Gelin hepinizi indirelim hodri meydan ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
75. Bölüm Şehirden Çıkmak
Qianye bunu söyledikten sonra İhtiyar 1 rahatlayarak bir nefes verdi, "İhtiyar 2'nin son zamanlarda potansiyeli oldukça büyük ama başını belaya sokmaya epey yatkın bir elemanı aldığını duymuştum. Çok geçmeden Gökyüzü Yılanı Çetesi bu küçük elemanın başına bir ödül bile koydu. O sensin, değil mi?"
Qianye gülümsedi, "Bela mı? Sadece kendimi tutmam gerekmediğini hissettim. En azından Gökyüzü Yılanı Çetesi'ne karşı diyeyim, buna değmezler!"
İhtiyar 1 bakışlarını kaldırıp Qianye'ye baktı, "Yüksekten atıyorsun ama gücün eksik. Gökyüzü Yılanı'nı yenemezsin ve Gökyüzü Yılanı Çetesi'nde birkaç tane dördüncü kademe elit var."
"Onlarla savaşmamalı mıyım öyleyse? Sadece yeterince güçlü olmadığım için?" Qianye karşılık verdi.
İhtiyar 1 iç çekti, "Gençken aynı senin gibi düşünürdüm. Zayıfken savaşmamanın en zekice karar olduğunu öğrenmem uzun sürdü."
Qianye gülümsedi, "Zeki olmamayı yeğlerim."
İhtiyar 1 başını iki yana salladı, "Ne istediğini söyle."
"Sana satmak istediğim bir şey var."
Qianye Altın Gül'ü çıkardı ve tezgâha koyup İhtiyar 1'e doğru itti.
İhtiyar 1 bir anda doğrulup istemsizce sesini yükselti, "Bir Altın Gül!"
Bir büyüteç çıkarıp Altın Gül'ü en ince detaylarına kadar inceledi. Uzun bir süre sonra konuştu, "Hata yok! Bu Altın Gül Niederhill Ailesi'nin bizzat yaptığı bir silah. Serilerdeki elitlerin eliti."
İhtiyar 1 kafasını kaldırdı ve Qianye'ye baktı, "Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin bir Altın Gül kaybettiğini duymuştum. Bu yüzden onu satmak için en iyi zaman şimdi olmayabilir."
Dumanın arkasındaki Qianye'nin hafifçe bulanık yüzünde ufak bir gülümseme vardı, "İhtiyar 2'yle tanıştığımdan bu yana bunu satmak için bir kanalının illa ki olduğunu biliyorum, İhtiyar 1."
İhtiyar 1 başıyla onayladı, "Yanılmıyorsun, ama bu iş yine de biraz can sıkıcı. Ama Altın Gül canının sıkıldığına değecek bir şey. Ancak, bu durumlardan ötürü pahalıya satılmayacağını biliyorsun, değil mi? Ne istiyorsun?"
Qianye bir anlığına düşündü, "Üçüncü sınıf bir tabanca ya da pompalı tüfek arıyorum, güçlü olanlardan. Atış hızı ve menzili de iyi olmalı. Ayrıca birkaç köken mermisi iyi olurdu. Boş ya da dolu fark etmez."
Aslında bu takas Altın Gül'ü aynı seviyedeki standart bir köken silahıyla değişmekten farksızdı. Üst kıtalarda Altın Gül kolayca üç tane üçüncü kademeli köken silahıyla takas edilebilirdi.
İhtiyar Altın Gül'ü bir kenara bırakıp arka odaya gitti. Çok geçmeden tekrar gelip Qianye'nin önüne bir tabanca kılıfı ve mermi kutusu koydu.
"Bu Katil 3. Bir kez yenilenmişti, ama köken dizisine bağlı bir yardımcı ekipmanı var, yani öldürme gücü hafifçe arttı. Bu kutu da boş köken mermileriyle dolu. İçinde on mermi var."
Qianye Katil'i kaldırdı ve kabaca inceledi. Altıpatlar tarzında bir silahtı ama silindirine sadece dört köken mermisi giriyordu. Kalibresi alışılmadık derecede büyüktü ve tüm silah kırk santim uzunluğundaydı. Namlusu o kadar büyüktü ki içine küçük bir çocuğun yumruğu sığardı. Büyük bir öldürme gücüne sahip gibi görünüyordu, bu da isminin Katil olmasına neden olmuştu.
