Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

95. Bölüm Sen, Ben, Yabancılar (13)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

Aegis’i yaptıktan sonra Il Han ejderha avı için özelleştirdiği ekipmanlarını geliştirmeye başladı. Sonsuz Alev olmadan yeni Devin Lastiklerinden yapamasa da elindeki av aletlerini geliştirmek için yeni elde ettiği ejderha kemikleri ve de derilerini kullanarak güçlendirdiği küçük lastikleri kullandı.

Bunların arasında, Il Han’ın en çok odaklandığı ejderha-avcısı mancınıktı. Ama mancınıktan çok dev bir yaylı tüfek gibiydi.

[Ejderha-avcısı’nın Korkunç ve Sağlam Kara Piton Mancınığı]

[Seviye – Efsanevi]

[Saldırı Gücü – 6,500]

[Seçenekler –

  1. Ejder türüne karşı savaşıldığında saldırı gücünde 50% artış.
  2. Delici güçte 40% artış.
  3. Dayanıklılık sınırının üstünde bir saldırıya karşı geçici olarak dayanır.]

[Dayanıklılık – 7,988/8,100]

[Ejderha avlamak için özelleştirilmiş silah. Keskin ve kalın büyük ejderha kemikleri ok olarak kullanılıyor ve art arda 15 atış yapabiliyor.]

Kendini tutmadan üçüncü sınıf büyü taşlarını kullanarak toplamda altı tane mancınık yaptı ve artık devamlı atış yapabiliyorlardı. Bariyer kalkar kalkmaz onları kullanmak için mancınıkları yere sabitledi.

Süper insan gücünü kullansa bile mermileri yerleştirmek gülünç derecede zordu ama okları fırlatmasıyla oluşan geri tepme kuvveti sayesinde kendi kendini tekrardan dolduğu için çok da büyük bir problem oluşturmuyordu.

“Üçüncü sınıfları görmezden gelerek tek seferde en az altı tane dördüncü sınıf öldürmeliyim.”

[Ve şu an dördüncü sınıflardan bahsediyorsun…]

Il Han, bütün mancınıkların tetiğini iplerle birbirlerine bağladı. Böylece bariyer kalktığında aynı anda altısını birden ateşleyebilecekti.

“Sence vücutlarına saplanmış 15 kocaman ve güzel ejderha kemikleriyle hayatta kalmayı başarabilirler mi?”

[Başarılı olsan bile geriye hala 30’dan fazla kalıyor. Tek bir kereliğine kullanırsan pek de kullanışlı olmuyor, haksız mıyım?]

“Evet, ama sorun değil. Bu daha başlangıç.”

Ejderhaların her biri, hiç durmadan büyü yapsalar ve havada uçsalar bile yorulmayan korkunç yaratıklardı. Tuzaklar ve bombalar onların üzerinde işe yarar mıydı? Hiç şansları yoktu.

Bir ejderhayı anında öldürebilecek bir tuzak olamazdı. Eğer mümkün olsaydı 30’dan fazla mancınık yapar ve her yere yerleştirirdi ama elinde başka Devin Lastiği yoktu.

Öyleyse ne yapması gerekiyordu? Il Han’ın bulduğu çözüm öldürmeye odaklanmaktansa hepsini de bulundukları yere mümkün olduğunca uzun süre bağlamaktı.

Öncelikle daha önceden Orochi’nin malzemelerini kullanarak yaptığı zıpkın & sütun setini yerleştirdi. Sonra da onları tekrar elden geçirdi. Ejderhaları olabildiğince bağlamaya odaklanmıştı.

Doğal olarak üçüncü sınıf taşlarını, ejderhalar öfkeden etrafa saldırsalar bile sütunları oynatamasınlar, bütün güçleriyle zıpkınları çekseler bile çıkaramasınlar diye kullandı. Kopmaması gereken ipleri de unutmamıştı. Ejderhalar çekseler de, yaksalar da, dondursalar da iplerin kopmaması gerekiyordu.

Hayalet avcı zıpkın seti böylece tamamlanmıştı.

“Bununla onları bağlayabilirim, ve diğerlerini de öldürürüm.”

[Dördüncü sınıfları avlamak için zıpkın kullanma fikrin o kadar havalı ki cevap bile veremiyorum.]

Yu Il Han’ın Moby Dick’ten bahsetme zamanı mı geldi? – Erta artık onu kabullenmişti.

Bariyerin çevrelediği bölgeye onlarca sütun dikilmişti. Il Han işine, büyü taşlarının patlamasıyla çalışan, ejderhaların kalan kemiklerini şarapnel olarak kullanarak bombalar yapmakla devam etti. Birkaç tane, yıkıcı gücü yüzünden tek vuruştan sonra patlayan pile bunkerler yaptı. Tek kullanımlık yapmıştı çünkü savaş sırasında her birini tekrar doldurmak çok zor olacaktı.

