Lan noluyoz lan son cümle de neydi öyle
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
98. Bölüm Hızlı Ayrılış
Ancak Yu Yingnan başını eğip aşağı baktığında nihayet hala sadece bir taktiksel ceket giydiğini far ketti. Kısa ceketiyle hareket ederken göğüs manzarası Qianye'nin açısından tamamen gözler önündeydi.
Yu Yingnan bunu biraz bile umursamadı, "Daha önce görmedin sanki. Gelecekteki görevlerde yaralanırsam muhtemelen daha da fazla göreceksin. Sorun ne ki?"
Qianye nasıl cevap vereceğini bilemedi. Sadece vücudunu katılaştırıp Yu Yingnan'ın istediklerini yapmasına müsaade etti.
Yu Yingnan Qianye'nin tüm kırık kaburgalarını yerine oturtup birleştirdikten, dış yaraları temizleyip bandajladıktan sonra sonunda rahatladı. Ellerinin kan içinde olduğunu gördükten sonra ekstra çaba sarf etmeden onları kıyafetlerine silmeyi planlamıştı.
"Biraz bekle!" Qianye Yu Yingnan'ın iki elini kavradı ve onu banyoya sürükledi.
Qianye'nin gücü sıra dışı derecede fazla olduğundan karşısında direnç bile gösterilmiyordu. Yu Yingnan'ın köken gücünü daha tamamen yenilememiş olması bir kenara, en iyi durumunda olsaydı bile karşı çıkamazdı. Yalpalayarak onu takip etti, zihninde sancılı bir korkuyla karışık bir panik vardı. Aklından sadece birkaç şey geçti, "Y-Yoksa bunu... Böyle yerlerde mi... Seviyor?.."
Aklından bu geçerken Yu Yingnan bir anda tüm vücudunun yumuşadığını hissetti, daha yeni kazandığı güç kırıntıları bile bir yere gitmişti.
Qianye onu banyoya sürükledi, musluğu açıp kızın ellerini suyun altına getirdi ve üstündeki kan lekelerini temizlemeye başladı. Qianye'nin hareketleri bir yandan oldukça titiz ve ustacayken, aynı zamanda gayretli ve dikkatliydi. Tırnak altlarını bile kaçırmıyordu, bu onun yara temizleme tekniğiydi.
Yu Yingnan başta şok oldu ama sonra yavaşça sakinleşti, içini nazik bir his kapladı. Sessizce Qianye'nin kulaklarının yanından aşağı ilerleyen uzun saçlarına baktı. Loş ışığın altında aşağı akan ışık çizgileri gibi görünüyorlardı.
Tüm kan lekeleri temizlendikten sonra Qianye nihayet rahatlayarak bir nefes verdi. "Pekâlâ, ben gidiyorum. Halletmem gereken bir şeyler var."
"Şimdi Gökyüzü Yılanı öldü, gelip benimle yaşamaya ne dersin? Birlikte... Ah, yani birbirimizi kollayabiliriz!"
Bu Yu Yingnan için büyük bir mesele olmamalıydı, aynı zamanda daha önce burada geçici olarak başka avcılarla birlikte kalmamı değildi. Ama bu sefer konuşurken biraz kekeledi.
Qianye biraz düşündü ve başıyla onayladı, "Tamamdır, ama muhtemelen bir süre sonra gitmem gerekecek."
Yu Yingnan nereye gideceğini sormak istedi ama tam kelimeleri ağzından kaçmak üzereyken bir anda değiştiler, "Pekâlâ, sen toparlan. Benim de İhtiyar 2'nin yanına gitmem lazım."
Qianye hızlıca çıktıktan sonra uzun bir süre olduğu yerde kalıp boş bakışlarını etrafa yöneltti, sonra sonunda kıyafetlerini değiştirip Avcılar Evi'ne fırladı.
Avcılar Evi gece vakti oldukça sessizdi. İhtiyar 2 hala tezgâhın altında oturuyordu, eski tarz gözlükleri gözlerinin önündeydi, bir kitabın sayfalarını usulca değiştiriyordu.
