Dünya katletme death god caminggg
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
131. Bölüm Ele Geçiriyorum (6)
Dayanıklılık yeteneği sözlükteki ‘dayanıklılık’ kelimesinin anlamından çok farklı – diye düşündü Il Han denizde ilerlerken.
[Ahahaha, bu gökyüzünde uçmaktan daha eğlenceli!] (Liera)
[Nereye gidersen git değişmiyorsun Liera.] (Spiera)
Il Han’ın yaptığı Soğuk Tipi zorbalarının karışık kemik Tekparça zırh, belki de zırhı yaparken aklında olan düşünceden dolayı, nispeten basit seçeneklere sahipti. 90% suya dayanıklılık, su bazlı saldırılarda 50% saldırı gücü artışı ve sudan oluşturulan buzu kontrol etme.
Il Han, zırha eklenmiş efsanevi etiketini gördükten sonra buz kontrolü özelliğinin en güçlü özellik olduğunu düşündü. Ama değildi. En güçlü özellik 90% suya dayanıklılıktı.
Ateş bazlı saldırılara karşı dayanıklılığın ateş yakalamasına izin verirken suya dayanıklılık çok yüksek bir şekilde hayal bile edilemeyen bir şeyi mümkün hale getiriyordu.
Basitçe söylemek gerekirse suyun altında nefes alabilmek mümkündü ve su basıncından ve dirençten etkilenmeden dudaklarını kıpırdatabiliyordu.
Üstelik batmadan suyun üstünde kalabiliyor ve istediği zaman da yukarı fırlayabiliyordu. Hareket etmekte oldukça özgürdü. Bu özelliğe zıplama ve tekrar zıplama özellikleri de eklendiğinde ‘hızlı’ kelimesi yetersiz kalıyordu.
[Koş oppa koş! Yaşasıın!] (Liera)
“Nasıl senin oppan oluyorum.” (Ç/N: Liera’nın öyle hitap edebilmesi için Il Han’ın ondan yaşça büyük olması gerekir.”
Ama Il Han’ın; onca çığlık, ölüm ve yanık cesetten sonra denizde yüzdüğü için kendini daha iyi hissettiği bir gerçekti.
Eğer Büyük Değişim yaşanmamış olsaydı Il Han sadece zırhını kullanarak böyle bir manzaranın tadını çıkarabilir miydi? Hayır, mümkün değildi.
Sadece bu da değildi. Gökyüzünde koşamaz, Liera, Erta ve Mir ile tanışmazdı.
Gelecekte de böyle iyi şeyler olmasını diledi. En azından şimdilik.
[Il Han?] (Liera)
“Ah, bir şey yok.”
Düşünmeyi bırakan Il Han donmuş bir buz yapıp basamak olarak kullandı ve onu tekmeleyerek zıpladı. Sudayken tekrar zıpladığında daha hızlı olmasının sebebi buzlardı. Ne zaman isterse zıplayabiliyordu.
“Şu an zindandan çıkan kişiler olabilir. Lütfen etrafı araştırın.”
[Bazı sualtı canavarlarını görebiliyorum. Karadakilerden daha üst seviyeli oldukları kesin. Yine de yakında zindanlar tarafından tuzağa düşürülürler.] (Liera)
[Ama buranın yakınlarında zindan olmamalı.] (Spiera)
[Evet, bana da böyle bir rapor gelmedi.] (Liera)
Demek bu tür konularda Erta’dan farklılar – diye düşündü Il Han. Eğer Erta istediği gibi zindanların bilgisine bakabilecek seviyedeyse Liera ve Spiera kesinlikle ondan daha üstteydi ve sormadan Dünya’daki zindanlarla ilgili rapor alıyorlardı! Aslında onlar gibi üst seviyeden melekler için Il Han ile gardiyan melek olarak anlaşma yapmak çok nadir bir şeydi.
Yine de işe yaramaz birer yük oldukları gerçeği değişmiyordu. Kanıtı ise…
“O zaman buradaki şey bir zindan değil de kara delik mi?”
[Kahretsin.] (Liera)
Il Han torpidodan daha hızlı giderken bir anda durdu. En derin kısımda, derin deniz çukurunun yakınlarında bir siyah akım girdabı buldu.
