Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

78. Bölüm Bire Bir!

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

 

  Ne olduğunu anlayamamıştım. Bu yaşlı herif benden ne istiyordu böyle? Genelde ava gitmemi, etraftan bok toplamamı söylerken, şimdi beraber bir şeyler mi içmek istiyordu? Belki de 40. seviyeye yaklaştığımı fark ettiği için artık bok toplama görevine gitmemin anlamsız olacağını fark etmişti…

  Voosh!

  TP +7000!

  Kirpileri koyduğum gibi fena sayılmayacak bir TP kazanmıştım. Aynı sırada envanterimden biberleri de çıkardım ve çıkardığım biberleri havaya fırlattıktan sonra kılıcımla parçalara ayırdım. Etrafa yayılan baharat kokusunun yanında, biber parçaları kızarmakta olan domuzun üstüne de sıçramıştı. Biber aromasıyla harmanlanan barbekünün etrafa yaydığı kokudan ne kadar lezzetli olduğu anlaşılıyordu.

  Voosh!

  TP +5000!

  Bir ışık hüzmesi daha ve TP barım biraz daha artmıştı. Heheh, bu şekilde seviye kasmak cidden üsteleyeceğim bir şey değildi!

  Kirpilerden birini ordu çavuşuna verdim ve 1000 TP daha kazandım. Diğerini yakınlardaki nehire götürüp, yaratığın derisini yüzmeye koyuldum. Ardından birkaç tane yeşil soğan buldum ve soğanları kirpinin içine soktuğum gibi kampa geri döndüm. Dalin’in yanında bir ateş daha yaktıktan sonra çok geçmeden kirpiden lezzetli kokular yayılmaya başlamıştı.

  Dalin’in yanında oturuyordum.

  ‘’Gel evlat…’’

 Dalin bana bir şişe şarap fırlattı ve ben de şarabı hemen elime aldım. Her ne kadar şarap oyunun içinde ekstra bir işe yaramıyor olsa da, mesele zaten keyiften başka bir şey değildi.

  Şişeyi açtım ve bir ağız dolusu şarabı mideme indirdim. Şarabın tatlı aroması boğazımdan aşağı süzülüyordu. Hmm, güzel şarap!

  ‘’Tadı nasıl?’’ Dalin gülümsedi.

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Mm, keskin bir tadı var, güzel şarap…’’

  Dalin sakalını okşadıktan sonra gülümsedi: ‘’Güzel olacak tabii, bu şarap ustalarından elinden çıkan nadide eserlerden birisidir, öyle herkes içemez yani. Hmph, geçen sefer acelem olmasaydı  Alev Bulutu Şehri’nden sarayından biraz daha alabilirdim!’’

  Şok olmuştum: ‘’Çaldın mı yani?’’

  ‘’Öhmm, ödünç aldım diyelim!’’

 ‘’Tamam…’’ Başımı kaldırıp bir ağız dolusu şarabı daha mideye indirdim ve doğruldum: ‘’Usta, bana verecek görevin var mı, biraz pratik yapayım diyorum!’’

  Dalin eğildi ve vücudunu gerip domuz butundan geniş bir lokma aldı. Ardından bir de şarap içmiş ve kahkaha patlatmıştı: ‘’Evlat, [Bağlayan Zincirler] yalnızca bana özgü bir yetenektir; umarım bu yeteneği boşa kullanmıyorsundur. Hayatım boyunca dünyayı dolaştım ancak pek bir şey öğrenemedim. [Bağlayan Zincirler] dışında başka bir şey bilmiyorum, yani kusuruma bakmayacaksın…’’

  ‘’Anladım. Usta, görev diyorduk…’’

  ‘’İyi tamam!’’

  Dalin doğruldu ve bana bir bakış fırlattı: ‘Efsanevi kuşlardan biri şehrin doğusuna dışkısını bırakmış. Dışkının neredeyse 7 metrelik bir alanı kapladığını biliyoruz; onu buraya getireceksin, bu ilk görevin. İkinci görevin için ‘Bisiklet’ adlı ufak şehre gideceksin. Şehir Ejderha Şehri’nin güneyinde yer alıyor. Ufak şehrin içinde, Heisha adlı tofu satan bir kadın var. Son zamanlarda beyaz kedisini kaybettiğinden ona bu konuda yardımcı olacaksın. Üçüncü görevinse, Ejderha Şehri’nin alt taraflarında ayağını kırmış ve hastalıktan yakında ölmek üzere olan yaşlı bir adamla alakalı. Uzun zamandır tek başına kaldığından son isteğini yerine getirmek istiyor. Bu dünyaya veda etmeden önce biraz göğüs ellemek istiyormuş. Ona bir kadın bulma konusunda yardım edeceksin. Dördüncü görevin…’’

  Hemen elimi uzatıp, Dalin’i durdurdum: ‘’Dur dur, bir saniye usta. 3 görev yeter de artar, önce onları bitireyim…’’

  ‘’Tamam evlat, hadi bakalım…’’

 “…..”

