Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

48. Bölüm Anlaşmazlık (2)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Bahçe mis gibi çiçek kokularıyla doluydu. Bahçeye giren Lucia gözleri kapalı, kokudan sarhoş olmuş halde öylece durdu.

Bugünlerde en büyük işi bahçıvanlıktı ama bizzat hiçbir iş yapmıyordu. Bahçıvanlar her şeyi hallediyorlardı. Lucia sadece hangi çiçeklerin dikileceğine karar veriyor, iyi olup olmadıklarını kontrol ediyor ve bahçede dolaşıyordu. Ancak tüm işi işçiler yapmasına rağmen, onu iltifatlarla pohpohlarlardı. Bu durum bazen biraz komikti. 

Lucia gökyüzüne bakıp güneşin çoktan battığını ve yerde gölgelerin oluştuğunu fark etti. Sonra bakışlarını Dük’ün ofisine çevirdi.

‘Ah… orada değil.’

Kesinlikle adam bir süre önce orada duruyordu. Sırtındaki yoğun bakış utanç vericiydi ama kaybolduğunda genç kadın hayal kırıklığına uğramıştı.

Bu karmaşık bir duyguydu.

Hugo balkonda dinlenmek için genellikle işine ara verirdi ve Lucia da onu görmek istediği için sık sık bahçeye giderdi.

‘Çiçekleri incelemek’ oldukça iyi bir bahaneydi. Lucia’nın onu görebildiği zamanın çoğu akşamlarla sınırlıydı. Sadece bu sıralarda onu fazladan bir an görebiliyordu. Aynı evde yaşıyor olmalarına rağmen, Dük gerçekten meşgul bir insan olduğu için genellikle Lucia’nın ulaşamayacağı bir yerdeydi. Jerome, genç kadına onun evrak yığınları arasında gömüldüğünü söylemişti. 

Hugo her üç dört günde bir tebaasıyla yarım günlük toplantılar yapan ve topraklarını teftiş etmeyi unutmayan çok işine düşkün bir lorddu.

Kont Matin sadece başkentteki çeşitli partilerde yüzünü göstermeyi biliyordu ve bölgesinin durumuyla ilgilenmiyordu. Lucia’nın daha sonradan öğrendiğine göre, Kont Matin'in bölgesi en kötü bölgelerden biriydi. Aşırı vergileri nedeniyle insanlar ya kaçıyor ya da kaçmaya çalışırken yakalanıp öldürülüyordu. Belki de Kont Matin'in sefil sonu yaptıklarının karşılığıydı.

Neredeyse her akşam Hugo ve Lucia birlikte yemek yiyip konuşurdu ve sonra Hugo gelip onu yatak odasında bulurdu. Genç kadın açgözlülük edip daha fazlasını istememesi gerektiğini biliyordu ama bazen yalnızlığa dayanamıyordu.

Bazen, Lucia tehlikeli bir şekilde derin bir gölün ince buzunun üzerinde durduğunu ve dibe batabilmek için buzun kırılmasını tercih edeceğini düşünürdü.

“Leydim, size içeri kadar eşlik etmem istendi.”

“Kim tarafından?"

Birinden onu içeri getirmesini isteyebilecek tek kişi kocası Taran Dükü'ydü ama o yine de hizmetçiye bunu sormuştu.

“Majesteleri size içeri kadar eşlik etmemi istedi.”

‘Neden bu saatte...?”

Lucia huzursuz bir şekilde hizmetçiyi içeriye kadar takip etti. İkinci kattaki kabul odasında onu bekleyen tek bir kişi yoktu.

Jerome'un yanı sıra aile doktoru Anna da vardı. Anna'yı gördüğü an, Lucia neler olduğunu sezdi.

Ne de olsa, Lucia daha kısa süre önce Jerome'un neden bahsettiğini bilmiyormuş gibi davranıyordu. Jerome'un bir gün Hugo'ya durumunu anlatacağını biliyordu. Ama Hugo'nun doktoru çağırıp onunla birlikte gelecek kadar ileri gideceğini düşünmemişti.