Katil serisi tabanca köken silahları arasında meşhurdu. Bu tabanca sırf güç için yapılmıştı ve üçüncü sınıf bir Katil'in enerji seviyesi yüksek kalibreli bir tüfeğinki kadar yüksek olabilirdi. Küçük, çelikten bir top gibiydi. Tek bir atış zırhlı araçların savunma hatlarını kolayca delebilirdi.
Silah yüzde yetmiş yeniydi ve içindeki cila izlerine bakılırsa onu yenileyen kişi bir uzmandı. Yenileme silahın gücünün yüzde on artmasını sağlamıştı.
Bu Katil Qianye'yi oldukça memnun etmişti. Hemen onu geri kılıfına koyup beline astı.
"Karakan Şehri'nden hızlıca ayrılırsan iyi edersin." İhtiyar 1 konuştu.
"Şehirden şimdi gidiyorum." Qianye konuştu, "Gerçi şehrin içinde ya da dışında olmam bir şey değiştirmeyecek."
Qianye A1 Silahları'ndan çıkalı birkaç dakika olmamıştı ki sokağın karşı tarafından birkaç çete üyesi gelmeye başladı. Bu herifler artık etrafta boş boş dolaşmıyordu. Silahlar ellerinde, parmakları tetiklerdeydi ve korkunç bir düşmanla yüzleşiyor gibi görünüyorlardı. Aynı zamanda Qianye arkasından birkaç kişinin de hızlıca yaklaştığını hissedebilmişti, anlaşılan iki taraftan onu kıstırmaya çalışıyorlardı.
Qianye izlerini gizlememişti, Gökyüzü Yılanı'nın adamlarının onu keşfetmesi de uzun sürmemişti.
"Piç herif şurada!"
"Kaçmasına izin vermeyin!"
Gökyüzü Yılanı çete üyeleri art arda silahlarını kaldırdı ve hançerlerini çekti, sokağın karşı tarafından Qianye'ye doğru hücuma geçmiş ve avazlarının çıktığı kadar bağırmaya başlamışlardı. Qianye'nin arkasından da keskin silahların havayı kesiş sesi duyuluyordu.
Siyah Bakır Sokağı'nda soygunculuğa izin verilmezdi. Bu, sokaktaki tüm dükkân sahiplerini düşmanları olarak görmek istemeyen herkesin uyduğu yazılı olmayan bir kuraldı. Geçmişte bu kuralı çiğneyenlerin tamamı cesetlere dönüşüp, diğerlerinin bulması için kanalizasyona atılmıştı.
Siyah Bakır Sokağı'ndaki tüm dükkânlar küçük işletmeler olsa da silahları satanlar onlardı.
Qianye bu kuralı iyi biliyordu ve ağ eli küçük baltasını kavramış bir şekilde hareket etmeden aynı yerde durmasının sebebi tam olarak buydu.
İki grup çılgınca hücum ederken Qianye'yi sıkıştırmak üzere gibi görünüyorlardı. En önde hücum eden kişinin Qianye'ye bıçağını saplamasına sadece iki ya da üç adım kalmıştı.
O an Qianye harekete geçti ve önündeki kalabalığa daldı ve iki kişiyi geldikleri yere uçurdu. Sonra soğuk bir ışık baltasında parıldarken balta, üç kişinin belleri arasında düz bir çizgi çizdi!
Bir anda Qianye çoktan on metre ileri hücum etmişti. Sonra adımlarını durdurup yavaşça arkasına döndü. İki gümbürtüyle birlikte iki çete üyesi yere serilmişti. Kasılıyor ve çırpınıyorlardı ama ne yapsalar da tekrar ayağa kalkamadılar. Aynı zamanda diğer üç kişi elleriyle bellerini sarmış, yavaşça yere düşmüştü. Kan çok geçmeden her yere yayıldı.
Qianye'ye arkadan hücum eden üç çete üyesi bir anda durdu. Şok içinde Qianye'ye bakarken bir adım bile ilerleyemeyeceklerinin farkına vardılar. Qianye önündeki beş kişiyi böyle göz açıp kapayıncaya kadar indirebildiyse, ona üç kişi hücum etmeleri sadece hayatlarını çöpe atmak olmaz mıydı? Aniden çığlıklar koparıp arkalarına döndüler ve kaçmaya başladılar!
