Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

98. Bölüm Sen, Ben, Yabancılar (16)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

220. Seviyenin üzerindeki onlarca ejderha ve 200. Seviyeye yaklaşmış çok fazla fiziksel gücü olan ejder türü vücutlarıyla kıyaslandığında küçücük kalan adada toplanmıştı.

Ejderhalar parti mi veriyordu? Şimdi böyle diyebilirlerdi ama ev sahibi olan Il Han için bu dünyadaki en neşeli partiydi. En azından Il Han’ın gelişimi açısından bakıldığında öyleydi.

İnsanlar 130. Seviyelere geldiğinde tek bir seviye atlayabilmek için en azından kendisiyle aynı seviyede on bin tane canavar öldürmeliydi. Tam anlamıyla bir işkence gibiydi.

Avın zorluğu bir yana bırakıldığında bu kadar fazla canavarın bir araya toplanarak öldürülmeyi beklemesi fazla gerçekleşmezdi yani seviye atlamaya çalışanların çektiği acı anlatılamazdı. Artmış yaşam süreleriyle birlikte yavaş yavaş gelişebilirlerdi ancak.

Gerçekte, üçüncü değişimini yaşamış dünyalarda bile dördüncü sınıf canavarlara az rastlanıyordu. Yalnızca 7/24 ölümle burun buruna olan savaşçılar hayatta kaldıkları sürece zorlukla seviye atlayabilirdi.

Il Han’ın sinek avlar gibi öldürdüğü dördüncü sınıf büyücü, on yılda bir ortaya çıkan dâhilerden biriydi. Bu dâhinin dördüncü sınıf olması 227 yılını almıştı.

Ülkelerin çoğunluğunun bir veya iki tane dördüncü sınıf temsilciler çıkardığı göz önünde bulundurulsa bile dördüncü sınıf varlıklara nadir rastlanıyordu.

Ama o sırada tüm bunlar Il Han’ı ilgilendirmiyordu.

[2,422,175,401 deneyim kazandın.]

[225. Seviye Ateş Ejderhası’nın kaydını kazandın.]

“Evet. 2,4 milyar deneyim ağızda eriyor!”

225. Seviye ejderha, 130. Seviye olan bir ejderhanın 200 katı daha fazla deneyim kazandırıyordu. Yani basit bir hesapla Il Han’ın seviye atlaması için sadece 50 tane avlaması gerekiyordu.

“Nasıl? Kolay, değil mi?

[Tabii canım!]

[Kahrolası şeeeey!]

Il Han havaya uçabilmek için pile bunkerin geri tepme kuvvetini kullandı. Üçüncü sınıfa geçtikten sonra bir anda seviye atladığından onlarca ejderha etrafını sardığında hiç de gergin hissetmiyordu.

Dünya’yı bilmiyordu ama burada olduğu sürece Meleğin Partneri yeteneğinden destek alıyordu. Üçüncü sınıf gücüyle dördüncü sınıflara kafa tutabilecek gibi hissediyordu.

En önemlisi de sadece dev kara kemik mızrağı gibi ejderha avı için yaptığı ekipmanların hepsini kullanmakla kalmıyor, bir de ejderhalar tetikte olmayı bıraktıkları anda gizlenmesini kullanabiliyordu. Ejderhalar için felaketin ta kendisiydi.

[Yu Il Han, yıldırım geliyor! Engellemelisin!]

“Vov, bu…”

Elbette Il Han hala bir insandı. Belirgin bir savaş yöntemi olduğundan onları öldürmede sorun yaşamasa da saldırılar hala canını acıtıyordu.

Sınıf gelişimi sayesinde ateş bazlı saldırılara karşı defansı gelişmiş olsa ve ateş büyüsüne dayanabilse de bağlama büyüsü, rüzgâr büyüsü, buz büyüsü, yıldırım büyüsü ve başka temele sahip büyüler sadece tek vuruşla bile canını yakabiliyordu, iki vuruş ise kritikti.

[Kyaaa! Geber!]

“Demir Kale!”

[Hala o isimden vaz geçmedin mi!?] (Erta)

Eğer ciddi bir darbe alırsa onu ağlatmazdı ama kemiklerini kırar ve iç organlarını dışarı çıkarırdı yani bu yüzden de demir veya kale olmayan üç bin kalkan kullanmalıydı.

Il Han’ın yaralarının küçük olmadığı düşünülürse bu bile yeterli gelmemişti. Yalnızca kan içeceği ve Nefes içerek dayanabiliyordu!