[Gerçekten de bir tane varmış. Deniz zindanları, deniz canavarlarıyla baş etmesi karadakilerle kıyaslandığında daha zor olduğundan katı bir şekilde gözlemleniyor olsa da…!] (Spiera)
“Hah! Evet, çok katı, biliyorum.”
Cennet’ten gelenlerdense Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun sözlerine inanmayı tercih ederdi. Liera ve Spiera’nın homurdanmalarını duymazdan gelen Il Han geçide yaklaştı.
Tesadüf eseri geçit parlayarak onlarca insanı çıkardı. Hepsi de taktıkları saydam ve dairesel kasklarla astronotlara benziyordu.
[Brezilya’ya gideceğiz. Müttefiklerimizden gelen bilgiye göre insanların tarafı güçlü olduğundan Lepido’yu kapatmak çok uzun zaman almazmış yani normalden daha hızlı hareket etmeliyiz.]
[Evet efendim!]
[Kaptanı takip edin!]
Sesleri kasklar yüzünden tuhaf çıkıyordu ama durum değerlendirildiğinde bu şekilde iletişim kurdukları anlaşılıyordu. Ayrıca karadaki müttefiklerinin hepsinin öldüğünü bilmiyor gibiydiler.
[Ya da en başından beri iletişim kuracak bir yöntemleri yoktu.] (Liera)
[Ya da sıradan bir şekilde iletişim kurmanın zamanı olmadığından hiçbir şeyi doğrulayamıyorlardır.] (Spiera)
Sebep ne olursa olsun Il Han’ın varlığından haberlerinin olmaması iyi bir şeydi. Il Han geçitten daha fazla düşmanın çıktığını görerek hepsinin dışarı çıkmasını bekledi. Yüzlercesi çoktan çıkmış olsa da geçit daha fazlasını çıkarmaya devam ediyordu.
“Suda olduğumuza göre kutsal uzaktan toplama saldırımı kullanmak zor olacak.”
[Evet, öyle görünüyor… bekle, kutsal saldırı mı?] (Liera)
“Teknik bir terim, yoksa istenmeyen sağanak olarak değerlendirilir.”
Tek bir yetenekle karşılaştığı her türlü sorunu çözebilir ve kendisine zarar gelmeden düşmanını öldürebilirdi. Ama saldırının dezavantajı da vardı. Yaptığı iyi bir hareket olarak kabul edilmediğinden rakipleri onu aşağılayabiliyordu. Il Han için uzaktan toplama yeteneği böyleydi.
Elbette böyle bir durumda kutsal atağını kullanamazdı ama tesadüf eseri denizin altında katliam yapmaya uygun bir silah hazırlamıştı.
Il Han mızrağını başının üzerine kaldırarak kendi etrafında buz parçaları oluşturdu ve hepsini döndürdü. Büyük ihtimalle su bazlı olduğundan buzdan kurşunlar doğal bir şekilde suda dönüyordu.
Buz kurşunları, silahlarda kullanılan kurşunlardan daha küçük ama daha sert, keskin ve de hızlı. Bu özellikler yeterli olur – diye düşünen Il Han öne doğru yavaşça ilerledi.
Il Han’ın etrafındaki buzların sayısı artmaya devam etti. Bir kez buza dönüştürdükten sonra güç vermek ya da kontrol etmek için mana gerekmediğinden sabit bir hızla yapıyordu ki mana yenilenme hızı mana harcama hızına eşit olabilsin. Ama o zaman bile onları hızlıca üretebiliyordu. Yüzlerce buz mermisi, saman yolundaki yıldızların düzenine benzer bir şekilde Il Han’ın etrafını sardı.
Sonsuza kadar devam edecekmiş gibi görünen askeri çıkarmanın sonu gelmişti. Taburun sayısı binlere ulaşmıştı. İçlerinden en güçlüleri olarak gözüken kişi, üçüncü sınıfın sonlarında gibi gözüküyordu. İçlerinde en parlak zırha sahip olan da oydu.
Ama diğer herkesle aynı kaskı taktığından bir aptal gibi duruyordu.
[Ekip 14 hazır!]
[Ekip 15 de hazır!]
[Güzel, Kadra İmparatorluğu olarak imha taburumuzun gücünü gösterelim!]
“Evet, bir başka dünyada.”
