Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

140. Bölüm Ben Değil, Oğlum (7)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

Mi Rae gözlerini tekrar açtığında Terkedilmiş Dünya’daydı.

“Merhaba, nazik abla!”

Gözlerinin önünde çok güzel bir çocuk vardı, üstelik de çok tanıdık geliyordu. Mir yuvarlak gözleriyle Mi Rae’ye bakıyordu ki Mi Rae kendine geldi ve onu hatırlayarak konuştu.

“Merhaba, Mir.”

Il Han’ın büyüttüğü ve büyük ihtimalle de en çok değer verdiği kişi olan canavar. Ve de Il Han’a en çok benzeyen kişi. Ama uzun süre ona bakınca Yu Mir utanarak başını çevirdi ve konuştu.

“Bence o abla yakında ölecek.”

“Uggghh, agghh, hgghh…!”

“Hımm? Ah!”

Mi Rae sonunda Na Yu Na’yı sıkı sıkı sardığını fark etti. Geçide sürüklenirken birbirlerinden ayrı düşme korkusuyla kendini de onunla birlikte buraya sürüklemişti. Ama görünüşe göre Yu Na buraya gelirken bayılmıştı.

Büyük ihtimalle de acı çekiyordu çünkü Mi Rae onu çok sıkı kavramıştı.

“Özür dilerim.”

“ *Öksürür* ”

Mi Rae bıraktığında Yu Na geniş göğsüne vurarak gibi öksürdü. Mi Rae onun besbelli kadınlığını göstermesine biraz kızmıştı ama Yu Mir meraklı bir şekilde Yu Na’nın göğüslerine bakıyordu. Yu Mir’in görüntüsü öyle tatlıydı ki Mi Rae kendini daha iyi hissetti.

“Na Yu Na, iyi misin?”

“Senin sert kucaklaman yüzünden neredeyse kalbim duracaktı. O şekilde ölsem daha iyi olur diye bile düşündüm!”

“Kes sesini.”

Mi Rae, Yu Na’yı ittirerek etrafa baktı. Şaşırtıcı bir şekilde, ağaç yoğunluğunun çok fazla olduğu bir ormandaydılar.

“Maymun benzeri canavarlar geldiğinde bunu fark etmiş olmalıydın.”

“Düşüncelerimi okuma!”

Etrafta hiç canavar yoktu. Daha da açık olmak gerekirse etrafta hiç düşman canavar yoktu. Yanlarında müttefikleri vardı: Mir, etrafı kontrol eden dört kurt ve besbelli bir şekilde Il Han’ın yaptığı ekipmanlarla donatılmış dört ‘insan’.

“Nasıl böyle bir şey oldu?”

[Mir herkesi gizlenme yeteneğiyle gizleyerek buraya getirdi. Gerçekten inanılmaz bir kabiliyet.] (Erta)

Ah, bir de en fazla 15 cm uzunmuş gibi görünen küçük boyutlu bir melek, Il Han’ın isteğiyle gelen kurye, Erta da oradaydı.

Yu Na da onu fark ederek merakla sordu.

“Melek-niiim, Feyta’nın nerede olduğunu biliyor musuuun?”

[Çok iyi biliyorum. Onu öldürdüm.] (Erta)

Erta karşılık verdi.

[O kaltak Cennet’in Ordusu’na ihanet etmişti ve Parlak Işık Ordusu’nun yalakasıydı. Kaçırılmanın sebebi de o kaltağın yardımlarıydı. Ama sen hiçbir şey bilmeden bir aptal yerine konmuştun, değil mi?]

“Evet!”

Yu Na az çok üzgün bir şekilde cansızca cevap verdi.

“Onun nazik bir çocuk olduğunu düşünmüştüm…”

“Bense ona çok kolay inandığın için endişeliydim.”

Saf ve sersem görünüşüne rağmen Yu Na öyle kolayca başkalarına inanmazdı. Doğuştan gelen güzelliği yüzünden çocukluğundan beri küstah bir açgözlülükle karşılaşmıştı. Eğer ailesi olmasaydı masum bir şekilde büyüyemezdi.

