Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

1. Bölüm Giriş

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

12 yaşına bastığı gün Lucia’nın dünyası altüst oldu. Her şey annesini kaybedip kraliyet sarayına girmek zorunda kalmasıyla başladı.

‘Rüya mı görüyordum? Yoksa şu an mı rüya görüyorum?..'

Lucia yatağında doğrulup dalgınlıkla mırıldandı. Çok uzun bir rüya görmüştü. Geçmişten mi döndüğünü yoksa rüyasında geleceği mi gördüğünü bilmiyordu.

Lucia rüyasında gelecekteki yaşamını tecrübe etmişti. Bu hiç de huzurlu bir yaşam değildi. Büyük bir kısmı acı ve gözyaşıyla doluydu. Ama bazen neşe ve mutluluk da vardı. Hayatı boyunca içinde bir umut kırıntısıyla yaşamıştı.

‘Anne…’

Lucia, annesinin aslında bir asil olduğunu bilmiyordu zira kadın hayattayken bununla ilgili tek bir kelime bile etmemişti. Lucia rüyasında yirmili yaşlarındayken tesadüfen annesinin ağabeyi, yani amcasıyla tanışmış ve gerçeği öğrenmişti.

Annesi Amanda, Baden Kontu'nun en küçük kızıydı. Baden ailesi bir zamanlar çok etkili bir uçbeyi olsa da şimdi, adına tek bir toprağı bile olmayan çökmekte olan bir aileydi. Baden ailesinin tarihi çok eskilere dayanıyor olmasına rağmen, isimleri çoğunlukla insanların hafızalarından silinmişti. Unvanlarını sonsuza kadar koruyacaklarının garantisi bile verilemezdi.

Yoksulluk dışında hiçbir şeyi olmayan eski ve ücra bir bölgede yaşamaktan bıkan Amanda, para edecek bir tek şeyle başkente kaçmıştı; ailesinde nesilden nesle aktarılan tek bir kolye ucu.

Amanda ortadan kaybolur kaybolmaz, Lucia'nın amcası acımasızca onun peşinden birini göndermeleri gerektiğini söylemişti. Bunun kız kardeşini son görüşü olmasını beklemiyordu. Kız gençliğin verdiği aptallıkla kaçmış olsa da, onun yakında geri döneceğini düşünmek bir hataydı. Bir ay sonra onu aramaya kalkıştıklarındaysa artık çok geç olmuştu.

Amcasının Amanda’yı bulması mümkün değildi zira kız başkente kaçmıştı ve bu da onu bulmayı imkansız kılıyordu. Lucia bile başkente geldikten sonra Amanda'nın başına gelenlerin tam ayrıntılarını bilmiyordu.

Ancak Amanda'nın evlenmediği ve kraldan gayri meşru bir kız çocuğu sahibi olduğu düşünüldüğünde, detayları tahmin etmek zor değildi.

Amanda, Lucia doğduğu zaman bunu kraliyet ailesine haber vermesi gerekse de, hiç kimsenin yapmayacağı bir seçim yapmıştı. Asil olduğunu saklayıp sıradan halkın içinde yaşamış ve Lucia'yı sıradan biri olarak yetiştirmişti.

Lucia annesinin aslında bir asil olduğunu bilmiyordu, Baden ailesi onun anne tarafından ailesiydi ve en önemlisi Lucia kraliyet kanı taşıyordu. Fakat çocukluğunu sıradan Amanda'nın kızı Lucia olarak geçirmişti. Güzel annesi, iyi kalpli köylüler ve ormanda ve derede oynadığı arkadaşlarıyla birlikte.

Daha dünmüş gibi gelen uzak anılarını hatırlayınca Lucia'nın gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı zira hayatının en mutlu anları o zamanlardı.

