Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

32. Bölüm Zindanlara da Gidiyorum (3)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

[548,701 deneyim kazandın.]

[74. Seviye Metal Kalp’in kayıtlarını kazandın.]

“Bu kolay oldu.”

Il Han Dev Metal Kalp’i tek vuruşla parçalarına ayırarak, pile bunker elinde olduğu halde yere indi. Ama yere saplanmış kemik kurşunu gördüğünde donakaldı.

Kurşunun, Devin Lastiği sayesinde tüm gücüyle ateşlenmesi iyi bir şeydi ama sadece yere iyice saplanmakla kalmamış, kafasına kadar da yere girmişti. Üstelik üzerinde bir çatlak bile vardı. Gölge Leopar’ın kemiklerinin ne kadar sert olduğunu bildiğinden bu daha da şaşırtıcıydı.

“Kurşunlar tek kullanımlık…!”

[Eğer böyle ödüller olmasaydı kabullenmezdim.]

Durum dev Leopar ile Gölge Leopar’ı avladığı zamandan daha farklıydı. O sırada ona yardım eden insanlar vardı. Özellikle de güçlü büyüsü olan imparatoriçe çok yardım etmişti.

Peki ya şimdi? Fiziksel durumu ve de teknikleri ne kadar anormal olursa olsun, kendi seviyesinin iki katı kadar bir canavarı tek vuruşla öldürmüştü!

“Kurşunu nasıl geri alabilirim? Hayır, madem durum böyle, geri dönüşü olmayacak şekilde bomba atışı gibi bir atış yapabilir miyim?”

[Sadece kalbini çıkar.]

Erta, demirciye yakışır bir şekilde silah tasarlamaya çalışan Il Han’a üsteledi. Dev Metal Kalp’ten daha parlak ve de büyük bir kalp aldı. Sıradan Metal Kalplerinkilerle kıyaslayarak gücünü ölçtü.

İnanılmaz bir şekilde sağlıklıydı.

“Hey, bu diğerlerinden çok daha güçlü! Çılgınca değil mi?”

[Metal Kalplerin son evrimi, Kral Metal Kalp, dayanıklılıkta en üst seviyededir. Buradan daha gelişmiş dünyalarda bile… Ama dördüncü sınıf bir canavar olduğundan burada ortaya çıkmaz.]

“Sadece dev olanlarının çıkmasına bile şaşırmıştın ama?”

[Öhö! Bu sadece bir tesadüf. Dünyada olan canavarların anormal derecede evrimleştiğini kabul ediyorum ama bunlar sonuçta dünyada yeni yeni ortaya çıkanlar. Bunlardan daha fazlasıyla karşılaşmayacağız!]

Il Han yine de, silahın ikinci seviyesini doldururken düşünüyordu. Eğer Erta böyle konuşuyorsa kesin tam tersi olacaktı.

Veeeeee, beklediği gibi, daha derinlerdeki bir mağarada ikinci Dev Metal Kalp ile karşılaştılar.

[Ka-kahrolası dünya! Hiçbir şey olması gerektiği gibi olmuyor.]

“Zindanın ne kadar daha devam ettiğini söyle.”

[Biraz bekle.]

Pile bunkeri çıkarmada tereddüt ederken, Il Han Erta’ya sordu. Aslında, zindanlarla ilgili bilgi sızdırmak yasaktı ama şuana kadar ona yardım eden Erta dürüstçe cevap verdi. Eğer bunu, görev için bir ödül olarak düşünürse bir sorun da olmazdı.

[Daha yolu yarıladık.]

“Tamam, önce pile bunkeri mühürleyelim.”

Il Han, pile bunkeri kullanırsa öyle bir canavarı tek atışta yeneceğine inanıyordu. Ama az cephanesi, kafasını kurcalıyordu. Romanlarda bile, başrol bütün manasını, cephanesini ya da iksirlerini kullandığı için son patrona yenildiği zamanlar olmuyor muydu?

Erta açıkça, durumun böyle olmadığını belirtse de, zindanın sonunda daha güçlü bir canavarla karşılaşacağından emindi. Yani kemik kurşunları şuan harcayamazdı.

Ama ataları ne demişti – ‘Saklamak boşa harcamak demektir.’ Romanların diğer kısmında da bir şeyleri saklamaya çalışırken yeniliyorlardı.

Şimdi silahımı kullanmalı mıyım? Şimdi iksiri içmeli miyim? – Romanlardaki karakterler sayısız seçenekle karşı geliyor ve de seçim yapmak zorunda bırakılıyorlardı.