Ama Feyta’ya inanmıştı. Herkesten daha iyi bilen Mi Rae’ye rağmen buna inanmakta zorluk çekiyordu.

“Ama o bir melekti.”

Yu Na bu cevabı vermişti. Mi Rae iç çekerken Erta acı bir şekilde gülümsedi.

[Sana koşulsuz bir güven sunamadığım için özür dilerim. İnsanların meleklere güvenmesi ve meleklerin de bu güvene karşılık vermesi gerekir… Doğal olan ilişki budur ama bir süredir bu durum yanlış bir şekilde gelişiyor.] (Erta)

Yu Na Erta’ya baktıktan sonra endişeli bir şekilde Mi Rae’ye fısıldadı.

“Bu melek-nim’e güvenebilir miyim?”

“Güvenebilirsin.”

Mi Rae kendinden emin bir şekilde cevap verdi.

“Bu melek Il Han… Yu Il Han-shi tarafından gönderildi.”

“Mi Rae…?”

Yu Na, Mi Rae’yi anlaşılmaz bakışlarla süzdü, Mi Rae ise hafiften kızararak bakışlarını kaçırdı. Erta onları izlerken ikisinin iyi geçindiklerini düşündü.

[Eğer kendinize geldiyseniz artık harekete geçelim. Geçit kapandı ve bu dünya izole bir yer haline geldi. Bağlantılı olduğunuz dünyalara geri dönemeyeceksiniz. Bu yüzden de Dünya’ya giden geçidi tekrar açana kadar dayanmamız lazım.] (Erta)

“Bunu ne zaman yapabiliriz?”

Mi Rae, Dünya’ya geri dönemeyeceğini öğrenince alnına vurarak sordu. Erta canlı bir şekilde cevap verdi.

[İki sorun var. Birincisi bu dünya tamamen diğer dünyalardan izole edilmiş durumda. İkincisi ise, durum böyle olmasaydı bile Dünya’ya kapı açmak çok zor olurdu.] (Erta)

“Yapabileceğim her şeyi yapacağım. Bu sorunları çözmek için ne yapmamız gerekiyor?”

[Kendi gücümüzle ilk sorun için bir şey yapamayız. Kesin bir bilgi varsa o da, bu dünyanın sonsuza dek bu şekilde kalmayacağı. Bu yüzden de yapmamız gereken zamanla ikinci sorunu çözmek… böylece ilk sorun da kendiliğinden çözülür.] (Erta)

Bu sözler üzerine Mi Rae’nin gözleri karardı. Belirsiz süre boyunca bekleyerek burasının soyutlanmışlık halinden çıkmasını mı bekleyeceklerdi? Bu süre boyunca Dünya’ya birçok şey olabilirdi. Öteki tarafta hala Ha Jin olsa da değişen dünyaya tek başına ayak uydurmak onun için zor olacaktı.

Dahası, eğer uzun süre boyunca geri dönmezlerse nasıl, o insanla birlikte…

“Sanırım biliyorum.”

Tam da Mi Rae’nin gözlerinin önüne belirli birinin yüzü gelmek üzereydi ki doğuştan büyü yapmada dahi olan Yu Mir elini kaldırarak bağırdı.

“Katliam!”

Yu Mir’in bu sözleri parlak bir gülümsemeyle söylüyor olması Mi Rae’yi hafiften korkmuştu. Ama şu ana kadar sessizliğini koruyan dört zırhlı insan bir anda bağırdı.

“Prensimizden de bu beklenirdi!”

“Ah, artık eminim. Tıpkı Majesteleri ile birlikte gibiyim.”

“Bizim prensi koruyor olmamız gerekir. Hepiniz ölmek mi istiyorsunuz?”

Görünüşe göre Yu Mir’i korumak için işe alınmışlardı. Gerçi Il Han’ın ailesine neden kraliyet ailesiymiş gibi davrandıklarını bilmese de… Mi Rae Erta’ya sordu.

“Bu yöntem nedir?”

[Katliam. Mir doğru anlamış.] (Erta)

“Vov. Mir çok zeki.”

“Ehehehe.”     

“Nasıl!”

Yu Na ve Yu Mir birbirine gülümserken Mi Rae, orada ikna olmamış tek kişi olarak bağırdı. Elbette Erta açıkladı.

