Şanslısın ha bizle karşılaştın
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
45. Bölüm Tek Vuruş
Qianye birleştirdiği tüfeği düzenledi ve hızla keyiflendi Bu sıradan bir köken silahı değil, Kızıl Akrep Birliği'nde özel olarak yapılmış bir Kızıl Akrep silahıydı. Kızıl Akrep askerleri için standart ekipmandı.
Model İmparatorluğun Ateşkuşu Grubu'ndan geliyordu ve özelliği bir hayli hassas ve güçlü olmasıydı. Köken gücü dönüştürme oranı neredeyse yüzde elliydi ve onu yüksek sınıf köken silahlarının içine sokuyordu. Ancak Kızıl Akrep Birliği'nin önemli alanlardaki tekrar tasarım ve düzenlemesi sonucu oluşan Kızıl İğne versiyonu hızdan feragat ederek güç ve hassaslığını iyileştirmişti.
Bu Kızıl Akrep'in tarzına oldukça uyuyordu: Sadece tek vuruşta öldürebileceğin zaman harekete geç.
Qianye silahın kabzasını yavaşça tuttu, eski bir dostunu selamlıyormuş gibi hissetti. Kaçışı sırasında paraya en çok ihtiyaç duyduğu dönemde dahi bu silahın tek bir parçasını bile satmamıştı. Deniz Feneri Kasabası'na yerleştikten sonra onu bar lobisinin altına gömmüştü. Onu son görüşünden bu yana uzun zaman geçmişti.
Şimdi, bu Kızıl İğne'yi tekrar kullanma vaktiydi.
Eski bir Kızıl Akrep olarak Qianye'nin hedefi ortalama vampirler değil, yüksek sınıflı vampirlerdi.
Silahını sırtına aldı, Kohler tabancasına susturucu taktı. Sonra Gecegöz'le birlikte kararlaştırdıkları yolu takip etmek üzere bardan çıktı.
Çok geçmeden kasabanın dışında tamamen siyah cübbeler içindeki birkaç vampir asker belirdi.
İçlerinden biri havayı kokladı ve boğuk bir sesle konuştu, "Gecegöz çoktan buradan ayrılmış. Batıya gidiyor. Çabuk Bay Wilde'a haber verin. Kovalayacağız."
Yanındaki bir vampir asker konuştu, "Batıya mı? Orada yeni bir tayfanın toplantı yeri olduğunu hatırlıyorum. Yeni tayfanın topraklarına gitmek istemiyor, değil mi? Eğer durum buysa Konsey bunu kullanarak bize saldırabilir."
"Bu tarz şeylerle endişe etmeye gerek yok. Yerimize endişe edecek büyük figürler olacaktır! Yapmamız gereken Gecegöz'ü yakalayıp geri getirmek. Ama onu kaybedersek bunun sorumluluğu bizim omuzlarımızda olur."
Vampir askerler hızla batıya doğru harekete geçti. Koca bir yelpaze düzeni oluşturup birbirlerinden ayrıldılar ve deliksiz büyük bir ağ yarattılar, Gecegöz'ün gittiği yöne doğru gidiyorlardı.
Koşu hızları son derece yüksekti, boş arazideki kurtadamlardan bile hızlılardı. Ek olarak bu hızı dinlenmeksizin tüm gün ve gece sürdürebilirlerdi, vampir askerler böyleydi. Irkları son derece büyük yeteneğe sahipti ve doğuştan güçlülerdi, insanların ezeli düşmanlarıydı.
Uzaklardaki büyük bir ağacın üstünde taktiksel dürbünüyle gecenin örtüsüyle kaplı ıssız toprakları izliyordu. Dürbünün garip, soluk kırmızı bir görüşü vardı. Lenslerin içinde yanan alevlerin ana hatlarını görmek mümkündü.
Bu Kızıl Akreplere verilen çok amaçlı bir taktiksel dürbündü. Özel olarak vampir ve kurtadamları hedef alan bir mekanizmaya sahipti. Bu mekanizma aktifken vampirlerin eşsiz kan gücünü tespit edebiliyor, Qianye'nin görüş alanında onları kırmızı hatlı silüetler olarak gösteriyordu.
Qianye sessizce düşmanları saydı, "Bir, iki... Toplamda dokuz! Pekâlâ, buna epey kaynak ayırmış gibi görünüyorlar. Kendine Gecegöz diyen o kadın söylediği gibi basit biri değil anlaşılan! Avcı mı? Hmph!"
Tekrar geniş arazilere baktı ihtiyatlı bir hareketle dürbünü kurtadam görüşüne çevirdi ama başka şüpheli bir işaret bulamadı.
Dokuz vampir askerin arasında yüksek sınıflı bir vampire dair bir şey görmemişti, bu da bu askerlerin sadece gözcü olduğu anlamına geliyordu. Ana güç hala arkalarındaydı. Ama Gecegöz'ü kovalayışları benzerdi. Sabırsızca onun peşinden çıkmıyor, yavaşça kızın etrafını saracak şekilde ayrılıyor ve iz sürme alanından çıkmıyorlardı.
