nE!.. (O.o) çok ani oldu djkfdbsxv
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
8. Bölüm Evlenelim mi? (2)
‘Neden burada kimse yok?’
Dük'ün malikanesini koruyan tek bir asker yoktu.
‘Tüm çabalarım boşa mıydı?’
Bir kraliyet muhafızı ona kim olduğunu sorarsa, Lucia kaçmak zorunda kalacaktı, ama orada kimseyi görmediği için garip bir boşluk hissediyordu. Hayal kırıklığını gidermek için kapıyı itti ama kapı oldukça kolay bir şekilde açıldı.
‘Aman tanrım... Açıldı.’
Lucia kapıdan içeri defalarca baktı ve bir süre tereddüt ettikten sonra köşke dikkatlice girdi. Burası Dük'ün konağı olduğu için, içeri girer girmez birisinin kendisini fark edeceğini varsaydı. Ne yazık ki, ne kadar uzun süre dolaşsa da, başka birinin gölgesini bile fark edemedi.
‘Neden burası hiç korunaklı değil? Gerçekten doğru yere mi geldim acaba?’
“Sen kimsin?”
Lucia'nın önünde aniden daha önce malikanenin etrafında dolaşan bir adam belirdi. Şok olan Lucia sakinleşmek için ellerini göğsüne bastırarak soluklandı. Adam, kızı gereksiz yere korkuttuğu için özür dilemedi. Bunun yerine, daha da üstüne gidip kızı yakından incelemeye başladı.
“Çalışanlardan birine benzemiyorsun, ne işin var burada?”
Kaba bir ses tonuyla kasıla kasıla yürüyen kızıl saçlı adam, üzerine siyah bir aslan resmi oyulmuş görkemli bir zırh giyiyordu. Lucia dik bir şekilde durdu.
“Siz Dük'ün şövalyelerinden misiniz?”
Adam güldü, ‘bu ne böyle?’ kendi kendine mırıldanırken bir yandan Lucia’yı tepeden tırnağa süzüyordu.
“Öyleyim, ne olmuş?”
“Ekselansları şu anda evinde mi?”
“Bilmem. Neden Ekselanslarını arıyorsun?”
“İzinsiz içeri girdiğim için özür dilerim, ama Ekselanslarına onun için bir mesajım olduğunu söylemeniz mümkün mü? Taran Dükü ile görüşme talep ediyorum.”
“Peki sen kimsin?”
“Ben… Ekselansları için önemli bir mesajım var. Zafer Balosunda bir sözleşme teklif eden kişi olduğumu söylerseniz benimle buluşmayı kabul edecektir.”
“Bu umurumda değil. Ben sana kim olduğunu soruyorum. Adını bile bilmediğim halde seni efendimin malikanesine davet edemem. Asil biri gibi görünmüyorsun. Tüccar mısın?”
Lucia kulaklarının yandığını hissetti. Şu anki durumundayken, prenses bir yana, asil olduğunu iddia etmesi bile zor olacaktı. Adam saldırgan bir şekilde karşılık verse bile ona söyleyecek hiçbir şeyi olmayacaktı. Mesaj iletmek için gelen bir çırak gibi davranmadığına pişman oldu. Ama pişmanlık duymak için artık çok geçti.
“Bu şekilde giyinmeme ve önemsiz görünmeme rağmen, ben bir asilim.”
Adam bir süre Lucia'ya bakarak donakaldı. Aniden arkasını döndü.
“Beni takip et.”
***
BAM BAM, adam yumruğunu kapıya vurdu, sonra da cevap beklemeden kapıyı açtı. Kızıl saçlı adam kafasını içeri uzattı, kasvetli siyah saçlı bir adam geniş bir masanın arkasında oturmaktaydı. Dük, kabadayılık eden adama bir bakış attıktan sonra belgeleri okuyup imzalamaya devam etti.
“Jerome nerede?”
Dük’ün dürüst uşağı, bu adamın kaba tavrına tanık olsaydı, öyle sessizce izlemezdi.
“Küçük bir işi halletmek için gitmesi gerekti. Sebebini söyledi ama ne hakkında olduğunu unuttum.”
Oldukça acil bir iş olmalıydı. Aksi takdirde, Jerome, sorumluluğu sadece bu adamı bırakarak gitmezdi.
