Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

54. Bölüm Bataklıkta Mücadele

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

  ‘’Q Kılıcı çoktan 36. Seviyeye ulaştı ve Fan Shu Şehri’nin ilk sırasına yerleşti. Ayrıca kendisine özel Kombo yaratmayı da başarmış. Geçen gece Fan Shu Şehri’nin dışında, 30. Seviyenin üstünde 9 oyuncuyla 9’a 1 kapıştı ve hepsini yendi. Herif resmen bir idol yahu…’’

  Dong Cheng Yue gülümsedi: ‘’Sanırım dün gece yaşanan mücadeleden sonra forumdaki kızlardan birçoğu Q Kılıcı’na açılmış…’’

  Wan Er bana derin bir bakış fırlattı. Gözlerinden benimle uğraşmak istediği anlaşılıyordu: ‘’Mm, bence de Q Kılıcı her konuda mükemmel olan bir insan. Yani kızların ona aşık olması şaşılacak bir mesele değil…Bir de bizim yanımızdaki tipe bak…Oyunun başında şifacı sınıfı seçti, şimdi de Batılı Diktatör’den köşe bucak kaçıyor…’’

  Öfke dolu bir ses tonuyla cevap verdim: ‘’Hanımefendi, benimle uğraşmayın.’’

  ‘’Nedenmiş…’’ Wan Er kolların açıp bana masum bir bakış attı: ‘’Sadece doğruyu söylüyorum…Bu arada Xiao Yao kaça kasabildin ve Ba Huang’da kaçıncısın?’’

  Biraz düşündükten sonra cevap verdim: ‘’ 31. Seviyenin %97’sindeyim. Sıralamaya gelince, oyundan çıkarken 300 civarlarındaydım ama sanırım 500’lere düşmüşümdür…’’

  ‘’Oh? Baya hızlısın bakıyorum da?’’ Wan Er’in ağzı sonuna kadar açılmıştı.

  Ne diyeceğimi bilemiyordum: ‘’Sizin kadar hızlı değilim ya. Çoktan 34 ve 35 oldunuz…’’

  ‘’O zaman Fan Shu Şehri’ne gelsene. Seni Q Kılıcı’yla tanıştırırım böylece onun klanına girebilirsin. Ne diyorsun?’’

  ‘’Q Kılıcı’nın klanı mı?’’ Suratım ekşimişti: ‘’Hani şu forumlarda popüler olan [Kahramanın Heybeti] adlı klan mı?’’

 (ÇN: İngilizce çevirisinde klanın adı Mezardan-Heybete değişmiş, ben de bundan sonra böyle devam edeceğim.)

  ‘’Evet!’’ Wan Er başıyla onayladı: ‘’Sunucunun 2. Sırasında olan klan, üstelik geçmişi de fena sayılmaz. Şimdiden klanlarına 80.000’in üzerinde oyuncu adını yazdırmış. Tereddüt etmeye gerek var mı?’’

  Yumruklarımı sıktım ve cevapladım: ‘’Kalsın istemez, ben kendi klanımı kuracağım.’’

  Cheng Yue bana bir bakış fırlatıp söylendi: ‘’Kıskandın mı…’’

  Suratım kızarmıştı: ‘’Hayır. Öyle şey mi olur canım. Kıskanmak mı? Neden bahsediyorun? Öyle birini niye kıskanayım ki? İmkansız!’’

  Wan Er gülümseyip, şarkı mırıldanmaya başladı. Benimle uğraşmayı nihayet bırakmıştı.

 Diğer bir taraftan Cheng Yue tekrar söylendi: ‘’Kafana takma, her ne kadar biz [Kahramanın Heybeti]’ne katılacak olsak da kalbimiz seninle olacak. Dürüst olmak gerekirse, eğer bir sevgili seçecek olsaydım senin gibi birini seçerdim Xiao Yao…’’

  Karpuz suyundan bir yudum aldım: ‘’Teşekkürler!’’

