Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

117. Bölüm Eski Bir Dosttan Tavsiyeler

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

Gecenin ortasında, soğuğun etkisiyle uyandım. Vücudum koltuğa sığmak için kıvrılmıştı ve pencereden gelen ışıklar bana sabahın yaklaştığını söylemeye koyulmuştu. Yine de gözlerim kapalı bir şekilde yatmaya devam ettim, iki saatten az uyumuş olsam da mental enerjimin %70’ini yenilemeyi başarmıştım. Sanırım Qi geliştiricisi olmanın en güzel yönlerinden biri de buydu.

Tırırırım…

Biri uyanıyordu…

Bir anda burnuma keyifli bir parfüm kokusu geldi. Bu parfümün Wan Er’e ait olduğuna şüphem yoktu. Başımı aşağı indirdiğimde, birinin üstüme havlu örttüğünü anladım. İnce saç tellerininin, sabah güneşi altında ışıldadığını ve suratıma dokunduğunu hissedebiliyordum.

Duruşumu bozmadan uyuyor numarası yapmaya devam ettim.

‘’Uyandıysan, kalksana artk…’’ Wan Er hafifçe gülümsedi.

Hayal kırıklığına uğramıştım. Wan Er’in aklımı okuduğuna gün geçtikçe daha da emin oluyordum. Artık ciddi ciddi bu kadının yanındayken ne düşündüğüme dikkat etmeliydim.

Yine de sakin sakin yatmaya devam ettim. Wan Er’in duruma bir yorumu olmamıştı. Çok geçmeden hafif bir uykuya daldım. Wan Er yatağa dönmüş ve Dong Cheng’e sarılarak uyumaya koyulmuştu. Dong Cheng söyleniyordu: ‘’Ben böyle seviyorum, benimle uğraşma…’’ Ne hakkında konuştuğunu anlayabilmiş değildim.

Tekrar uyandığımda güneş çoktan tepeye fırlamış ve ışıldamaya başlamıştı. Gözlerimi ovdum, yanımdaki yatağa bakmaya koyuldum. Yorganın bir kısmı itildiği için ortaya çıkan kar-beyazı bacaklar, iki kadının bütün güzelliğini gözlerimin önüne seriyordu. Wan Er yorganın diğer kısmını sımsıkı kavramıştı. Uyurken suratında hafif bir gülümseme vardı. Acaba ne tür bir rüya görüyordu? Adeta uyuyan bir kediyi andırıyordu. Dong Cheng garip bir şekilde kıvrılmış ve suratı Wan Er’in göğüslerine gömülmüştü, şansa bak arkadaş!
Telefonumu çıkardığımda saatin 11:00 olduğunu gördüm. Kim bu kadar çok uyuyacağımızı düşünebilirdi ki? Şans bu ki bugün haftasonuna giriş yaptığımız için ders yoktu ve Kader’in sunucuları da 12’ye kadar kapalı olacaktı. Yani uyurken bir şey kaçırmamıştı.

Öksürdükten sonra söylendim: ‘’Hanımefendi, Dong Cheng, hadi uyanın, okula gitme zamanı geldi!’’

Yatakta yuvarlanan Lin Wan Er ağır ağır gözlerini açtı, bana baktı ve sarıldığı Cheng Yue’ye döndü. Üstünde yalnızca pembe bir gecelik olduğunu fark edince şok olmuştu.

‘’Li Xiao Yao!’’ Lin Wan Er sakindi ve hafifçe söylendi: ‘’Git, Dong Cheng’yle birlikte kalkacağız..’’

“Tamam…”

Döndükten sonra telefonumu çıkarıp Kader’in sitesinden durumu inceledim. Forumda, iki büyük klan olan [Öncü] ve [Uçan Ejderhalar] arasında yaşanan büyük mücadelenin konusu açılmıştı. Görünüşe göre sıkıntı altın bir bosstan sebep ortaya çıkmıştı. Bunun yanında en popüler konu sunucunun birinci silahı, 48.seviye Mor Ekipman olan Buz Yağmuru Kılıcı’ydı. Şu an için oyundaki silahların tanrısı olarak görülen bu kılıç bir de elit seviyeydi!

Kader’de yalnızca silahlar elit seviyeye sahip olabiliyordu. Bu seviyeye sahip olan silahlar kritik saldırılara benzeyen ölümcül saldırıları yapabiliyordu. Lakin ölümcül saldırılar kritik saldırıların üstüne eklenebiliyordu. Belirli bir ölçüde, silahın sahip olduğu potansiyel mücadeleyi tamamen değiştirebilirdi.

