Yani geçmişe dönebiliyor mu ? Ben bir kısmı kaçırdım sanırım
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
12. Bölüm Hayatta Kim Kaderinin Dizginlerini Bilmez Ki
Gül ağacından yapılmış uzun ardındaki kül sakallı yaşlı ve gri deri şapkalı eğitmen birbirlerine bakıp başlarını salladılar.
“Sıradaki.”
Kül sakallı adam Lin Xi’ye çıkışı göstererek sıradaki öğrenciyi çağırmıştı.
Lin Xi konuşacakmışçasına ağzını açtı fakat düşüncelerini kendine saklamaya karar vermiş gibiydi. Hızlıca çıkışa yöneldi.
Çıkışın sonu başka çadırlara varıyordu. Büyük ihtimalle sınav hakkında bilgi sızıntısı olmaması için bitiren herkes burada toplanmıştı.
Zhang Ping de aralarındaydı, sol köşede oturuyordu.
Gözleri uzaklara bakıyordu, bir derdi var gibiydi. Belki de sınavı umduğu kadar iyi geçmemişti. Etrafına bakmadan Lin Xi hızlıca arkadaşının yanına yaklaştı ve sordu. “Senin sınavın nasıl geçti? Sana da metal parçaları falan mı sordular?”
“Evet.” Zhang Ping soğuk soğuk baktı. “Cidden kötü geçti. Eğitimcinin dediğine göre dördünden sadece birini doğru eşleştirmişim. ‘Doğal Sanatlar’ bölümüne uygun olmadığımı söyledi.”
Lin Xi kafa salladı ve kaşlarını çattı. Kendi kendine fısıldadı.
“Geri Dön.”
...
Ortamı bir anda değişti.
“Lin Xi, Akademiye girmeyi bırak, ondan daha iyi bir puan alabileceğine bu kadar inanıyor musun?” Meng Bai ve Zhang Ping olup bitenleri şaşkınlıkla izlemişlerdi.
Zıtlaştığı altın kaşık halen sinir bozucu gülümsemesini takınıyordu.
“Rahat ol, kendim istemediğim sürece kaybetmem ben.” Lin Xi emin bir gülümseme ile arkadaşlarına baktı. “Ezip geçeceğim onu.”
“Lin Xi, oyun oynamıyoruz şurada…”
“Zhang Ping!” siyah giysili eğitimci tekrar arkadaşının sözünü kesti.
Zhang Ping hızlıca yerinden kalkıp ilerledi.
“Bekle.” Lin Xi gerginlikten tir tir titreyen arkadaşını tuttu. Sırtına bir iki kez vurup bol şans diledi ve kulağına fısıldadı. “Doğal Sanatlara girmek isteyen sendin değil mi? Sen o kadar bahsettikten sonra benim de önceden okuduğum kitaplar aklıma geldi. Hatırladığım kadarıyla Karasu altınının su bulutu runiği ile, kara kral demirinin altın anka kuyruğu runiği, altın çeliğin yeşillik runiği ve açıkgümüş altını da yadigâr sarmaşıklarla eşleşiyor olmalıydı... Ne biliyim belki işine yarar.”
Zhang Ping Lin Xi’nin neden bunları kendisine söylediğini anlayamadan boşça bakındı, ama soracak vakti yoktu. Kafasını sallayıp çadırdan içeri girdi.
“Ve şimdi de...”
Tam zamanında kara elbiseli adam ismini çağırdı. “Lin Xi!”
Lin Xi altı eğitimcinin olduğu çadıra tekrar girdi.
Altı eğitimcinin altısı da gösterdiği rahatlığa gayet şaşırmışlardı.
Perdeyi aralayan ne kadar hazırlıklı bir öğrenci olursa olsun masanın önünde gördüğü şeyler genelde bir tepki alırdı. Şeffaf kutulardaki göz bebekleri, organlar... Ama Lin Xi hiç etkilenmemiş duruyordu.
Bu sertliğinden bile siyah saçlı adam ve orta yaşlı kadın memnun kalmış gibiydiler.