Bunlar için üçüncü sınıf taşlarını kullanmıştı ama bunlar bile bir ejderhayı tek vuruşta öldüremezdi. Ancak büyük ihtimalle yeterince zarar verebilirdi. Il Han da sadece bunu istiyordu zaten.

Son olarak kendine bir emniyet kemeri yaptı.

[Emniyet kemeri?]

“Evet.”

Savaş sırasında ne zaman bir krizin yaşanacağı belirsizdi. Bir de artık Sonsuzluğun Kum Saati’ni kullanmış olduğundan en azından birkaç tane kaçış bombası yapması gerekmez miydi?

Bunun için  bir bombayı ve de bir pile bunkeri seçerek dördüncü sınıf büyü taşı ile onlara mana işledi. Tek seferlik kullanabilecek olsa da.”

Dördüncü sınıf büyü taşının içindeki güç, gerçekten de inanılmazdı. Bitmiş bombanın yıkım gücü neredeyse 9,000 ve pile bunkerin gücü de neredeyse 10,000’di. Tek kullanımdan sonra yok olacak olmaları çok yazıktı.

Dördüncü sınıf taşlarını ve de ejderha parçalarını kullanarak başka bir grup ekipman yapmayı da düşünmüştü ama hem mızrağı bir yana zırhının bile ateş ve türevlerine karşı dayanıklılığı vardı, ikisi de ejderhalara karşı özel silahlardı.

Bu seçenekleri çıkarmak, Orochi’nin malzemeleri diğer ejderhalardan çok daha iyi olduğundan bir kayıp olurdu. Ve eğer dördüncü sınıf taşlarla ve diğer ejderhaların kemikleriyle yeni bir ekipman yaparsa performansları, destansı seviyeye ulaşmadıkları müddetçe şu an elinde bulunanlarınkini geçemezdi. Bu yüzden de tamamlayıcı ekipmanlar yapmaya odaklanmıştı.

Her şey bittiğinde bariyerin zamanının bitmesine on gün kalmıştı. Erta, Il Han ile konuşmadan önce bariyerin dayanıklılığını kontrol etti.

[Şu an yapabileceğin her türlü koruyucu şeyi yaptın, değil mi? Geriye biraz zaman kaldı, yani güzelce dinlen ve savaşı kafanda kur.]

“Hayır daha koruyucu ekipman yapmam bitmedi.”

[Dördüncü sınıf büyü taşlarını kullanmak istiyorsun.]

“Hayır, öyle değil.”

Dünya’ya döndüğünde tekrar ne zaman dördüncü sınıf bir büyü taşı bulabileceğini bilmediğinden onları harcama gibi bir düşüncesi yoktu.

Il Han gülerek kafasını salladı ve Erta’nın anlayamayacağı bir şeyler söyledi, Erta’nın anlayamayacağı birisine.

“Orochi beni anlıyorsun, değil mi? Neden gelecek hakkında konuşmuyoruz?”

[Kroaaaaar!]

Il Han, her ihtimale karşı son yedek planını oluşturuyordu.

Yapabileceği her şeyi yaptıktan sonra bariyerin zamanının dolmasına bir saat kalmıştı.

Bu kadar kısa sürede yeteneklerine çalışmanın bir anlamı yok; biraz uyumak daha iyi olmaz mı? - Diye düşündü Il Han. Ocağı temizlerken onu canlandıracak bir koku aldı. Bir dakika öncesine kadar farkına bile varmamıştı.

“O da ne Erta? Envanterinden biraz yemek mi çıkardın? Cimri olma ve tek başına yeme, bana da biraz ver.”

[Huh? Hayır. Sanırım bunu kendin görmelisin.]

Il Han’ın şakacı tavrına karşılık Erta tuhaf bir şekilde endişeli konuşmuştu. Il Han arkasına baktığında, Erta’nın kafasından ayrıldığını ve etrafta uçarak kalpleri koymak için kullandığı özel kovaya baktığını gördü.

“Bu kan için kullandığım kova. Temizleyip çantama depolamalıyım.”

[Aslında ejderha kalplerini iki ay önce oraya koymuştum.”

“900’den fazlasını?”

[Daha net olmak gerekirse 965 tanesini de.]

Erta’nın sert sesi karşısında kafasını anlama çalışarak eğmiş bir şekilde Erta’ya yaklaşarak kovaya bir bakış attı.

Şeffaf yakutlardan oluşan bir göl vardı önünde.

“Hayır, mücevherlerin bir göl oluşturması imkansız.”

[Hiç de değil. Tanımın oldukça uygun.]

Il Han kendi fikrini reddederken Erta onun ifadesini açıkladı.