[Kritik vuruş!]

[Kyaaaak! İnsan!]

“Ne kadar da zekisin. Evet, bir insanım.”

Avladığı ejderhalar 210. Seviyenin üzerinde olsa da fazla acıtmıyordu.

Hayır, genellikle yere bir şeyler kurmadan önce sayılarını olabildiğince azaltmaya çalışıyordu yani durum biraz farklıydı. Yine de ejderhaların büyüsünün, Il Han’ın seviyesiyle birlikte gelişen saldırı ve savunmasından daha fazla arttığı bir gerçekti.

Özellikle, ejderhalar seviyeleri yüksek olduğundan ateş dışında farklı temele sahip büyüler yapmaya başladığından daha da acı veriyordu. Il Han’a göre aralarında yalnızca 10 seviye fark vardı ama onlara göre o on seviye onlarca hatta yüzlerce yıl daha fazla yaşadıklarının kanıtıydı. Çeşitli büyüler kullanmaları çok normaldi.

[Geber!]

Böyle korkunç koşullarda bile Il Han’ın dayanmasının ve deneyim kazanmasının sebebi yalnızca sahip olduğu güç değildi.

[Geliyorum! Patlayan bariyer!]

[Khhk, kahrolası pislik! Nasıl bir insanın yanında yer almaya cüret edersin?]

Evet. Bütün ejder türleri bu boş adada toplandığından Günbatımı Bahçesi’ne ait ejderhalar da oradaydı. Il han ile takım oluşturmuş olan ejder türleri!

[Yu Il Han-nim, onu şimdi bağlayacağım!] (Lecidna)

“Onun yerine arkanı kolla!”

[Lecidna-nim. Biz de harekete geçiyoruz!]

Il Han onların bu kadar destek olmasını beklemiyordu ama yaklaşık 50 kadar ejderha ve 1000 kadar da ejder türü öldürmekten yorgun düştüğü sırada diğer ejderhalarla birlikte ortaya çıkmıştı ve önemli bir anda kendilerini göstererek onlara güvenen ejderhaların boynunu ısırmıştı.

Gerçek bir kaos doğmuştu ve takımındaki üyelerin dikkatli yardımlarıyla birlikte Il Han etrafı çok daha fazla birbirine katabiliyordu.

[Onları geriye çekin! Kahrolası Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun bütün izlerini silelim!]

[Kroaaaar!]

[Ugh! Düşük Seviyeli şey!]

[Bir takım içinde olduklarından birbirlerini kolayca ayrıt edebilen Günbatımı Bahçesi ejderhalarının aksine diğer ejderhalar bir takım kurmamışlardı bu yüzden de karmaşa giderek büyüyordu. Üstelik iki tarafın ejderhaları da karman çorman bir savaş verdiği için Il Han’ın gizlenerek pusu kurması çok kolay oluyordu.

Evet, tıpkı şu an olduğu gibi!

[1,725,607,882 deneyim kazandın.]

[137. Seviye oldun. 1 Güç, 1 Çeviklik, 1 Sağlık, 2 Büyü artar.]

“Huh, deneyim bu sefer bölündü.”

Büyük ihtimalle müttefik olan bir ejderha fazla zarar verdiğinden Il Han deneyimin 30% kadarını kaybetmişti ama buna rağmen seviye atlayabilmişti. Üçüncü sınıf olduktan sonra üçüncü kez sınıf atlamıştı. Bütün bunların sadece bir gün içinde oluşu savaş meydanının özelliklerini çok iyi bir şekilde ortaya koyuyordu.

Savaş başladığından beri adada kaç ejderha ölmüştü? Günbatımı Bahçesi’ne ait olan ejderhaların ya da onlara yardım edenlerin öldürdükleri de dâhil olmak üzere 160 ejderha öldürülmüş olmalıydı. Çünkü müttefikler de sayıldığında geriye 60 tane dördüncü sınıf kalmıştı.

[Birçoğu öldü, huh. Azınlıkta olduğundan Günbatımı Bahçesi’ne ait olan ejderhaların öldürüleceğini düşünmüştüm ama yarısından fazlası hala hayatta.

Özellikle de şu ejderhanın yetenekleri oldukça iyi.] (Erta)

“Doğru, ama bence o beni desteklemekle görevli. Ona bir baksana.”

Havada tekrar zıplayan Il Han Erta’nın bahsettiği ejderhayı işaret etti. Altın pullu, bütün vücudunu rüzgarla kaplamış ejderha düşmanların dikkatini dağıtmak için savaş meydanına atıldı.