Talihsizlikler beklenmedik bir şekilde kapıyı çalmıştı. Başkenti kasıp kavuran bir salgın, Lucia'nın yaşadığı köyü de vurmuştu ve Amanda kaçamamıştı. Lucia'nın hatırladığı kadarıyla annesi köydeki diğer güçlü kadınların aksine küçük ve zayıftı. Asil olduğu için daha önce herhangi bir sıkıntı yaşamak zorunda kalmamıştı, fakat Lucia'yı büyütmek ve geçinmek için çalışıp didinmek kadının sağlığını kötü etkilemişti.

Sanki öleceği içine doğmuş gibi Amanda ölümünden birkaç gün önce, Lucia'yı bir mektup göndermesi için yollamıştı. Bu muhtemelen kraliyet ailesi için bir mektuptu.

Lucia, annesinin kararını anlayabiliyordu. Annesi son anına kadar kızı için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmıştı. Yetim bir genç kızın hayatı genellikle cehenneme dönerdi. Lucia saraya girmemiş olsaydı, fahişe olarak hayatının geri kalanında vücudunu satmak zorunda kalabilirdi.

Amanda'nın ölümünden birkaç gün sonra bir kraliyet muhafızı çıkagelmiş ve Lucia'yı saraya götürmüştü. Kraliyet ailesinin hazineleri arasında, kişinin soyunu kanıtlayabilecek özel bir büyülü alet vardı. Kraliyet ailesinin malı olsa da, soylular genellikle uygun düşen bedeli ödeyip kullanırlardı.

Çok sayıda gayrimeşru çocuk olmasına rağmen soy konusunda herhangi bir anlaşmazlık olmamasının nedeni, bu büyülü tespit aracıydı. Kral bu araçla Lucia'nın bir prenses olduğunu hemen tespit etmiş ve ona bir isim vermişti. Bu Lucia'nın babasıyla ilk ve son karşılaşması olmuştu.

‘Vivian Hesse.’

Lucia'nın yeni adı buydu. Kimse ona asıl adının ne olduğunu sorma zahmetine bile girmemişti. Her şeye tek taraflı karar verilmişti. Annesini kaybeden yalnız bir çocuk aniden kraliyet sarayına sürüklenmiş ve cömert bir şekilde diğer herkesten uzak, köhne bir saraya atılmıştı.

Bütün gece ağlayan Lucia sabah uyanmış ve artık her şeyin değiştiğini fark etmişti. Bir prenses olarak kabul edilmiş olsa da, hayatı bir gecede düzelmemişti. Pervasız kral, nerede olursa olsun her yere tohumunu saçmıştı. Bu yüzden birdenbire yeni bir prens ya da prensesin ortaya çıkması, sarayda gündem olmuyordu bile.

Lucia 16. prensesti. Sarayda uzun bir süre kaldıktan sonra bu gerçeği öğrenmişti. Kralın onay vermiş olduğu çocukları sayarak 16. prenses olduğunu anlamıştı. Lucia geçmişi belirsiz olan bir kraliyet prensesiydi, kralla bir gecelik ilişkiden sonra doğmuş ve üstüne üstlük çocukluğunu sıradan insanlarla geçirmişti.

‘Geleceğimi bilsem bile ne işe yarar...’

Lucia derin bir iç çekti. Rüyası sayesinde sadece gelecekte olayların nasıl gelişeceğini öğrenmişti. Hayatı sınır bölgesinde başlamış ve orada son bulmuştu. Rüyasından faydalı bir bilgi edinmemişti. Ana akım aristokrat topluma giremediği için geleceği bilse bile önemli bir şey bilmiyordu. Lucia sadece gelecekte hayatının nasıl gelişeceğini biliyordu.

Rüyasında saraya girdikten sonra, Lucia'nın hayatı oldukça sıradan geçmiş, açlıktan ölmekten korkmadan sessizce yaşayıp gitmişti. Kimse ona hiç ilgi göstermemiş ve kimse de rahatsız etmemişti. Onun hayatında dün bugün gibiydi ve bugün de yarın gibi. 19 yaşına bastığında, nihayet hayatı bir kez daha değişmişti.

