Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

26. Bölüm Kan Esiri

Çevirmen: Aladeas / Editor: T4icho

 

Görev alt kıtadaydı ve detayları epey basitti. Vampirler tarafından kontrol edilen küçük bir şehir vardı ve bu şehrin hemen yanında, İmparatorluğa ait gizli bir araştırma merkezi bulunuyordu. Şehri fethetmek için iki girişimde bulunulmuş ama bir sonuç çıkmamıştı, böylece görev Kızıl Akrep'e verilmişti.

Kızıl Akrep üç Kızıl Akrep tarafından yönetilecek yüz Siyah Akrepten oluşan bir grup oluşturdu. Bu grupta Qianye ve elli tane çaylak da vardı.

Kızıl Akrep'le birlikte çalışan on bini aşkın yerel asker şehrin kırsal bölgesinde toplandı. Bu, başından beri heyecanla dolup taşan çaylakların ilk gerçek savaşıydı.

Qianye beş gün boyunca kıtalar arasında seyahat edebilen gezegenler arası sınıflı bir uçakla hedef alana ilerliyordu.

Grubu takip ederek gemiden atladı ve ağır kamyonlara bindi, böylece görev konumuna ilerlemeye başladılar.

Görev aşırı derecede kolaydı; üç gruba ayrıl, doğrudan şehre saldır ve direnen herkesi öldür. Sonrasında ise... Hiçbir şey. Bu kadardı.

Kamyon grubu hızla hareket ediyor, tekerlekleri şiddetle dönerken çılgına dönmüş, dört nala koşan bir grup at gibilerdi.

Qianye köken silahına sarılmış kamyonda oturuyordu. Kamyon ilerledikçe en az bir metre zıplayıp düşüyor, vücudu hafifçe titriyordu. Küçük gezilerde kullanabildiği siyah taş buharıyla çalışan bu araçlara epey alışıktı.

Diğer çaylaklardan farklı olarak Qianye köken silahını tekrar tekrar kontrol etmedi. Vampirler hakkında hatırladıklarını düşünmeye başladı.

Vampir ırkı ana kara ırkların içinde bulunuyordu ve lakapları, insan ırkı arasında kanemicilerdi. Gerçek vampirler dış görünüş olarak insanlara son derece benziyordu. Çoğu anormal derecede yakışıklı ya da güzel olurdu, görünüşleriyle insanları baştan çıkarırlardı.

Uzun ömürleri vardı ve epey güçlülerdi. Teoride dük seviyesine ulaştıktan sonra vampirler bin yılı aşkın yaşayabiliyordu. Yaşam güçlerini oldukça zayıflatarak bir uykuya bile dalabiliyor ve bu oranı artırabiliyorlardı. Vampir topraklarının derin topraklarında on bin yıllardır uyuyan korkunç varlıkların gizli olduğu söyleniyordu!

Alışılmadık derecede tehlikelilerdi. Müthiş zekâları ve olağan dışı hızlarıyla epey büyük bir güce sahiplerdi.

Köken silahları aslında insanların köken gücü eksiğini tamamlaması için yaratılmıştı, ama yapılma yöntemleri karanlık ırklar tarafından zamanla çalınmıştı. Bu onlara gelecekte varlıklı insan nişancılara akılalmaz fiyatlara satılacak lüks, güzel silahlar yapabilmelerini sağlamıştı.

Son olarak vampirlerin eşsiz bir miras yöntemi vardı. Karşı cinsle birlikte olarak üreyebiliyor ya da "Sarılış" denen bir sürece girebiliyorlardı. Bu yöntemde insan vücutlarına köken kan özlerini aktararak onları vampire çevirebiliyorlardı. Aynı zamanda insan kanı vampirlerin bir zayıflığıydı.

Bu nedenle vampir ve insanlar birbirlerini en çok anlayanlardı. Başlangıçta, karanlık ırklar tüm dünyayı işgal ederken insanları yetiştiren genel olarak vampirlerdi. Bir sürü insan vampirlere kan sağlamak için damızlık gibi kullanılmıştı, gözlerinde insanlar domuzlardan ya da koyunlardan farksızdı.

Sarı Pınarlar'da da Kızıl Akrep'te de Qianye vampir öldürmüştü. Ancak onlar gerçek vampir savaşçılar değildi ve sayıları da epey azdı. Köken gücüye bağlanmıştı ve sadece sınav alanlarında hareket etme izinleri vardı.

Bu sefer farklıydı. Bu sefer vampirlerle gerçek bir savaştalardı.

Kamyon hareket ederken araçtaki eski kurtlar her çaylağa saf gümüşten özel olarak yapılmış üç mermi verdi.

