Boş ver be başla ziyafete
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
94. Bölüm Yakın Menzilli Savaş
"Sana söylediğimi kafana kazımamışsın anlaşılan," Yu Renyan yavaşça konuştu. "Sana sonraki karşılaşmamızda... Seni öldüreceğimi söylemiştim."
Qianye kaşlarını çattı, yavaşça çantasını çıkarıp yan tarafa attı. Sonra taarruz tüfeğini ayağının yanına yerleştirip sağlam bir şekilde doğruldu. "Bu kadar sabırsız olmanı beklemiyordum."
"Sadece geçiyordum. Ama karşılaştığımıza göre, seni görmemiş gibi davranamam. Kaderde varmış. Vasiyetin için birkaç dakika bekleyeyim mi?"
"Vasiyet benim lügatımda yok. Belki sen yazmak istersin." Qianye ordu hançerini belinin arkasındaki kılıftan çekti. Gümüş bir ışıkla parıldayan hançer, birkaç gece önce vampirlere karşı kullandığı sıvı gümüşün tükenmediğini gösteriyordu.
Yu Renyan hançere baktı ve insanın tüylerini diken diken edecek bir gülümsemeyi yüzüne yerleştirdi.
"Bu hançeri kullanmak... Kendini yaralamaktan korkmuyor musun?" diye sordu.
"Hatırlatma için sağ ol." Qianye bir çift taktiksel eldiven çıkarıp giydi, sonra hançerini kavradı.
"Benimle dönmeye razı olursan..."
Qianye hemen araya girdi, "Sorma bile!"
"Bunu zaten ben de önermem. O halde, hadi savaşalım!" Yu Renyan kollarını salladı ve kıyafetinin içinden ellerine iki kabzasız hançer düştü.
Qianye derin bir nefes aldı ve yarım adım geri çekildi. Sol ayağı bir pat sesiyle yere vururken tüm sokak sarsılmış gibiydi. Qianye'nin ayağının altında oluşan çatlaklar devamlı etrafa yayılıyordu.
Yu Renyan'ın gözleri şaşkınlıkla parladı, Qianye'nin köken gücüne dair yeni bir anlayışı oldu. Hemen savuşturup ileri daldı ve ilk saldırıyı başlattı. Elleri sertçe yere çarptı ve soğuk bir ışıkla parıldadı, Qianye'nin boynunun yanına ilerlediler.
Qianye sol ayağıyla yere vurduktan sonra yerinden oynamadı. Bunun yerine sağ kolunu kaldırıp saldırıyı engelledi ve yıldırımlardan hızlı bir şekilde sağ elindeki hançeri Yu Renyan'a savurdu.
Bu yöntem iki tarafın da zarar almasına neden olan bir yöntemdi. Yu Renyan'ın uzun figürü bir anda akılalmaz bir açıyla büküldü, vücudunda hiç kemik yoktu sanki. Tek bir adımla metrelerce geri çekildi ve Qianye'nin karşı saldırısının geçmesine izin verdi. Qianye ona yaklaşmaktansa asıl yerinde durup sakince bekledi.
Yu Renyan bir anlığına durdu ve yıldırım gibi ilerleyerek önce geri çekilip, sonra saldırmaya başladı.
Hızlı hareketlerle ikili tekrar tekrar yaklaşıp uzaklaştı. Yu Renyan'ın hareketleri son derece hızlıydı ve tahmin edilmeleri imkânsızdı. Uzun uzuvları koca bir örümcek gibi görünmesine neden oluyordu. Saldırıları doğal olarak bir menzil avantajına sahipti.
Ondan farklı olarak Qianye'nin bacakları hafifçe ayrıktı ve biri diğerinin önündeydi, sağlam bir duruşa sahipti. Rakibinin kendini yormasını bekliyor ve saldırıları başlatmıyor gibi görünüyordu. Ancak Yu Renyan ileri atıldığında karşı saldırıları iki tarafın da ciddi ölçüde yaralanmasına neden oluyordu.
İkili arada bir kafa kafaya çarpıyordu ama bunların çoğu eşit bitiyordu. Bu Yu Renyan için çok büyük bir şok olmuştu.