……

  10 dakikalık bir yolculuğun ardından Ejderha Şehri’nin güney-batısına ulaşmıştım. Burada büyük bir felaket gerçekleşmiş gibi görünüyordu. Ağaçlar ateş almış ve toprağın üstünü de devasa bir bok dalgası kaplamıştı. Bu bahsi geçen dışkı o kadar büyüktü ki, 7 metreyi geçin neredeyse 15 metreye ulaşan bir boyuta sahipti. Bu dışkıdan çok ufak bir meteora benziyordu… Bu kuş dışkısı akılalmaz derecede ateş-tipi partiküller barındırıyordu. Ayrıca muhtemelen kuş yememesi gereken bir şey yemişti ki bu yüzden dışkının içinde, 50 kiloluk devasa bir tohum vardı. Büyük ihtimalle bu tohum benzeri şeyi sindirememişti.

  İleri atıldım ve akılalmaz bir koku dalgası suratıma çarptı. Nasıl kokuyor ama! Kılıcımı etrafa savurup dışkıyı parçalara ayırmaya koyuldum. Kararlığım bozulmamış ve dışkı bütününü pizza dilimleri gibi kesmeye başlamıştım. 10-15 parça kestikten sonra tek tek kampa götürdüm. Bu seferki dışkı topluluğu büyük olduğu için, tek seferde hepsini götürmem mümkün değildi.

  Dışkı parçalarından ilkini kampa götürdüm ve ordu çavuşuna devrettikten sonra ortalama bir TP kazandım. Bu şekilde seviye atlayabileceğimi düşündüğümde heyecanlanmış ve hemen bir parça daha götürmeye koyulmuştum!

  Bir saat geçtikten sonra nihayet geriye tek bir parça kalmıştı. Yine de bu son parça hiç hafif değildi; bu parçanın içinde bahsi geçen devasa tohum bulunuyordu!

  Biraz sürükledikten sonra döndüm ve kılıcımı çektim. Başlarım böyle işe! Tohumu keseyim de biraz yük atayım arkadaş!

Clang!

  Kılıcım tohumla temasa geçtiğinde etrafa kıvılcımlar yayılmış ve sağ kolum uyuşmuştu. Vay arkadaş, nasıl tohum bu böyle? Kılıçla bile kesemiyorum!

  Yaklaştım ve elimi kullanarak tohumun etrafındaki dışkıları temizlemeye koyuldum. Çok zaman geçmeden bunun bir tohum olmadığını anlamıştım! Kılıcımla biraz daha temizledikten sonra bu bahsi geçen aletin 1 metre uzunluğunda taştan bir tablet olduğunu fark ettim! Tabletin üstüne kazınmış bir sürü ufak yazı vardı ancak bu yazılar ne yazık ki kadim diller kullanılarak yazılmıştı. Okuyamıyordum anlayacağınız!

  ‘’Hup!’’

  Tableti elime aldım. Taştan yapıldığı için olsa gerek en azından 50 kilo çekiyordu. Şans bu ki güç odaklı bir kılıç ustası olduğumdan bu tarz bir ağırlık bana sorun çıkarmayacaktı. Ayrıca normal koşullar altında da, gerçek hayatta 50 kilo kaldırmak benim için mesele değildi. Elimi kaldırdım ve taş tabletin üstündeki yazıları incelemeye koyuldum---

  [Kadim Tablet] : Bu tablet eski dövüş sanatlarının kayıt edildiği bir tablettir. Zamanla birlikte TP toplayacak olan bu tablet yeterli TP’yi topladığı zaman, oyuncuyla birleşir ve bir yetenek haline gelir. Bu tableti yanınızda taşımak için bir sözleşme imzalamalısınız.

……

  Açıklamayı okuduktan sonra ne diyeceğimi bilemiyordum. Ne şans ama! Bok toplarken bile hazineyle karşılaşıyorum. Çılgınlık bu yahu!

  Neyse, ilk önce sözleşmeyi imzalayayım!

Vhoosh!

  Kılıcımın ucuyla parmağımda ufak bir kesik açtım ve tablete birkaç damla kan damlattım. Anında etrafımda garip bir fenomen gerçekleşmeye başlamış ve tabletten ışık hüzmeleri yayılmaya koyulmuştu. Etrafımda sayısız kelime dönüyordu ve çok geçmeden bir ışık hüzmesi vücuduma saplandı. Sistem notu sayesinde sözleşmeyi imzalamayı başardığımı anlamıştım ve ileride bu tableti düşürmem de mümkün olmayacaktı.

