Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

401. Bölüm Yarı-Tanrı

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

‘’Bu…’’

 Angela başını kaldırıp, gökyüzüne baktı; güzeller güzeli göz bebeklerinde korkuya dair izlere rastlamak mümkündü; lakin en bariz duygu, şüphesiz ki yaşadığı nefretti. Tanrı vari kılıcını, Katleden’i kavrayarak fısıldadı, ‘’Huo Li harekete geçti. Bu şerefsiz ne kadar güçlü böyle? Kahretsin, ne yapacağız? Ba Huang Şehri’ni nasıl kurtarabiliriz?’’

 Hemen arkasında, ordusu komutanı Mor Yıldız duruyordu, ‘’Majesteleri, size yardım edeyim. Birlikte saldırarak Lin Qiong’u öldürelim. Kulağa nasıl geliyor?’’

 Angela başını çevirip, arkasındaki adama baktı, ‘’Lord Mor Yıldız, yoksa…’’

 ‘’Aynen öyle.’’ Mor Yıldız yayını kaldırarak gülümsedi, ‘’Karlı Diyarlar’da 17 ay boyunca meditasyon yaptım, ve nihayet Kar Elementleri’nin nereden geldiklerini kavramayı başardım.  Artık, [Mühürleyen Buz Oku] tekniğimle boyuttaki zamanı durdurabiliyorum. Belki bu değerli yeteneği kullanarak Lin Qiong’u öldürebiliriz. Bizzat yem olacağım. Lin Qiong yaklaştığında, majesteleri, bu fırsatı kullanıp onu öldüreceksiniz; aksi taktirde, korkarım ki Ba Huang’ın sonu gelecek. Dehşet verici Huo Li’yi de, Lord Unutulmuş Deniz’e bırakalım!’’

 Başını öne sallayan Angela kılıcını kavradı, ‘’O zaman…deneyelim. Dikkatli olmayı unutma!’’

 ‘’Tamamdır!’’

……

 Mor Yıldız ayaklarını kaldırıp, gökyüzüne fırladığı gibi yayını gerdi. Yayı yarım ay figürünü andırıyordu ve orta yerinde mor bir ok beliriyordu. Yay Lin Qiong’un sırtını hedef alıyordu. ‘’Sou!’’ Ok gökyüzünü delerek, arkasında mor bir ışık hüzmesi bırakarak Lin Qiong’un sırtına saplanmıştı. O esnada, bütün yıldız enerjisini harcamış ve Lin Qiong’un kalkanını yarmayı başarmıştı.

 “Pu…..”

 Ani saldırıya maruz kalan Lin Qiong ağzından akan kanları sildi. Gözlerindeki öldürme isteği göklere ulaşacak boyuttaydı, ‘’Mor Yıldız, sadece arkadan saldırmayı biliyorsun, değil mi?! Bekle bakayım, kelleni almaya geleceğim!’’

 ‘’Shua!’’

 Lin Qiong kılıcını kaldırarak, gökyüzünden atıldı. Kılıcımı sımsıkı kavramış ve Mor Yıldız’a doğru derin bir kesik savurmuştu!

 Mor Yıldız’ın etrafındaki bölge Lin Qiong’un kontrolündeydi. Başka çaresi kalmayan adam yayını kaldırıp, kılıcı karşılamaya koyulmuştu!

 Keng!

 Kıvılcımlar saçılıyor, ve Mor Yıldız kan üstüne kan kusuyordu. Kendisi sadece bir okçuydu, nasıl olur da Kılıç Azizi ünvanına sahip, Lin Qiong gibi bir yakın dövüş ustasına denk olabilirdi? Ölmemiş olması bile mucizeydi.

 Lin Qiong yere düştü, botlarıyla toprağı adımlıyordu. ‘’Pa!’’ Bir kez daha gökyüzüne atılarak Mor Yıldız’a doğru uçmaya başlamıştı. Kılıcını Mor Yıldız’ın göğsüne dayayarak gülümsedi, ‘’Hayatın sona erdi!’’

 ‘’Pu!’’

