Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

105. Bölüm Ruhumun Efendisiyim (5)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

“…”

“Bu da kim? Uyurken bile ezici bir enerjisi var.”

“Kanatlarına bak. Cennet’in Ordusu’ndan biri.”

“Bizi terk edenler.”

“Kendimi onları sevmeye zorlayamam.”

“Hepiniz çenenizi kapayın.”

“Anlaşıldı!”

Il Han’ın kafasındayken kendini titizlikle gizleyen Erta’nın aksine, yatakta yatan melek varlığını o kadar belli ediyordu ki elfler bile onu fark etmişti.

Il Han durumu çok saçma bulmuştu bu yüzden de onu iki üç kez kontrol etti.

“…O iyi mi?”

Hatırladığından çok daha güzel görünse de kesinlikle diğer takım üyesi Lita’ydı karşısındaki. Meleğin Partneri olarak aldığı alt sınıf da o kişinin diğer takım üyesi olduğunu söylüyordu.

Bu kişi Lita’ydı.

Birini o kadar endişelendirmesine rağmen uyuyabiliyor muydu? Planladığı gibi onu cezalandırmalıydı…

“ *iç çeker.* ”

…ama bunu yapamazdı bu yüzden de Il Han kanatlarının ucuna parmağıyla vurarak kanatları kürekkemiklerine kadar çekti (eskiden bir çift kanadı varken artık iki çift kanadı vardı) ve Lita’nın bedenini döndürerek üstünü battaniyeyle örttü.

“…İlk defa Majesteleri’nin bu kadar nazik bir şekilde baktığını görüyorum.”

“O kişi Majesteleri’nin sevgilisi mi? Üstün bir varlığı baştan çıkardığı düşünülürse gerçekten de Ebedi İmparator.”

“Jirl, Majestelerin yalnız. Öyle olmalı yani çeneni kapat”

 Artık rahat bir şekilde yattığından Lita’nın asık yüzü gevşedi. Il Han ona bakarken üstün bir varlıktansa yan komşusu olan bir ablaya benzediğini düşünerek gerginliğini üzerinden attı.

Lita’nın iyi bir şekilde gelmesine mutlu olarak arkasını döndü ve ona gözlerini dikmiş dört elfle burun buruna geldi.

“Ne, neden?”

“Hiçbir şey.”

Dört elf de sanki bir şeyler karıştırmış ve anında gerçeği reddedermiş gibi başlarını sallıyordu. Il Han odadan çıkıp kapıyı kapatarak elflere açıklama yapmadan önce bir kahkaha patlattı.

“Çok büyük bir sır olmasa da meleklerle iletişim içerisindeyim ve onlarla birlikte hareket edeceğim birçok durum olacak. Dareu’daki ejderhaları temizlerken de meleklerin yardımını alıyordum yani onlara olan kininizi unutmanızı istiyorum. En azından benim etrafımda olanlara karşı öyle davranmalısınız.”

“Eğer Majesteleri’nin emri buysa elbette uyarız.”

“Onunla çıkmıyorsunuz değil mi? Değil mi?”

“Birisinin yarasına böyle tuz dökme.”

Il Han öncelikle elflere dairenin içindeki nesneleri açıkladı. Elbette hiçbiri modern yaşam tarzına alışkın değildi ama Il Han detayları atlayarak ‘bu bir eser yani dediğim şekilde kullanın’ dediğinde uysalca onu dinlediler.

“İki kadın bu odayı kullanmalı, iki adamsa burayı. Şu anda yatak olmasa da sipariş verdim, yani yakında burada olurlar. Tabii birbirinizle çıkmak isterseniz size ayrı oda da verebilirim. Bu kadar, sorusu olan var mı?”

 Okçu Paté bir anda elini kaldırdı. Gerçekten çok güzeldi (erkek), beyaz bir teni ve dalgalı sanki üzerinde sabah çiyi varmış gibi görünen dalgalı sarı saçları vardı.

“Ben her zaman sizinim Majesteleri!”

“Bunu bir erkekten duymak istemiyorum. Sıradaki.”

Şimdi de hırsız Phira, kısık ama kararlı bir sesle konuştu. Hafif kısa boyluydu ama kısa siyah saçları ve soğuk gözleri ona özel bir çekicilik katıyordu.

“Sizinle eğitim yapmak istiyorum, Majesteleri!”

“Sonra. Sıradaki.”