  Clang!

  Eğır ve siyah bir taş tablet sırtımda belirdi. Uzaktan bakıldığında gerçekten esrarengiz bir manzara olarak seçilebiliyordu. Aslında daha centilmen ve daha yakışıklı görünmemi sağlamıştı. Tabletin yanında da kılıcım duruyordu; yani mücadele ederken beni etkilemeyecekti. Her ne kadar tabletin ağırlığını hissetsem de bu ağırlık hareketlerimi etkileyecek kadar fazla değildi.

  Devam ettim ve son dışkı parçasını da ordu çavuşuna ulaştırdım---

 “TP +5000!”

“[Kadim Tablet] TP +5000”

  Açıklandığı gibi tablet benim aldığım TP’nin aynısını alıyordu. Ne yazık ki tabletin kaç TP istediğini göremiyordum; yani yeteneği kazanmam için önümde uzun bir zaman varmış gibi görünüyordu.

……

  İlk görevi bitirdikten sonra TP barım %49’a ulaşmıştı. Zaman haybetmeden ikinci göreve; tofu satan kadının kedisini bulmaya koyuldum.

 İki saatin ardında, ufak şehrin batı kısmında, yanında ufak bir kediyle gezen bir ozan buldum. Kediyi aldım ve ozana da iki yumruk savurdum. Suç işlediğini bildiğinden benden özür diledi ve ben de meseleyi üstelemedim. Kediyi kadına götürdüm ve TP’lerimi aldım.

  Üçüncü görev biraz zordu. Ejderha Şehri’nin alt bölgelerindeki yaşlı bir adama kadın bulacaktım ve üstelik herif kadının göğüslerini elleyecekti.

  Ormanda otururken ne yapacağımı düşünüyordum.

  Yardım istesem mi? Ama bu pek de hoş olmaz. Her ne kadar birkaç güzel kadın tanıyor olsam da, onlardan göğüslerini elletmelerini istesem muhtemelen anında beni gebertirlerdi…

  Sonunda acı da olsa bir karara ulaştım. Kadın yapacaktım!

  Ormanın içinde dolaştım ve yumuşak derilere sahip beyaz tavşanları öldürmeye koyuldum. Kürklerini yüzdükten sonra insan biçiminde bir figür oluşturdum; ardından da birkaç çimi kürkün içine tıkarak doldurdum. Biraz da çamur alıp, suratını ayarladıktan sonra mesele bitmişti. Hadi bakalım, işe yarayacak umarım…

  Sonunda Ba Huang dükkanlarına girmiş ve iki tane yuvarlak ekmek alıp, kürkün göğüs bölgesine yerleştirmiştim. Bu işlemi de bitirdikten sonra kürkten yaptığım kadını geri götürmeye koyuldum. Ahh… Ne yetenek ama… Yolda yürüdüğüm sırada oyuncuların çoğu şok olmuştu.

  ‘’Dostum, kız arkadaşın hava kaçırıyor, biraz yavaş koş!’’

……

  Ejderha Şehri’nin alt kısımlarında yer alan yaşlı adamın gözleri neredeyse kapalıydı. Ahşaptan yapılma ufak bir evde, Li Xiao Yao tarafından yapılmış kadına bakıyor ve bir yandan da ağlıyordu. İleri atıldı ve ‘kadın’ın göğüslerine dokundu: ‘’Oh, heybetli ve onurlu savaşçı. Sen Ejderha Şehri’nin gururusun, son isteğimi de yerine getirdin. Söylesene bana, bu kadın dediğin kadar güzel mi?!’’

   Başımı öne doğru salladım: ‘’Orasını bilmem, gördüğün en güzel kadın kim bu zamana kadar?’’

  Yaşlı asker ağlamaya devam ederken söylendi: ‘’Gözlerimin gördüğü zamanlarda, güzeller güzeli tek bir kadın bilirdim; Ejderha Şehri’nin Kaptanı----Frost. Güzelliği ay ışığınınki gibiydi, kalbimi delip geçiyordu…’’

  Cevapladım: ‘’Mm, bu kadın en azından Frost kadar güzel, güven bana…’’

  ‘’Tamamdır. Teşekkür ederim!’’

  Voosh!

  TP’leri aldıktan sonra vücudumu altın bir ışık kaplamış ve 40. Seviyeye ulaşmıştım!

……

  Sonunda! ‘Kadın’ı yanıma aldım ve arkamı döndüm; lakin arkamda, bana ölümcül bakışlar fırlatan ve öfkeden deliye dönmüş bir kadın duruyordu. Kaptan Frost!

  Bittim ben, artık Ejderha Şehri’nde kalamam, elveda gün ışığı, elveda dostlar, elveda güzellikler… Güzel bir hayattı…