Hıyar dolu etraf ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
93. Bölüm Şaşırtıcı Bir Hediye
Bu sağ bacağın şekli oldukça güzeldi, ama uzun alt bacaktaki saldırıya hazırlanmış güçlü çizgilere bakılınca bu bacağın saldırısını karışlamanın kolay olmayacağı belliydi!
"Bir vampir savaşçıya göre birazcık daha zayıf," Qianye içinden geçirdi.
Tekmenin gücü Qianye'nin beklediğinden zayıftı. Şaşırmış olsa da karşı koymak kolay gibi görünmüştü.
Qianye vücudunda köken gücünü topladı ve anında vücudunu aşağı doğru bükerek yere yaklaştı. Tüm ivmesiyle yeri itti, sol elini gövdesine çekip kuvvetini anında rakibini kendine doğru çekmek için kullandı. Rakibi direniyor olsa da güç konusunda tamamen bastırılmıştı.
Qianye aniden şaşkınlıkla sesini yükseltti. Yıllar boyu süregelmiş savaş deneyimi ona bir köken gücü silahının nişan alındığını hissetmesini sağlamıştı. Silahın ağzına bir fiziksel mermi verildiğini belirten sesin yükselmesi de uzun sürmedi.
Qianye elindeki ayak bileğini çekti ve rakibinin anlık olarak dengesini kaybetmesini sağladı. Sonra ona doğru daldı, Tai Dağı'nın ağırlığıyla bileği aşağı çekti. Köken silahı rakibin elinden fırlayıp dışarı uçtu ve rüzgârı, ahşap zeminde kayıp odadaki öteki duvara kadar ilerlerken Qianye'nin kulaklarını yaladı.
Qianye bu dalışın zamanlama ve hızından son derece memnundu. Basitçe rakibinin bacağını kavramış ve köken silahını yüklemeye başladığını duyunca hemen aşağı bükerek yakın menzilli savaş çekmek için ona daha da yaklaşmıştı.
Qianye sol elini uzattı ve rakibin bileklerinden birini yakalayıp sıkıca tuttu. Sonra kısa bir süreliğine güreştiler ve rakibine baskın gelerek kollarını kafasının üstünde sabitledi. Bunun ardından nihayet bir nefes verip kendi gövdesini kaldırdı.
Pencerenin dışından gelen bir ışık bir anlığına odayı aydınlattı.
O an yukarıdaki kişi de, aşağıdaki kişi de şaşkına dönmüştü.
Qianye'nin baskın geldiği rakip Yu Yingnan'dı. Tek sorun biraz önce daha yeni banyodan çıkmış ve etrafına bir havlu sarılı olmasıydı. Şu anda ise o şiddetli mücadelenin ardından havlu odanın öteki tarafındaki köşeye kayalı çok olmuştu.
Qianye aşağı baktı ve Yu Yingnan’ı baştan uca tek bir bakışta süzdü.
Yıllar boyu devam etmiş eğitimi sayesinde vücudu bir leoparınki gibi sıkılaşmıştı, dolgun ama kaslı olmayan figürü patlayıcı bir güçle dolu gibiydi. Bunun dışında göğsü gerçekten gurur duyulacak bir şeydi. Odaya tuhaf bir koku yayılmıştı. Biraz önceki kadar bariz değildi ama yumuşak, balmumu tarzında bir koku tespit edilebiliyordu. Taze şarabın kokusundan tamamen farklıydı ama pirinç şarabınınkine benzemiyor değildi. Belli ki bu avcı biraz önce iş başındaydı.
Qianye bir anda şok oldu ve alnını ter kapladı. Onu etkileyen sarhoşluk hissi bir anda kayboldu ve şaşkınlığından hemen çıktı.
Yu Yingnan ona bir saniye baktıktan sonra gergin vücudu gerçekten de rahatladı, "Qianye?"
"Benim!" Qianye hızlıca kızın elini bıraktı. Ama salakça bu pozisyonda kaldı, ne yapacağını bilememiş gibiydi.
Yu Yingnan öfkeyle bir iç çekti ve Qianye'ye tokadı yapıştırdı, "Kalk! Daha ne kadar bakacaksın?!"
