Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

2. Bölüm 18 Yaşında (1)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Lucia her sabah gözlerini açmaktan nefret ediyordu.

‘Ah... bu lanet migren. Neden ömür boyu iki kez aynı acıyı yaşamak zorundayım?’

Lucia ağrıyan başını tuttu ve ayağa kalktı. Hayatı, tam da rüyasındaki şekilde ilerliyordu. 15 yaşında adet görmeye başladığında, en az ayda bir ve en fazla ayda yaklaşık üç ila dört kez şiddetli migren ağrıları çekmeye başlamıştı. Bu ciddi bir şey olmasa da, hayatının geri kalanında ona eziyet eden kronik bir hastalık olup çıkacaktı.

Lucia 18 yaşına geldiğinde, rüyasında kendi geleceğini gördüğüne gerçekten inanır olmuştu. Çok çaba sarf etmişti ve geleceği ile ilgili birçok şey çoktan değişmişti.

Ancak bazen gelecek kaçınılmazdı ve onu değiştirmek için hiçbir şey yapılamazdı. Örneğin, Lucia 13 yaşındayken yaz aylarında, kraliyet sarayının tüm birinci katını sular altında bırakan şiddetli bir sağanak yağış olmuştu. Sel yakacak odun sıkıntısına neden olduğu için ertesi kış soğuk geçmiş ve Lucia bütün kış soğuktan titremişti.

15 yaşına geldiğinde adet görmeye ve migren ağrıları çekmeye başladı. Geleceğin sahip olduğu güç buydu. Daha sonra ne olacağı bilinse bile, onu değiştirmek mümkün değildi.

Lucia 19 yaşına geldiğinde Kral ölecekti ve o da pisboğaz Kont Matin'e satılacaktı. Bu, Lucia'nın değiştiremeyeceği geleceğin bir parçasıydı. Bunu anlayınca umutsuzluğa kapıldı. Geleceği bilmenin ne anlamı vardı ki? Sanki Tanrı her şeyi büyük bir şakaya dönüştürerek onunla alay ediyordu.

Lucia umutsuzluk içinde kendisini odasına kapadı, ama sadece birkaç gün sonra her şeyi boş verdi. ‘Burada açlıktan ölsem bile kimsenin haberi olmaz.’ Bu rahatlatıcıydı, artık yüreğindeki ağır kederin yükünü hissetmiyordu.

Lucia pencerelerini açınca soğuk sabah havası odaya doldu. Kız pencere pervazına yaslanıp buz gibi soğuk rüzgarın tüm vücuduna çarpmasına izin verdi. Sanki kendi soğuk kaderiyle yüzleşiyor gibiydi.

Artık ellerini pencere pervazına koyacak ve dış dünyaya bakacak kadar uzundu. Annesine çekmişti, bu yüzden minyondu. Saçları halkın geri kalanı gibi kızıl kahverengiydi, ama altın gibi parıldayan ve diğerlerinden farklı olan balkabağı turuncusu gözleri vardı. Bunun dışında, sokakta rastlanabilecek herhangi birine benziyordu.

Öyle bile olsa, hiç çekiciliği yok da değildi. Soluk ama ışıltılı bir teni vardı, bu yüzden biraz süslenmek çekiciliğini göstermesini sağlıyordu. Genellikle albenisi sönüktü. İnce belinden dolayı korseye hiç ihtiyaç duymuyordu. Kırılgan bedeni, çoğu erkeğin koruma içgüdüsünü tetikleyebilirdi. Ancak üst aristokrasiye ait değildi, bu nedenle güzel yanları takdir edilemezdi.

“Bakalım. Yakacak odunum kalmamış, patates ile yumurta da azalıyor.”

O sırada, gıcırdayan eski ahşap masasının yanında durmuş, hayatta kalmak için gereken temel ihtiyaçlarının envanterini çıkarıyordu. Uzun saçlarını dikkatsizce at kuyruğu şeklinde bağlamıştı ve sade poplin elbisesi, kraliyet sarayının hizmetçi üniformasıyla neredeyse aynı görünüyordu. Şu anki haliyle, kimse onun bir prenses olduğunu düşünmezdi.