 “Ne demek…”

……

  Yemeği bitirdiğimizde saat 3’e yaklaşıyordu. Hemen okula döndük ve seviye kasmaya koyulduk. Kızların yüksek seviyede olması biraz canımı sıkıyordu. Ben de bir an önce onlara yetişip, geride kalmak istemiyordum. Ayrıca bu yeni klan meselesi de sinirimi bozmuştu. Benim de yavaştan başka klanlara girmeye uğraşmam gerekiyordu. Yan Zhao bana sinirli olduğundan Prag’a giremezdim. Ayrıca şu an için kendi klanımı kurmak için yeterli sermayem de yoktu. Para olmazsa, klana adam da çekemezdim.

  Neyse, bu meseleleri sonraya bırakıp seviye kasmaya devam edeyim!

  Voosh!

  Oyuna girdim ve Sisli Bataklık’ta gözlerimi açtım. Oyuna girer girmez timsahlardan biri üzerime atılmıştı. Vay arkadaş, sabah öldürdüğüm timsah çoktan dirilmişti! Hemen Ufak Bobo’yu çağırdım ve timsaha doğru kılıcımı savurdum!

  İlerlemeye devam ettikçe etraftaki timsah nüfusu da azalıyordu. Bataklık çalılarının içinde, haritadan görebildiğim kadarıyla bir yaratık gizleniyordu. Ancak…Gözlerim herhangi bir yaratık algılayamamıştı, muhtemelen suyun altında gizleniyordu.

Şşşşşşşşşş…

  Suda yürümeye devam ederken kılıcımı sımsıkı kavrıyordum. Yavaş adımlarla ilerledim ve haritada gördüğüm kırmızı noktaya yaklaştıktan sonra yaratık bana doğru ilerlemeye başladı. Suyun altından bana saldıracaktı! Göz açıp kapayıncaya dek sudan devasa bir yılan fırlamıştı! Neredeyse omzum kadar kalınlığı vardı!

  Ssssss…

  Sudan çıkar çıkmaz ağzını açıp, kolumu ısırdı!

 “317!”

  Başımı kaldırıp yaratığa bir bakış fırlattım. 39. Seviye olduğunu görünce her şey anlam kazanmıştı. Demek bu kadar vahşi olmasının sebebi buydu! 39. Seviye [Sisli Bataklık Yılanı]’nın saldırısı fena değildi ancak bir de defansına bakmak lazımdı!

  Yeşim Şehri’nin Kılıcı etrafa ışık hüzmeleri saçmaya başlamış ve kılıcın ucunda ufak bir rüzgar dalgası oluşmuştu. 4. Seviye [Rüzgar Kılıcı]’nın da yardımıyla kılıcımı yaratığın kafasına doğru savurdum!

 “527!”

  Hmm, defansı ciddiye alınacak kadar yüksek değildi ve canı da 2000 civarında olmalıydı. [Rüzgar Kılıcı]’yla yaptığım darbeyle yaratığın %25 canını almıştım. Bobo da mücadeleye katılmış ve kombosunu aktif etmişti. Kılıcım titremeye başladı ve başka bir saldırı yapmak adına ileri atıldım. Yalnız yılan da boş durmuyordu, uzun kuyruğunu suratıma doğru savurdu ve BANG!

 “319!”

 Daha fazla darbeyi kaldıramazdım. Hemen 4. Seviye kombomu aktif ettim ve aynı sırada canımı da doldurdum.

 “+600!”

  Canım neredeyse fullendikten sonra Bobo’yla güçlerimizi birleştirdik ve yaratığı öldürmeyi başardık. Yılan hayatını kaybettikten sonra ölü bedeni suyun üstünde gezmeye başlamıştı.

  Yaratıktan düşen 12 gümüşü aldım ve ilerlemeye devam ettim. Artık durumu kavradığımdan bir sonraki kırmızı noktayı direkt [Bağlayan Zincirler] kullanarak karşılayacaktım!

Clang!