“Bu kadar efendim!”

Başka bir dünyaya gelmelerine rağmen merak ettikleri hiçbir şey yok muydu? Il Han tanıştığı ilk elfleri hatırladı. O zaman sadece kendisiyle ve de savaşla ilgileniyordu ama çok geçti.

Evet, eğer bu kadarı onlara yetiyorsa sorun yoktu. Onları Dünya’ya getirdiğinden onları daha da güçlendirmesi iyi olurdu. Bunları düşünen Il Han önce yıkanmaya karar verdi. Ama kıyafetlerini çıkardığı anda aklına başka bir şey takıldı.

‘Daha kıyafetleri bile yok.’

Yine de endişe etmesi gereken tek şey bu değildi.

En önemli sorun görüntüleriydi. 7/24 Il Han ile olmayacakları ve yalnız hareket etmeleri gereken bir zaman gelecekti. Ama elf oldukları sürece kulaklarını saklamak büyük bir sorundu.

“Erta’ya kulakları için de eser olup olmadığını sormalıydım.”

[Bunu diyeceğini bildiğimden hem konuşulan dili çevirecek hem de vücut parçalarını değiştirecek eserler getirdim. Gerçi hiçbir düşük varlık bunları görmemeliydi.]

Il Han pantolonunu çıkarmak üzereyken arkasını döndü. Beklediği gibi Erta’ydı gelen.

[Gördün değil mi?]

“Evet. Sen de gördün mü?”

[Evet.]

Konuştuktan sonra ikisi de iç geçirdi. Il Han küvete biraz sıcak su doldurarak küvete girdi. Erta da, avucuna sığacak kadar küçülerek küvetin köşesine oturdu.

[Savaş şimdilik sona erdi. Kaos Duvarı’nın ne zaman açılacağını bilmiyoruz ama kritik noktayı geride bıraktığımızı söylediler.]

“Bu yüzden Lita burada.”

[Artık Lita değil Liera. Sınıf atladı.]

Yani melekler sınıf atladıklarında isimlerini değiştiriyordu. Il Han tuhaf hissederken Erta küvetteki suya hafifçe vurarak konuştu.

[Harika şeyler başarmış. En başından itibaren pervasızca davransa da savaşın ortasında kaybolmuş ve Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun köklerini Kaos Duvarı’nın içine çektikten sonra tekrar ortaya çıkmış. Bu da sonmuş zaten. Onun sınıf atlaması ile ilgilenen Spiera bile şok geçirmiş diyorlar.

“Oldukça korkunç bir başarıymış.”

Duruma bakıldığında, Il Han’ın bir melektense canavar gibi düşünmesi çok da tuhaf değildi.

[Zaman çok tesadüfi olsa da Kaos Duvarı’ndaki savaş biteli yalnızca beş saat oldu. Liera duvar kapanır kapanmaz kimseye rapor vermeden buraya gelmiş. Sen bile onun hareketlerinin sonucunu biliyorsundur, değil mi?]

“Bilmememe imkân yok.”

Il Han cevap vermeden önce acı acı güldü.

“Çok yorgun olmalı. Lita, hayır, Liera benim yatağımın dünyadaki en iyi yatak olduğunu biliyordur. Kendi hesaplamalarımla kişisel olarak sipariş vermiştim, ön incelemelerden de geçmişti, dinlenmek için birebir.”

Erta o sırada, Dünya’da güçlerini kullanamadığı için daha üzgün olamazdı. Ah bir Il Han’ı dövebilseydi!

Ama her şeyi söyleyemese de sadece…

[…Evet. Yani ona dikkat et.]

…diyebilirdi.

Il Han, uzun zamandır yapmadığı yenileyici banyo sefasından sonra küvetten çıktı. Önce yeni kıyafetler giyindi ve onlara kalacakları yerleri göstermiş olmasına rağmen boş bir şekilde ortada dikilen elfleri odalarına gönderdi.

Sonra da yakınlardaki bir mağazadan sayısız iç çamaşırı ve de kıyafet alarak Erta’dan aldığı kulak şeklindeki cihazlarla birlikte elflere dağıttı.

“Ooh, bu kıyafetler çok rahat.”

“İç çamaşırları çok küçük, Majesteleri. Hem göğüslerimi hem de kalçamı sıkıyor…”

“O zaman bir dahaki sefere kendin al.”