[Burası Terkedilmiş Dünya olduğundan Cennet’in Ordusu’na ait olan melekler burada hiçbir gücünü kullanamaz. Ama eğer yeterince büyü taşı kullanırsak bir büyü biçimini aktive ederek geçit açabilirim.] (Erta)

“Peki, ‘yeterince’ derken ne kadar büyü taşını kastediyorsun?”

[130. Seviye olan üçüncü sınıflarınkini temel olarak alırsak 1000 kadar.] (Erta)

Gerçekten de bütün dünya çapında bir katliam yapmaları gerekiyordu!

“Fuu… Hap.

Mi Rae bu saçma ölçüdeki büyü taşı yüzünden iç çekti. Sonrasında kendine gelerek yanaklarına vurdu. Umutsuzluğa kapılmak için daha çok erkendi. Dünya’ya geri dönme umutları olduğu sürece hiçbir şey yapmadan duramazdı.

Yu Mir ona bakıyordu. Mi Rae sonunda, kendisi geçide girerken Yu Mir’in ona tutunarak oraya geldiğini hatırladı. Endişelenerek onu takip etmişti. Üstelik geri dönüp dönemeyecekleri de belli değildi.

Düşündüğü zaman o olmasaydı Yu Na’yı kaçırmaya çalıştıklarını bile bilemeyerek geçide girmeden önce bunu engelleyemeyecekti. Bunun sebebi büyük ihtimalle Yu Na’nın da ona karşı savunmasını indirmiş olmasıydı.

“Mir, teşekkür ederim.”

“Evet.”

Yu Mir onayladıktan sonra sakince gülümsedi. İçinde bulundukları durum çok ciddi olsa da Mi Rae de onunla birlikte gülümsedi. Yu Mir gibi küçük bir erkek kardeşinin olması ne kadar iyi olurdu diye düşündü.

Hafiflemiş bir şekilde konuştu.

“Mir, geri dönebileceğiz, değil mi?”

“Evet!”

Yu Mir kendinden emin bir şekilde onayladı. Belki de Mi Rae bu sözü hayatı boyunca unutamayacaktı.

“Babamın yaptıklarının yanında bu hiçbir şey! Yani yapabiliriz!”

Bu şekilde bir takım kuruldu: İki insan, dört elf, bir ejderha ve bir melek dünya çapında bir ava başlamıştı.

İlk yılın yarısı oldukça zordu. Yu Mir’in gizlenmesi hala mükemmel olmadığından bazen canavarlar onları fark ediyordu. Ve bulundukları zaman umutsuzca bu canavarları temizlemeleri ve hızla oradan uzaklaşmaları gerekiyordu. Bu durum ilk yılın yarısı boyunca defalarca kez gerçekleşti.

Bütün dünya onların düşmanı olduğundan dinlenebilecekleri bir yer yoktu. Her gün bir savaştı ve en uzun dinlenme süreleri üç saat kadardı.

Ama kimse şikayet etmedi. Yu Mir dışındaki herkes gelişebilmek için kendi cehennemini yaşıyordu. Yu Mir’in ise doğuştan gelen dinlenme yeteneği olduğundan içlerinden en iyi duruma sahip olan oydu.

Savaş hiç son bulmayacakmış gibi devam etti. Neyse ki iş dağılımları oldukça dengeliydi ve hem küçük elit gruplara karşı hem de büyük canavar guruplarına karşı kazanabiliyorlardı.

Hırsız sınıfı sayesinde Phiria iz sürme görevini üstlendi. Flemir’in başında olduğu dört kişilik kurt grubu ile kalkan ve büyük kılıç kullanmayı bilen Mirey Jirl ile birlikte ön safta canavarları durdurdu. Okçu Paté ise kontrol kısmını hallediyordu.

Mi Rae onlar sayesinde korunduğundan, tamamlanması uzun süren büyülerle savaş alanını temizleniyordu ve Yu Na da bir rahibe olarak herkesi güçlendiriyordu.