Yu Yingnan'ın kapıyı itip içeri geldiğini görünce konuştu, "Beklediğimden biraz geç geldin. Zaman neredeyse geliyor, kapıyı kapatıver!"
Yu Yingnan bacağını kaldırıp sertçe kapıyı tekmeledi ve kapattı, sonra tezgâhın karşı tarafına oturup parmaklarıyla tezgâha vurdu, "Alkol var mı?"
İhtiyar 2 geleneksel yöntemlerle damıtılmış bir alkol çıkardı, "Sadece bu var."
Yu Yingnan kaşlarını çattı, "Bunu içmeye bir türlü alışamadım ama sorun yok, alkol olduğu sürece..."
İhtiyar 2 bardağı uzattı. Yu Yingnan onu ağzına kadar doldurup hemen midesine indirdi. Sonra yüzü bir anda kızıla bürünürken sertçe öksürmeye başladı.
İhtiyar 2 bir iç çekti ve başını iki yana salladı, "Yine aynı tepki..."
"Bunun ne kadar sert olduğunu hep unutuyorum, ama güzel. Böyle daha çok tatmin ediyor!"
İhtiyar 2 Yu Yingnan'a gözlüklerinin üstünden bir bakış yolladı, "Ne, işleri eline yüzüne mi bulaştırdın?"
"Hayır." Yu Yingnan kendiyle alay eden bir tavırla güldü, "Erkekler benim gibileri pek sevmiyor."
İhtiyar 2 sessizce güldü, "İyi olduğun sürece kaybetmek o kadar fena değildir. Ama keyfin yerinde değil gibi görünüyor, yanlış mıyım?"
Yu Yingnan sert sert kafasını kaşıdı, "Ben de neler olduğunu bilmiyorum. Sadece her şey karmaşık, süper karmaşık, daha da karmaşık. Bir türlü kafamı toplayıp net düşünemiyorum. Ah!"
"Sigara?" İhtiyar 2 tam zamanında bir sigara uzattı."
"Sağ ol!" Yu Yingnan onu derhal yakıp derin bir nefes aldı ve sadece uzun bir sürenin ardından kalan dumanı üfledi. Beklendiği gibi daha iyi hissediyordu.
"Qianye yakında buralardan gidebilir. Bu şehir artık ona uymuyor."
İhtiyar 2'nin sözlerini duyunca Yu Yingnan'ın elleri titrerken bir parça kül ellerinin üstüne düştü ve cildinin üstünde minik bir kabarcık oluştu.
Kaşları çatılmıştı. Hiç umursamadan külden kurtuldu. "Oh, anlıyorum. Er ya da geç gitmesi gerekecekti zaten. Belki bir süre sonra ben de buradan giderim."
"Bırakması gereken şeyler olsa da yol üstünde yapabileceği bir görev var."
"Ne görevi?" Yu Yingnan'ın gözleri parıldadı. Ortada bir görev varsa bir avcının nerelerde olduğunu ve hareketlerini kabaca tahmin etmek mümkündü. Ayrıca ücretini almak için Karakan Şehri'ne dönmesi gerekirdi.
"Bayan Qiqi'nin koyduğu görev. Artık daha fazla geçiştiremeyiz."
Yu Yingnan'nın yüzünde anında hem şaşkın, hem iğrenmiş bir ifade belirdi. "Qiqi mi? O kadından tiksiniyorum!"
"Ama Qianye'den başka uygun adayımız yok. Bundan önce yine geri çevirebilirdim ama şimdi yapamam. Qianye belki senin sözlerini dinler, onu teşvik etmeye ne dersin?"
Yu Yingnan aniden tezgâha doğru yaslandı ve İhtiyar 2'ye bakıp tüm kelimelerine vurgu yaparak konutu, "O. Kadından. Gerçekten. Tiksiniyorum!"
Ama İhtiyar 2 sadece gülümsedi, "Ama ne sen, ne ben onu öfkelendirmeyi göze alabiliriz, değil mi?"