Bu tam olarak Qianye'nin istediği şeydi. Çoktan bu ayrı ayrı ilerleyen kara kanlı yaratıklarla savaşmaya hazırlanmıştı. Taktiksel dürbününü bir kenara koyup büyük bir ağaçtan aşağı atlayarak uçsuz bucaksız gecenin içinde kayboldu.
Karanlık gökyüzünün altındaki bir vampir asker dikkatle bir vadiye girdi. Vadi o kadar büyük değildi ama arazisi karmaşıktı. Böğürtlen çalıları vadinin her yerine yayılmıştı ve mağaraların sayısı az değildi. Birçok yağmacı bu alanda geçici olarak kamp yapmıştı.
Yağmacılar kamp yaparken etraflarına küçük tuzaklar kurma alışkanlıkları vardı, ama ayrılırken bu tuzakları topladıkları pek görülmezdi. Yıllar içinde bu vadi her adımda tehlikeyle dolu, geçmesi oldukça zor bir yer haline gelmişti.
Yağmacılar birbirlerini anlardı, bu nedenle diğerlerinin kurduğu tuzakların izlerini görebilirdi. Ama bu standart vampir askerin böyle bir yeteneği yoktu. Vadiye girdiği anda iğrenç kokulu bir su ve asitle kaplandı başka bir tuzakla da baldırına kadar yaralandı.
Son derece öfkelendi.
Böyle küçük bir yara bir vampirin güçlü vücuduna pek fazla zarar veremezdi, ama asit ve iğrenç kokulu su son derece iğrenmesine neden olmuştu. Her vampir bir temizlik takıntısıyla doğardı! Ancak bu vadiyi baştan sona araması lazımdı, çünkü burası birinin gizlenmesi için çok iyi bir yerdi. Gecegöz burada gizleniyorsa ve onu bulamazsa daha sonra en ağır cezalar onu bekliyor olurdu.
Bu nedenle vampir asker söylenerek de olsa aramaya devam etti.
Bir yağmacı bulsa çok iyi olurdu. Kesinlikle çöpler arasında dolaşıp duran birinin kirli kanını içmezdi, ama o kurnaz insanlara işkence ederek biraz keyiflenebilirdi!
Yürürken vampir asker bir anda ince, siyah bir ipliğe değdi. Daha ayağını bile oynatmaya vakit bulamadan o iplik koptu!
Vampir kaşlarını çatıp dikkatle etrafını taradı. Bir tuzağın harekete geçmesini bekledi. Onları tespit edebildiği sürece yağmacıların tuzaklarının ona zarar vermesi mümkün değildi.
Ancak etrafını gözlemlemek için gözlerini açtığı anda birkaç metre uzaktan gümüş bir alev yükseldi. O anda göz alıcı bir ışık yaymaya başladı!
Gecenin zifiri karanlığında böyle güçlü bir ışıkla karşılaşan, normalde güçlü bir gece görüşü olan vampir asker bir çığlık patlatıp gözlerini kapattı!
Savaşta epey deneyimliydi ve bu ani saldırının ardından bulunduğu noktadan yan tarafa yuvarlanmak için düşünmeyi bile beklemedi.
Ancak tam ayağa kalkıp etrafına bakmaya çalıştığında sırtında bir soğukluk hissetti. Keskin bir bıçak sırtına girip iyice derinlere ilerledi ve kalbine saplandı!
Keskin bıçak sırtına girdiği anda vampir asker göğsünde bir yanma hissetti. Yanık kokusunu kendi nefesinde bile alabiliyordu. O an aklında bir düşünce belirdi, "Bu bıçakta gümüş var!"
Çırpındı ama ne yapsa nafileydi. İnleyemedi bile, güçlü bir el boğazını kavramıştı.
Sonunda güçlü bir rakiple karşılaştığını anladı. Belki de karşısındaki en nefret dolu vampir avcısıydı. Sadece vampirleri çok iyi tanıyan biri tek saldırıda kalbini yarıp aynı zamanda boğazını sıkarak yardım istemesini bile engellerdi. Deneyimsiz insanlar genelde böyle durumlarda vampirin ağzını kapatmaya çalışır ve ısırılırdı. Sonunda vampiri öldürseler bile kan esirine dönüşürlerdi.
Vampir asker bir süre çırpındıktan sonra bir daha asla hareket edememek üzere yere yığıldı.
Qianye bir hayalet gibi arkasında belirip sessizce askeri bıçağını çekti. Sonrasında birkaç kez daha onu bıçakladı. Vampir askeri ters çevirip ağzını açtı, ağzındaki iki bütün vampir dişini gördü, resmi üyelerin bir sembolüydü bu. Tüm yetişkin vampirlerde en az ikinci kademeli bir Savaşçı'nın gücü olurdu.