Elfler, Dünya kıyafetlerini giyerek kulak şeklindeki eserleri takınca Dünyalılardan farkları kalmamıştı. Yalnızca fazla güzeldiler.

Çok tuhaf göründüklerinden durum çok komikti ama artık ne polis ne de ordu onları durdurabilirdi. Yine de model sektöründeki gözcüler ya da idol şirketlerinden insanlar onları durdurabilirdi.

Güzel, artık acil olan her şey halledilmişti. Hala birikmiş dağ kadar iş duruyordu ama tekrar işe başlamadan önce yapması gereken başka bir şey vardı.

“Pekâlâ, artık siz de dinlenin.”

“Peki ya siz, Majesteleri?”

“Ben de uyuyacağım.”

“O zaman biz de sizinle uyuruz!”

“Kendi başınıza uyuyun.”

Sertçe konuşan Il Han odasına giderek artık doğru şekilde uyuyan Lita’nın yanına sokuldu. Lita’nın Kaos Duvarı’na gitmeden hemen önce onunla uyuyuşu aklına geldi.

[Onun yanında mı uyuyacaksın?]

“Onu uyandıramam ki. Bir önceki sefer düşünülürse bunu umursamaz zaten.”

Liera umursamadığı için Il Han güvendeydi! – Eğer Liera Il Han’ın sözlerini duysaydı ağlar mıydı güler miydi acaba? Konuştuktan sonra Il Han gözlerini kapattı. Erta saçma olduğunu düşündüğü durum karşısında hemen cevabı yapıştırdı.

[Evet, öyle yap… Onun için en iyi ödül bu olur.]

“Zzz.”

Il Han’ın duyması için yüksek sesle konuşmuştu ama Il Han 1,5 saniye içinde uykuya dalmış ve onu duymamıştı bile.

[Hey!]

Bir anlığına Erta, Il Han’ın iki meleğin de duygularını bildiğini ve her şeyi bilerek yaptığını düşündü ama bir insan ve de üstün varlığın güzel bir uyku çektiğini görmek onun da uykusunu getirmişti. Il Han’ın başının hemen yanına yatarak o da uykuya daldı.

İlk uyanan Erta olmuştu. En az yorgunları o olduğundan bu çok doğaldı.

‘Melek Desteği ile Il Han’a enerjimden vermiş olsam da sonuna kadar son yöntemi kullanmadım. Gerçi bunu yapmamı gerektiren bir durum hiç olmadı.’

Diğer ejderhalarla savaşırken sürekli olarak Melek Desteği’ni aktif yetenek olarak kullanmaya gerek yoktu. Teraka ise zaten Il Han’ın hiçbir şekilde yenemeyeceği bir rakipti. Il Han’ın yaşadıkları arasında ‘orta seviye’ olan hiçbir şey yoktu.

Erta, Teraka adındaki ejderhayla karşılaştıkları zamanı düşündü. Şimdi düşündüğünde bile ucu ucuna kurtulduklarını hissediyordu. Üstün varlık olması ve Lecidna’nın onun kalkanını kaldırması bir mucizeydi.

‘Çocuğu iyi bir şekilde yetiştireceğiz.’

Ejderhalar düşman oldukları zaman korkunç oluyordu ama insanların yanında yer alan bir ejderha insanın içini çok rahatlatıyordu. Hala Il Han’ın çantasında olması gereken yumurtayı düşünerek başını salladı.

‘Şimdi düşündüm de, daha ödüller verilmedi.’

 Il Han ödülleri aldığında çok şaşıracaktı. Erta bu sahneyi düşünerek kıkırdadı. Tam o sırada yatağın hemen yanında ince ve uzun bir mızrağın durduğunu fark etti.

[Huh?]

Mızrağın ucu oldukça keskin ve bilinmeyen bir metalden yapılmıştı. Üstün bir eser olduğu kesinlikle belliydi. Ama Il Han’ın elinden çıkmamıştı. Il Han’ın yaptıklarını kıyasla belirgin olarak zarafetten yoksundu.

Ayrıca mızrağın etrafındaki yoğun pembe enerji de neyin nesiydi? Normal mana değildi, özel bir büyü taşıyla yapılmış bir güce da sahip değildi, yani…

Tap.

Erta mızrağa dokunmaz kusursuz bir baş yataktan fırlayarak mızrağı kaptı. Başın sahibi Liera, Erta’ya korkunç gözlerle baktı.