Bu köken mermileri her türlü köken silahı mermisinin kovanına yerleştirilebilen fiziksel mermilerdi. Boş kovanlar ya elle ya da endüstride üretilebilirdi, ama sadece üçüncü rütbenin üstündeki askerler onlara köken gücünü aktararak fiziksel bir köken gücü mermisinin üretimini tamamlayabilirdi.

Bu üç gümüş mermi vampirlere karşı özellikle etkiliydi. Bu çaylaklar sadece ikinci kademeli Savaşçılar olduğundan bunlardan sadece üç taneye sahip olabilmişlerdi. Onlara yüz mermi verilse bile çaylaklar bir köken silahını sadece üç kez tetikleyebilirdi.

Tüm çaylaklar ellerindeki tüfekleri gümüş kurşunlarla doldurdu ve savaşın başlamasını beklemeye koyuldu.

Ağır kamyonlar iki yüz metre uzaktaki küçük şehre doğrudan hücuma geçti! Gümbürdeyerek durdular ve kıvrımlı bir düzen oluşturarak bir barikat ve siper oluşturdular.

Geleneksel barutlu silahlar şehir surlarından kamyonlara sıkıldı, ama metal mermiler metrelik kalınlığa sahip çelik levhaları delmek için yeterli değildi. Siyah Akrep emektarları karşılık vermeye başladı, köken mermileri şehre doğru uçtu ve şehir surlarını patlattı.

Göz açıp kapayıncaya kadar surlardaki ateşler bastırıldı ve çaylaklar anında kamyonlardan atlayıp hızlıca tecrübeli askerleri takip etmeye koyularak şehre doğru ilerlemeye başladı.

Savaş beklenilenden çok daha kolaydı. Kızıl Akrep takım lideri önde hücum ediyor ve bir vampir savaşçısı görüldüğü anda, gümüş bir mermi harekete geçiyordu.

Takım lideri Kızıl Akrep'in mermileri boşa gitmiyordu, adam normal vampirleri diğerlerine bırakırken sadece üst seviyelileri hedef alıyordu. Siyah Akrep askerleri ancak o zaman el atıyor ve vampirlerin çoğunu öldürüyor, çaylakların da denemesi için sadece birkaç tanesini bırakıyorlardı.

Qianye elini kaldırdı ve köken tüfeği sarsıldı. Her zaman hedef pratiği sınavlarında tam puan alırdı ve bu da bir istisna değildi. Gümüş köken mermisi ilerleyerek bir vampirin alnında bir delik açtı. Beyaz dumanlar anında yaradan sızmaya başlarken etrafındaki et ve kan yanmış gibi siyaha döndü.

Vampir katılaşarak durdu, vücudunda iki kanlı çiçek açmıştı. İki çaylak kendilerini kontrol edemeyerek çoktan ölmüş bir vampiri vurmuştu. Bu elbette onlara puan sağlamayacaktı.

Qianye'nin atışı hızlı ve sağlamdı. Hemen pozisyonunu değiştirip tekrar ateş etti ve bir vampir kafası, çatıdan çıktığı anda tekrar ortadan kayboldu. Sonraki birkaç saniye içinde Qianye tekrar ateş etti ve bir vampirin çığlık çığlığa yere düşüşü duyuldu.

Çaylaklar arasında Qianye'nin performansı en çok göze çarpandı, üç mermiyle üç vampir savaşçı öldürmüştü. Performansı tecrübeli Siyah Akreplere bile rakip oluyordu!

Gerçek bir savaşa girince Qianye bunun Sarı Pınarlar'dan ne kadar farklı olduğunu derinden hissetti.

Dokuz yıllık acımasız eğitim onu ölümle yaşam arasındaki çizgide tutmuş ve savaş tepkisinin bir içgüdüsü olmasını sağlamıştı. Her türlü durumda Qianye her zaman doğru tepkiyi verip karşı saldırı için en iyi zamanı kullanıyordu.

Sarı Pınarlar'ın amacı en iyi katilleri yetiştirmekti, bu nedenle savaş tarzı tek atışta öldürmeyi hedefliyordu. Qianye'nin karşı saldırı şansı olduğu sürece düşman neredeyse kesin ölümün sınırında olurdu.

Savaş alanında yeteneklerini göstermeye başlamıştı. Savaştaki performansı kâğıttaki istatistiklerini önemli ölçüde geçiyordu. Sadece birkaç çaylağı geçmekle kalmıyor, bir sürü deneyimli Siyah Akrep'ten bile daha iyi iş çıkarıyordu!

İşte bu bir Sarı Pınarlar Eğitim Kampı mezununun gerçek yeteneğiydi!

Şehirdeki vampir savaşçıların sayısı yüz civarındaydı, epey küçük ölçekli bir mücadeleydi. Yerel ordunun sayısı aslında on binlere dayanıyordu ama iki saldırıdan sonra kayıplar, hiçbir başarı olmaksızın neredeyse on bine yükselmişti.

