Ahhh Qianye yavrum bee ???
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
60. Bölüm Müreffeh ve Zengin
Böyle bir kale inşa etmek İmparatorluğun zenginliğinin doğrudan bir kanıtıydı. İnsanların kara ırklarla çarpışıp Ebedigece Kıtası'nın her karışında özgürlük için savaşarak kölelikten nasıl kurtulduğunu anlamak zor değildi.
İmparatorluk kurulalı bin yılı aşkın bir zaman geçmişti. Sayısız güçlü askerin anıyla doğmuş ve bir gökkuşağı gibi yıldızlara yükselmişti. İnsanlık tarihinin sınırı olan sonsuz karanlığı aşarak insanların yaşaması için yeni bir yer oluşturmuştu.
Yirmi üçüncü imparator bir zamanlar gururla söylemişti: "Dünyamızda güneş ışığı yoksa, o zaman bir güneş yaparız!" O, karanlık ırkların üst kıtalarının en derin bölgelerine ulaşmış tek insan uzmandı, ancak Hiçlik Vadi Yıldızı'nın yörüngesinden çıkmasıyla gitgide tarihte kaybolmuştu.
İmparatorluk şu an dört kıtayı kontrol ediyor olsa da artık daha savunmacıydı, işgalci değildi ve bünyesinde hala bir sürü yetenekli insan barındırıyordu.
İmparatorluğun iki dayanağı, Lin Xitang ve Zhang Boqian, imparatorluk avlusunda genel durumu kontrol ediyordu. Biri içeriden, biri dışarıdan bunu yapıyordu, biri siyasi; diğeri askeri kontrole sahipti. Orduda sekiz Mareşal İmparatorluğu her yönden koruyordu. İnsan ırkının en güçlüleri olan dört Göklerin Kralı da oradaydı ama günlük meselelere karışmazlardı. Okyanus Dengeleyen Değnek* gibi kişilerdi ve karanlık ırkların lortlarına karşı dimdik duruyorlardı. Her biri efsanevi isimlerdi!
Gece yarısı arkada kalalı çok olmuştu. Bir sürü insan büyük, yaşlı şehrin kapılarından geçiyordu. Soğuk bir rüzgâr tüylerin ürpermesine neden oluyordu, getirdiği kuvvetli ve gururlu ruh bu ıssız topraklara ait gibi değildi.
Qianye'nin göğsünde bir şey hızlanıyordu. Bunun sebebi et ve kan arzusu falan değildi, uzun süredir bastırılmış, kaynamaya yer arayan kanıydı.
Gözlerinin önünde efsanevi Sonsuzluk Kapısı vardı.
İnsanlık karanlık ırklara karşı son savaşını verene kadar şehrin kapıları asla kapanmayacaktı. Kim olursa olsun, geçiş ücreti olan bir gümüşü verebildiği sürece ne zaman isterse içeri girebilirdi. Bir koruma o kişinin kılık değiştirmiş bir karanlık ırk üyesi olduğunu anlasa bile para ödendiği sürece izin verirlerdi.
Bu küstah gelenek Karakan Şehri'nin 700 yılındaki başkanı Peng Huaiyuan'dan geliyordu.
İmparatorluğun bu tuğgenerali ıssız topraklarda doğmuş ve ordu için yaşamıştı. Sayısız küçük ve büyük savaşa girmişti. O zamanlar Karakan Şehri şeytansoy ve kurtadamların bir ittifakı tarafından işgal edilmek üzereydi. Tüm generaller kapıları kapatıp şehri korumayı seçmişken, Peng Huaiyuan masaya vurup bağırmıştı, "Bugün dört kapıyı da açacağım, savaşmaya cüreti olan herkes gelsin!"
Peng Huaiyuan söylediğini yapıp kapıları açmıştı. Ölmeye hazır üç yüz askere bizzat önderlik ederek düşman askerlerine hücum etmiş, ittifakın başkomutanını öldürmüştü. Düşmanın bayrağını gittiği gibi ikiye ayırmıştı! Yirmi bin karanlık asker savaşçısı mağlup olmuş ve hemen geri çekilmişti.