[Sakın dokunma.] (Liera)

[Liera… Çoktan gördüm.] (Erta)

[Kahretsin.] (Liera)

Erta iç çekerek kafasını çevirerek ondan kaçınan Liera’ya baktı ve bağırdı.

[Nasıl olur da kayıtlı bir tanrının kutsamasına sahip bir esere sahip olabilirsin? Sen Tanrı’nın Elçisi’sin!!] (Erta) (Ç/N: İlk geçen ve küçük harfle yazılan tanrı daha önce de bahsedilen ve biriken kayıtlar sonucu oluşan tanrılardan. Büyük harfle başlayan Tanrı ise asıl tanrı.)

[Ölmek üzereydim, başka yapacak bir şeyim yoktu!] (Liera)

Liera utanmaz bir şekilde bahaneler üreterek bağırmaya başladı. Daha önceleri bir parça morun karıştığı kahverengi gözlere sahipken artık tanrının kutsamasına sahip olduğundan gerçekçi durmayan yakutlara benzer parlak kırmızı gözleri vardı.

Erta, kendi yüzü de kızarmış bir halde sordu.

[Utandın mı?] (Erta)

[Utanacak ne var? Gururluyum.] (Liera)

Yani melekler âşık olduklarında korkunç oluyordu… Erta aptal aptal gülerek mızrağın bilgisini doğruladı.

[Aşk tanrısı tarafından kutsanmış Vahiysel müttefik Güzel Demir Mızrak]

[Seviye – Destansı] (Ç/N: Efsaneviden daha yüksek)

[Saldırı Gücü – 7,500]

[Seçenekler – Bütün seçenekler aşk devam ettikçe uygulanabilir.

  1. Bütün yetenekler 40% artar.
  2. Mana tüketerek, yapılan bütün kritik vuruşlarda büyük bir şok dalgasına sebep olur.
  3. Kullanıcı mızrağı tuttuğu sürece kritik vuruş alamaz ve saldırıları savuşturma oranı da inanılmaz derecede artar.
  4. Savaş sırasında âşık olunan kişiyi korurken bütün yetenekler ek olarak 30% artar.]

[Kullanıcı Kısıtlaması – Aşk tanrısı tarafından kutsanan kişi]

[Eski kılıç, tanrının kutsamasıyla gelişen aşkın kanıtı olarak alınır ve mızrağa dönüşür. Kullanıcının aşkıyla doğru orantılı olarak mızrak da gelişir.]

Evet. Liera ölümle burun buruna geldiği krizden, bir tanrının kutsaması sayesinde kaçabilmişti!

[ *Bağırır* ] (Erta)

Erta kan tükürdü. Sadece mızrağın yeteneklerini okumakla bile el ve ayaklarının titrediğini hissedebiliyordu! Açıklamasında da olduğu gibi harika bir şekilde elleri parçalayabiliyordu.

Erta’nın haline bakan Liera mızrağını kucaklayarak gururlu bir şekilde konuştu.

[Bu, Il Han’ın yaptığı ilk kılıç. Tabii artık bir mızrak oldu.] (Liera)

[Böyle şeyleri sır olarak mı saklıyorsun!? Sadece bilgileri bile okuyarak insanların kalbine saldırabilirsin.] (Erta)

[Öyle bir özellik yok ama...] (Liera)

Melekler konuşurken Il Han retinasında beliren kör edici yazı yüzünden uyandı.

[Demircilik tanrısı tarafından kutsanmak için gereken koşullardan birisini yerine getirdin. Bütün koşulları yerine getirdiğinde kutsanacaksın.]

“Ne!?”

Koşulları yerine getirmek için ne halt etmesi gerekiyordu! Il Han uykusundan uyanarak kendini havada uçak mini boydaki Erta ve mızrağını kucaklayarak ezici bir güç yayan Liera ile karşı karşıya buldu.

[Ah.] (Liera)

Bağırarak uyanan Il Han’a bakarken gözleri kocaman açıldı ama sonunda yeni açmış bir çiçek gibi güzel bir gülümsemeyle konuştu.

[Il Han, döndüm.] (Liera)

{Hoş geldin.}

Il Han sönük bir şekilde gülerek Liera’nın sözlerine cevap verdi.

“Evet, mızrağa bakmama izin ver.”

‘Hoş geldin’ derse bir şeylerin biteceğinden korkan Il Han için bu şekilde konuşmak, en iyi direnme yöntemiydi.