Durum tam olarak öyleydi. Ejderhaların kanı kesinlikle siyah görünüşte ve geçmişte temiz olmasa da yakut kırmızısı bir hal alarak ışık yaymaya başlamıştı. Büyük ihtimalle kalpler kandan etkilenmişti ama tam olarak neler olduğunu bilmenin imkanı yoktu. Koku, sıvıdan geliyordu. Il Han neler olduğunu bir türlü anlayamıyordu.

“Lütfen açıkla, Ertawagon.”

[Ben de bilmiyorum.]

“Gerçekten de yardımcı olmuyorsun, değil mi?”

[Daha önce hiç bu kadar ejderha kalbini bir araya getirmemiştim! Diğer meleklerin de bunu yapmadığını garanti edebilirim.]

Karşılık vermeye çalışan Erta çok tatlıydı. Eğer Erta’nın Il Han ile tanıştığı zamandaki hali şu anki halini görseydi kesinlikle gerçeği reddederdi.

Il Han gülerek Erta’nın başını okşadı ve diğer elini de sönük bir ışıkla parlayan sıvıya uzattı. Erta bunu gördüğünde büyük bir şok geçirdi.

[Ejderhaların kanı tehlikelidir. Çok daha tehlikeli bir hal almış bile olabilir.]

“Kan içecekleriyle geliştirdiğim Aşırı Zehir Direncimi küçük görme.”

Ama Erta’nın endişeli sözleri de Il Han’ın çıkarımları da önemsizdi. Sıvı Il Han’ın elini hiçbir şekilde etkilememişken yeşil bir yazı retinasında belirdi.

[?????]

[Ejderhanın kanı süzülerek fazla sayıdaki mana içeren organla dinlenmesi sonucu zehri etkisiz hale gelen ve de içinde yaşam ve iyileştirme gücü barındırmaya başlayan alkollü içki. Eğer kişinin bedeni aşırı zehirden etkilenmiyorsa bunu tükettiğinde kendini iyileştirmesi ve biraz da büyüsünü yenilemesi mümkün olur. Ejderhaların yenilenme enerjileri birikerek bu zamana kadar gelmiştir ve hiçbirinin uyumasına gerek yoktur.]

[Daha önceden hiçbir yerde yapılmamış bir içecek keşfettin! Yemek yapma yeteneği büyük miktarda artarak 49. Seviyeye ulaşır. Aynı yemek çok daha iyi sonuçlar ortaya çıkarabilir ve sadece malzemelere bakarak bir yemek tarifi bulma olasılığı yükselir.]

[En az dördüncü sınıftan olan ejderhaların özünü kullanarak bir alkollü içki yaptın. Aşırı zehir direnci olmayanlar bunu kullanamasa da seçkin aroması ve de özel etkisi övgüye değer. Bu alkollü içkinin adını verme hakkını elde ettin.]

Il Han’ın kafasında yıldırım çaktı. Aslında neler olduğunu tam olarak anlayamamıştı ama kan içeceğinin yerini alabilecek iyi bir içki bulmuş olabilirdi.

Il Han ve Erta içkinin adını ‘Nefes’ koydular.

Dinlenme sürecinden sonra ellerinde on kat daha da yoğunlaşmış 112 litre Nefes olmuştu. Hepsini, içişi kolaylaştırmak için naylon içecek torbalarına koydu. Bariyerin süresinin bitmesine sadece 30 saniye kalmıştı.

[Hazır mısın?]

“Elbette, benim kazanacağım bir savaş bu.”

Il Han, altı mancınığa da bağlı olan ipi eline aldı ve ipi çeker çekmez bariyeri kendi eliyle kaldırdı.

Sanki dünyanın sonuymuş gibi bir patlama sesi bütün her yere yayıldı.

[Kahak!]

[Khaaaak]

[Kritik Vuruş!]

[Çok büyük bir hızla hareket ediyor!]

[Kemikler… Khak!]

[Kritik Vuruş!]

[Kritik Vuruş!]

Altı mancınık da, hedeflerindeki ejderhalara saldırdı. Il Han hedefleri seçerken basit davranmıştı – ona yakın olanlar ve de büyü yapmaya çalışanlar.

[1,099,384,055 deneyim kazandın.]

[1,211,109,344 deneyim kazandın.]

[1,…..]

Altı ejderha da aynı anda ölmüşlerdi ve Il Han’ın gözlerinde yazılar belirmeye başlamıştı ama Il Han hiçbirini umursamadı.

İpi çekerek mancınıkları harekete geçirdikten sonra ejderhalar bariyer yüzünden yerini belirlemeden hemen zıpkınları atmaya başladı. Eğer hareketlerinin sonuçlarından emin olmasaydı bütün bunları kesinlikle yapamazdı.

[Kyaaak! Sen!]

[Kötü bir hile yaptı!]

[Bunu nasıl… Gözlerimizi mi yanılttı!?]