Bu savaşın ardından Peng Huaiyuan ağır yaralar almış ve iyileştirilememişti, bu yüzden malikânesinde yedi gün sonra can vermişti.
Çağın imparatoru olanları duyunca bizzat yazmıştı: "Elinde bir hançerle atlı düşmanları durdurmaya cesaret eden biri varsa, o ancak benim generalim Peng'dir!"(2)
O andan sonra Peng Huaiyuan'ın ismi tüm İmparatorlukta iyi bilinir hale gelmişti.
Ordudaki tek bir kişi bile General Peng'i bilmiyor olamazdı, haliyle Qianye de bu hikâyeleri duymuştu. Peng Huaiyuan asında son derece güçlü biri değildi, hatta üst seviye bile sayılmazdı. Zar zor birinci sınıf olarak düşünülebilirdi. Ancak bu savaşta, sayı üstünlüğünü eline geçirmiş düşmanlara karşı olan cesareti, her askerin saygısını kazanmasını sağlamıştı.
Karakan Şehri nadiren kapılarını kapatırdı ama karanlık ırklar yine de bir şey yapamıyordu. Tarihte şehir sadece üç kez düşmüş ama İmparatorluk tarafından hızlıca geri alınmıştı. Her karşı saldırıda, harekete geçenler sadece seferi ordu olmazdı. Avcılar, yalnız kurtlar, maceracılar ve hatta son yüzyıllar boyunca hiç tamamen kontrol edilememiş isyan güçleri bile şehri geri almak için bir araya gelirdi.
Qianye Sonsuzluk Kapısı'nı Kızıl Akrep'teki tarih derslerinde duyduğunda hep fırsatı olduğunda onu gidip görmek istemişti. Bu kalenin her bir taşına bir sürü ismin işlendiği söylenirdi. Son bin yılda feda edilmiş bu cesur ruhlar bu şehrin varlığını, refahını korumuştu.
Ancak ölümün gölgesi gittikçe dağılıyordu. Kaplan Yan ve Qi Yue ile yaptığı savaşta Qianye hiç kan arzusu hissetmemişti. Çöplükteki savaştan sonra bulduğu o umut ve ışık kırıntıları gitgide büyüyordu. Ayrıca kalbinde bastırılmış olan gençlik azmi ve asker cesareti Qi Yue ve vampirlerle ilgilenirken kendilerine gelmiş, tekrar başlarını kaldırmaya koyulmuştu.
Ayrıca Qianye küçük bir kasaba bulup sessiz bir hayat yaşama amacından vazgeçmişti. Her şeyini kaybetmiş durumdaydı, gururunun kaynağı olan Lin soyadı dahil. Aynı zamanda o Kızıl Akrep'in verdiği, neredeyse imkânsız olan son emir de omuzlarındaki yüklerdendi. Şimdi yeniden başlama fırsatını görmüştü, buna nasıl karşı çıkabilirdi ki?
Bu efsanevi ama kaos ve kötülükle dolu şehirde istenebilecek en değerli şeyler özgürlük ve fırsatlardı.
Burada düzen yoktu ama lider de yoktu. Bu yerde güç hüküm sürüyordu ve aynı zamanda adaletin farklı bir şekliydi. Karakan Şehri'nde kişi yetenekli, çalışkan ve biraz şanslı olursa kolayca ün kazanabilirdi.
Belki Qianye hala üst kıtalarda olan bitenleri nasıl açığa çıkaracağını bilmiyor olabilirdi ama ilk adımının dönmek, bir zamanlar dehşete kapılmasına neden olan insanlara dönmek olduğunu biliyordu.
Qianye basitçe hazırlandı ve kendini ortalama bir yağmacıya çevirdi. Sonra kalabalığa dalıp Karakan Şehri'ne girdi. Giriş ücreti olarak bir gümüş ödeyen bir yağmacı olarak dikkat çekmekten korkuyordu, ama muhafızlar ona bakmayacak kadar tembeldi. Yüzlerinde "kılık değiştirdiğini zaten biliyorum" ifadeleri vardı.
Qianye'den sonra bir grup dilenci yaklaştı. Her biri bir gümüş ödeyip şehre girdiler. Qianye şehre ilk kez geldiğinden sersemlemişti.