Qianye hançeriyle iki dişi çıkardı ve çantasına attı. İmparatorluktaki birçok kurum bu dişlere vampir öldürmenin ödülü olarak büyük paralar öderdi. Bir resmi asker dişinin fiyatı bir imparatorluk altınıydı.
Qianye vampirin vücudunu tekrar arayıp değerli her şeyi çantasına attı. Başka şeylere dokunmadı. Vampirlerin kullandığı silahlar genelde izi sürülebilecek şekilde tasarlanmış, kan izleri bulunan silahlar olurdu ve uygun yöntem ve araçlar olmaksızın izinin sürülmesini engellemek çok zordu. Kişi açgözlülük edip bir silah alırsa bu aslında o vampirin yoldaşlarına net bir hedef vermek olurdu.
İzlerinden kurtulmak için birkaç dakika harcayan Qianye aceleyle vadide dönüp dururken kalan kalay folyo paketleri çıkardı. Bu paketler güçlü ışık parıltıları yaratabiliyordu ve vampirlerin olağan dışı gece görüşlerinin en büyük düşmanıydı, doğru kullanılırlarsa vampirlere karşı iyi savunma yapmakta işe yararlardı.
Yapması gerekenleri hallettikten sonra Qianye vadiden ayrıldı. Sadece yarım saatte çoktan yirmi kilometre koşmuş ve kendini içine saklayabileceği gizli bir mağara bulmuştu.
Qianye askeri eldivenlerini giyip sırt çantasından bir paket sıvı gümüş çıkardı. Kendini kanının itirazlarına dayanmaya zorlayıp ince kılıcının üstüne damlattı. Sonra kurumasına izin verip kınına geri soktu ve sonraki savaş için hazırlanmayı tamamladı.
Bunun ardından gözlerini kapatıp dinlenmeye başladı. Sadece birkaç basit iş tamamladıktan sonra soğuk terlere bürünmüştü.
Uzaklarda Gecegöz sinsi hareketlerini bıraktı. Sol göz bebeği kan rengine büründü. Görüşünde on yedi solgun kan enerjisi bağlantısından oluşan bir zincir vardı, vücudunu uzaklardaki bir yere bağlıyordu.
Bunlar Kan Prangaları'ydı, sadece safkanların sahip olduğu gizli bir sanattı. Birkaç vampir iş birliğiyle Kan Prangaları'nın hedeflerine bağlanmasını sağlayabiliyordu, ama bu iki tarafın da güç seviyesini bastırıyordu.
Kan Prangaları'nın sayısı arttıkça baskıları da o kadar etkili oluyordu. Ama iki taraf da bu baskıyı hissediyor ve herkes bir hayli kısıtlanıyordu. Kan Prangaları'nın sahibi olan taraf onları en önden ölmeye giden askerleri feda ederek hakiki bir uzmanı bastırmak için kullanabilirdi.
Ek olarak Kan Prangaları tarafından yakalandıktan sonra kaçmanın yolu yoktu. Kan Prangaları her zaman iki tarafı düşmanlarının yeri hakkında bilgilendirirdi, yani kişi tüm prangalı düşmanları öldürmeden kaçamazdı.
Şu anda Gecegöz belden üstünün biraz hafiflediğini hissediyordu. Bir kan zinciri kırılıp soldu, düşman askerlerinden birinin öldüğünü gösteriyordu.
Gecegöz zincirin yönüne doğru bakılarını çevirdi. "Gerçekten birini öldürdü mü? Şansına mı acaba?"
Onun için Qianye gerçekten çok zayıftı, yenidoğmuş kademesini henüz atlatmış bir vampir askere denkti. İnsanlar çok zayıftı.
Ancak son derece kurnazlardı ve üremekte iyilerdi. Şafak Savaşı esnasında sayısız karanlık ırk kahramanının insanlığın İnsan Dalgası Taktikleri'yle yok edildiği söyleniyordu.
Kan Prangaları'nın öteki tarafındaki vampirler kesinlikle düşük kademeli değildi. İmparatorluk ordusunda altıncı kademeli Savaşçılar bin kadar Savaşçı'ya önderlik edebilen Yarbaylar olurdu, ama bu vampirlerin her biri bir beşinci ya da altıncı kademeli insan Savaşçı'nın gücüne sahipti, Kan Prangaları'yla kilitlendikten sonra ise ikinci kademeye düşmüşlerdi.
Gecegöz'e göre bu gelişmiş askerler sadece bir ikinci kademeli Savaşçı'ya ölmüşlerdi. Muhtemelen bitmek bilmez bir pişmanlıkla ölmüşlerdi. Ama bunu düşünmeyi başladı, onun için o askerlerin kaderi daha fazla düşünmeye değmezdi.
Gece gökyüzünde ilerlemeye ve hızla uzaklara gitmeye devam etti.
Magnec