Qianye'nin etrafında aniden birkaç daire çizdi, hançerleri avuçlarında dans ediyordu. Hançerlerinin yansımaları kelebeklerle dolu bir gökyüzü gibi hedefine saldırıp duruyordu. Göz açıp kapayıncaya kadar Qianye'nin vücudunda çeşitli boyutlarda onlarca yara belirmişti! Yu Renyan ne kadar savaşırsa o kadar heyecanlanıyor ve istemsizce sesini arada bir yükseltiyordu.
Onun aksine, Qianye sessizdi ve yüzü ifadesizdi. Yaralanan onun vücudu değildi sanki. Karşı saldırılarıyla istikrarlı bir ritim tutuyor, abartılı hareketler kullanmadan her seferinde hızlı, isabetli ve şiddetli saldırılarını gönderiyordu. Bu eğitiminin doruk noktasıydı. Sadece daha hızlı, şiddetli ve isabetli saldırmaya odaklanmıştı. Kişi bunu yapabildiği zaman kaybetmesi zor olurdu.
Sarı Pınarlar'ın mezunları yere düşmediği sürece rakiplerini tek saldırıda öldürmeleri imkânsız değildi.
Yu Renyan Qianye'ye art arda on kez saldırdı, ama Qianye sadece iki kez saldırdı. Qianye'nin saldırılarından biri Yu Renyan'ın karnını deldi, diğeri ise neredeyse sol elini koparıyordu.
Sokaktaki savaş birçok kişinin dikkatini çekmişti. Birkaç paralı asker vadinin girişine yaklaşıp Qianye ve Yu Renyan'ın şiddetli savaşını izlemeye başladılar. Elleriyle işaret edip gülüyorlardı, belli ki sarhoşlardı.
Yu Renyan'ın göz bebekleri tekrar tehlikeli, dikey şekillerini aldı ve bir anda adam Qianye'den ayrıldı. Rüzgâr gibi hızla paralı askerlerin ortasına daldı, hançerleri fırtına gibiydi. Işığın genişleyip titrediğini, tüm paralı askerleri içine aldığını görmek mümkündü!
Bolca kan, et parçaları ve kopuk uzuvlar fırtınadan dışarı fırlıyordu. Sadece tek bir nefes alabilecek bir sürede Yu Renyan gerçekten de tüm bu paralı askerleri öldürmüştü!
Sokaktaki herkes şok oldu ve hemen kaçtılar. O paralı askerlerin arasında ikinci kademeli iki Savaşçı vardı ama göz açıp kapayıncaya kadar paramparça olmuşlardı! Yu Renyan sadece bakış şekillerini beğenmese bile onu kim durdurabilirdi?
Yu Renyan birkaç kişiyi parçalarına ayırınca keyfi yerine geldi. Et parçalarından kurtulmak için hançerlerini biraz sallayıp arkasına döndü, tekrar Qianye'ye doğru yürümeye başladı. Qianye sol eliyle Katil'i çıkarmıştı
"Bu tarz bir savaşta bir silah işe yarar mı ki?" Yu Renyan soğukça kıkırdadı.
Ama çok geçmeden yüzündeki gülümseme silindi. Qianye bu menzilden ateş etmedi ve tekrar yakın menzilli savaşa girdiler. Savaş yoğunlaştığında Qianye bileğini büktü ve Katil kükreyerek sarı bir ışık fırlattı. Işık Yu Renyan'ın kalçasına çarparak onu yüzde otuz yavaşladı.
Yu Renyan da yakın menzilde silah kullanmakta yetenekliydi, ama bu savaş Qianye'yle kıyaslanmasının bile mümkün olmadığını öğrenmesini sağladı. Qianye köken silahını mükemmel bir şekilde kontrol ediyordu. Onu savurup saldırabiliyordu ve silahını her ateşleyeceğinde aniden köken gücünü çekiyordu.
Qianye son derece sert bir yay gibiydi. Üstündeki baskı ne kadar fazla olursa tepkisi de o kadar sert oluyordu. Buna ek olarak savaş tarzlarındaki fark yavaşça kendini göstermeye başlamıştı.
Qianye hep sakindi. Ne kadar yaralanırsa yaralansın gücü azalmıyordu. Yu Renyan yaralandıkça hareketleri istikrarsızlaşmaya başlamıştı. Bu en çok kol ve bacaklarında görünüyordu.
"Acı hissetmiyor musun sen?" Yu Renyan bağırmadan edemedi.