Forumda yapılan konuşmalarda, kılıcın kimde olduğunu bilen bir kişi bile yoktu; yine de çoğu insan kılıcın Ba Huang’ın önde gelen oyuncularından birinde olduğunu düşünüyordu. Bu haberden dolayı diğer şehirlerde oynayan oyuncular en iyi silahların neden Ba Huang’da ortaya çıktığını tartışmaya koyulmuştu. Hatta Q Kılıcı gibi yüksek seviyeli oyuncular bile sınır şehri olan Ba Huang’ın bu kadar yüksek eşya oranına sahip olmasından etklenmişti!

Forumları kontrol ettikten sonra Lin Wan Er ve Dong Cheng Yue banyodan çıkmış, yeni kıyafetlere kuşanmıştı. Makyaj yapmamış olsalar da güzel ve cezbedici görünüyorlardı. BU iki güzelliğin de makyaj yapmaya ihtiyacı olduğunu düşünmüyordum.

‘’Hadi!’’ Lin Wan Er söylendi.

Saate baktım: ‘’Yemeğe mi, okula mı?’’

Dong Cheng Yue gülümsedi: ‘’Aslında karşıda Tanrı’nın Pastanesi diye bir yer var, oraya gidelim mi?’’

‘’Tamamdır, bendensiniz bugün de…’’ Dedikten sonra göğsümü kabarttım.

Lin Wan Er başını kaldırıp, bana gülümsedi: ‘’Ne zaman beyefendimiz, Xiao Yao bu kadar bonkör oldu?’’

Dong Cheng hemen fısıldadı: ‘’Daha yeni mor ekipman olan bir kılıç düşürdü, soru sorma da evet de gitsin!’’

‘’Tamam!’’

……

Dakikalar sonra üçümüz de Tanrı’nın Pastanesi’ne ulaşmış ve birkaç sipariş vermiştik. Sıparişleri yedikten sonra saat 12’ye geliyordu.

Dong Cheng Yue telefonuyla oynarken bir anda titremeye başladı: ‘’Oh!’’

‘’Ne oldu?’’ Diye sordu Wan Er.

Dong Cheng Yue telefonunu kaldırdı: ‘’Şey… ÇMB Kader Mücadele Sıralaması çıkmış…’’

‘’Cidden mi? Birinci kim?’’

“Fang Ge Que …”

‘’Doğal olarak o olacak tabii!’’

Şaşırmıştım: ‘’Kim bu Fang Ge Que, ünlü biri mi?’’

‘’Ne dedin sen?’’ Lin Wan Er şok olmuş bir ifadeyle söylendi: ‘’2015’te, bir yılda ‘’Hükümdar’’’ın birincisi olmuştu ve ardından ‘’Fetih’’’e başladı, bir buçuk yıllık sürenin sonunda Jian Feng Han ve Q-Kılıcı’nın önüne geçerek en iyi oyuncu oldu… Senin saçma sapan 3 milyonluk sıralamanın yanında, Fang Ge Que oyundaki en iyi büyücü ve hatta en iyi oyuncu olarak tanınıyor!’’

Telefonumu çıkarıp, durumu inceledim---

İsim: Fang Ge Que Sv – 51 Gümüş Büyücü

Şehir: Jiu Li Şehri

……

Nefes nefese kalmıştım: ‘’51.seviye büyücü, en azından seviye konusunda bizi geçmiş…’’

Lin Wan Er gülümsedi: ‘’Böyle olması normal, Jiu Li Şehri’nde PK vakaları fazla yaşanmıyor ve Fang Ge Que daha önce yenilgiyi tatmış bir insan değil. O kadar zaferin ardından ‘Büyük Usta Alemi’nde’ birinci sıraya yerleşmiş…

‘’Usta Alemi mi?’’ Şaşırmıştım.

Dong Cheng Yue açıkladı: ‘’Durum şöyle, Mücadele sıralamasında 1-100 arasında yer alan oyunculara Büyük Usta olarak hitap ediliyor, 101-1000 arasında Usta, ondan sonra uzman grubu, elit grup, çaylaklar ve böyle devam ediyor… Xiao Yao, sen kaçıncı sıradasın?’’

Gülümsedim: ‘’Sıralamam çok düşük olamaz, değil mi?’’

Lin Wan Er doğrulup, yanıma oturdu ve ÇMB sıralama sistemine ‘’Kaygısız Xiao Yao’’ yazıp onayladı. Telefon sayfayı yüklemeye koyulmuşken Dong Cheng de arkama geçmiş, saçları omuzlarıma dökülmeye başlamıştı. Büyük gözlerle telefon ekranına bakıyordu ve nihayetinde sonuç karşımıza çıktı…

Oyuncu ‘’Kaygısız Xiao Yao’’: Sıralamada 217., Usta Sıralamasında 117…..

‘’Yok artık, 217 ve bir de usta grubunda! Çok iyi, bu senin önceki üç milyon küsürlük sıralamandan çok daha iyi…’’ Dong Cheng gülümsedi.

