin gözleri bir anda açıldı. Büyük ihtimalle koca dünyada bu müdürün hislerini anlayan tek kişi kendisiydi.
“Madem dünyayı keşfet diyorsun akademinle başlayalım.” Kendi içindeki hisleri bastırırken Lin Xi düşüncelerine hâkim olamadı.
Ortada çok ciddi bir atmosfer oluşmuştu. Tek gözü çizik öğretmen soğukça sesini duyurdu. “Hepinizi yeminimizi tekrarlamaya davet ediyorum! Kutsal akademime kesinlikle sırtımı dönmeyeceğim, yoldaşlarımın bana olan güvenlerini hayatım pahasına da olsa kara çıkartmayacağım!”
“Kutsal akademime kesinlikle sırtımı dönmeyeceğim, yoldaşlarımın bana olan güvenlerini hayatım pahasına da olsa kara çıkartmayacağım!”
Yeminden sonra, tüm profesörler yeni öğrencileri bahçe sarayından çıkardı.
“Savunma Sanatları beni takip etsin.”
“Siyasi Bölüm beni takip etsin.”
“Tıp bölümü beni takip etsin.”
“...”
Müdür Yardımcısı Xia ve siyah saçlı Xia Yanbing de dahil olmak üzere tüm öğretim görevlileri ayrıldıklarında, geriye sadece altı siyah cüppeli eğitmen kalmıştı. Boş bir alanda yüksek sesle bağırarak tahta patikadan aşağı yürüdüler.
Savunma Sanatları kendilerini çağıran eğitmenin gözü kesik profesör olduğunu fark ettiklerinde içlerine bir korku düşmüştü bile. Birbirlerine çarparak hızlıca yanına koştular.
Bütün öğrenciler bölümlerine göre binalara ayrılmıştı. Tıp ve Ruh Bilimleri daha aşağıda yer alan, Doğal Sanatlar, Beden Bilimleri, Savunma Sanatları ve Siyaset öğrencileri ise tepelerin uçlarındaki binalara yerleştirildi.
Savunma Sanatları’nın yedi katmanlı yeşil binası en görkemli olanlarıydı. Fakat bakanların içini tedirgin ediyordu. Yarısı tepenin ucunda zeminsiz duruyordu. Bina neredeyse uçurumun eşiğindeydi.
Kapıları saf bronzdan yapılmıştı. Üstü hançer ve ok desenleri ile kaplıydı. Girişin iki yanında savaş davulunu andıran çizimler vardı, davulların üstlerinde ise uzanan iki kilin. Ana kapının ortasında büyük pirinç bir yüzük parlatılana kadar cilalanmıştı.
İçeri giren bütün öğrencilerin gözleri tekrar yuvalarından fırladı. Dışarının dizaynı içerinin karışıklığını pek göstermiyordu. Profesörleri bu yüzüğü çektiği anda kapı otomatik olarak ağzına kadar dang dang sesleri ile açılmıştı.
Benzer şekilde hançer ve ok tasarımlarıyla dolu bronz bir merdiven yukarı doğru uzanıyordu.
Bronz merdiven saray salonunun birinci katındaki dolambaçlı bir koridora çıkıyordu. Merdivenlerin bazı noktalarında zincirlerin tutturulduğunu görmek mümkündü, fakat öğrencilerin takip edebildiği bütün merdivenler farklı bir noktaya çıkıyordu, büyük bir labirent gibiydi.
Magnec