Il Han kaptana cevabı yapıştırarak mızrağını salladı. Sekiz kuyruklu ejderha mızrağı, suda da havadaki gibi rahat bir yörünge çizerek kaptanın kaskını parçalayarak derin bir şekilde adamın vücuduna saplandı. Bilinmeyen Yörüngeli Tutuşma da temiz bir şekilde boynunu kopararak bir gölge gibi mızrağı takip etti.
Çok aşırı bir teknikti. Daha ilk saldırı yörüngesini tamamlamadan ikincisi onu takip ederek onunla bütünleşmiş ve tek bir saldırı haline gelmişti! Savaş sanatlarındansa büyüye benzeyen saldırı sadece Il Han’ın değil oradaki herkesin gözünü boyamıştı.
Il Han’ın gizlenmesi bozulmamıştı ve kurban anlamsızca ölürken onu neyin öldürdüğünü bile anlamamıştı.
[62,013,553 deneyim kazandın.]
[178. Seviye Jiëis Turodra’nın kaydını kazandın.]
[Siktir!]
[K-kaptan, o…!]
Kaptanın başının suda yüzmesini izleyen ordu, önü alınamaz bir kargaşaya kapıldı. Kaptanın hemen altında olan ekip liderleri, onlara öncülük yapmaya çalışsa da birer birer boyunları kesiliyordu ve kaos gittikçe büyüyordu.
[Burada birisi var! Kahretsin, canavar değil!]
[Yoksa plan...!]
Bazıları manalarını dağıtarak katili bulmaya çalışırken bazıları kendilerini savunmak için kılıç kalkanlarını kaldırdılar, bazıları da bu kaosta biraz olsun akıllılık etti ve suyun altında oldukları düşünüldüğünde, nispeten hızlı sayılacak bir şekilde geçitlere gitmeye çalıştı.
[Kritik Vuruş!]
Ama tam geçide girecekleri sırada denizi kaplayan bir buz mermisi bulutu orayı arı kovanına çevirdi. Onlarcası anında ölürken iki katı kadarı da ikinci saldırıda öldü.
[Kahak!]
[Nee- Buz!?]
En başından beri Il Han’ın buzları yapmasının sebebi düşmanlarından hiçbirinin kaçmasına izin vermemekti. Geçide geri dönmelerine hiçbir şekilde izin veremezdi!
[O-onlardan uzak durun! Hepsi de büyü!]
[Büyücü nerede… kahretsin! Bulun onu!]
“Bütün hayatınız boyunca beni arayın.”
Il Han’ın yaptığı buz mermileri kendi içlerinde oldukça güçlüydü, bir de su bazlı olduklarından güçleri 50% artmıştı. Normal ikinci sınıflar tek vuruşta ölüyordu. Elbette güçleri mızrak yağmurundan daha düşüktü ama kalitesiyle bunu telafi edebilirdi!
[Kahk.]
[Kuhuuk….!]
Kaskını çıkarmadığı sürece Il Han denizlerin hükümdarı olarak çağırılabilirdi. Belki suyu ve buzu değiştirebilen bir ejderha da bunu yapabilirdi.
Yüz binlerce buz mermisi düşmanlarını öldürdükten sonra güçlerini kaybetmeden öldürmeye devam ediyordu. Hareket eden düşmanlar, sabit duranlardan daha kolay öldürülüyordu. Il Han nişancılıkta usta olduğunu düşünürken kurşunları yönlendiriyordu ama aslında nişancıdan çok buz mermilerini yöneten bir orkestra şefine benziyordu.
[Bu seviyedeki bir büyüden dolayı korkmayın! Yönlerini anladıktan sonra onları doğrayabiliriz!]
Her zaman durumu okuma becerisi olmayan kişiler olurdu. Il Han kendi zamanının gelmesini bekliyordu ama nispeten daha üst seviyeli olanlar, sanki durumu kendileri düzeltecekmiş gibi ileri doğru yüzmeye başladı.
Mermi yağmurunda ölen müttefiklerinin cesetlerini tekmeleyerek mermileri doğruyormuş gibi davrandılar. Elbette Il Han tek vuruşta öldüremeyeceğini bildiklerine kurşun göndermiyordu.
Bunun yerine onların işini bizzat kendisi bitiriyordu.