Evet, lütfen böyle konuşmaya devam edin! Durumun ani değişiminden dolayı panikleyen ejderhalara aldırmayan Il Han hızını kesmeden kurduğu bütün zıpkınları fırlattı.

Bariyere girememiş olan Reta ancak o zaman neler olduğunu fark etti.

[Bariyeri aktifleştirdin!] (Reta)

“Evet.”

Ani durum değişikliğinin şokunu üstlerinden atamamış ejderhalar, ancak bedenleri parçalandıktan sonra neler olduğunu fark edebildi. İpi vahşice kopartmaya ya da sütunları çekmeye çalıştılar ama eğer bu kadar kolay sütunları çıkarabilselerdi Il Han en başından onları yapmak için uğraşmazdı.

[Sağlığını tekrar kazanmış! Ne oldu böyle!?]

[Şu an önemli olan bu değil! Önemli olan onu öldürmemiz gerektiği!]

[Dediğim gibi, onu öldüremeyiz!]

[Kahretsin, şu ipi benim yerime kopar!]

Ejderhalar büyük bir kaosun içindeydi. Rakip sürekli yer değiştirdiğinden bir grup büyüsünü yapamamıştı, bir gurup zıpkınlarla boğuşuyordu ve bir grup da bu ejderhalara yardım etmek için büyü yapıyor ve bunu yaparken takım arkadaşlarının ölmesine sebep oluyordu!

[Hainlik bu!]

“Hah!”

Bu kaosun içindeyken bile Il Han üçüncü sınıfları hedef almamıştı. Onlar sadece, etraflarındaki ejderhaların hareketine göre oradan oraya uçan basit ayak takımından başka bir şey değildi!

Sadece ejderhaları öldürmeye odaklandı!

[Khaaaaak!]

Il Han’ın fırlattığı bir zıpkın bir ejderhanın sol kalçasını delmişti. Ejderhanın saldırıları gittikçe yavaşlıyordu ve sonunda da kendi türünden biriyle yere çakıldı.

[Kritik Vuruş!]

[Khaaaa!]

Ejderha tam yere düşerken Bilinmeyen Yörüngeye Sahip Mızrak saldırısını kullanmış ve delirmiş ejderhadan kaçarken bir zıpkın daha atmıştı. Bu defalarca kez kendini tekrar etmişti ve sonuç olarak savaş alanı bağlanmış ejderhalar ve de çıkardıkları ateşler yüzünden korkunç derecede karışmıştı.  

Eğer mantıklarını geri kazansalardı Il Han ile daha sakin bir şekilde dövüşebilirlerdi ama Il Han zıpkınları ve mancınıkları kullanarak savaşın sınırlarını zorlayarak onlarla oynuyordu.

Asıl sorun hareket ederken ejderhaların bütün ateş saldırıları tarafından vuruluyordu ve her an ölecekmiş gibi duruyordu.

Öfkeli ejderhalar, saldırıları devam ederse Il Han’ı öldürebilecekleri yanılgısına düşerek yüklenmeye devam ettiler ama sonuç olarak hepsi zıpkınlarla birbirine başlanmış ve yere düşmüştü.

Söz konusu kişi olan Il Han ise, Nefes ile doldurduğu paketleri emerek sağlığını geri kazanıyordu.

“Kahretsin, yüksek seviyede alkol içeriyor.”

[Bariyerin içinde ne oldu?] (Reta)

Reta, ölmek üzere olan bir insanı onlarca ejderha ile oynarken görmenin şaşkınlığıyla sordu.

Ama Erta’nın ona verecek bir cevabı yoktu. O bile böyle bir durumu beklemiyordu.

Bütün gördüğü, Il Han’ın metal işlemesi ve zıpkınlara bağlı sütunlar ile mancınıkları yere sabitlemesiydi. Hiç bu şekilde titiz bir çalışmanın sonucunun böyle olmasını beklemiyordu.

Ama hatalıydı. Metal işçiliği, Il Han’ın savaşı defalarca gözden geçirmesi, savaşın durumuna göre mancınık ve de sütunları yerleştirmesi ve de bariyer kalktıktan sonra yapacaklarını titizlikle ayarlamasının hepsini Il Han tahmin etmişti.

Erta’nın düşündüğü iki ay ve Il Han’ın deneyimlediği iki ay temelde birbirinden çok farklıydı. Eğer Erta tekrar saldırmayı, ekipmanları geliştirmeyi düşünseydi Il Han kesinlikle işe yarayan bir savaş taktiği oluşturduğunu anlayabilirdi.

Artık Il Han savaş alanına hükmediyordu.

Doğuştan sahip olduğu yetenek ve bir milenyum süren çalışma atladığı seviyelerle gelişmiş olan bedeninde ilk defa etkisini gösteriyordu!