“Bugün gidip gerekli malzemeleri istemeliyim.”

Prenses Lucia'nın bunu bizzat yapması yakışıksızdı, ancak bu durum birkaç yıl sonra doğal hale gelmişti. Şu anda onun kaldığı sarayda ikamet eden tek bir resmi hizmetçi bile yoktu. Neyse ki, bu yer o kadar büyük değildi, dolayısıyla çok fazla sorun olmuyordu. Sarayın en üst katı, o buraya ilk geldiğinden beri güvenlik nedeniyle kapatılmıştı. Şu anda birinci katın bir kısmı da kapalıydı. Kullanabildiği tek yaşam alanı yatak odası ve diğer birkaç odaydı.

İlk başta, ona hizmet eden beş hizmetçisi vardı. Ancak kabaydılar ve hiçbir şekilde saray hizmetçisi olarak kabul edilemezlerdi.

Kraliyet hizmetçilerinin kendince gururları vardı. Soylularla ilgilenen hizmetkarların hepsine 'hizmetçi' deniyordu, ancak aralarında farklı rütbeler vardı.

Bir kraliyet sarayı hizmetçisi, hizmetli kadınların yaptığı ev işleri ve çeşitli görevleri incelerdi. Resmi olarak kraliyet ailesinin bir parçası olan Lucia'nın bir kahyası, kraliyet sarayı hizmetçileri, hizmetli kadınları ve üç nedimesi olması gerekiyordu.

Sorun, kraliyet soyundan gelenlerin çok fazla olmasıydı. Üstüne üstlük Lucia erkek ve kız kardeşleri arasında en düşük sırada yer alıyordu. Hizmetçiler ne kadar çok çalışırsa çalışsın, terfi etmeleri mümkün değildi, dolayısıyla bu pozisyon için gönüllü olmaya kalkışacak kimse yoktu. Hizmetçilerin burada ek harçlık alması imkansızdı, bu yüzden tüm hizmetçiler Lucia’dan kaçınıyordu. Yıllar geçtikçe, hizmetçiler birer birer emekli oldu ve çok geçmeden Lucia'nın yanında tek bir hizmetçi bile kalmadı.

Aslında bir hizmetçi emekli olduğu zaman yerine yeni bir hizmetçinin işe alınması gerekiyordu. Ancak Lucia’nın sarayında iyi bir kazanç elde etme ihtimali olmadığından tüm kraliyet saray hizmetçileri ve hizmetli kadınlar buradan uzak dururdu. Kraliyet saray hizmetçileri günlük yaşamları için yeterli maaş alıyorlardı. Ancak hizmetli kadınların sadece yevmiyeleriyle geçinmeleri zordu.

Lucia'ya hizmet etmeleri için tutulan hizmetçiler ya birkaç gün sonra istifa ederler ya da başka bir yere atanmak için üst düzey yetkililere rüşvet verirlerdi. Çok geçmeden hizmetçiler saraya gelmeyi tamamıyla bırakmışlardı. Hizmetçilerin isimleri sicile kaydediliyordu ve maaşlarını alıyorlardı, ancak işlerini yapmak için asla gelmiyorlardı.

Lucia resmi olarak bir şikayette bulunmuş olsa, işler çözülürdü zira nüfuzu olmamasına rağmen, yine de bir prenses olarak kabul ediliyordu. Rüyada ise Lucia bizzat hizmetçilere gitmiş ve bu sorunu çözmüştü. Bu sefer de aynı amaçla gidip hizmetçileri bulmaya karar vermişti. Ancak oraya giderken, bir kraliyet sarayı hizmetçisine rastlamış, kadın da onu bir hizmetli sanarak basit bir iş vermişti.

Aklına parlak bir fikir gelen Lucia şikayette bulunmaktan vazgeçip bu görevi gıkını çıkarmadan yerine getirmiş ve düşüncelerini toparlamak için eve dönmüştü. Yeterince uzun süre hizmetçi gibi davranırsa, kraliyet sarayından çıkma şansı elde edecekti.