En büyük avantajları ise Mi Rae’nin klanından alan genişletme büyüsü yapılmış bir çanta getirmiş olmalarıydı. İçinde Mi Rae’nin gittiği diğer dünyadaki simyacılarla yaptığı anlaşmalar, pazarlıklar ve onlara yaptığı tehditler sayesinde kazandığı mana iksirleri vardı. Çanta sadece dolu değildi, insan Mi Rae’nin bütün depoyu soyup soymadığını merak ediyordu.

Takım hızla gelişti. İçlerinde Yu Mir, üçüncü sınıfa geçtiğinden diğer ikinci sınıflar arasında en hızlıydı. Geliştiğinde 7 yaşındaki birinden 11 yaşındaki birinin görüntüsüne geçmişti. Diğerleri hem sevinç hem de üzüntüyle, kafaları karışık bir şekilde onun gelişimini kutladı.

“Hala tatlı olduğu için sorun yok. Ama daha da büyürse kötü olur, hala tatlı olduğu için şimdilik her şey yolunda.”

Herkes Yu Na’nın sözlerine katılıyordu. Genç olduğu için tatlı değildi, Yu Mir olduğu için tatlıydı.

Yu Mir büyüdükten sonra hala tatlı olsa bile sınıf artışıyla birlikte ejderha kısmı çok daha fazla ortaya çıktı ve daha da güçlendi. Özellikle sınıfının adında da olduğu gibi gizlenme yeteneği be büyü yetenekleri gelişti. Il Han’a yaklaşıyormuş gibiydi. (Sınıfının adında, açıkça söylenmese de babasınınki gibi bulanık kelimesi geçiyor: Toy Bulanık Ejderha)

Erta bunu gördüğünde mutluluk gözyaşı dökecek kadar sevinmişti çünkü Il Han’ı ço közlemişti.

Ericia, Yu Mir’den sonra üçüncü sınıf oldu ve kurt türlerini yönetmek için güçlü bir yetenekle kutsandı. Hemen ardından elfler de üçüncü sınıfa geçti. Yu Na ve Mi Rae de zorluk çekmeden üçüncü sınıfa geçebildi.

 Bütün bunlar yarım yıllarını almıştı. Sayısız yıllar boyunca set eğitimlere gerek yoktu. Sadece her yerin düşmanla dolu olduğu bir ortamda acı çekmeleri onları otomatik olarak üçüncü sınıf yapıyordu!

Güçlendikçe Il Han’ın onlar için yaptığı ekipmanlar da güçleniyor ve yenileniyordu. Kullanıcılarının kayıtlarıyla onlar da gelişiyordu!

Ama üçüncü sınıf olsalar da kolayca Terkedilmiş Dünyaya ayak uyduramadılar. On binlerce Yıkıcı Şeytan Ordusu’na bağlı canavar etrafta dolaşıp Yu Na’yı kaçırmaya çalışıyordu ve böyle gruplar karşısında takım sürekli gerilla savaşı yapmak zorunda kalıyordu. Destek olarak başka bir grup geldiğinde neredeyse umutsuzluğa kapılıyorlardı.

Ama bir buçuk yıl sonra bir mucize yaşandı.

[Gizlenme yeteneği 90. Seviye oldu. Artık kendini daha hızlı ve saklı bir şekilde gizleyebilirsin.]

[‘Büyük ve Geniş’ unvanını kazandın. Müttefiklerine uyguladığın gizlenme daha da büyür ve etkisi artar. Eğer müttefikinin gizlenme sınıfından bir yeteneği varsa bu etki daha da artar.]

Yu Mir’in yeni unvanı durumu tersine çevirmişti. Gizlenmesi hem kendini hem de takım arkadaşlarını kapsayacak şekilde geliştiğinden bu yeteneğine uygun bir unvana sahip olmuştu. Böylece takım kaçaklardan saldıranlara dönüştü!

Yeni unvandan sonra Yu Mir ve takım arkadaşlarını tanımlamak gerekirse Il Han’ın, ondan daha aşağı seviyede olan, 2.0 versiyonu gibiydi. Canavarlar, her an yaşanacak bir saldırı için tetikte olmalıydı. Yu Mir ile takımı ise sakince kendini gizleyerek ellerinden geldiğince saldırabilirdi.