Ona dönüp bir bakış fırlattım: ‘’Dong Cheng, sen kaçıncısın?’’

‘’Pek PK yapmıyorum…’’

Dong Cheng Yue dudaklarını ısırdı, gergin bir ruh halinde telefona ismini, Cang Yue’yi girdi. Sıralama hemen ortaya çıkmıştı----51!

‘’Bu… nedir böyle…?’’ Ne diyeceğimi bilemiyordum.

Yanımda oturan Lin Wan Er durumu açıklamaya başladı: ‘’ÇMB Mücadele Sıralaması sadece PK’yı odak olarak almıyor, aksine oyuncunun daha önce gösterdiği yetenekleri, seviyeleri, ekipmanları, evcil hayvanları ve son olarak da PK kaydını dikkate alıyor. Li Xiao Yao, sen sürekli Ba Huang’da PK yapıyor olsan da birçok kez hayatını kaybettin. O kadar öldükten sonra Büyük Usta Alemi’ne girememe şaşırtıcı değil.’’

‘’Hanımefendi, siz kaçıncısınız…’’

‘’Demin görmedin mi?’’

‘’Hayırr….’’

Dong Cheng Yue gülümsedi: ‘’Aptal, daha demin ilk 10’a bakmadın mı? Wan Er 9.sırada!’’

‘’Hass…’’

Dönüp Lin Wan Er’e baktım, biraz korkmuştum. Bu kadın nasıl böyle yüksek bir sıralamaya sahip olmuştu?

‘’Ne oldu….’’ Lin Wan Er de rahatsız olmuşa benziyordu…

‘’Bu kadar güçlü olduğunu düşünmemiştim…’’ Söylendim.

Lin Wan Er iç geçirdikten sonra güzel gözleriyle bana öfke dolu bir bakış attı: ‘’Ne sandın ya? ‘Fetih’’te üçüncü sıradaydım ben, üçüncü!’’

Sessizce dikilirken elimi kaldırıp söylendim: ‘’Oh, yüce hanımefendimissss!’’

…..

Ondan sonra yemeye koyulduk.

Yemekten sonra saat tam olarak 12:00’ye gelmişti ve hemen kızları yurda kadar geçirdim. Yurt basamaklarından çıktıklarını görünce kendi odama doğru ilerlemeye koyuldum. Hadi oyuna girip, yeni kılıcı deneyelim!

Tam o sırada garip bir numaradan çağrı geldi---

‘’Hey, kim o?’’

‘’Li Xiao Yao, ben Lin Tian Nan!’’

Kalbim dört nala koşmaya başlamıştı: ‘’Bay Lin, bir sorun mu vardı?’’

Lin Tian Nan hafifçe söylendi: ‘’Dün gece, sen ve Wan Er 4 yıldızlı bir otele gittiniz, değil mi?’’

Bu yaşlı adamın her yerde gözleri vardı, gizliden gizliye iç geçirip açıkladım: ‘’Evet, ancak gitmemizin bir sebebi vardı. Sınırı geçecek bir şey yapmadım…’’

Lin Tian Nan gülümsedi: ‘’Biliyorum. Eğer Wan Er’e dokunmaya kalksaydın, dün gece keskin nişancı tüfeğine can vermiş olurdun…’’

……

Kalbim duraksadı: ‘’Bay Lin, beni takip etmesi için birini mi tuttunuz?’’

‘’Hayır, seni korumak için tuttum.’’

‘’Öyle mi?’’ Kaşlarım çatıldı: ‘’Size bir uyarı yapayım; işverenin işçiden şüphe etmemesi gerekir. Aksi taktirde beni takip etmesi için yolladığınız adamı yanlışlıkla düşman sanıp öldürebilirim!’’

Lin Tian Nan duraksadıktan sonra gülümsemeye başladı: ‘’Aferin evlat, bu korkusuz kişiliğini seviyorum! Buna rağmen şunu söylemeden geçmeyeyim, seni Wang Xin’in yanında alacak potansiyele sahip olduğum gibi istediğim taktirde Wan Er’in yanından da silerbilirim. Bunun yanında eğer sınırı geçersen yalnızca öfkemi tatmakla kalmaz, Wang Xin’in de başına dert açarsın!’’

‘’Lin Wan Er’in güvenliği dışında bir şey yapmayacak ve yapmaya çalışmayacağım.’’

‘’O zaman sıkıntı yok! Bir sonraki ay maaşına zam yapıyorum. Tenis sahasındaki meseleden haberim var, önümüzdeki ay maaşın 50.000 RMB olacak!’’

‘’Teşekkür ettim patron…’’

Lin Tian Nan: ‘’Lafı olmaz…’’