Lucia'nın son hizmetçisi onu 15 yaşında terk etmişti ve bunun ardından Lucia bir prenses ve bir hizmetçi olarak çifte yaşam sürmeye başlamıştı. Bir hizmetçi olarak, gidip günlük ihtiyaçlarını talep etmek ve ağır işler yapmak zorunda kalıyordu, ancak bu sayede kraliyet sarayından ayrılma özgürlüğünü kazanmıştı.

Lucia üç yıldır sarayda tek başına yaşıyor olsa da muhtemelen kağıt üstünde hala beş hizmetçiyle birlikte yaşamaktaydı.

Hiçbir saray görevlisi gelip belgelerin doğru olup olmadığını bizzat kontrol etme zahmetine girmiyordu. Kralın sayısız çocuğundan gelen şikayetler zaten memurların kafalarını patlatmaya yeterken, tek kelime şikayet etmeyen Lucia için pek tabii ki vakitleri olmuyordu.

Lucia, o sabah günlük ihtiyaçlar için talepte bulunup iyi yaptığı bir iş için de yüklü bahşiş aldıktan sonra evinin yolunu tutmuştu. İster kraliyet sarayında olsun, ister şehrin pis arka sokaklarında, insanların hepsi özünde aynıydı. Para, insanları mücadeleye devam etmeye ikna ediyordu.

Saraydan ayrılmak için hizmetçilerin kullandığı başka bir kapı vardı. Hepsi uzun bir kuyruk oluşturmuş, sıranın kendisine gelmesini bekliyordu. Sıra yavaş yavaş azaldı ve sonunda Lucia'ya geldi. Lucia, Prenses Vivian tarafından verilmiş olan iznini muhafıza gösterdi, o da geçiş izninin gerçek olduğunu çabucak teyit edip başını salladı.

“Saraydan dışarı bir şey çıkarıyor musun?”

Muhafız, Lucia'nın eli boş olduğunu zaten görmüş olsa da bu soruyu sormuştu.

“Hayır.”

Muhafız bir kez daha başını salladı ve onun saraydan çıkmasına izin verdi.

Lucia temiz havayı iyice içine çekti, sonra da başını çevirip sarayı çevreleyen surlara baktı.

Saray surlarının içerisi güvenliydi. Fakat surların dışında, genç bir kızın kendi başına güvenle dolaşması epey zordu.

Düşük sınıf bir prensesin statüsü, lehine işleyerek ona birçok özgürlük sağlamaktaydı. Rüyasındaki Lucia bu gerçeği hiç fark etmemişti, ama o şimdi farkına varıyordu.

Yine de gelecek onu endişelendiriyor, bir an önce oradan kaçmak istiyordu.

‘Bugün bu kadar çok insan olması garip.’

İnsanlar caddeyi kitleler halinde doldurmuştu. Lucia ne zaman sıyrılmayı başarsa, insan kalabalığı onu başka bir yöne sürükleyip yerinde saymasına neden oluyordu.

Bin bir zorlukla kalabalığın arasından çıktıktan sonra Lucia iki katlı küçük bir eve vardı ve kapıyı orta yaşlı bir kadın açtı. Kaşları kızgın gibi çatık olsa da bu onun doğal yüzüydü.

“Hoş geldin.”

“Merhaba Bayan Phil. Madam Norman evde mi?”

“O her zaman evde. Gece boyu içki içti ve hala yerde sere serpe uyuyor. Bir saniye bekle, senin için biraz çay getireyim.”

“Teşekkür ederim, Bayan Phil.”

Çayın rahatlatıcı kokusu oturma odasını doldururken, Lucia yüzünde nazik bir ifadeyle sabırlı bir şekilde oturup çayının keyfini çıkardı. Bayan Phil'in mutfakta çıkardığı gürültüler Lucia’nın kulaklarına müzik gibi geliyordu. Lucia'nın hayali, böyle küçük bir ev satın alıp hayatının tadını çıkarmaktı. İki kişi tutup ufak tefek işleri onlara bırakacak ve kendisi huzur içinde çay içerek hayatın tadını çıkaracaktı. Zamanını küçük yürüyüşler yaparak veya kitap okuyarak geçirecekti. Fakat Lucia bu hayalin ne zaman gerçekleşeceğini bilmiyordu.