Ne seçerlerse seçsinler, eğer hayatta kalırlarsa başrol oluyor, ölürlerse yan karaktere dönüşüyorlardı. Bazen, başrol ölüyordu ama sonra, romanın popülerliği de onunla birlikte ölüyordu. Yani bu durumlar istisnaydı.

Ama Il Han ne başroldü ne de yan karakter. Sadece bir dışlanmıştı. Yani, cevabı ne pile bunker ile saldırmaktı ne de yalın bir şekilde atılmak.

Cevap, getirdiği diğer silahlardı.

“Vahşi Bin Bomba Çekiciiiii!” (Doraemon göndermesi)

[Vahşi Bin Bomba Çekici]

[Seviye – Nadir]

[Saldırı Gücü – 1,947]

[Cephane – 3/3]

[Seçenek – Parçalanan bombanın etkisini 30% artırır.]

[Dayanıklılık – 1-120/1,120]

Il Han, bir önceki silahının aksine, bir ucunda metal parçaları olan çekici çıkarırken bağırdı. Elbette, hala gizlenmenin etkisindeydi yani canavar onu fark etmemişti.

[Neden şimdi genzinden konuştun ki?]

Il Han, Erta’yı görmezden gelerek silahı iki eliyle kavradı. Bu silah küçük ölçekli, Devin Lastiğinden yapılmış bir şaheserdi.

Çekicin baş kısmında, leoparların kemiklerinden yapılmış bir bomba vardı. Lastiği koyduğunda doluyor ve de bütün gücüyle dışarı fırlatıyordu.

Eğer düşman vurulursa, lastik büyük bir şok dalgasıyla ateşleyerek kemik bombaları patlatacaktı. Sayısız kemik parçası düşmanın bedenine girecekti. Oldukça şeytani bir silahtı bu!

Kaynaşmış yakın mesafeli parçalanan bomba, diğer modern türlerini çok rahat geçebilirdi:

Pile bankerden daha iyi olduğu nokta, lastiğin geri çarpmasıyla çalışmasıydı. Yani çekicin alt kısmı otomatik olarak dolacaktı. İyi olan tarafıysa elinde yaklaşık elli tane bombanın olmasıydı!

[Senin gibi eğlenerek savaşan biri çok nadir olsa gerek.]

“Tek vuruşla ölmesi imkânsız. Bedenini bölüp bana saldırmadan önce ben saldırmalıyım.”

Balıklama dalmadan önce, Il Han kafasında hareket planı oluşturdu. Tabii ki eğer canavar harekete geçerse durum daha da karmaşık olurdu. İlk darbesini istediği bir yere vurabileceğini bilmek işi iyileştiriyordu.

“Heh.”

Tuhaf bir bağırışla yeri tekmeledi. Bir önceki canavarla savaşında olduğu gibi üçüncü adımdan sonra zıpladı.

Takiben, silahı bedenine dayadı. Mısır patlağına benzer bir sesle birlikte bomba patladı!

[KKKkkkrrrrrkkkkrrkkkrkrk!]

Silah başarıyla ateşlenmişti. Binlerce kemik şarapneller sert metal vücuduna sağlandı. Ve insanı titreten bir sesle bağırarak önüne çıkan her şeyi yıkmaya başladı.

Güçlü saldırıyı fark ettiği anda Dev Metal Kalp vücudunu genişleterek Il Han’ı sardı!

[KKKkkkrrrrrkkkkrrkkkrkrk!]

Il Han daha yere inmeden, metalik örüntüler tarafından yutuluyordu. Ama onu sarmalamadan önce, metal parçaları etrafta dolaşıyor gibi görünerek birbirlerine çarparak çöktüler.

Sebebinden bahsetmeye gerek yoktu. Sayısız kemik şarapneller onu engelliyordu.

Çekici kullanmak için sallarken, yavaşça Dev Metal Kalp’in vücuduna iniş yaptı. Tekrar saldırıya hazırlanırken durumu gözlemledi.

Ama sonuç bir hiçti.

“Vaov.”

Canavar hareket ederken vücudunu olabildiğince metal parçalara bölse de, vücudundaki kemik parçaları onu bir arada tutuyor ve vücudunu bölmesine engel oluyordu. Tıpkı marulun üzerinde kıvranan salyangoza tuz dökmek gibiydi.

Bu Il Han’ın beklemediği bir sonuçtu. ‘Kemik olduğundan onları kolayca kırabilir, değil mi?’ düşünmüştü. Ama havalı görünmeye çalışarak bağırdı.

“Elbette, ben en başından beri her şeyi hesaplamıştım!”

[Yalan söyleme.”

“Daha iyi bir…”

[Eğer bir partner senden, herkes benim gibi davranır.]