"Biraz düşüneceğim!" Yu Yingnan'ın ses tonu hiç de samimi değildi.
İhtiyar 2 biraz bekledi, sonra kendi kendine konuşuyor gibi dışarıya bakarak mırıldandı, "Şehir bu gece çok sessiz görünüyor."
Yu Yingnan bir anlığına dondu, düşündü ve konuştu, "Seferi ordunun başından sonuna kadar neden ortaya çıkmadığı şimdi anlaşılıyor. Demek senin işindi, ihtiyar. Bu iyilik hiç de küçük değil gibi!"
"Ne kadar büyük olduğu fark etmez, yeterli olduğu sürece."
Yu Yingnan tezgâhtan sıçradı, tereddüt etmeden konuştu, "Pekâlâ! Bunu bana bırak."
Büyük adımlarla kapıya kadar yürüdü, tam itip açacakken aniden durdu, yıkılmak üzere gibi görünüyordu.
"Sorun ne?" İhtiyar 2 şok olmuştu.
Yu Yingnan hafifçe elini kalbinin üstüne koyup o bölgeyi sıktı, daha önce hiç hissetmediği garip bir acıya dayanıyordu. Derin bir nefes aldı ama arkasını dönmedi, ses tonu su gibi sakindi, "İhtiyar, içimde hayatımın geri kalanını kandırmışsın gibi bir his var."
Qianye küçük otele döndü ve toparlanıp hemen Yu Yingnan'ın evine yöneldi. Aslında kendisinin olan evi gidip kontrol etmeye bile zahmet etmedi. Geriye evin iskeletinin bile kalıp kalmadığını bilmiyordu.
Qianye ne zaman, daha doğrusu Yu Yingnan'ın kaç gün içinde döneceğini bilmiyordu. Pencere ve kapıların çevresine birkaç tuzak kurmuştu ama çoğu sadece yeteneksiz hırsızlara karşı işe yarardı. Elbette Qianye'nin gözlerinde yeteneksiz tanımı üç yıldız avcılarının seviyesinin üstündeydi. Karakan Şehri'ndeki birkaç güçlü çetenin içinde bile bu tanım orta seviyede ya da üstünde bulunan bir lideri kapsardı.
Qianye ekipmanlarını boş bir odaya attı ve biraz düşününce pek güvende hissetmedi. Genel olarak bunun sebebi dördüncü sınıf Kartalgöz'ün çok pahalı olmasıydı. Satış fiyatı bin altının üstündeydi ve küçük bir parça kaybolsa bile bu çok büyük bir kayıp olurdu.
Ayrıca biraz tereddüt ettikten sonra, Yu Yingnan'ı aşağı görüyormuş gibi şüphe uyandıracağını hissetse de ekipmanlarını koyduğu yerin görüntüsüyle oynadı ve iki tuzak yerleştirdi. Bir tanesi uyarı, öteki yaralama amaçlıydı. Yu Yingnan'ın seviyesini düşününce, o ikisini de keşfedebilir ve kaçınabilir ya da onları tamamen kaldırabilirdi.
Ancak Qianye'nin unuttuğu bir şey vardı; Yu Yingnan'ın kurduğu tuzakları "keşfedebilmesi" gerektiğini düşünmüştü ama aslında bu umursamaz avcı genelde titizliğini ve sabrını sınayan, "yapabilmesi" gereken şeyleri sık sık yanlış yapıyordu.
Her şeyi hallettikten sonra Qianye tatmin olup gecenin içine girdi. Kan enerjisine yönelik arzusu biraz sakinleşmiş olsa da içinde bir rahatsızlık vardı. Ek olarak etrafa bakınmayı, yakında veda edeceği bu şehri biraz izlemeyi planlamıştı.
