Olley be adam zombi kankalarini da cagiriyor .d bizim karakter bundan guzel bir item duser
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
432. Bölüm Meng Chang Jun!
Dört saat boyunca kum fırtınasının orta yerinde ilerledik ve önümüzde kim çıktıysa kesip biçtik. TP barım tavan yapmış durumdaydı, ve yerden aldığım Altın-Mor Ekipmanların sayısına diyecek yoktu. Sadece bu ekipmanları alıyordum; zira düşük seviye ekipmanlar için envanterimde yeterli yer yoktu.
Yarım saatlik arayışın ardından çölde bir giriş buldum. Kumları kenara ittikten sonra bronz yaratık başları arasından ilerlemeye başladık. Beklendiği gibi, hemen önümüzde bir taş basamak topluluğu yer alıyordu. Eğer sıkıntı çıkmazsa, bu basamakları kullanarak üçüncü katın Bossu’na ulaşabilecektik. Haritada da alt kısımda büyük bir salonun olduğu görülebiliyordu.
“ShaSha…….”
Ayaklarımın altında kumlar, en önden yürüyordum. İmparator Qin’in Kılıcı’nı kaldırıp, Alevli Kaplan Tanrısı’nın başını okşadım. Bu ufak kaplan yavrusu keyifle beni takip ediyordu. Kılıcım ışık hüzmeleriyle kaplı olduğu için önümüzdeki kasvetli, ama geniş koridoru aydınlatıyordu. İmparator Qin’in Kılıcı’nı kaldırarak, duvarlarda duran meşaleleri yakmaya başladım. Çok geçmeden bütün meşaleler alev almıştı; büyük salon gayet parlaktı. Yine de, salonda yüzden fazla taş tabut görünce şaşırmadan edememiştim. Tabutların orta yerinde atıyla, uzun mızrağıyla ve kızıl peleriniyle dikilen antik bir general duruyordu. Kırmızı suratıyla epeyi sağlıklı görünüyordu ve heybetli zırhlarıyla bize doğru gülümsüyordu, ‘’Biliyorum. Chun Shen Jun, Ping Yun Jun’un varlıkları kaybolmuştu. Onları öldürdünüz, değil mi? Uzaktan gelen misafirler, sizleri uzunca bir zamandır bekliyordum.’’
Kaşlarımı kaldırıp, sesin geldiği noktaya baktım. Meng Chang Jun, çok sayıda efsaneye sahip bir karakterdi. Ne yazık ki bu görevdeki Bosslardan biriydi. Yani, savaşan devletler çağında ne kadar saygı görmüş olursa olsun, onu öldürmemiz gerekecekti. Zaten TP ve ekipmandan oluşan bir data parçasından farksızdı. Meseleyi fazla düşünmemek lazımdı.
Party kanalında, Wan Er çoktan Meng Chang Jun’un puanlarını paylaşmıştı. 92.seviye Aziz Boss! Bu sefer cidden işimiz kolay olmayacaktı---
[Meng Chang Jun・Tian Wen] (Aziz Boss)
Seviye: 92
Saldırı: 4450-5200
Defans: 4200
Can: 10,300,000
Yetenekler: [Atik At] [Alev Orağı] [Kaybolma Büyüsü] [Dünya’nın Köleleri]
Açıklama: Meng Chang Jun, savaşan devletler çağındaki sıcak kanlı, samimi bir soyluydu. Bilgelere gösterdiği iyi tavırları ve bizzat bilge şahsıyla, dünyanın dört bir yanından yetenekli insanları toplamıştır. Ayrıca kendisi üç büyük krallığın en güvenilir bakanı da olmayı başarmıştır. Nazik ve dürüst bir kişiye sahiptir. Lakin, lordundan daha fazla başarılara sahip olduğu için, imparator ondan şüphelenmiştir. Öfke içerisindeki Meng Chang Jun adamlarıyla mekanı terk etmiş, ve diğer iki krallığı kullanarak önceki lordunun imparatorluğunu parçalamıştır. Ufak bir meseleden sebep intikam aradığı söylenebilir. Ardından on bin yıl boyunca yeraltında dinlenen adamın artan hırsları ve öfkesi, nihayetinde onu bu insan dünyasına getirmiştir.
……..
‘’Bu…korkarım işimiz hiç de kolay değil…’’ Dong Cheng Yue dilini çıkarıp, gülümsedi, ‘’Aziz Boss. Doğruyu söylemek gerekirse, ilk defa temel saldırısı 5200 olan bir boss görüyorum. Asıl saldırısı da 20,000 civarında falandır herhalde. Xiao Yao buna karşı koyabilecek misin, merak ediyorum. Bu sefer, kesinkes dikkatli olmalıyız…’’
Başımı öne salladım, ‘’Evet. Dikkati elden bırakamayız! Li Mu, savaşmayacaksın. Beni yalnız bırakın. Wan Er ve Kurt, fırsat bulduğunuz anlarda bossun yeteneklerini iptal edeceksiniz. Tek bir hamle yapıp hemen geri çıkın. Matcha, ana görevin [Adalet Kışkırtması]’nı kullanarak, canım %15’e indiğinde bossun odağını çekmek olacak. Böylece canımı toparlayabilirim. Ayrıca, boss büyük yeteneklerini kullandığında, [Keskin Hücum] saldırısıyla ona karşı koyabilirsin.’’