Lucia 19 yaşına geldiğinde, babası ve ulusun kralı 8. Hessen, vefat etmişti. Lucia, babasını hayatında yalnızca bir kez gördüğü için haberi duyduğunda hiçbir şey hissetmemişti. Zaten babasının ölümünün hayatını etkilemeyeceğini düşünüyordu. Ancak yerine gelen 9. Hessen, babasının zamparalığının sonuçlarını çözmeye karar vermişti. 9. Hessen, kendisi ve çocukları hariç, saraydaki tüm kraliyet ailesini göndermek için bir proje başlatmıştı.

Lucia 20 yaşına bastığında, sarayda önceki kralın çocuklarından sadece 6 prenses kalmıştı. Lucia'nın hiç akrabası yoktu. Kimseyi tanımıyordu çünkü kendini saraya kapatarak hayatını sürdürmüştü. Lucia, artık kralın kızı değildi. O, kralın birçok kız kardeşinden sadece biriydi, ayrıca güzel de değildi. Stratejik bir evlilik için kullanılmaya bile uygun değildi.

9. Hesse, gereksiz bir yük olan Lucia'nın evliliğini açık artırmaya çıkarmaya karar vermişti. Lucia, adeta satılmış gibi, en çok çeyiz veren adamla evlendirilmiş ve kraliyet sarayından alınmıştı.

Lucia'nın yeni kocası Kont Matin, ondan 20 yaş büyüktü ve geçmişte iki kez boşanmıştı. Sadece 3 oğlu vardı, ama en büyük oğlu Lucia ile aynı yaştaydı.

Lucia'nın onunla beş yıllık evliliği hayatının en korkunç dönemi olmuştu. Ayrı sarayda olduğundan maddi olarak daha iyi durumda olabilirdi ama ruhu zarar görmüştü. Kont yaşlı, şişman ve engelli bir sapıktı. Lucia'yı taciz ederek cinsel arzularını gerçekleştirmişti.

‘Bunu istemiyorum!!’

Lucia’nın vücudu titriyordu. Tüm bunları tekrar yaşamak istemiyordu, daha doğrusu bu geleceği yaşamak istemiyordu. O namussuz adamla tekrar evlenmektense ölmeyi tercih ederdi.

‘Geleceğimi değiştirmeliyim. Ne pahasına olursa olsun değiştirmeliyim!!’

Rüyasındaki gelecek zaten değişiyordu. Aslen, Lucia saraya girdiğinde, birkaç ay boyunca otizm belirtileri göstermişti. Annesinin ölümü, babasının kimliği ve hiç sevgi görmediği yabancı bir yere gönderilmek, tüm bunlar bir genç kızın üstesinden gelemeyeceği kadar fazlaydı. Kendini dış dünyadan uzaklaştıran perişan haldeki Lucia'yı teselli eden ya da onunla ilgilenen kimse olmamıştı.

Başlangıçta doktorlar birkaç kez ziyarete gelmiş, saray hizmetçileri de sadece açlıktan ölmesin diye yanına uğramışlardı. Böylesine korkunç bir kayıtsızlık Lucia için bir katalizör olmuştu. Otistik semptomlarından kurtulmaya başlamış ve yavaş yavaş çevresini kabul etmişti.

Ancak bu sefer işler farklı oldu. Lucia, otizm semptomlarından muzdarip olmadı. Dahası, onlarca yıl yaşamanın bilgeliğine ve deneyimine sahipti. Hayatını tamamen değiştirmek gibi büyük bir hayali de yoktu. Tek istediği dilediği gibi yaşama özgürlüğüydü.

‘Bunu yapabilirim. Geleceği değiştirebilirim.’

Nasıl yapacağını bilmiyordu. Bağlantıları olmayan 12 yaşındaki bir prensesin yapabileceği hiçbir şey yoktu. Ama umutsuzluğa kapılmadı.

‘Hala çok zamanım var.’

Ancak zaman acımasızca uçup gitti. Daha farkına varmadan, Lucia 18 yaşına basmıştı bile.