Karakan Şehri'nin geceleri her zaman çok dolu geçerdi, sonuçta şehre genel olarak karanlık hakimdi. Bir tavernanın yanında geçerken son derece canlı bir atmosfer görülebilirdi. Qianye erkek ve kadınların arzularını kasten pencerelerden gösterdiğini gördü ve aniden Deniz Feneri Kasabası'ndaki küçük barı Kırmızı Örümcek Zambağı'nı hatırladı.
Bara girdi. Kapıdaki iri yarı adam belindeki Katil'e bir bakış attığı anda yüzüne kelimelerle anlatması pek kolay olmayan, yaltaklanma dolu bir ifade yerleştirdi. Qianye'nin önüne geçerek dans katına doğru bir yol açtı ve Qianye'ye boş bir masaya kadar eşlik etti.
Masanın konumu oldukça güzeldi. Böyle kalabalık bir zamanda hala boş olması için gereken kuralları Qianye haliyle anlamıştı. Cüzdanını çıkarıp iki gümüşü adamın ellerine bıraktı, "Bunlar senin olsun. Bir de bana iki şişe getir."
İri yarı adam mutlulukla ayrılırken Qianye cüzdanını bir kenara koydu. Biraz bekledikten sonra masasına iki güçlü alkol şişesi gelmişti. İki gümüş Qianye'nin parmaklarında dolaşırken garip sayılacak bir hızlılıkla uçup garsonun derin göğüs dekoltesine düştüler. Bu hareket oldukça güzeldi ve etraftan bolca alkış aldı. Aynı zamanda Qianye'ye kötü niyetli bakışlarını yöneltmişlerin bazıları gereksiz düşüncelerini hızlıca geri çekip gözlerini farklı yerlere diktiler.
İki gümüş parayla bu kadar iyi oynayabilen biri hançerlerle de iyi oynayabilirdi.
Yoğun bir makyaja sahip bir kadın Qianye'nin yanına sokulurken nazlı, tatlı bir sesle konuştu, "Buraya oturabilir miyim?"
"Oturamazsınız!" Qianye kayıtsızca konuştu.
Kadının üstünde oldukça yoğun bir parfüm vardı, ama Qianye'nin burnuna gelenler çürümüş kokulardı. Qianye artık canlıların içindeki kan enerjisinin kokusuna son derece hassas hale gelmişti ve kadının kanındaki koku iğrenmesine neden olmuştu.
Güzel kadın oldukça öfkeliydi. Yüksek sesle homurdanarak arkasına döndü ve ayrıldı.
Qianye ona dikkat etmeye bile tenezzül etmedi. Böyle kaotik bir yerde belindeki Katil en cesur şerefsizin bile ayık ve uyanık olmasına yeterli. Qianye etrafındaki kendilerini arzularına bırakmış insanları izlerken Deniz Feneri Kasabası'ndaki zamanlarını hatırlamıştı.
O zamanlarda da insanlar Kırmızı Örümcek Zambağı'nda herhangi bir endişe olmaksızın en ilkel arzularını ortaya çıkarıyordu, hatta daha doğrudan ve serbest oluyorlardı. Bazen arzularını bastıramayanlar doğrudan kapıdan fırlayıp işe başına geçiyordu. Ancak burada, en azından banyoya gizlenmeleri gerekiyordu.
Qianye'nin elindeki güçlü likörle dolu bardak daha o farkına varamadan midesine inip bitmişti. Qianye hemen hafifçe çakırkeyif olduğunu hissetti. Düşünceleri usulca süzülüyor, ağır ağır dönüp dans ediyorlardı.
Yapmaması gereken herhangi bir şey yokmuş gibi hissetti, aynı zamanda yapabileceği bir şey de yokmuş gibi hissediyordu.
Yavaşça bardağını masaya yaklaştırdı. Oldukça inceydi ve güzel sayılmazdı, ama yüzü oldukça temizdi. Yaşı Qianye'ninkinden bile biraz küçük gibiydi, Qianye'nin bardağını doldurdu.
Qianye'nin burnu seğirdi. Aniden kızı kollarının arasına aldı, boynunun yanına yaklaştı ve derin bir nefes aldı.
Magnec