Muhtemelen uzun sürecek bir şey olmadığından Dük'ü bu konuda rahatsız etmemeye karar vermişti.
“Seninle oynayacak vaktim yok. Yalnız başına oyna.”
“… Sheesh. Bana her zaman olgunlaşmamış bir veletmişim gibi davranıyorsun.”
Benden o kadar da büyük değilsin, kızıl saçlı adam alçak sesle mırıldandı.
“Olgunlaşmamış bir velet olsaydın, sana uzun zaman önce bir ders verirdim.”
“Vay canına, idmanlarımızda beni o kadar dövdükten sonra, nasıl bu kadar utanmazca konuşabiliyorsun?”
“Sevimli olduğunu düşündüğüm için yaptım.”
“Ah, kahretsin...!”
Adam kızgınlıkla iç çekti. Bu Hugo’nun hoşuna gitti; hafifçe gülümsedikten sonra her zamanki soğuk yüz ifadesini takındı. Hugo'nun duygularını gösterdiği tek kişi bu veletti.
“Misafirin var.”
“Bugün için planlanmış bir görüşmem yok.”
Onunla görüşmek için sırada bekleyen sonsuz sayıda insan vardı. Hugo hepsiyle görüşmeyi kabul ederse, asla uyuyacak vakti olmazdı.
Çoğu insan saygılı davranıp resmi olarak görüşme talep eden mektuplar gönderirdi. Ancak Dük’le görüşmek için davetsiz gelen bir avuç insan da vardı. Muhafızların uyarısını görmezden gelip zorla içeri girerlerdi. Utanmadan oturma odasına kurulurlar ve çoktan içeri girdikleri için izin aldıklarını iddia ederlerdi.
Sonunda, bu iş çok uğraştırıcı olduğundan Hugo tüm muhafızlardan kurtuldu. Kapıdan geçen olursa, onları birinin evine izinsiz girdikleri için ihbar edecekti. Bu soyluların boğazlarına kılıç doğrulturdu. Kılıç deriyi kestiğinde, biraz büyük miktarda kan dökülürdü. Böyle bir gösterinin ardından, kimse bir daha onun malikanesine girmeye cesaret edememişti. Ama aynı zamanda şeytani Dük olarak adı çıkmıştı.
“O çok eğlenceli bir misafir. Neden bir bakmıyorsun?”
“Onu tanıyor muyum?”
“Hayır. Halk tabakasından sefil biri gibi görünmesine rağmen, asil olduğunu iddia ediyor.” Kızıl saçlı adam kıkırdadı.
“Daha önemlisi kıyafetleri berbat ve hiç hizmetçisi yok. Buna rağmen kendisinden çok emin bir havası var. Eğlenceli değil mi? Onun Dük ile neden buluşması gerektiğini öğrenmek için can atıyorum.”
Roy'un yani kızıl saçlı adamın gözleri parlarken, Hugo başını salladı. Bu onun işini sırf merakını gidermek için bölen utanmaz bir adamdı. Uşağı Jerome burada olsaydı, öfkeden deliye dönerdi. Roy, Jerome'un kendisine en az iki saat vaaz vereceğini ve eleştireceğini biliyordu; ama öyle olsa bile, şu anki eğlencesi daha önemliydi.
Roy her zaman ne kadar sıkıldığı konusunda durmadan söylenip duruyordu. Dük misafirle görüşmeyi reddederse, Roy ona sonradan sürekli dırdır edecekti. Tam o anda, Hugo gözden geçirilmesi gereken bitmez tükenmez belgeler yüzünden kendini bitkin hissetti. Yani kısa bir ara vermek iyi bir fikir olabilirdi.
“Başka mesaj var mıydı?”
“Ne… başka ne mi söyledi? Her şeyden önce, o bir kız.”
Bunca zamandır gelen kişinin bir adam olduğunu düşünen Hugo öfkeyle kaşlarını çattı. Roy sanki bir yeri yanmış gibi geri sıçrayıp ofisin en uzak köşesine kaçtı.
“Zafer Balosu'ndaki bir sözleşme hakkında bir şeyler geveledi ve Majestelerinin kendisiyle mutlaka görüşmek isteyeceğini iddia etti.”
Hugo'nun gözleri titredi. 10 gün boyunca hiçbir mesaj almadıktan sonra, kadının niyetinden şüphelenmeye başlamıştı.
“Konuk şimdi nerede?”