Qianye hızlıca sıçrayıp koltuğa yöneldi ve itaatkârlıkla oturdu.
Yu Yingnan aslında ona sadece bir tokat attığı için oldukça bağışlayıcı sayılırdı. Hiçbir şey olmamış gibi zarif hareketlerle kalktı ve esnek belini büküp yere düşmüş kıyafetlerini topladı. Olduğu yerde iç çamaşırlarını, pantolonunu, korsesini ve son olarak taktiksel ceketini üstüne geçirdi.
Bitirdikten sonra bir sandalye çekip hala şaşkın olan Qianye'nin önüne oturdu. Yüzüne bir tokat daha yapıştırdı, "Konuş! Ne oldu biraz önce?"
"Bu... Ee.... Öyle oldu işte."
Bir süre sonra Yu Yingnan yüzünde garip bir ifadeyle onu süzdü, sonunda dayanamayarak sordu, "Sen çok mu içtin?"
"Evet," Qianye dürüstçe cevap verdi.
"Sadece bir çanak pirinç şarabı mı?"
"İki bardak. Geri kalanını İhtiyar 2 içti." Qianye son derece dürüsttü.
"Şu su gibi olan şey mi?"
Qianye bir an düşünüp içtenlikle konuştu, "Aslında biraz güçlü."
"Yani çok mu içtin?"
"Evet."
Qianye'nin sorularına hızlı ve düzenli cevaplar verdiğini gören Yu Yingnan gülmesi mi yoksa ağlaması mı gerektiğini bilmiyordu.
Doğruldu, bir sigara yaktı ve derin bir nefes adı. Karmaşık duygularını nasıl tarif edeceğine dair hiçbir fikri yoktu. İçki yarışına son girişlerinde Qianye on ya da yirmi şişelik sert likörle bile düşmemişti. Şimdi sadece iki bardak pirinç şarabıyla sarhoş mu olmuştu? Sarhoş sersemliğiyle halüsinasyon mu görmüştü, yoksa alkol onu cesaretlendirmiş miydi?
Qianye'nin çürütmeye bile girişilmeyeceği beceriksiz mazeretinin karşısında sadece sinirle bir küfür savurdu.
Qianye doğruldu, "Gitmeli miyim?"
Yu Yingnan onu durdurdu. "Bekle! Benimle ne hakkında konuşmak istiyordun?"
"Sadece çok içip başım dönerken gelmişim."
Yu Yingnan bir anlığına donmuş gibi göründü, sonra sigarasından bir nefes daha aldı. Biraz fazla derin bir nefes aldıktan sonra birkaç kez sertçe öksürdü ve Qianye'ye elini kuvvetli hareketlerle salladı. "Pekâlâ! Sorunun yoksa git!"
"Tamam!" Qianye oldukça itaatkârdı.
"Biraz bekle!" Yu Yingnan onu durdurdu.
Qianye arkasına döndü, obsidiyen gibi gözleri karanlık odada parlak, güzel ışıklar yayıyordu. Yu Yingnan ağzını araladı ama onu neden durdurduğunu unuttu. Aslında durmasını hiç istememişti.
Dönüp kafasını kaşıdı ve bir anda deposuna ilerledi. Gürültülü takırtılar ve hatta rafların yere çarpış sesi duyuldu. Sonra Yu Yingnan hızla geri çıktı, elinde büyük bir çanta vardı. İçinde bir sürü erzak bulunuyordu, uzun süre bozulmayan konserve yiyecekler tarzındalardı.
Çantayı Qianye'nin kolları arasına astırıp konuştu, "Bunu al ve istediğin gibi ye!"
Qianye en az onlarca kilo eden bir çantaya sarılarak dışarı çıktı, zihni tamamen boştu.
Yu Yingnan arkadan ona bağırdı, "Yeni bir görev olduğunda gelip seni bulacağım!"
Qianye başıyla onayladı ve çıktı.
Yu Yingnan kapıyı sertçe kapatıp kapıya yaslandı. Çılgınca nefes alıp vermeye başladı, büyük bir savaştan çıkmıştı sanki. Sakinleşmek için biraz bekledikten sonra elleriyle kafasını sardı.
"Bugün neden bu kadar fazla konuştum?"