“Lin Xi sen misin? Daha önce hiç ruh gücünü kullandın mı?”
Sesin sahibi keskin gözlü uzun adamdı.
“Bir silah seçmeyi dene, hangisi sence kendine en uygunu olur?”
“Lin Xi benim, daha önce hiç ruh gücümü kullanmadım.” Lin Xi çekinmeden silah yığınına yaklaştı, kavradığı uzun ve ince kılıcı tekrar eline aldı.
Siyah saçlı sert adam kafa salladı. “Tamam, kılıcı indir.”
“Önümdeki objelere bak. Sonra da parşömenlerin üstündeki çizgilere. Objeleri ve parşömenleri en iyi uyacağını düşündüğün şekilde eşleştirmeni istiyorum.” Hemen yanından eşit derecede sert bir ses geldi.
Lin Xi saygılı bir şekilde başını sallayıp kadına yaklaştı.
Objeler aynı idi, parşömenler de. Sınavda hiçbir değişiklik yoktu. Cevapları çoktan alan Lin Xi rahat bir şekilde doğru eşleşmeleri yaptı.
Lin Xi işini bitirdikçe kadının bakışları değişmişti sanki. Ortamın sessizliği artmıştı.
“Bu tarafa bak.” İri kadın Lin Xi’yi yanına çağırıyordu.
“Doğru düzgün baktın mı?” Lin Xi’nin gözleri ona doğru çevrildiği anda, nazik yüzlü kadın hızlı bir hareketle tüm şişeleri, bitkileri ve kuru otları büyük beyaz bir bezle kapladı.
"O şişelerin arasında kaç tane şifalı bitki sapı olduğunu, ayırt edici özelliklerinin neler olduğunu, masamın üzerinde hangi pozisyonda olduklarını söyle."
“Toplam on beş tane şifalı bitki sapı vardı, beş tanesi kavanozların içinde büyüyorlardı, on tanesi kurutulmuştu... En soldaki dal kurutulmuş tıbbi bitki idi, uzunluğu 30 santim falan. Ucunda uç tane küçük ve siyah meyve vardı. Hemen yanındaki dal taze bir bitkiydi, soluk yeşil pota ekilmişti. Gül gibi bir hali vardı, ama mor renkliydi, küçük küçük dikenlere sahipti...”
Önündeki iri kadının yanında duran gri şapkalı eğitmen bile şaşkındı.
Lin Xi halen devam ediyordu. Kadının gözlerinden anlaşılmaz bir sitem okunuyordu. Duyduklarına inanamıyordu. “Çadıra girdin gireli bu bitkileri mi gözlüyorsun? Hafızan ne kadar iyi olursa olsun bu kadar kısa zamanda hatasız bir şekilde o kadar bitkiyi hatırlaman mümkün değil!”
Lin Xi şaşırmış gibiydi. Performansının çok iyi olduğunu biliyordu, ama şüphe çekeceğini beklememişti. Sakince cevap verdi. “Pek öyle yapmadım... Yanına koyduğunuz organlar korkunçtu, ama dikkatimi bitkilere çektiler. Hiç görmediğim bitkiler olduğu için ilginç geldiler o kadar. Bir iki kez baktım sadece.”
“Hangisi sana en ilginci geldi peki?” Orta yaşlı kadın derin bir nefes aldı. Konuşmasındaki ton tekrar değişmiş gibiydi.
Lin Xi’ye cevap hakkı tanımadan hemen yanındaki yaşlı adam araya girdi. “Bu beş yumurtadan sadece bir tanesi canlıdır, hayata kavuşabilir. Hangisi bulabilir misin?"
Pfft
Aynı talimatları tekrar duyan Lin Xi gülümsemeden edemedi.
“Neye gülüyorsun sen?” Bütün öğretmenlerin gözleri bir anda alev almıştı sanki. Hepsi Lin Xi’ye öfke ile bakıyorlardı.