“Oturma odasında. Oh, onu odada yalnız bırakmadım. Bir hizmetçiye çay ikram etmesini emrettim. Adaptan haberim var.” Roy'un kendiyle övünen tavrı aşırı derecede acınası görünüyordu.
İki adam Lucia'nın tam karşısına oturdu. Lucia arada sırada Dük'e bakarken çayını yudumladı. Dük ile aynı odada böyle oturduğuna inanamıyordu. Onu ilk kez görüyor olmamasına rağmen, Dük'ü yüz yüze görmek yine de çok ilginçti.
‘O gerçekten... Taran Dükü...’
Dük’ün kuzgun siyah saçlarıyla kan kırmızısı gözlerinin zıtlığı, onunla göz göze gelen herkesi korkuturdu. Aurası o kadar güçlüydü ki unutulmaz bir izlenim bırakıyordu. Bu, Zafer Balosu’ndan bu yana ilk karşılaşmalarıydı ve birbirlerinin karşısında iyi aydınlatılmış bir odada oturuyorlardı.
“Malikanede olduğumu bilerek mi geldin?”
“H-hayır. Evde olmasaydınız, mesaj bırakacaktım.”
Hugo’nun sesi fiziksel görünümünü çok iyi yansıtıyordu. Sesi ağır, alçak bir tondaydı ama güçlü bir emredici auraya sahipti. Lucia uzun çalıların yanında çömelirken, ‘Sesi bile inanılmaz.’ diye düşünmüştü.
‘Bir insanın görünüşünden ve sesinden bu kadar kolay etkileneceğimi hiç tahmin etmezdim.’
Lucia rüyasında defalarca dolandırılmıştı ama dersini asla almamıştı. Tüm birikimini, sırılsıklam aşık olduğu yakışıklı bir adama kaptırmıştı. Hayatta ne kadar acı çekilirse çekilsin, bu tür insani duyguların sırf istemekle değişmesi zordu.
‘Muhtemelen Kont Matin yüzünden.’
Lucia, Kraliyet Sarayı'nda mahsur kaldığı süre boyunca ne bir erkek tanımış ne de görmüştü. Lucia'nın tanıştığı ilk adam yaşlı, obez, kısa, çirkin ve saldırgandı. Böyle bir deneyimin ardından, kalbinin yakışıklı bir adam tarafından çalınmasına engel olamamıştı.
‘Yakışıklı olmak onu iyi bir adam yapmaz ama...’
Önündeki adam bunun kanıtıydı. Bu adam kötü bir adamdı. Bir kadının kalbini oyuncakmış gibi ezmekte hiç çekinmiyordu. Lucia tüm bunların farkında olmasına rağmen, gelecekte Sofia gibi birine dönüşmeyeceğine dair kendine güveni yoktu. Dük bu yüz ve sesle kulaklarına tatlı sözler fısıldarsa, kendini kaybederdi.
‘Kendini tut. Kendine hakim olmalısın.’ Lucia titreyen kalbini sakinleştirdi.
“Önceden haber vermeksizin görüşmek isteyerek kabalık ettim. Kendimi geç tanıttığım için lütfen beni affedin. Ben İmparatorun 16. prensesi Vivian Hesse. Majesteleri ile konuşabilmek benim için bir onur.”
“Pfft.”
Lucia kendisini '16. prenses' olarak tanıttığında, adam kahkahalara boğuldu. Bu Lucia'yı konağa götüren kızıl saçlı adamdı. Lucia onun alaycı kahkahalarını pek önemsemedi, sadece çok münasebetsiz olduğunu düşündü. Tam o sırada bu adamın kim olduğunu hatırladı.
‘Roy... Krotin’
Bu Taran'ın sadık astıydı. Kızıl saçlı genç, Kuduz Köpek Krotin olarak biliniyordu. Krotin hakkındaki hikayelerin çoğu abartılıydı, ancak sadece yarısının doğru olması bile ‘Kuduz Köpek’ unvanını kazanması için yeterliydi.
“Ekselanslarının zamanını boşa harcamamak için, doğrudan konuya geleceğim. Ben… Ekselanslarına evlenme teklifi etmek için geldim.”