[Yıldırım Gardiyanı! Senin rakibin benim!] (Lecidna)

[Krooooaaaaar!]

Altın ejderha, Il Han’a müttefikliği teklif eden dişi ejderha Lecidna’dan başkası değildi. Takımdaki en yüksek seviyeli ejderha değildi ama en bilgeleriydi.

Il Han, ona ait olan özgün altın renginin bunda bir etkisi var mıydı bilmiyordu ama Lecidna’nın rüzgâr büyüsü çok etkiliydi ve yön değiştirme, engelleme, diğer ejderhaların saldırılarından kaçınma ve etrafı kasıp kavurarak Il Han’ın sürpriz saldırıları için iyi bir ortam oluşturmada kullanıyordu.

[Khaaaaa! Çekil önümden Lecidna! O piçi kesinlikle öldüreceğim!]

İnanç korkunçtu evet, ama eğer Lecidna ona yardım ediyorsa bunu geri çevirmesine de gerek yoktu. Il Han Lecidna’nın desteğine uyarak kendini düşmanlarından gizledi ve yeteneğini kullanmayı başardı.

“Sipariş verdiğiniz ‘piç’ burada, efendim!”

Sonrası kolaydı. Ejderhaların ya da ejder türlerinin büyüsünün yoluna çıkmayacak bir açı belirleyerek havada üç kere zıplamış ve yan u dönüşü yaparak uçan ejderin kafasına mızrağını saplamıştı.

[Kyaaaak!]

Saldırıdan hemen sonra yarayı Bilinmeyen Yörüngeye sahip Mızrak ile derinleştirerek üçüncü sınıf büyü taşından yapılmış iki bombayı yaraya yerleştirdi. Bu şekilde mükemmel sürpriz saldırı paketini tamamlamıştı.

[Kritik Vuruş!]

[2,119,029,334 deneyim kazandın.]

“Güzel, her şey yolunda gidiyor.”

Yere düşen ejderha cesedinin üzerinde duran Il Han kendine gelen bir saldırıyı engelleyerek ejderhayı uzaktan toplama yeteneği ile çantasına yerleştirdi.

Ama durum iyiye gidiyor diye tedbiri elden bırakamazdı. Şu ana kadar hayatta kalmayı başarmış ejderhaların hepsi korkunç derecede güçlüydü. Üstelik Günbatımı Bahçesi’ne ait olan ejderhaların sayısı da azalmaya başlamıştı.

Il Han’ın öldüreceği ejderhaların sayısının savaşın gidişatını belirleyeceğini söylemek abartı olmazdı.

Ama aynı şeyi düşünen birisi daha vardı.

[Kihyaaaaa!]

Orochi’nin gülüşüne benzeyen bir kükreme Il Han’ın başının üzerinden yükseldi. Il Han anında yönünü değiştirerek tekrar zıpladı ama o ‘şey’, dev boyutuna rağmen Il Han ile arayı kapattı.

[Hadi biz patronlar takılalım!]

Oldukça bayağı bir sesti ama küçük görülecek bir ejderha olmadığı besbelliydi. Il Han, ejderhanın varlığıyla birlikte muazzam miktardaki manayı hissedince hemen kalkanlarını çıkararak kendini korudu ama tıpkı korktuğu gibi vahşi mana patlaması, Il Han’a saldırmadan önce bütün kalkanları silip süpürdü.

Il Han kaçınmak için tekrar zıpladı. Havada kilometrelerce yukarıdan baktığında nispeten küçük boyutta siyah pullu gelişmiş bir bedene sahip olan ejderhanın ona doğru hızla uçtuğunu gördü.

[Gerçekten de hızlısın!]

“Hmm, gerçekten de onların patronuymuş gibi duruyorsun.”

Düz bir çizgide ona doğru gelen ejderhayı görünce Il Han üçüncü sınıf ejder türüne ait bir ceset çıkardı. Ceset yere düşmeden hemen önce elini üzerine koyarak sessizce mırıldandı, ‘ağırlık transferi’.

[Kihyaaa…. Kahak!?]

[Kritik Vuruş!]

Yaklaşık bir milyon ton ağırlığına sahip, bir meteorun hızına yakın bir hızla ejder türünün cesedi yere düşerek siyah ejderhayı ezdi. O sırada çıkan gürültü yankılanarak bütün ejderhaların dikkatini çekti.