Şimdi aynı silahı kullanmasına hiç gerek yoktu. Il Han acımasızca baltasını çıkararak, vücudunu genişleterek etrafta sürüklenen vücuduna sapladı. Canavar onu kıstırmak istemişti ama bu onun sonu solmuştu.

[579,192 deneyim kazandın.]

[40. Seviye oldun. 1 Güç, 1 Çeviklik, 2 Sağlık, 1 Büyü artar.]

40. Seviyeye ulaşmıştı. Bir günde iki kere seviye atlamıştı. Bir ay boyunca atölyesinde silah yapmaya uğraştığı düşünülse bile seviyesi bütün insanlıktan daha da ilerideydi.

İkinci ve üçüncü sınıf canavarları öldürebilecek fazla kişi olamayacağından canavarlar da seviye atlıyorlardı.

Bunu bildiğinden, geri kalan insanlar için endişeleniyordu.

“Diğer insanlar da seviye atlıyorlar mı?”

[En azından imparatoriçe iyi durumda olmalı. Endişelenme.]

[O değil, ailem için endişeliyim.”

[İmparatoriçe için endişelenmiş gibi duruyordun.]

Erta beklenmedik bir şey söylemişti. Il Han sordu.

“Peki, sen neden imparatoriçe için endişelisin? Diğer melekler ona bir görev falan mı verdiler?”

[Hayır, öyle değil.]

Böylece Erta çenesini kapattı. Il Han davranışlarından şüphelenmişti ama fazla da ilgisini çekmemişti. Daha fazla derinlere dalmadan canavarın kalbini çıkardı.

Il Han zindanı keşfetmeye devam ediyordu. Sadece Dev Metal Kalpler ortaya çıkmıştı. Ve de beklediğinin aksine Harika Metal Kalp, Aşırı Dev Metal Kalp, Giga Metal Kalp ve bu tür evrimleşmiş türler ortaya çıkmadı. Erta en azından bunda haklıydı.

Zindanı keşfederken yavaş yavaş seviye atlayarak ve yeni saldırı aletlerine alışarak içten içe mağaranın ortasında üçüncü sınıf bir canavarla karşılaşmayı bekliyordu. Ama en içteki kısımda bir tane Dev Metal Kalp bulduğunda hayal kırıklığına uğradı. Tersine, Erta üçüncü sınıf bir canavarın gerçekten ortaya çıkmadığına memnun olmuştu.

[Her şeyi temizledik yani bir süre onu başıboş bıraksak sorun olmaz. Buraya daha fazla metal deriye ihtiyacın olursa dönelim.]

“O zaman, Kral Metal Kalp ile karşılaşırsam çok iyi olur.”

[…En azından mana kullanmaya başladığın zaman onların peşine düşelim.]

Orta bölgede olan Dev Metal Kalp (Diğerlerinin tersine 80. seviyeydi. Ama pile bunkerin bir atışıyla cehennemi boylardı.) temizlenmişti ve ardında Erta, Melek Yetkisi gibi bir şey kullanarak zindanın özü olan Yıkım Tuzağı’nı kontrol etti. O sırada, Il Han da ganimetlerini ve savaşta kullandığı aletleri gözden geçiriyordu.

[Bu zindan için Yıkım Tuzağının yaşı oldukça fazla.]

“Bu bir sorun mu?”

[Hayır. Her neyse, bu yeni canavarları çekecek bir tuzak, seninle birlikte geride bırakılanları değil. Yani Tanrı’nın gücüyle olmuş olması problem değil. Sadece tuzağın beklediğimden daha eski olmasına şaşırdım.]

Erta sadece merak ettiğini ve problem olmadığını homurdandı. Il Han da, yavaşça başıyla onaylayarak sözlerini aklına yazdı.

Aynı zamanda, buna bağlı olarak büyük bir facianın olabileceğini düşündü. Bu kesinlikle bir ön gösteriydi. İnanılmaz gürültülü bir tane.

[Gerçekten bir sorun yok.]

“Tamam, tamam. Yeterince seviye atlayacağım böylece bu zindandan bir ejderha çıksa sorun olmaz.”

[Aman aman. Güvenilir misin, yoksa zavallı mısın karar veremiyorum!]

Zindana girdiğinden beri iki hafta geçmişti. Zindandan çıkarken, kendisinden 200 metrede açılmış olsa bile kurutulmuş etin aromasını anlayabilmek gibi saçma sapan bir yetenek edinmişti.

Şuana kadar meleklerin de yardımıyla yaptığı Yıkım Tuzaklarının sayısı sekizdi.

Evet.

Şimdi dünyadaki bütün Yıkım Tuzakları çalışıyordu.