Lucia cümlesini bitirir bitirmez nefesini tuttu. Kalbi sessizlik yüzünden patlayacakmış gibi bir his veriyordu. Geri dönüşü olmayan noktayı geçtikten sonra, söylediği için kendini daha iyi hisseden Lucia Dük’ün yüz ifadesini gözlemlemeye devam etti. Adamın kaşları bir an seğirmişti ama şaşırtıcı bir şekilde kayıtsız ifadesini koruyordu.
“PWAHAHAHA!!”
Roy adeta gülmekten ölecekti. Taran Dükü, onun delirip delirmediğini merak ederek adama soğuk bir şekilde baktı. Yine de Roy'un kahkahaları bitmek bilmiyordu. Sonunda Dük başının arkasına bir yumruk atıp gülmesine bir son verince Roy bu sefer acı içinde ciyaklamaya başladı.
“Uggh. Beni öldürmeye mi çalışıyorsun?” Roy başının arkasını tutarak öfkeyle bağırdı, gözünün köşesinde bir damla gözyaşı duruyordu. İkisini izleyen Lucia bir korkuya kapıldı. ‘Bu yüzden mi Kuduz Köpek olarak tanınıyordu?’
“Çok gürültü yapıyorsun. Çık dışarı.”
“Eh? Neden? Ağzımı kapalı tutup sessiz olacağım. Gerçekten~.”
Roy ağzını kapatırken, Hugo da başını salladı ve dikkatini karşısında oturan genç kadına verdi.
‘Bir prenses mi?’
Hugo, prenses olduğunu iddia eden genç hanıma dikkatle baktı. Geçmiş Zafer Balosunda asil bir hanımefendi gibi görünürken, şimdi şu anda sokakta bulunabilecek sıradan bir kadından hiç farklı görünmüyordu. ‘Ve bir prenses olduğunu iddia ediyor, ha?’
Dük’ün kraliyet ailesine karşı hiç ilgisi yoktu. Kralın kendisi bile muhtemelen bütün çocuklarının neye benzediğini bilmiyordu. Sadece bir ya da iki değildi ki. Bu nedenle, Dük onun gerçekten bir prenses olduğunu varsaydı. Statüsünün rütbesi onun bu konuda yalan söyleme ve numara yapma zahmetine girmesine değmeyecek kadar düşüktü, ayrıca bu konuda garip bir şekilde detay biliyordu.
Hugo, kadınları severdi ama kendince kuralları vardı. Ona gereğinden fazla sorun çıkaracak kimseye yaklaşmazdı. Sadece yatacak bir kıza ihtiyacı oluyordu, sarhoş olduğunu iddia ederek kenara atabileceği biri. Bir prenses, yasak bölge listesinde ilk sırada yer alıyordu. Onun bir prenses olduğunu daha önceden bilseydi, bu görüşmeyi kesinlikle kabul etmezdi.
“Kimdi o?”
“…Ne?”
“Prenses, seni buraya gönderen kimdi? Bu işin arkasındaki kişi buraya gelene kadar görüşme daha fazla ilerleyemez.”
“Benim bir prenses olduğuma inanıyor musunuz?”
Lucia, onu kandırmaya çalıştığını düşünerek çılgına döneceğini düşünmüştü. Her türlü aşağılayıcı ve saldırgan söze gıkını bile çıkarmadan katlanmaya karar vermişti. Ancak Dük çok sakin tepki vermişti.
“Yalan mı söylüyordun?”
“Hayır. Yalan söylemiyorum. Ben... kızacağınızı sanmıştım.”
“Yalan söylüyor olsaydın kızardım.”
Lucia, Dük’ün geçmiş zafer balosundaki sözlerini hatırladı. Bir anda tüyleri diken diken oldu. ‘Kızmak’ kelimesi farklı bir anlam taşıyan bu kişiden daha fazla dehşet verebilecek kimse yoktu.
“Yalan söylemiyorum. Size söyleyemeyeceğim şeyler olsa da… Ben yalan söyleyen biri değilim. İpleri elinde tutan başka kimse yok. Her şeye karar veren kişi benim.”
“Prenses, senin burada olduğunu bilen var mı?”
“Kimse bilmiyor. Prenses Vivian'ın kraliyet sarayından ayrıldığını kimse bilmiyor.”
Bu bir yalan değildi. Lucia, kraliyet sarayından Prenses Vivian'ın emrinde görev yapan bir hizmetçi olarak ayrılmıştı. Şu anda, Prenses Vivian'ın kendi ayrı sarayında sessizce kendi işine baktığı kaydedilmişti.