Gerçi, doğrusu, hiç ilgi göstermemiş olsaydı, bu biraz hayal kırıklığına uğratıcı olurdu.

Kapıda davetsiz bir misafir gibi duran Lucia'ya bakan Hugo'nun yüz ifadesi sertleşti ve uzun adımlar atarak ona yaklaştı. Uzun, iri bedeni aniden önünde belirdiğinde, Lucia bir an için şok oldu.

“Neden…”

Dük kontrollü bir ifadeyle konuşmaya başladı ama durdu ve genç kadının elini tuttu. Onu kanepeye sürükledi ve yanına oturdu.

Anna, çifte bakmak için hafifçe başını çevirdi. Çifti ilk kez bir arada, yan yana görüyordu. Söylentilere göre korkunç olan Dük ve sessiz, kırılgan tabiatlı Düşes'in birlikte iyi görünüp görünmeyecekleri konusunda şüpheleri vardı ama onları bu şekilde gördükten sonra iyi göründüklerini düşündü.

‘Bu kadar büyük birinin saldırısına uğramak hanımefendi için zor olmalı.’

Lucia'nın doktoru olarak Anna, kendi gücünden habersiz olan Dük'ü içten içe eleştirdi.

“Leydim, burada bulunduğunuz süre boyunca aylık misafirinizin olmadığını duydum.”

“…Bu doğru.”

Lucia bu durumdan rahatsızdı.

Kendisi kısır olmayı tercih etmiş ve her an tedavi edebileceğini bildiği için tedavi arama zahmetine girmemişti ancak bu durum onu ​​ölümcül bir hastalığa yakalanmış gibi gösteriyordu.

“Siz hiç ilk adet görmediniz mi?”

“…İlk adetimi gördüm.”

“O zaman adet görmeniz ne zaman son buldu? Durmadan önce yaralandınız mı yoksa hasta mıydınız? Vücudunda bir tuhaflık hissediyor musunuz?”

“…”

“Doktora düzgünce açıkla.”

Lucia, Hugo’nun sesini duyunca şaşırdı. Her zamankinden daha sert geliyordu. Ona bakmak için döndü ve soğuk, kırmızı gözlerinin onu izlediğini gördü. Nedense iyi bir his vermiyordu.

“İlk regl olduğumda yanlış ilaç kullandım.”

“Hangi ilacı aldınız? Zehirlendiğinizi hissettiniz mi?”

“Hangi ilacı aldığımı gerçekten bilmiyorum ve zehirlenmekle ilgili bir şey bilmiyorum. Canımı yakmadı ve şu ana kadar vücudumda garip bir şey görmedim.”

Lucia rüyasında doktor ararken, o doktorlar semptomlarını bile doğru dürüst anlayamıyorlardı. Anna'ya her şeyi açıklayacak olsa bile, Anna'nın bunu anlaması pek olası değildi ama yine de Lucia semptomlarını olabildiğince gizledi.

Onun bu hastalığı hassas bir durumdu. Hasta düzgün açıklamazsa, doktor bir cevap bulamazdı. Hele hele bu doktorun daha önce hiç duymadığı bir hastalıksa.

Anna gayretli bir şekilde anılarını gözden geçirdi ama birinin ilaç aldıktan sonra adetinin durduğuna dair belirtileri hiç duymamıştı.

“Hanımefendi, anılarınızı tekrar yoklar mısınız acaba? İlacın tadı nasıldı? Neden aldınız? Ne kadar aldınız? Peki bu ilacın rengi ve şekli neydi?” 

“Bilmiyorum. Gençken oldu ve tıp bilgim yoktu, bu yüzden hiçbir şey hatırlamıyorum.”

Konuşmayı sessizce dinleyen Hugo aniden dönüp Lucia'ya baktı.

“Sen biraz konuş benimle.”

Ardından adam etraftakilere işaret etti.

“Herkes dışarı çıksın.”