"Sadece vücut benim değilmiş gibi davranıyorum." Qianye kısaca cevap verdi. Elinin tersiyle ani bir saldırı yaptı, neredeyse Yu Renyan'ın burnunun ucunu kesip atıyordu. Yu Renyan çoktan hareketini değiştirmeye başlamıştı ama yine de darbe aldı.
"Çılgınsın sen! Kafayı yemişsin!" Yu Renyan Qianye'nin kaç yara aldığını tam olarak bildiğinden yorum yapmadan edemedi.
"Övgüler için teşekkürler," Qianye içtenlikle cevap erdi. Sonra aniden ileri büküldü ve taarruz tüfeğini aldı. Onu çelik bir sopa gibi kullanarak Yu Renyan'ın kafasının arkasına doğru savurdu.
Yu Renyan ve Qianye iki yara daha aldılar. Yu Renyan hemen geri çekildi ve aralarındaki mesafeyi açtı. Başını eğip midesine baktı. Karnında iki koca hançer yarası vardı ve bir tanesi derinlere kadar gidip bağırsaklarını kesmişti. Derin bir nefes aldı ve karnındaki kasları gevşetip geçici olarak yaraları kapattı.
Qianye'ye derin bakışlar yolladı, "Sonraki sefer bu kadar şanslı olmayacaksın."
"Sonraki sefer olacak mı?" Qianye kaşlarını çattı.
"Elbette! Bu bir emir, ben de bir askerim." dediği anda Yu Renyan arkasını dönüp buradan ayrıldı.
Qianye orada durdu. Yu Renyan'ın gidişini izlerken hareket etmedi.
Sokaktan çıktıktan sonra Yu Renyan ellerini çekti ve hançerleri giysilerinin kol kısmına döndü. Ellerinde iki yeni ordu hançeri belirdi, sanki canlıymış gibi parmaklarının arasında dans etmeye başladılar.
Hançerler oynadıkça yoğun bir gümüş ışıkla parıldıyorlardı. Bunlar mitril silahlardı! Savaşta Qianye'ye karşı kullanılıyor olsalar Qianye'nin vampir vücudu kesinlikle bu kadar dayanamazdı.
Benzer bir şekilde, Qianye Yu Renyan'ın karnına sapladığı bıçağını çevirse ya da sarssa muhtemelen Yu Renyan'ın bağırsaklarının yarısını koparırdı. Yu Renyan'ın o hızlı kesikten aldığı yara onun gibi altıncı kademeli bir Savaşçı için ağır bir yara sayılmazdı.
İki taraf da belli bir anlayışı paylaşıyor gibiydi. Bir ölüm maçında olsalar da ikisi de kendilerini tutmuştu. Ama sonraki karşılaşmalarında işlerin nasıl olacağını kimse bilemezdi. Qianye'nin iyi olduğu kısım ultra uzun menzilli keskin nişancılık, Yu Renyan'ınki ise iz sürme ve pusu kurma olduğundan zaten yakın menzilli bir savaşa girmemeleri lazımdı.
Tıpkı Yu Renyan'ın söylediği gibiydi. O bir askerdi ve bir emir almıştı. Qianye de eskiden bir askerdi ve bunun ağırlığını anlayabiliyordu.
Qianye olduğu yerde bir süre sakince durdu, kaslarını yaralarını bastırmak için gevşetti, sonra çantasını ve taarruz tüfeğini alıp yavaşça sokaktan çıktı.
Tam çıktığında bir paralı asker aniden Qianye'yi durdurmak için bağırdı, "Dur orada!"
Qianye dönüp sokağın girişinde bir sürü paralı askerin toplandığını gördü. Uzaklardan on ya da yirmi paralı asker daha benzer ekipmanlarla bu tarafa koşuyordu. Onu durduran üçüncü seviyeli bir Savaşçı'ydı.
"Bir sorun mu var?" Qianye soğukça cevap verdi.
"Konuş! Bizden birkaç kişiyi öldüren herifle işin neydi?" Paralı asker bağırdı. Onunla birlikte olanların sayısının arttığını görünce cesaretlendi. Her halükarda Qianye sadece üç köken düğümünü tutuşturmuş gibi görünüyordu, aynı seviyedelerdi.