“Bunun nasıl mümkün olduğunu daha ileriki bir tarihte öğreneceğim. Geçen sefer sözleşme talep etmemiş miydin? Bu bana daha önce söylediğinden farklı bir şey.”
“Bu farklı bir şey değil. Size bir sözleşme öneriyorum. Evlilikle hayat değiştiren bir sözleşme.”
Kızmak için doğru zamanı kaçırmış olduğu için Dük sersemledi. Midesinden yakıcı bir sıcaklık yükselmeye başlamıştı. Zaman kaybı ve tamamen saçmalık. Bu kadın onun nefret ettiği her şeyi yapıyordu. Hugo soğuk bir şekilde onunla alay etti.
“Saçma sözlerinle kafa mı buluyorsun?”
“Size mantıksız gelen sözler söylediğimi biliyorum. Ani sözlerim yüzünden soğumanızı anlıyorum. Benimle evlenerek elde edebileceğiniz her şeyi size sunmak için buradayım. Beni dinledikten sonra bu teklifi reddetmenizde bir sakınca yok. Fazla zamanınızı almayacağım. Sizi bir daha asla rahatsız etmeyeceğim.”
Kırılgan bir tavşana benzeyen bu kadın aşırı derecede gergin görünüyordu ama etkili ve güzel konuşuyordu. Dürüst gözleri doğrudan Dük’e bakıyordu. Bunlar, Dük’ün Zafer balosunda gördüğü çaresiz gözlerdi. Gözleri çok çaresiz görünüyor olsa da, açgözlülükten eser yoktu. Bu yüzden Dük balo boyunca hep onunla ilgilenmişti.
Bu saçma sözleri şimdiye dek dinlemesinin tek nedeni tamamen o gözlerdi. Dük biraz daha zaman öldürmeye karar verdi.
“Peki. Konuş.”
“Um... ondan önce. Yanınızdaki kişi odadan çıkarsa sorun olur mu?”
“Hayır! Neden?”
Parıldayan gözlerle izleyen Roy aniden öfkelendi. Böylesine ilginç bir gösteriyi kaçırmak istemiyordu.
“Prenses, tamamen benim sayemde buradasın ve konuşabiliyorsun. Bunca zamandan sonra beni nasıl sırtımdan bıçaklayabilirsin?”
“Um, teşekkür ederim. Ve üzgünüm. Ancak aktaracağım sözler çok kişisel meseleler. Bu, gelecekte bana ölümcül şekilde zarar verebilecek bilgilerdir. Sana güvenmediğimden değil, ama bana bu kadarı için anlayış gösterebileceğine inanıyorum.”
“Ben öyle ulu orta gevezelik edecek biri değilim ama... yoksa beni tanıyor musun?”
“Ah? Ah... um… sen ü-ünlü biri değil misin?”
“Ben mi? Ben hiç o kadar ünlü oldum mu ki…?”
Roy çenesini ovuşturup başını yana eğdi Lucia onu izlerken soğuk terler döküyordu. Adamın uzak gelecekte ünlü olacağı bir gerçekti, ama bu şu an için doğru olmayabilirdi.
‘Onu iyi kontrol ediyor.’
Daha önce öfkeyle oradan oraya zıplayan Roy sessizleşip durgunlaşınca, Hugo alçak sesle güldü. Roy da böyle asil bir kadına karşı çıkmaya çalışırken kendini pek rahat hissetmiyordu. Cüsseli kalıbıyla şiddete eğilimliydi, dilinin kemiği yoktu, düşüncelerini açık, çoğu zaman kaba bir şekilde söylüyordu ve üstelik yüksek sesi etrafındaki herkesi eziyor ve sindiriyor gibiydi. Ama onu tanıdığınızda, ondan daha saf birini bulamazdınız. Onu çok iri, inatçı bir köpek olarak görmek mümkündü.
“Odadan çık.”
“... che.”
Roy sessizce homurdandı ama fazla kavga etmeden ayrıldı. Artık yalnız kaldıklarından, Lucia sinirlerinin bir kez daha gerildiğini hissetti. Aklındaki son senaryoyu bir kez daha tekrarladı. Bu bir kumardı. O da zarı atıyordu.
“Ben... varisiniz olacak bir oğlunuz olduğunu biliyorum.”
Magnec