“Affedersiniz.” Lin Xi masum bir ifade ile gülüşünü tamamladı. Kırmızı kabuklu yumurtaya işaret etti. “Sadece şu yumurtanın ne kadar da tavuk yumurtası gibi durduğunu fark ettim de. Sanki eğitimcilerden biri kahvaltısında yemeye niyetlendiği kaynamış yumurtayı alıp sınava koymuş. Komik geldi...”
Adamın gözleri açıldı. Derin bir nefes aldı. “Sana bu yumurta kaynamış tavuk yumurtası gibi mi duruyor?!”
“Evet.” Küçük bir tebessüm halen Lin Xi’nin dudaklarının ucundaydı.
Yaşlı adam bir derin nefes daha aldı. ” Peki hangisi yaşıyor, hangisi hayata kavuşturulabilir?”
“Kanımca…” Lin Xi en büyük yumurtaya yaklaştı, “Budur bence.”
Yaşlı adam yutkundu. “Güzel, çok güzel…”
“Sana bir soru sorayım.” Sert duruşlu deri şapkalı adam sessizce araya girdi.
Lin Xi bir anda ürperdi. İlk denemesinde bu adam ona hiç soru sormamıştı.
“Çadırın bu bölümüne ilk girişinden seninle şimdi yaptığımız konuşmaya kadar, sence ne kadar zaman geçti? Bu zaman aralığında, kalbin aşağı yukarı kaç kere attı?” Telini bile oynatmadan sert adam sorusunu sordu.
Lin Xi’nin gergin elleri bir anda rahatladılar. Derin bir nefes verdi.
Kendisi bu dünyaya geldiğinden beri ilgisi hep zaman ile olmuştu... Bu dünyada herhalde zaman hesaplamada eline su dökecek çok az kişi vardı. Tam da zaten yaptığı şey sorulmuştu.
Bu dünyada ‘Bir saniye’ye ‘Bir nefes’ deniyordu. Geçmiş dünyasındaki ‘Bir dakika’ ise burada ‘Bir duruş’ ismindeydi. Sınavından başından bu yana üç dakika ve kırk saniye saymıştı. Kalp atışı ise ortalama bir dakikada 60-65 idi.
“Sınavın başından bu yana üç duruş ve kırk nefes geçti. Kalbim ise toplam 220 kez attı.” Lin Xi sakince cevap verdi.
Sert adam daha fazla konuşmadı. Gözlerini kapattı ve başını salladı.”
“Biraz da edebi hünerlerini görelim.” Kül sakallı yaşlı adam devam etti. Hızlı ve seri. “Benim başladığım şiirin sonunu getir. ‘Kendini bilmeden çıkma yola karşındaki.’”
“...” Lin Xi boş bakışlar attı. Biraz titremeye başlamıştı.
Bilmediğinden değil, sadece bahsettiği şiir çok tanıdıktı.
“Kolay bir soru değil, cevap bulamazsan dert etme.” Orta yaşlı kadın ve diğerleri kendi aralarında konuşmakla meşguldü. Daha önce üstünde hiç bu kadar değişik bakışlı gözler olmamıştı. Sanki hepsi ‘Bunu bilemesen de olur’ diyerek kendini teselli etmeye hazırlanıyor gibiydiler. Sınav sonuçlarını vermeyi iple çekiyorlardı. Lin Xi yutkundu ve şiiri tamamladı. “Hayatta kim kaderinin dizginlerini bilmez ki.”
“Kendini bilmeden çıkma yola karşındaki. Hayatta kim kaderinin dizginlerini bilmez ki!” Yaşlı adam şiiri okurken yerinden kalktı. Diğer bütün eğitimcilerin bakışları ona dönmüştü. Yanlarında oturan tek kollu yaşlı ise etkilenmiş duruyordu. Dudakları büzülmüştü.
“Hayatta kim kaderinin dizginlerini bilmez ki! Harika bir ifade!” Yaşlı adam bütün enerjisini toparlamış gibiydi. Yanında kimse yokmuşçasına bağırdı.
“Çıkabilirsin.” Orta yaşlı kadın çıkışı gösterdi. Güler yüzü halen üstündeydi.
Magnec