Deniz Feneri Kasabası'nda dilenciler gerçekten dilenciydi. Ceplerinde birkaç bakır belki olurdu, belki olmazdı. Biraz para çıkarınca cepleri parıldayan bu dilencilerden farklılardı.
Anlaşılan şehirden işlerini halletmek için ayrılanların kılık değiştirme tarzları farklıydı. Muhafızların bu garip olaylara neden aldırmadığına şüphe yoktu.
Qianye Karakan Şehri'ne girip biraz bilgi topladıktan sonra Güney Banka Bölgesi'nin fakir mahallelerinde küçük bir otele girdi.
Bu yer epey iyiydi, etrafta her şey vardı. Bir bar, bir paralı asker loncası hemen yan taraftalardı ve kısmen büyük iki çete bölgeye dağılmıştı. Merkeze doğru iki sokak yürüyünce meşhur Siyah Bakır Sokağı'na çıkılıyordu, bu sokakta da silahın her türlüsünü bulmak mümkündü.
Qianye odasının içinde şehrin haritalarına bir göz attı ve öncelikle elindeki kaçak malları elden çıkarmaya karar verdi.
Eşek Arısı Qi Yue'nin kişisel silahıydı, ondan kurtulmak en iyisi olurdu. Birinci kademeli Şafak Işığı köken silahı çok zayıftı, bu yüzden Qianye ona pek değer vermiyordu. Ancak Altın Gül kesinlikle iyi bir silahtı ama abartılı süslemeleri onu paraya çevirmek için daha uygun hale getiriyordu. Kazara savaşın ortasında desenleri çizerse değeri anında üçte bire düşerdi. Epey boşa gitmiş olurdu.
Siyah kristalleri ise, bu şeyler epey sorunlu olduğundan satması mümkün değildi. Genelde vampirlerle yapılan yer altı takaslarından iz kalmazdı ama tüm İmparatorlukta bu siyah kristalleri üretip sıkıntı çıkmadan tedavül edebilirdi. Qianye bir sıkıntı çıkmadığını düşünse bile takas yapanların aynı şekilde düşüneceğini bilemezdi. Olayların arkasındaki insanları alarma geçirmekten korkuyordu.
Buradan çıkmadan önce görünüşünü tekrar değiştirmeye karar verdi. Her türlü insanın bulunduğu kalabalık bir şehirde sürekli görünüşteki detayları değiştirmek epey işe yarar bir numaraydı. Çok değişim olmasına gerek yoktu. Hafifçe kaş ve göz şeklini değiştirmek, sakal ve bıyık tarzını farklılaştırıp saç şekillerini çeşitlendirmek büyük değişiklikler olmuş gibi hissedilmesine yol açardı.
Qianye kılık değiştirmek için kullanılan malzemelerle dolu küçük bir çantayı açtı ve aynanın önüne geçip görünüşünü değiştirmeye odaklandı. İlk değiştireceği yerler kaş ve gözleriydi. Kaşları yeterince yoğun değilmiş gibi hissetti, bu yüzden dikkatle birkaç işaret ekledi. Tüm yüzünün tarzı bir anda değişti.
Şimdi kaşlarına renk gelmişti, iki koca kılıç gibi görünüyorlardı ve tüm yüzü daha kahramansı, yiğit bir... Güzelliğe bürünmüştü.
Qianye bu son sıfattan memnun olmadığından kaşlarını yıkayıp yeni izler yaptı. Bunlar çok daha yumuşaktı ve onu garip bir şekilde çekici ve... Güzel yapmışlardı.
Birkaç kez daha denedikten sonra yüzü siyaha dönmüştü.
Korkunç bir şey keşfetti. Tüm yüzü makyajla dolarsa pek sıkıntı olmazdı ama diğerlerinin algısını değiştirmek için sadece birkaç detayı değiştirmek isterse birçok sonuçla karşılaşabilirdi. Yani bu etki bir kadının makyajla güzelleşmesine benzerdi, hem de artık cinsiyet belli olmayan noktaya kadardı.