[3,985,301 deneyim kazandın.]
[101. Seviye Kut’sach Yi Zeta’nın kaydını kazandın.]
“Ne kadar tuhaf bir adam.”
En önemli şey, gizlenmesini korurken Ölüm Tanrısı yeteneğini aktif tutmaya devam etmekti.
Bu durumun farkında olduğundan Il Han buz mermilerini yalnızca zayıfların üzerine göndererek üçüncü sınıf olmuş üst seviyeli şövalyeleri, kendisi öldürüyordu. Bunu yaparken de suda hızla hareket ediyor ve zıplama yeteneğini kullanıp duruyordu.
[Kim olduğunu ve nereden geldiğini bilmiyorum ama Kadra İmparatorluğu…!]
“Evet, evet. Ölüm ilanı için teşekkür ederim.”
Geçitten çıkan binlerce kişi içindeki onlarca üçüncü sınıfı öldürmesi iki dakikasını bile almamıştı. Bu sırada buz mermileri hareket etmeye devam ediyordu. Geçitten çıkan herkes yirmi dakika içinde ölmüştü.
Düşmanlarının ölümünü tekrar ve tekrar doğruladıktan sonra Il Han geçidin içine yöneldi. Elbette derin deniz zindanı olduğundan zindanın içi de suyun altındaydı.
İçeride zaman zaman balık şeklindeki canavarları görebiliyordu ama birçoğu Kadra İmparatorluğu tarafından yok edildiği için sayıları azdı. Ama nasılsa Il Han için bunun bir önemi yoktu. Buraya canavarları avlamak için gelmemişti.
“Dev ton balığı şeklindeki canavar aklımı kurcalasa da sonra yiyeceğim.”
Il Han, zindanın içinde bile zıplama yeteneği ile tekrar zıplama özelliğini kullanarak inanılmaz hızını sürdürse de fazla uzun sürmedi. Hızı çok yüksek olduğundan çoktan Ferata ile bağlantılı olan geçidi bulmuştu.
[Buradan itibaren bir seçeneğin var Il Han.] (Liera)
Hiç duraksamadan geçide giriyordu ki Liera konuştu.
[Kapıdan geçen bütün insanları öldürdün, değil mi? Yani kapıya yakın kalmayı seçersek bu süre zarfında tehlikede de olmayız.] (Liera)
“Bu yeterli değil. Orası çoktan Dünya ile bir bağlantı kurdu. Eğer zayıf olsaydım bu noktada dururdum ama şimdi olmaz. İstedikleri zaman bir geçit yaparak orayı kullanabilirler.”
[Ama bu geçidin ardında kocaman bir dünya var. Ve nefes alanlar da senin gibi bir dışlanmışa farklı davranacaklar.] (Liera)
Görünüşe göre Liera onun için endişeleniyordu. Il Han, karşısına kim çıkarsa çıksın kazanacağından emindi. Bir üstün varlıkla karşılaşması korkutucu olurdu ama o zaman da melek desteği aktive olmaz mıydı?
Elbette endişelendiği bir şey de vardı. Bu kapıdan geçerse onu Dünya’dan sürgüne gönderecek, başarı oranı kesin bir yöntem vardı. (Ç/N: İçeri girdikten sonra ardından kapıyı kapatarak geri dönüş yolunu yok etmek.)
“Spiera, lütfen.”
[Bana bırak.] (Spiera)
Spiera onun kavrayışından sıyrılarak orijinal boyutuna döndü. Saf beyaz bir mızrak tutan görüntüsü çok harika görünüyordu.
[Sen geri dönene kadar buradan kimse geçemez.] (Spiera)
“Sana bırakıyorum.”
[Oh, ama düşük bir varlığın geçmesini engelleyemem.] (Spiera)
“Beklentilerimi anında düşürdüğün için teşekkür ederim. Yine de hainler durdurmak için yeterli olur.”
Spiera ile kısaca bakıştıktan sonra arkasını döndü. Girdap oluşturan geçit hemen önündeydi.
[Il Han gerçekten gidecek misin?] (Liera)
“Endişelenme. Kısa sürede biter.”
Il Han geçide adımını atarken gülümsedi.
“Kısa sürede bu işi bitireceğim.”
Magnec