  Çelik zincirler suyu delip geçmiş ve yılana doğru hızla ilerlemeye koyulmuştu. Ne olduğunu kavrayamayan yılan 2. Seviye [Bağlayan Zincirler]’e maruz kaldığı için 2.2 saniye sersemlemişti. Bobo’yla birlikte bu fırsatı değerlendirip ileri atıldık. Bu sefer yaratığı öldürmek tereyağından kıl çekermiş gibi kolay olmuştu. Yılanı öldürdükten sonra etrafa bakındım ve bataklığın ucundan havaya yayılan bir duman dalgası olduğunu gördüm. Dumanın yanında da bir insan duruyordu! Bir gidip bakalım o zaman!

……

  Sudan çıkıp birkaç dikenli bitkiyi kestikten sonra ayakları çürümekte olan askerin yanına geldim. Herif 35 yaşlarında gözüküyordu ve başının üstünde –Garnizon Komutanı Guche—yazıyordu. Omzundaki Ba Huang amblemi de gözümden kaçmamıştı.

  Guche oracıkta oturmuş ve ayaklarını yapraklarla gizlemeye koyulmuştu. Hemen yanındaysa bir kamp ateşi yanıyordu. Herifin alnı ter içindeydi; nefesi de normal görünmüyordu. Muhtemelen yakında hayatını kaybedecekti.

  Kılıcımı omzuma koyduktan sonra hemen herifin yanına koştum. Guche’nin yanına gelince eğilip, durumu sordum: ‘’Ne oldu sana böyle?’’

  Guche başını kaldırıp bana baktı. Bir anda soluk suratına renk gelmiş ve heyecanla cevap vermişti: ‘’Ah! Sen…Sen Ba Huang’dansın! Ancak üstünde Ejderha Şehri’nin izi de var. Ahh…Kurtuldum!’’

  ‘’Ne oldu sana?’’

  Guche anlatmaya başladı: ‘’Kaptan Frost’un emirleri üzerine yakındaki şehirlerden erzak almak için yola çıkmıştım. Ancak yolda bizi pusuya düşüren haydutlar üstümdeki bütün parayı aldılar.  Daha sonrasında pusudan sebep yaralanan askerleri Ejderha Şehri’ne götürmeye çalıştım. Tabii bataklıktan geçerken [Zehirli Su Yılanları]’nın saldırısına uğrayacağımızı tahmin etmemiştim. Şimdi belden aşağım zehirlenmiş durumda. Lütfen Ejderha Şehri’nin Koruyucusu…’’

  Ellerimi tutu ve konuşmaya devam etti: ‘’Lütfen biraz [Zehirli Su Yılanı] öldür ve yaratıkların zehir keselerini bana getir. Bu zehri temizlemek için 10 adet keseye ihtiyacım var! Eğer bana yardım edersen, sana en değerli şeyimi vereceğim!’

 “Ding!”

Sistem Notu: [Kese Toplama] görevini kabul ediyor musunuz? (Görev Zorluğu: A)

 ……

  Hemen görevi kabul ettim ve cevapladım: ‘’Merak etme, bir an önce 10 keseyi bulup, sana getireceğim!’’

  ‘’Teşekkür ederim genç savaşçı!’’

  Guche’nin yanından ayrılıp bataklığa geri döndüm. Görevi aldıktan sonra su yılanlarının başlarında görev işaretleri belirmişti. Bu [Zehirli Su Yılanları]’ndan zehir kesesi düşeceğine şüphe yoktu ancak ne sıklıkla düştüğünü bilmiyordum.

  Yaklaşık 10 tanesini öldürdükten sonra nihayet görev eşyalarından bir tane çıkarmayı başarmıştım. Suyun içindeki zehir kesesini aldıktan sonra geriye 9 tane kalmıştı.