 Kılıç yarayı delmiş, ve Mor Yıldız acınası figürüyle kendi askeri ordusunun formasyonuna çekilmişti. Ordudaki NPCler’den birkaçı yardıma koşmaya çalışsalar da, Lin Qiong onları affetmeyecekti. Orduya savrulan alev hüzmeleriyle askerler küle dönüşüyordu. Lin Qiong’un acımasız bir herif olduğuna şüphe yoktu, ‘’Geber!’’

 Yıldırım vari hızıyla ileriye atıldığında, kılıcında da yıldırım taneleri belirmeye başlamıştı. Bu sefer rakibini öldürmeye gidiyordu.

 “Wu…..”

 Mor Yıldız bir ağız dolusu kan tükürdükten sonra ayağa kalkmaya koyuldu. Aniden yayını gerdiğinde, vücudunu garip bir buz dalgası kaplamıştı. Etrafındaki alan donmuş ve bu donma etkisi akılalmaz bir etki yaratmıştı. Öyle ki, Zhan Long oyuncuları bile artık hareket edemiyordu. Donakalan Yaşlı K söylendi, ‘’Siktir, ne oluyor? Hareket edemiyorum…’’

 Qing Qian söylendi, ‘’Evet, ben de…’’

 “Shua shua…”

 Mor Yıldız’ın yayından etrafa buz enerjisi saçılıyordu, ve herif son gücünü ortaya çıkarmak adına büyük bir çaba sarf ediyordu. Bir kan daha tükürdükten sonra kükredi, ‘’Lin Qiong! Kardeşimi öldürdün, bedelin ödeyeceksin!’’

 “Sha Sha…”

 Lin Qiong’un zırhı tamamiyle buzlar içinde kalmıştı. Mor Yıldız’ın son gücüyle etrafı ve zamanı dondurması gerçekten şaşılacak bir durumdu. Ne olursa olsun, Lin Qiong bu saldırıya maruz kalacaktı!

 ‘’Shua!’’

 [Mühürleyen Buzlu Ok] gökyüzüne savruldu, beraberinde kar fırtınası getiren ok Lin Qiong’un vücuduna saplanmıştı.

 Havada duran Huo Li aniden kükredi, ‘’Siktir, Lin Qiong…’’

……

“Keng!”

[Mühürleyen Buzlu Ok] Lin Qiong’un göğsüne saplanmıştı. Yan tarafında duran Prenses Angela kılıcını iki eliyle kaldırıp, öfke dolu figürüyle havaya geniş bir kesik attı, ‘’Lin Qiong, geber!’’

‘’Keng!’’

 Katleden adlı kılıç, herifin zırhına saplandı. ‘’K Cha!’’ Saldırının sonucunda Lin Qiong’un sol kolu havaya savrulmuştu. Akacak kan bile o an için durmuş gibiydi. Aynı esnada, Lin Qiong acı dolu bir çığlık attı. Bütün gücüyle hareket etmeye çalıştığı için etrafındaki buz mührü zayıflıyordu. Şans bu ki Angela hemen mesafeyi kapatıp bacağını kaldırmıştı. ‘’Keng!’’ Lin Qiong’a attığı tekmeyle herifi yere çalmaya koyuldu; ardından iki eliyle kavradığı kılıcını direkt herifin ağzına doğru indirmişti!

 Lin Qiong’un göz bebekleri titriyordu. Herif son anını yaşadığını kavramıştı.

 Ardından, tam o esnada, gökyüzünden heybetli bir ateş dalgası saçıldı. Ejderha pençesine benzeyen bu alev dalgası Angela’nın göğsüne çarpmıştı!

 “Keng!”

 Ba Huang’ın prensesi gökyüzüne savruldu. Zırhı yanmış ve kar beyazı bacakları bile küllerle kaplanmıştı. Kan dolu ağzıyla önce mancınığa, sonra da duvara çakıldı. Suratındaki saçları kenara attığında, gözlerindeki nefret dolu ifadeler ortaya çıkmıştı. Gözlerinden yaşlar akıyordu, ‘’Seni öldüreceğim, Lin Qiong, şerefsiz herif…’’

……

 Gökyüzünde, alevlerle kaplı Hou Li küçümseyici gülümsemesiyle söylendi, ‘’Benim önümde, Jiu Li Krallığı’nın en genç Kılıç Azizi’ni mi öldüreceksiniz? Hadi oradan!’’