Qianye şaşırmadan edemedi. Yu Renyan'ın öyle savaştığını gördükten sonra bu paralı askerler hala onun başına bela açmak isteyecek kadar cesur muydu? Yu Renyan gibi altıncı kademeli Savaşçılar seferi orduda en az yarbay olurdu. Bu tarz bir arka plan bile bu paralı askerleri ezmesi için yeterliydi.
Ancak toplandıklarını gördükten sonra Qianye bir anda durumu anladı. Qianye'nin taarruz tüfeğine ve Katiline bakıyorlardı, her binin gözleri açgözlü ateşlerle yanıyordu.
Qianye bir anda Katil'i çıkardı ve arkasını dönüp uzattı, "Sanırım bu silahı kullandı."
Paralı asker Qianye'nin bu kadar kolay pes edeceğini hiç düşünmemişti. Elini uzattı, "Bir bakıp inceleyeyim, biz, Beyaz Ayı Paralı Asker Grubu..."
Paralı asker cümlesini tamamlayamadı, Katil'e de dokunamadı.
Qianye bileğini büktüğü anda Katil'in çelik kabzası sertçe yüzüne yapıştı!
Kemiklerin kırılış sesi etrafta yankılanırken paralı askerin yüzü içeri göçtü. Tek bir kelime edemeden yüzünün üstüne yere yığıldı.
Katil Qianye'nin ellerinde döndü, namlusu paralı askerlerin üstünde geziniyordu.
Buz gibi bir ses tonuyla konuştu, "Öne çıkmak isteyen başkası var mı?"
Dolu olduğu belli olan Katil'in önündeki paralı askerler yüzlerine çaresiz ifadeler takındı. Birkaç metrelik bir mesafede Katil'in gücü onları paramparça etmeye yeterdi. Ayrıca üçüncü kademeli bir Savaşçı olan takım liderleri tek darbede yere inmişti ve hayatta olup olmadığı bile belli değildi. Bir ya da ikinci seviyeli Savaşçılar olarak onlar ne yapabilirdi ki?
Ama mutlak bir sayı avantajına sahip olduklarından pes etmeyi reddettiler. Yavaşça Qianye'nin etrafını sarıp kaçış yollarını kapattılar. Katil güçlüydü ama art arda ateşlenemezdi. Bir kez ateşlendikten sonra işe yaramaz bir hale gelecek, bir taştan farksız olacaktı.
Üçüncü sınıf bir Katil, ikinci sınıf bir taarruz tüfeği ve Qianye'nin sırtındaki o şişik çanta paralı askerlerin zihnini ele geçirmişti. Şehirde paralı askerlerdi. Şehirden çıktıktan sonra duruma göre soyguncu ya da haydut olabilirlerdi. Ama üçüncü sınıf bir köken silahı taşırlarsa şehrin içinde de soyguncu olabilirlerdi.
Ama bu paralı askerlerin bilmediği kısım şu an Qianye'nin kalbinin son derece hızlı çarptığıydı. Dakikada üç yüzü geçiyordu! Yoğun kalp atışları Qianye'nin ağzının ısınıp kurumasına yol açmıştı. Genç adam sertleşmişti, sanki vücudunda tüm gücüyle kükreyen bir yaratık vardı ve onu hapseden zincirleri koparıp dünyaya dönmek istiyordu.
Yu Renyan'ın parçaladığı paralı askerlerin kan ve vücut parçaları yakınlarda yatıyordu. Yoğun kan enerjisi Qianye'nin burun deliklerine, güzel bir kadının sekse aç bir sapığa yaptığı cilveler gibi geliyordu. Nefesleri gittikçe yoğunlaşırken parmakları belli belirsiz titremeye başladı. Bunlar son derece küçük değişimlerdi ama Qianye'yi uzun süredir tanıyan Sarı Pınarlar öğrencileri, Qianye'nin bir savaştan önce duruşunu böylesine kaybetmesinin çok zor olduğunu biliyordu.
Qianye paralı askerlere bir kuzu sürüsüne bakar gibi bakıyordu. Aşırı açtı. Boğazı kavurucu bir acıyla baş başa kalmış tek yeri değildi, bunu tüm vücudunda hissedebiliyordu. Onları yakalayıp tüm kanlarını içmek istiyordu.
Onlara gerçek acı ve çaresizliği göstermek istiyordu!
Magnec