"Sonraki sefer daha az mı konuşmalıyım?"
"Ama bu garip görünmez mi?"
"Sadece geçmişteki gibi davranmam lazım."
"Daha önce nasıl davranıyordum ki? Lanet, içmem lazım!"
Kendi kendine yaptığı konuşma odada yankılandı. Olanları bir kez düşündükten sonra ilk soruna dönerek tekrar en baştan düşünmeye başladı.
Qianye küçük oteldeki odasına döndü. Odaları daha yeni değiştirmişti. Kapıyı kapatıp koridordan gelen sesleri kestikten sonra rahatlayarak bir nefes verdi. Yorulmuştu.
Yanlış bir şey yapmış da yetişkinler tarafından tam bunu yaparken yakalanmış gibiydi. Yu Yingnan'la birlikte sadece bir göreve girmiş olsalar da onun şiddetli, gaddar emir verme tarzı Qianye'nin eski komutanlarınınkine çok benziyordu ve istemsizce onun emirlerine uymak gibi bir alışkanlık kazanmıştı.
Tek fark kadının emir vermekte pek iyi olmamasıydı. Emirleri yalnızca "hücum" ve "birlikte saldırın" gibi basit şeylerden oluşuyordu. Nan Batian gibi Qianye'nin emir verme ve yönetime zar zor uyum sağladığını düşündüğü biri gibi emir verebilmek için bile kırk fırın ekmek yemesi lazımdı.
Qianye çantayı açtı ve küçük bir dağ olmuş konserveleri görünce acı acı gülümsedi. Yu Yingnan ona erzakının en az yarısını vermiş gibi görünüyordu.
Ama neden bunları verdiğini anlayamamıştı. Örneğin boş köken mermileri, güzel bir kılıç ya da bu tarz diğer eşyalar güzel hediyeler sayılırdı. Neden konserve vermişti ki?
Tesadüfen Qianye'nin de bol bol yemeğe ihtiyacı vardı. Gücü her gün büyüyünce iştahı geride kalmıyordu. Bu gecenin ardından kan emmenin, özellikle güçlü vampirlerin kanını emmenin enerjisini oldukça yenilediğini keşfetti. Aslında bu kan enerjisini daha güçlü hale bile getiriyordu. Kan içmezse vücudunun ihtiyaçlarını karşılamak için bir sürü yemek yemesi gerekiyordu.
Ama ne kadar yerse yesin bu kan enerjisini güçlendirmiyordu. Şimdiye kadar kan enerjisini güçlendirmenin tek yolunun onları doğal olarak besleyen köken gelgitleri olduğunu sanıyordu.
Qianye ordu bıçağını çıkarıp art arda konserveleri açmaya başladı, içlerinde ne varsa yiyordu. Bol bol yemek yedikçe vampirlerle savaşırken vücudunda açılan yaralar daha da hızlı iyileşmeye başlıyordu.
Aynı zamanda Yu Yingnan, odasında kafası karışık bir şekilde volta atıp duran kişi aniden deposuna daldı. Kapıyı açtığı ve erzakının yarısını taşıması gerekiyor olan rafın yere düştüğünü gördüğü anda sersemledi.
"Oh, tanrım! Ona gerçekten de konserve vermişim! Neler oluyor..." diye inleyerek yere oturdu.
Qianye bilgi toplamak için odasından çıkmadı. Kırık Kanatlı Melek ve seferi ordu herhangi bir şey yapmadığına göre, Wei Potian onu tanıyamamış olabilirdi. Ya da başka bir sebepten ötürü onu aramayı durdurmuş da olabilirlerdi. Ama Qianye için en iyi sonuç buydu.
Karakan Şehri'ne kadar izi sürülmüş olması bir sorun olsa da, Qianye zorunda olmadıkça buradan gitmek istemiyordu. Bu şehrin yaşamak için uygun bir yer olduğunu hissediyordu çünkü ihtiyacı olan çoğu şey burada vardı, kapılar hiç kapanmıyordu ve kalabalık karanlık kanının enerjisini gizleyebiliyordu. Ek olarak Avcılar Evi'ndeki yüksek sınıf avcılara verilen üst sınıf ürünlerin çekiciliği göz ardı edilecek cinsten değildi.