Wan Er söylendi, ‘’Taş tabutlara dikkat edin. Belki içeride ‘bir şeyler’ vardır…Ayrıca, taş tabutlar iki metre yüksekliğe sahip olduğu için sıkıntı çıkarabilir. Li Xiao Yao, hareket ettiğinde onları da hesaba katman lazım.’’
‘’Tamamdır. Başlıyorum!’’
‘’Tamam!’’
İmparator Qin’in Kılıcı ellerimde, ileriye atıldım. Alevli Kaplan Tanrısı yanımda yürüyordu ve mesafeden hemen [Virane Diyar]’ı aktif ettim!
“Hong!”
“2918!”
Siktir. Defansa bak! [Virane Diyar]’ım defansını kıramıyordu!
[Virane Diyar]’a maruz kalana yaratık hemen bana doğru atını sürerek söylendi, ‘’Evlat, on bin yılın ardından Ejder Mızrağı’ma can verecek in insan olacaksın. Kaderini kabullenmeye hazır mısın?’’
O mızrağın adı Ejder Mızrağı mıydı?
Suratımda geniş bir gülümseme verdi. Hehe, ismi fena değildi. Şansım olduğunda onu alacaktım!
Meng Chang Jun’un atı devasa, simsiyah, güçlü bir savaş atıydı. Herif benden on metre uzağa geldiğinde hızlanmaya başladı. Beklendiği gibi [Atik At] saldırısını kullanarak kaşla göz arasında mızrağını göğsüme saplamıştı. Vücudum titriyordu, ve [Qi Duvar]’nın dayanıklılığı %17 düşmüştü. Tabii yere yığıldımı da söylememe gerek yoktu!
“5421!”
‘’Peng!’’ sesiyle birlikte taş tabutlardan birine çakıldım. Hemen kendime gelip, ses çıkarmadan Soğuk Demir Kılıç’ı havaya fırlattım. [Dönen Kılıç] adlı yeteneğin etkisiyle havaya atılan kılıç, Meng Chang Jun’un vücudunu delip geçiyordu. İmparator Qin’in Kılıcı’nı kavradığım gibi koşmaya başladım ve ayaklarımın atlında beliren garip aurayla hemen [Tek Kişilik Ordu]’yu, ardından da [Rüzgar Kılıcı]’nı aktif ettim. ‘’PiPiPaPa’’. Saldırılarım Meng Chang Jun’a on binden fazla hasar vermişti. Aynı esnada arkada tarafta duran iki güzel şifacı sayesinde canım da doluyordu.
Meng Chang Jun yine önümde belirdi. Uzun mızrağıyla yaptığı saldırı 4000 canımı almıştı. Ardından mızrağını kaldıran herif, çağırdığı alevlerle mızrağı bir kez daha göğsüme sapladı!
“6128!”
Canım yere inmiş ve suratımdaki bütün kan çekilmişti. Hemen saldırdım, ve tedavi yeteneğinin yanında bir de 10.seviye can iksiri içtim. Sevgili Duck’un [Merhamet Kavrayışı] sayesinde 8000 canım dolmuştu. Böylece tehlikeyi şimdilik atlatmıştım.
Binlerce Güneş bağırdı, ‘’Patron! [Alev Orağı] adlı saldırıya dikkat et! Eğer hasar almaya devam edersen, bosstan aniden tek yiyebilirsin!’’
‘’Evet, biliyorum…’’
Hafiften geriye atılıp [Yedi Yıldız Parçacıkları’nın Kesiği]’ni savurdum ve yere bir yumruk sallayarak [Bağlayan Zincirler]’i aktif ettim!
‘’ISKA!’’
Beklendiği gibi, [Bağlayan Zincirler] başarılı olamamıştı. Peşimden koşan Meng Chang Jun her 1.5 saniyede bir saldırı yapıyor ve 4000+ canımı alıyordu. Bu gerçekten de şifacılar için büyük bir testti!
Durum böyle devam ederse, [Qi Duvarı]’m parçalandığında direkt ölecektim.
Gergin figürümle hemen etrafı süzdüm ve arkamdaki devasa tabutu fark ettim. Ellerimde kılıçlar, geriye çekilerek Meng Cheng Jun’u tabutun etrafında çevirmeye başladım.
[Siyah Kaplumbağa Diyarı] ve [Ruh Ordusu] aynı anda aktif olunca, Meng Cheng Jun’un hareket hızı da düşmüştü!
Keng!
Ejder Mızrağı tabutun köşesine çarptı. Meng Chang Jun’un saldırıları gerçekten güçlüydü. Aynı esnada, ne zaman tabut köşelerinden geçsem, Meng Chang Jun’un [Alev Orağı] adlı saldırısının direkt iptal olduğunu görüyordum. Bu bossun Y.Z’sı epeyi yüksekti. Yeteneği saklayarak, beni tek bir hamlede öldürmeyi düşünüyordu.