Elbette dördüncü sınıflara karşı o kadar da işe yaramıyordu ama o zamana kadar güçlerini birleştirerek dördüncü sınıfları öldürebilir hale gelmişlerdi. Dolayısıyla da büyük bir sorun oluşturmuyordu. Dördüncü sınıf olan Felmir, bunun dışındaydı, kendi başına biriyle savaşabiliyordu!

Diğer bir deyişle Yu Mir’in takımı artık iki tane dördüncü sınıfa karşı eşit seviyelerde dövüşebiliyordu.

Bu, bütün dördüncü sınıfların etrafta üç veya dört kişilik gruplarla dolaştığını anlamına mı geliyordu? Ne yazık ki bütün canavarlar ejderhalar kadar akıllı değildi.

O dünyada 100’den az dördüncü sınıf vardı ve hepsi de kendini çok beğenmişti. Ejderhaların aksine başka bir dördüncü sınıfla birlikte bir grup oluşturmuyorlardı. Böylece birbiri ardına Yu Mir ve takımı için deneyim haline geliyordu.

Terkedilmiş Dünyaya girişlerinin üzerinden iki yıl geçtiğinde takım artık dünyaya bir felaket getirmişti.

Flemir ve üçüncü sınıf olan iki kurt dışında herkesin seviyesi ortalama 130’lardaydı ve canavarlar onların gitmesini diliyordu fakat takım gittikçe daha aktif bir şekilde canavar avlıyordu.

Yıkıcı Şeytan Ordusu ve Parlak Işık Ordusu’ndan o dünyada olanlar sonunda pes etti. Üstün varlıklar da onlar üzerinde güçlerini kullanamıyordu.

İlk başlarda herkes, dördüncü sınıflarla bu işi başarabileceklerini düşünmüştü ama Yu Mir’in varlığı her şeyi tersine çevirmişti. Evet, her şey tamamen ve mükemmel bir şekilde mahvolmuştu.

Artık sadece kamplarına geri dönmek istiyorlardı. Dünya kapandığı için de geri dönemezlerdi. Ama dünya hala sıkıca kapalı olduğundan yapabilecekleri tek şey uysalca beklemekti ve bu sırada da Yu Mir ve takımı her yerde kaosa sebep olarak Terkedilmiş Dünyadaki bütün canabvarların kökünü kurutuyordu.

Dokuz ay geçtiğinde dünya sonunda soyutlanmışlıktan sıyrılarak Dünya ile tekrar bağlantıya geçme imkânı kazandı.

Yıkıcı Şeytan Ordusu ve Parlak Işık Ordusu oradan ilk ayrılanlardı ve Yu Mir’in grubu da büyü taşlarını harcayarak büyü biçimini açmayı başararak Dünya’ya dönebildi.

“Kore çoktan mahvolmuşsa ne yapacağız? İyi bir şekilde uyuma sağlayabilir miyiz?”

“Yu Il Han-shi oradayken hala neden endişeleniyorsun? Üstelik Kore’yi bırak hiçbir yerde bizim kadar hızlı seviye atlayan birileri olamaz, değil miiii?”

“Bu doğru, ama…”

 Artık gerçekten de döndükleri için Mi Rae öylece bekleyemiyordu ama Yu Na her zamanki rahatlatıcı tavrıyla onu sakinleştirdi.

Bunun dışında Flemir ve elit kurt grubu da Ericia’yı güvende tutabildikleri için rahatlamıştı. Ericia ve elfler de Yu Mir’i güvende tutabildikleri için rahatlamıştı.

Erta Dünya’ya geri dönerek Il Han’ı görebileceği için tam anlamıyla mutluydu. Yu Mir ise babasının seviyesine az da olsa yaklaştığını düşünerek mutlu oluyordu.

“Gidip babamı görelim!”

“Evet, gidelim!”

Terkedilmiş Dünya’ya ilk geldikleri zamanki gibi Yu Mir herkesi dışarı çıkardı.

Takım endişe ve neşenin karmakarışık bir hale getirdiği zihinlerle geçide atlayarak Dünya’ya döndü.

Dünya’da yalnızca on gün geçmişti.