“Kahretsin, bütün bunlara rağmen hala iyi.”

Cesetleri boşa harcamak istemediğinden normalde bu yöntemi kullanmazdı ama ejderhanın ona kafa üstü dalmasını engellemek için bunu yapmak zorunda kalmıştı. Ejderhanın bedeninin eriyerek siyah bir enerji yaymaya başlamasına bakılacak olursa çıkarımında haklıydı.

[Kyaha! Kahrolası insan!]

Siyah ejderha dışarıdan bakıldığında iyi gibi görünse de saldırı bir işe yaramış gibi duruyordu – konuşurken küfretmeye başlamıştı. Il Han bunu bir gülümsemeyle doğrulayarak tekrar zıpladı yakınlardaki bir ejderhanın üzerine indi.  

Savaştan kaçmıyordu. Tekrar zıplayabilmek için ayak basacak bir yere ihtiyacı vardı.

[İğrenç insan!] (Il Han’ın üstüne bastığı ejderha)

Ayak basılacak bir yer haline gelmiş olan ejderha öfkeyle bir büyü yaptı ama Il Han onun başına doğru koşarak kendisini dengeledi ve defalarca kez ejderhaya mızrağını sapladı.

Büyü etrafta patlıyordu ve kalkanları hepsini engellemek için çok çalışıyordu ama Il Han onlarca kalkanı kontrol ederken mızrağını saplamaya ve ejderhayı kesmeye devam etti. Art arda gelen kritik vuruşlardan sonra ejderhanın hareketleri belirgin ölçüde yavaşlamıştı.

[Hey, yoluma çıkıyorsun, kaybol!]

[Ama Karrows-nim…!] (Il Han’ın üstüne bastığı ejderha)

[Tch.] (Karrows)

O sırada Il Han’ın kafasının içinde bir alarm çalmaya başladı. Ayak basma yeri olarak kullandığı ejderhayı yaralamayı bırakıp zıpladı. Hemen ardından dev bir siyah alev biraz önce bulunduğu yere saldırdı.

[Khaaaaaa!]

Bir zamanlar ayak basabileceği bir düşman olan ejderha, şimdi siyah alev onu kızartırken zor zamanlar geçiriyor ve kızgınlıkla ağlıyordu!

Savaş meydanındaki bütün ejderhalar anında gözlerini kocaman açarken Karrows denen ejderha kanatlarının tek bir hareketiyle Il Han ile arasındaki mesafeyi azaltarak bağırdı.

[Ondan uzak dur! Seni öldürürsem bile beni suçlama!] (Karrows)

“Ne kadar da nazik.”

Il Han’ın zıplamasıyla ilgili sırlar açığa çıkabilirdi! Ama öyleyken bile uyarı ateşiyle müttefikini yakmak… Dost düşman ayrımı gözetmeksizin bütün ejderhalar donakalmıştı.

[Evet, evet! Bunu bitirelim! İnsan!]

Sadece siyah ejderha zinde bir şekilde hareket edebiliyordu. Il Han’a diğer bütün ejderhalardan daha hızlı bir şekilde yaklaşıyordu.

Il Han’ın ejderhadan daha fazla kaçma gibi bir niyeti yoktu. Ejderhanın hareket hızı ve saldırı gücünü bir noktaya kadar görmüş olduğundan, eğer onu hızlıca öldürmezse kendi müttefikleri Il Han’ın yokluğunda hemen ölürdü.

[Il Han, onu kullanacak mısın?] (Erta)

“Hayır.”

Erta ve Il Han’ın bahsettiği patron canavar için yaptığı, tek kullanımlık pile bunker ve bombaydı.

[Neden?]

Erta soru sorduğu sırada bedenini yer çekimine bırakan Il Han dev kara kemik mızrağını tutan eline güç verirken ejderhanın üzerine düşmeye başladı.

Durum böyle acilken neden güzel silahlarını kullanmıyordu?

Ama Il Han gülerek, yakınlardaki bir ejderhanın duyma ihtimaline karşı sesini alçaltarak açıkladı.

“Onu öldürürsem, emin ol gerçek patron çıkar. Böyle birinin gerçek patron olmasının İMKÂNI YOK. ASLA.”

[…Ah, evet. Öyle olmalı…] (Erta)

[Khaaaa!]

Siyah pullu ejderha kükrerken kendisiyle Il Han’ın arasında ufak bir fark olduğunu hiç fark etmemişti. İki tarafın iki ‘patronu’ sonunda çarpışmıştı.