  Lafını bitiren Hou Li, yerde duran Mor Yıldz’a baktı. Öldürme isteğiyle elini kaldırmış ve bir kez daha yeteneğini aktif etmişti. O esnada, ejderha pençesinin gücü bir kez daha gökyüzünde dalgalanıyordu!

 ‘’Hong!’’

 Yeryüzü adeta birkaç metre çökmüştü. Mor Yıldız’ın acı dolu çığlığını duyduğumda, herifin siyaha dönen vücudunu da görmeyi başarmıştım.

 Bu manzarayı gören Angela öfke içerisinde titriyor, göz yaşları durmaksızın akıyordu, ‘’Lord Mor Yıldız, işe yaramazın tekiyim, benim yüzümden, hepsi benim yüzümden…’’

…….

 Gökyüzünde duran Huo Li aniden ellerini kaldırarak kükredi, ‘’Yeryüzünün düşen insanları! Tanrı’nın gücünü hayal bile edemezsiniz; lakin bendeniz, Huo Li, size bugün Yarı-Tanrı’nın gücü neye benziyormuş göstereceğim. Gelin! Yarı Tanrı’nın yargısını kabul edin ve savaşı bitirin!’’

 Gökyüzünde yuvarlak, kavrulan bir güneş belirdi. Oyunda gece vaktiydi; lakin aniden güneş çıkmıştı. Burada neler oluyordu?!

 ‘’Oh olamaz…’’ Qing Qian şaşkındı, ‘’Yasaklanmış büyü…’’

 Li Mu da aynı şekilde şaşkındı, ‘’Angela’yı hedef alıyor. Prensesin işi bitti…’’

 Kılıç elimde, Angela’ya bakarak söylendim, ‘’Çok geç. Angela’yı kurtaramayacağız. Hay sikeyim! NPCler arasındaki farka bak! Huo Li resmen Tanrı gibi!’’

 ‘’Geliyor!’’ Matcha söylendi.

 Gökyüzüdeki yuvarlak güneş, direkt savaş alanına çakılıyordu!

 ‘’Majesteleri!’’

 NPC kalabalığının içinde, Ba Huang Şehri’nin Lin Huang komutanı koşuyordu. Genç general kılıcıyla Angela’ya atıldı ve aniden kadının önüne geçerek ellerini iki yana açtı. Qi’ye odaklanıp önünde bir kalkan yaratmış ve kükremişti, ‘’Huo Li, başarmana…izin vermeyeceğim…’’

 “ Hong!”

 Yuvarlak güneş yere çakılınca, ortalık cehenneme dönmüştü. Ba Huang’ın NPC ordusundan en azından 30,000 kişi can vermişti. Yükselen acı dolu çığlıklara kalp dayanmıyordu.

 Devasa bir kayanın altından gelen acı dolu sesler kulağıma ulaştı. Angela’nın neredeyse bütün kıyafetleri yanmış, ve genç kadın oracıkta ağlamaya başlamıştı. Ellerini gökyüzündeki Lin Huang’a doğru uzattı. Lin Huan başını çevirip, gülümsedikten sonra söylendi, ‘’En değerlim, ölümüme şahit olmanı istemiyordum. Üzgünüm, majesteleri. Size yalnızca buraya kadar eşlik edebildim…’’

 Esen rüzgar Lin Huang’ın vücudunu paramparça etmiş ve herif gökyüzünde kaybolmuştu.

 “Pa……”

 Erimeye yüz tutmuş altın bir rozet Angela’nın eline düştü. Rozette, ‘’Yun Huan Ordusu’nun Komutanı’’ yazıyordu. İşte öylece, Ba Huang’ın en genç Gökyüzü Şövalyesi ölmüştü.

 “Aaaahhhh……..”