Ancak Kızıl Akrep Birliği'nin müdahalesinin ardından her şey tersine dönmüş ve savaş bambaşka bir hale gelmişti. Bu onlara şehirdeki önemli bölgeleri tekrar alma imkânı vermişti, vampirleri içlerinden birinin bile kaçmasına izin vermeden öldürmüşlerdi.

Bu savaş sayesinde Qianye Qianye'nin Kızıl Akrep Birliği'nde sadece on bin asker varken iki yüz bini aşkın destek askeri olduğunu anladı. Kızıl Akreplerin bir grubu İmparatorluk askerlerinin on bin askerinden güçlüydü, yerel güçlerle kıyaslama yapılırsa fark daha da büyürdü.

İmparatorluk her zaman faydacıydı, hatta bunun zalimlik seviyesine geldiği söylenebilirdi. Güç bir birliğin desteğini belirleyen faktördü. Bu gücün önemli olduğu bir adalet türüydü, sayılar düşünülmüyordu bile.

Küçük şehri fethettikten sonra Qianye'yi şaşırtan bir manzara ortaya çıktı.

Bin kadar insan birkaç büyük binadan çıkıp çılgınca İmparatorluk ve Kızıl Akrep askerlerine doğru koşmaya başladı. Hepsinin bakışları donuktu, saf beyaz dişleri ve koyu mor dudakları vardı. Akıllarını tamamen kaybetmiş ve sadece taze et ve kanı algılayabilen vahşi yaratıklar haline gelmişlerdi!

Kızıl Akrep birlikleri bunu bekliyor gibiydi, köken silahlarını bir kenara bırakıp barutlu silahlara geçtiler. Bir anda her türden makineli silah, otomatik tüfek ve hatta toplar bile ateşe başladı ve bir metal fırtınası o delilere yöneldi!

Bunların çoğunda neredeyse el değmemiş üniformalar vardı, bunlar İmparatorluğun yerel güçlere verdiği üniformalardı. Bu askerler birkaç gün önceki saldırıda esir düşen askerlerdi!

Kızıl Akrep Birliği'nin arkasından gelen birçok yerel asker şok içinde durdu, ama Kızıl Akrepler zalim katliama devam etti!

"Hayır, durun! Bu benim kardeşim!" Yerel milislerden biri bağıra bağıra bir Kızıl Akrep takım liderine doğru koşmaya başladı, kollarını genişçe açmış, onu durdurmak istiyordu.

Lider basitçe döndü ve silahını tekrar doldurup ona doğru kuduz bir yaratık gibi hücum eden askerin düşmesine neden oldu. 

"Kardeşimi... Kardeşimi öldürdün! Seni geberteceğim!" Genç asker silahını takım liderine doğrulturken öfkeyle bağırdı.

Liderin gözlerinde soğuk bir ışık parıldadı, hemen tabancasını çekti ve askerin kafasının yarısını uçurdu!

Kızıl Akrep takım lideri çevredeki yerel askerlere bakarak soğuk sesiyle sordu, "İçinizden başka biri de isyan planlıyor mu?"

Tüm milisler hemen bunu reddetti, yüzlerindeki korkuyu okumak kolaydı.

"O zaman acele edin de saldırın! Bunlar artık insan değil, hepsi kan esiri!" Takım lideri elindeki makineli silahı kaldırarak bağırdı, metal namlusunu onlara doğru çevirdi.

Kızıl Akrep liderinin silahının tehdidine karşı yerel askerler titreye titreye de olsa sonunda silahlarını kaldırıp saldırıya başladı. Yerel askerlerin sayısı Kızıl Akrep'inkilerden on kat fazlaydı ve saldırıya başladıklarında etkileyici bir manzara oluşmuştu. Sadece saldırmaktan anlayan o kuduz insanlar vurularak düşüyordu.

Ancak o zaman takım lideri tatmin tatmin başıyla onayladı, sağ yumruğunu kaldırdı ve bağırdı, "Dikkat! Bağımsız olarak şehre girip ve herkesi öldürün! Tekrar ediyorum, herkesi öldürün! Çocuklar, yaşlılar, kadınlar dahil!"

Bu emir Qiaye'yi şaşırttı. Ona göre erkek ve askerleri öldürmekte bir sorun olmasa da neden yaşlıları, çocukları ve kadınları öldürmeleri gerekiyordu ki?

Ancak Kızıl Akrep'te de Sarı Pınarlar'daki gibi itaat ilk kuraldı.

Sırtına köken tüfeğini alan Qianye bir otomatik tüfek alıp sokaklara yöneldi.

Köşeyi döndüğü gibi bir çocuk aniden önündeki köşedeki bir kapıdan çıktı.