Qianye rastgele bir pala alıp kuvvetle fırlattı! Pala bir ıslık çalarak yıldırım gibi ilerledikten sonra üyelerden birinin kalbine dalıverdi!
Diğer iki kişi daha da hızlı koşmaya başlayıp Siyah Bakır Sokağı'nın sonunda kayboldular. Qianye onları gerçekten öldürmek istese o ikili asla kaçamazdı. Ama Qianye onları kovalamaya zahmet etmedi, hızlı adımlarla sokaktan ayrıldı ve bir yoğun binalar grubuna yönelip gökyüzünü kaplayan ağ benzeri borulara tırmandı.
Gecenin diğer yarısında Qianye şehir kapısında belirmişti, Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin nöbetçileri biraz bile farkına varmadılar. Sonrasında görkemli binaya doğru yöneldi ve ayrıldı.
O gece iyi uyuyamayan Gökyüzü Yılanı Çetesi üyelerinin sayısı az değildi. Zaman zaman kötü hissedip uyandıkları oluyordu.
Gecenin yarısında uyuyamayan Gökyüzü Yılanı sadece yenilenmiş hissetmemekle kalmıyor, her zamankinden daha yorgundu. Haliyle son derece kötü bir durumdaydı. Değerli oğlu hala yataktaydı, tamamen iyileşip iyileşmeyeceğini söylemek zordu.
Qianye acımasız davranmıştı. Atışı neredeyse gencin dizini tamamen parçalamıştı.
Böyle bir yarayı iyileştirmek çok zordu, kemikleri arasına sıkışmış metal parçaları temizlenene kadar defalarca kez ameliyat olması gerekiyordu. Bu da bu şehirdeki doktorların iyi becerebileceği bir şey değildi. Üstüne üstlük bir sekelle karşılaşmak istemiyorsa oğlunun tedavi için ya seferi ordu karargâhına ya da üst kıtalara gönderilmesi gerekiyordu.
Oğlunun tedavisinin inanılmaz ücretini düşünürken Gökyüzü Yılanı hem öfkeli hem rahatsızdı.
Oğlu biraz yetenekli, genç bir yaşta üçüncü kademenin eşiğine ulaşmış olmasa, beşinci kademeye ulaşma potansiyeli bulunmasa Gökyüzü Yılanı ondan vazgeçip birkaç oğul daha yetiştirmeyi planlamıştı. Ancak beşinci kademe bir çocuk herhangi birinin sadece isteyerek elde edebileceği bir şey değildi. Gökyüzü Yılanı oğlu gelecekte beşinci kademe olunca yerini miras bırakmayı düşündüğünden şu anda Qianye'ye aşırı derecede öfkeliydi.
Gökyüzü Yılanı'na göre o dünyadan haberi olmayan velet daha önce Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin evinden canlı izin verdiği için ona minnettar olmamakla kalmamış, üstüne böyle vahşi bir yöntemle oğluna zarar vermiş ve Avcılar Evi'nde, herkesin önünde ona karşı gelmişti. Qianye ne olursa olsun öldürmesi gereken biriydi!
Öfke ve endişelerinin işkencesi altındaki Gökyüzü Yılanı uykusuzluk hastalığına kapılmak üzereydi. Ne zaman biraz uyuyacak olsa etrafta hafif adım ve insan sesleri duyuyordu.
"Bir avuç çöp! Hiçbir şeyi beceremiyorlar!" Gökyüzü Yılanı içten içe küfürler savurdu.
Ancak dışarısı beklediği gibi sessizleşmek yerine daha da düzensiz ve gürültülü bir hal aldı.
Gökyüzü Yılanı daha fazla kestiremedi. Aniden doğruldu ve bağırışını köken gücüyle güçlendirdi, "Bu kadar sesli neyden bahsediyorsunuz lan?!"
Dışarıdaki sesler anında kesildi.
Kararmış yüzüyle Gökyüzü Yılanı giysilerini üstüne geçirip odadan çıktı. Gözleri yıldırım gibi dışarıdaki korumaların üstünde gezinirken, korumaların hızlıca titremeye başlamasına neden oldu. Hemen duruşlarını düzelttiler.