  Bir saatin ardından 8 tane zehir kesesi daha toplamış ve görevin sonlarına yaklaştığım için heyecanlanmaya başlamıştım. Guche garnizon komutanıydı. Eğer onun hayatını kurtarırsam, değerli bir ödül alacağım kesindi…

  Yoluma devam ederken bir anda çevreden yaprak sesleri geldiğini duydum. Ormanın içinden birkaç oyuncu fırlamıştı. Hareketleri bir hayli hızlıydı ve en önde ilerleyen oyuncunun seviyesi de yüksekti. Ayrıca bu herifi yakından tanıyordum…

General Li Mu – Kılıç Ustası

……

  Huh, General ailesi demek, burada ne işleri var acaba? Li Mu’nun arkasında General Wang Jian, Lian Po ve Ba Qi de vardı. Hepsi 30. Seviyeyi geçmiş, kaliteli ekipman kullanan oyunculardı. 2 kılıç ustası, 1 savaşçı ve 1 okçu. Acaba görev için falan mı gelmişlerdi?

  ‘’Kaygısız Xiao Yao’yu bulduk. Cidden Sisli Bataklık’taymış!’’

  Li Mu’nun gözleri bir anda sonuna kadar açıldı ve herif kılıcını çeker çekmez gülmeye başladı: ‘’Herkes hazırlansın! Kaygısız Xiao Yao’yu bir kez öldürürsek 1000 altın kazacanağız. İki kez öldürürsek klan kurmak için yeterli parayı elde etmiş olacağız!’’

  Bai Qi savaş baltasını kaldırıp bir kahkaha patlattı: ‘’Patron ve ben arkadan çeviriyoruz. Wang Jian sen direkt karşılıyorsun ve Lian Po da arkadan ok atacak! Haha! General ailesinin bütün üyeleri buradayken o veletin hiç şansı yok!’’

……

  Kalbim dört nala koşmaya başladı. Hassiktir, bu herifler benim için mi buraya gelmişti?

  Öyle kolay mı olacak sanıyorsunuz? Burada oturup, ölmeyi mi bekleyeceğim. Bizde işler öyle yürümüyor aslanlarım!

  Yine de ilk saldıran şahıs ben olamazdım zira ismim griye ya da kırmızıya dönerse öldüğümde başım belaya girebilirdi. Bu yüzden zayıf taklidi yapıp, onların saldırmasını bekleyecektim. İsimleri griye döner dönmez de saldırmaya koyulacaktım!

  Yeşim Şehri’nin Kılıcı’nı kaldırdım ve geri çekilmek yerine ileri doğru koşup bağırdım: ‘’Li Mu, aramızda bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Neden benim peşimdesiniz?’’

  Li Mu gülümsedi: ‘’Kaygısız Xiao Yao, aramızda bir sorun olmasa da mesele para olunca olay değişiyor. Eğer birinden nefret etmek istiyorsan, bu kişi Batılı Diktatör’den başkası olmasın. General ailesi olarak paraya ihtiyacımız var, bu yüzden bizi suçlama…’’

  Ben de gülümsedim: ‘’Eğer 1000 altını istiyorsanız gelin de alın bakayım!’’

  Kılıcım titremeye başlamış ve altın bir altıgen ortaya çıkmıştı. Bir anda yönümü değiştirdim ve General Bai Qi’ye doğru ilerlemeye koyuldum. Kendisi yüksek saldırı puanına sahip olan bir savaşçıydı ancak defansı düşüktü. Bu yüzden ilk onu öldürecektim!

……

“Geber!”

  Bai Qi’nin savaş baltası etrafa alevler saçarak omzuma saplandı. Sol omzumdan vücuduma bir acı dalgası yayılmış ve aynı esnada sırtıma da bir ok yemiştim!

 “341!”

 “277!”

……

  Canım kırmızıya düştüğünden vakit kaybetmeden [Tedavi]’yi kullandım ve canımı fulledim. Aynı sırada Bai Qi’nin arkasına geçmiştim. Savaşçıların çeviklikleri çok düşük olduğu için herifin yapacak bir şeyi yoktu. 4. Seviye kombomu ağzına sokacaktım!

 “387!”

“401!”

“336!”

  İsmi gri olan Ba Qi acı dolu bir çığlık atıp, yere yığıldı. Oracıktı can vermişti. İşte bu elimdeki altın ekipmanın, Yeşim Şehri’nin Kılıcı’nın gerçek gücüydü!

……