Bu birçok kadının hayali olan bir etkiydi, ama Qianye bununla hayal kırıklığına uğramıştı. Aynaya yumruğunu vurup öfkeyle konuştu, "Kahretsin! Niye böyle değişiyor?!" diye sinirle söylenirken resmen zamanda dönüp tekrar kılık değiştirme dersini almak istemişti.
Qianye'nin görünüşü hakikaten de çarpıcı ölçüde değişmişti. Hatta Deniz Feneri Kasabası'na ilk girdiği zamanlardan bile farklıydı. Aslında daha narin bir görünüşü vardı ama Kaplan Akrebi'ne girdikten sonra maskülen bir tarz kazanmıştı. Yakışıklı bir genç gibi görülebilirdi. Ancak karanlığın kanı tarafından lekelendikten sonra vücudu sürekli güçlenmiş olsa da gittikçe ince ve kırılgan görünmeye başlamıştı.
Qianye Deniz Feneri Kasabası'na girdiğinde görünüşünden ötürü defalarca kez tacize uğramıştı. Bir süre sonra birkaç aptala sert dersler vermiş ve sorunları bitirmişti. Ancak bir gün görünüşünün birkaç düzenlemeyle bu kadar güzel olacağını hiç beklemiyordu!
Şimdi Kızıl Akrep'teki eski yoldaşlarının önünde dursa bile Qianye'yi tanıyabileceklerin sayısı muhtemelen çok az olurdu.
"Her neyse, bu kötü bir şey değil. Şimdi kimse beni tanıyamaz, değil mi? Lanet, en kötüsü kadın giysileri giyerim!" Qianye peruk ve diğer kılık değiştirme gereçlerini çıkarıp kendini teselli etti, tembellik etmeyip görünüşünü tamamen değiştirmesinin daha iyi olacağına karar verdi.
Aşağı yukarı aynı vakitlerde Yu Renyan ve birkaç Kara Kılıç savaşçısı Karakan Şehri'nin sokaklarında belirmişti. Artık iz ve koku takibi yapmasına gerek kalmadığından bu uzman haliyle kendini şımartmıştı. Silah ve altınları alıp otostop çekmiş, Qianye'yle aralarındaki mesafeyi sadece iki saate indirmişti.
Yu Renyan'ın yalnız maceracıların sık sık giydiği kapüşonlu bir pelerini vardı ve açıkta kalanlar sadece gözleriydi.
Sokaktaki insanlara bakıp aniden soğukça güldü. Mırıldandı, "Görünüşün nasıl değişirse değişsin, seni bulabileceğim. İnsanları bulurken yüzlerine bakmam bile!"
Yu Renyan elini salladı. Kara Kılıç savaşçıları da kendilerini sıradan maceracı ve avcı kılığına sokmuş, şehre dağılmış ve sonraki emirleri beklemek üzere gizlenmişti. Ama onlara ters olarak Yu Renyan sakince şehrin ortasına doğru ilerliyor, kalacak bir yer arıyordu.
Bu av olağan dışı derecede kurnazdı. Yu Renyan uzunca kalmaya hazırlanmıştı. Böyle eğlenceli bir oyunu kesinlikle atlayamazdı. Av ve avcı arasında zaferi belirleyen şey güç değil, sabır olurdu.
Karakan Şehri'ni seçmesinin sebebi sadece sezgileriydi. Artık takip edecek iz kalmış olmasa da diğer tarafın bu şehrin yönünde ilerlediğini doğrulamıştı. Otostop çektiği araba bu şehre gemi malları götürüyordu, kaderin onu bu yöne götürdüğünü hissetmişti.
Qianye küçük otelinden çıktı, peşinden gelenlerin bu kadar yakınında olduğundan tamamen habersizdi.
O an standart bir maceracı giysisinin içindeydi, yüzünde bir sakal vardı ve saçları, uçları kahverengiye boyanmış at kuyruğu şeklindeydi. Omuzlarında eski püskü bir çanta vardı. Sakince Siyah Bakır Sokağı'na girip dükkânlara bakmaya başladı.
(2): Mao Zedong'un Peng Dehuai'nin anısına söylediği ünlü bir alıntı.
Magnec