Qianye bir gün ve gece hiç çıkmadan otel odasında kaldı, yaralarının iyileşmesini bekledi. Vampir yapısı gelişimini tamamlamıştı ve sadece içerideki küçük değişimlerin sonlanması gerekiyordu. Qianye gücünü basit bir yoldan analiz etti ve Yu Renyan gibi altıncı seviyeli Savaşçılara rakip olacak yeteneği olduğunu tahmin etti. Güç açısından büyük ihtimalle dezavantajlı olacaktı ama artık karşı koyması imkânsız değildi.
Gökyüzü Yılanı meselesini çözme zamanı gelmişti.
Qianye Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin başına hiç mi hiç güvenmiyordu. Yu Yingan zamanında Gökyüzü Yılanı'nın anlaşma yaparken kurallara uyduğunu söylemişti ama sonuçta Altın Gül söz konusu olunca adam prensiplerini bir kenara bırakmıştı. Bu tarz insanların iplerini güç çekerdi, sadece yeterli çıkar onları tatmin ederdi.
Dahası, Gökyüzü Yılanı barış yapmak istemiş ama herhangi bir koşul öne sürmemişti. Qianye bunu hiç samimi bulmuyordu çünkü Gökyüzü Yılanı'nın böyle bir durumda derhal ortaya koyacağı tek bir koşul vardı, bu da Yu Yingnan'ın borcuydu.
Ancak Gökyüzü Yılanı gerçekten barış yapmak istiyorsa bile Qianye bunu asla kabul etmezdi.
Ekipmanlarını düzenledi. Kartalgöz'ü üç parçaya ayırıp çantasına yerleştirdi ve bizzat köken gücüyle doldurduğu bir köken mermisini Katil'in şarjörüne yerleştirdi. İhtiyar 2'nin söyledikleri ona Kartalgöz'ün şehirler için uygun olmadığını hatırlatmıştı. Ancak onu odasında bırakmak da istemiyordu. Bu küçük otellerin güvenlikleri şehrin her yerine sızmış çöplerden pek farklı sayılmazdı.
Zaman uygun olmak üzereydi. Qianye Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin merkezine bu gece gitmeye hazırlandı. Gökyüzü Yılanı'yla müzakereye girişmenin en iyi yolunun kafasına Katil'i doğrultmak olduğunu hissediyordu.
Gece çökerken Karakan Şehri tekrar canlandı. Loş sokak lambalarının ışığında kadınların iş bulmak için lamba direklerine yaslandığı görülüyordu. Ağır makyaj yapmış, üstlerine şatafatlı giysiler geçirmişlerdi. Hafif ışığın altında gerçekten de biraz çekicilerdi. Elbette gün ışığı altında, makyajsız olursa tamamen farklı bir yaşam formuna dönüşeceklerdi.
Qianye sokaktan ortalama, düşük sınıflı biri gibi ilerledi. Sokağın iki yanındaki kadınlar hemen ona çekici bakışlar gönderdi, dikkatini çekmeye çalıştılar. Ara sıra erkeklerin güzel buldukları bir kadını görünce kaldırıp son derece ucuz bir otele götürdükleri olurdu.
Qianye bir anda Karakan Şehri'nin Deniz Feneri Kasabası'na göre daha direkt olduğunu fark etti. Şehvetli erkek ve kadınlar Deniz Feneri Kasabası'nda da bir oda bulabiliyordu, ama çoğu işlerini otların arasında halletmeyi tercih ediyordu.
Bu gerçekten ilginç bir düşünceydi. Qianye bunun ne ara aklına geldiğini bile bilmiyordu.
Bu canlı, şehvet dolu sokaktan çıkıp karanlık, sessiz ve pis bir sokağa girdi. Bu tarz çevrelere daha çok alışıktı.
Ama Qianye'den farklı olarak bu çevreye alışık farklı kişiler de vardı.
Qianye'nin on adım kadar önündeki köşede aniden bir gölge bir duvardan düştü. Daha yakından bakınca bu kişinin uzun kol ve bacaklara sahip, Qianye'nin yolunu kesmek için ilerleyen biri olduğu anlaşılıyordu.
Magnec