Gökyüzü Yılanı dairesel merdivenlere gidip altındaki salona baktı. Burası Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin üst sınıf üyelerinin toplanıp iş konuştuğu yerdi.
Şu an salon insanla doluydu ve bugün görevde olmayanlar bile buradaydı. Uykulu görünüyorlardı, belli ki yataklarındayken çağrılmışlardı.
Gökyüzü Yılanı soğuk bakışlarını etrafta gezdirdi ve öfkeyle bağırdı, "Ne oldu?"
Herkes Gökyüzü Yılanı'nın öfkesiyle istemsizce titredi. Gökyüzü Yılanı öfkeliyken ondan korkmayan olmazdı.
Sonunda biri öne çıktı, "Şef, bu gece çok kayıp verdik."
"Çoktan neyi kastediyorsun?" Gökyüzü Yılanı neredeyse avazı çıktığınca kükrüyordu.
"Y-Yüz otuz kişi." Konuşan kişi baskı altında sayıyı söyledi.
Gökyüzü Yılanı sayıyı aniden duyunca diğerleri kadar şaşkına döndü, hemen sakinleşti ve sordu, "Kim yapmış bunu?"
"O velet, Qianye."
Beng! Gökyüzü Yılanı merdivenin tırabzanını tek yumrukla parçaladı. Sonra ikinci kattan aşağı atladı ve tüm salonun sarsılmasına neden oldu.
Bakışları üst sınıf birkaç astını turlarken adam kısık bir sesle sordu, "Madem bu kadar adam kaybettik, Qianye'nin cesedi nerede?"
Kimse ona cevap vermeyince yüzü daha da karardı.
Bu büyük sayı herkesin Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin hırslı ve tehlikeli bir rakibi kışkırttığını nihayet fark etmesini sağladı. Qianye'nin seviyesi yüksek olmayabilirdi, ama Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin bu kadar üyesini bir gecede öldürebilmesi kesinlikle basit biri olmadığı anlamına geliyordu. Gökyüzü Yılanı bile üçüncü kademeyken bu kadar kişiyi böyle hızlı ve yetkin bir şekilde öldüremeyeceğini kabul etmek zorundaydı.
Bu veledi canlı bırakmasının hiçbir yolu yoktu!
Gökyüzü Yılanı daha da sakinleşti ve sordu, "Şimdi nerede?"
"Biri onu şehrin dışında görmüş."
"Görmüş?" Gökyüzü Yılanı'nın gözlerinde ölümcül bir bakış parıldadı.
Cevap veren kişi hemen içinden bir "siktir" dedikten sonra sözlerini düzeltti, "Çete üyesi olmayan biri görmüş."
Gökyüzü Yılanı öldürme emri vermişti, yani adamları Qianye'yi görürse yapabilecekleri tek şey onu öldürmekti. Onu görüp harekete geçmezlerse emre itaatsizlik etmiş olurlardı. Elbette normal çete üyelerinin bunu yapmamasının sebebi Qianye'den korkuyor olmaları olurdu, ama bu korkuları çete emirlerinin önünde anlamsızdı.
Adamın hemen hatasını düzelttiğini görünce meselenin üstünde durmadı. Arkasını dönüp odanın merkezindeki koltuğa yürüdü. Oturup düşünmeye başladı.
Bir süre sonra yavaşça konuştu, "Kara Kurt, Hızlı Kuş, ikiniz kolluk kuvvetleri salonunun takımının başına geçip şehirden çıkıp ve şu veledi yakalayın."
İsmi söylendikten sonra koyu tenli bir adam ileri çıktı. Sadece başıyla onayladı, bir şey söylemedi.
Hızlı Kuş ise şimdiye kadar bir ağustosböceğinin kanadı kadar ince olan, uçan bir hançerle oynayan temiz görünümlü bir delikanlıydı. Gökyüzü Yılanı'nın emrini duyunca kaşlarını çattı, "O piç üçüncü kademeli eziğin biri, gerçekten Kara Kurt'la birlikte çalışmam mı gerekiyor?"
"O velet oldukça kurnaz ve yöntemleri normal değil. Dikkatli olmayı unutma, Hızlı Kuş!"
Gökyüzü Yılanı'nın sözlerini duyan Hızlı Kuş omuzlarını silkti ve bir şey söylemedi.
"Yu Yingnan'dan haber var mı?" Gökyüzü Yılanı sordu.
Magnec