 Angela dizleri üstünde, hıçkırarak ağlamaya başladı. Gökyüzüne doğru kükrüyordu, ‘’Daha fazla ölüm olmasa, daha fazla savaş olmasa…mümkün mü böyle bir gerçek?! Var mı böyle bir dünya…’’

  Rüzgarın eşliğnide sesi dört bir yana yankılanıyordu.
……

“Peng!”

 Gökyüzünde, metal bir yumruğun kayaya çarpma sesi yankılandı, ve Ba Huang Şehri’nin son defans hattı da çökmüştü.

 İlk ordununun komutanı, Unutulmuş Deniz kan tükürerek geri çekildi. Huo Li’yle mücadele etmeye çalışsa dahi kaybetmişti. Aralarındaki fark çok fazlaydı!

 Peng!

 Unutulmuş Deniz diz çöktü. Elindeki savaş kılıcı ikiye ayrılmıştı. Kan çanağına dönen gözleriyle gökyüzüne bakıyordu, ‘’Kralım, artık sizi koruyamayacağım…’’

 Hou Li acınası durumdaki Unutulmuş Deniz’e bakarak söylendi, ‘’Hmph! Bir numaralı generalmiş! Hassiktir oradan! Ölmeyi bekleyen paçavralardan ne farkın vardı! Hadi bakalım, sıra Luo Lei’nin başını almaya mı geldi?!’’

 Dük Luo Lei kılıcıyla kükrüyordu, ‘’Gel! Şeytan!’’

Huo Li’nin bakışları aniden Angela’ya odaklanmıştı, ‘’Lakin, sana biraz daha işkence etmek istiyorum. İlk önce Angela’yı öldürsem nasıl olurdu? Böylece, cidden hiçbir şeyin kalmayacak…’’

Luo Lei’nin omuzları titriyordu, ‘’Canavar. Şerefsiz herif…’’
……

“Sha Sha…..”

 Çimlerle kaplı bölgeye adım atarak Li Mu ve Wang Jian’la Angela’nın yanına koştuk. Mor ekipman olan bir pelerini çıkarıp, Angela’nın vücuduna sardım, ‘’Majesteleri…’’

 Angela bana bakarak cevapladı, ‘’Sen…Ba Huang Şehri’nin Savaşçısı…’’

 Acı içerisindeydim, ‘’Kaybettik. Lütfen bizi bağışlayın…’’

 Angela yaş dolu gözleriyle bana bakıyordu, ‘’Elinizden bir şey gelmez. Bu…kaderimizde vardı…’’

…..

 Başımı çevirdiğimde, Huo Li’nin alevlerle kaplı elini gördüm. Herif kükrüyordu, ‘’Gelin! Seni kaç kişi korumaya çalışırsa çalışsın, sonunda öleceksin! Prenses, [Ejder Eli’nin Alevi]’ni tat bakalım!’’

 “Shua!”

 Gökyüzünden alevler içerisinde bir ejder pençesi ilerliyordu, oracıkta kalakalmıştım.

 Li Mu da hareket edemiyordu, ‘’Siktir, NPCler arasındaki fark nedir böyle arkadaş! Bittik biz…’’

…..

‘’Shua!’’

 Ölümü beklediğimiz anda, gökyüzüne bir figür fırladı. Savaş pelerini rüzgarın eşliğinde dalgalanıyor, ve kar beyazı bacakları zar zor da olsa seçilebiliyordu. Bu figürü görünce istemsizce kalbimde tanıdık bir hissiyat belirmişti. Sırtı bize dönük bir şekilde durduktan sonra, bütün gücüyle saldırdı!

 Peng!

 Huo Li’nin özgüven dolu saldırısı, bu güzeller güzeli kadının tek bir hamlesiyle yerle bir olmuştu!

……..

 Gökyüzünde, bir başka figürün genç profili daha seçilebiliyordu. Ufkun sonlarından at sesleri geliyordu ve insanlar kuzeyden buraya akın ediyorlardı. Gökyüzündeki genç adamın elinde, alevlerle kaplı bir kılıç vardı ve adam başını çevirip, yerdeki Luo Lei’ye bakarak söylendi, ‘’Baba, geri döndüm…’’

 [] [] []