……
[Virane Diyar]
Bir saldırı daha yaptım; ancak Meng Chang Jun can kaybetmiş gibi görünmüyordu!
‘’Dikkat et!’’ Wan Er seslendi.
Sesin hemen ardından Meng Chang Jun’un vücudu kaybolmuş ve herif arkamda belirdiği gibi [Alev Orağı]’nı kullanmıştım. Mızraktaki alevler sadece bana değil, 40 metre boyunca ilerledikleri için, Dong Cheng’e de çarpmıştı!
“Ah…….”
Geriye çekilen Dong Cheng’in Mana Kalkanı parçalanmış, ve genç kadın 3000 can kaybetmişti. Şans bu ki canı büyücülere göre epeyi fazlaydı; aksi taktirde bu saldırıdan tek yiyecekti!
‘’Dikkat et!’’ Wan Er söylendi, ‘’[Kaybolma Büyüsü] adlı yeteneğini kullanınca [Alev Orağı]’nın menzili de artıyor. Görünüşe göre bossun canı azaldıkça, puanları artıyor!’’
Başımı çevirdiğimde, Meng Chang Jun’Un hala daha %24 canı olduğunu gördüm. İş böyle giderse, daha fazla ayakta kalamayacağımdan korkuyordum.
“Peng!”
Tabutlardan biri direkt parçalanmış ve Ejder Mızrağı 2 metre büyüklüğünde garip bir aurayla parlamaya başlamıştı. Siktir. Boss kaşla göz arasında alan saldırısına başlamıştı. Normal saldırıları bile alana vuruyordu!
……
Hong!
Omzumda beliren soğuk hissiyatla birlikte 7000+ canımı kaybettim ve vücudum neredeyse gökyüzüne savruldu.
Peng!!
Taş duvara ağırca çakıldıktan sonra geriye yalnızca 3000 canım kalmıştı. Bossun darbelerine fazla dayanamıyordum, ve sırf bu etkiden sebep beyin dalgalarım titreşmeye başlamıştı, yani hızlı tepki veremeyecektim. Başımı kaldırdığımda, Meng Chang Jun çoktan Ejder Mızrağı’nı kaldırmış, bana doğru hızla geliyordu. [Atik At] yeteneğini kullanıyordu! Resmen boku yemiştim!
‘’Ben giriyorum!’’
Matcha kılıcını çekerek önüme atıldı. Hareket hızı akılalmaz bir artış yaşamış ve vücudu kızıl bir aurayla kaplanmıştı. Şüphesiz ki bu yetenek [Keskin Hücum]’du!
Peng! Sesiyle birlikte [Atik At] yeteneğini kenara savurdu. Göğsündeki devasa kalkanla birlikte bossu 7 saniyeliğine kendi üzerine çekmişti. [Gökyüzü Kalkanı] + [Kutsal Gölge Kalkanı] + [Adalet Kışkırtması]!!
‘’Geber!’’
Meng Chang Jun öfke içerisinde kükreyerek, Matcha’nın kalkanına saldırmaya başladı---
“2172!”
“3102!”
“1947!”
“2114!”
……
Dişlerini sıkan Matcha acıya dayanmaya çalışıyordu. [Yenileyen Rüzgar] sayesinde canını doldurmuş, ve elinden geldiği her anda defansif yeteneklerini kullanmaya koyulmuştu. Yedi saniyelik bu vahşi saldırılar silsilesi sonlanacak gibi görünmüyordu. Bu görüntüyü görünce keyiflenmeden edememiştim, Matcha bunca eğitimin ardından nihayet usta bir oyuncu olmayı başarmıştı. Kendisi üç defansif yetenekle güzeller güzeli bir tank olarak performansını sergiliyordu.
Yedi saniyenin ardından canım neredeyse dolmuş ve bir kez daha ileriye atılmıştım. İmparator Qin’in Kılıcı elimdeydi!
‘’HuaCha!’’
[Atik Kılıç]’ı kullanarak Meng Chang Jun’un vücudunu delip geçtim. Soğuk Demir Kılıç’ı çekip herife 7 tane yıldırım vari saldırı yaptım. [Rüzgar Kılıcı] ve [Keskin Buz Kılıcı]’nı da aktif edince herifin odağı bana kaymıştı.
Acı hisseden Meng Chang Jun geriye çekildi. Ejder Mızrağı’nı kaldırarak bana doğru keskin bir bakış attı, ‘’Evlat, yeteneğin var; ancak bugün öleceksin! Gel! Son saniyelerini yaşıyorsun, sana çaresizlik neymiş göstereyim---Dünya’nın Köleleri, on bin yıldır uyuyan tembel solucanlar, uyanın!’’
……
“Pa…….”
Yan taraftaki tabutlardan birinin kapağı açılmış, ve içeriden yemyeşil bir kol fırlamıştı
. ‘’Vov…’’
Wan Er ve Dong Cheng Yue şaşkın suratlarıyla meseleyi izliyorlardı, ‘’Havada kötü bir koku var. Bu…’’
…….
[] [] []
Magnec