Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

10. Bölüm Kontes Falcon (1)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Değişiklik olsun diye, onun biraz düşünmesini gerektirecek bir sorun ortaya çıkmıştı.

“Evlilik…”

Hugo şu anda 23 yaşındaydı. Yani evlilik için zaten en uygun yaştaydı. Yine de evlenmek gibi bir düşüncesi yoktu. Evlilik bir yana, halihazırda çözmesi gereken fazlasıyla sorunu vardı. Zamanını eş gibi sinir bozucu bir şeyle harcamak niyetinde değildi. Her şeyden önce bir düğünle uğraşmak istemiyordu. Zaten kadın bulamamaktan yana sıkıntısı asla yoktu.

Ama oğlunun varisi olmasını sağlamak istiyorsa, evlenmek zorundaydı. Onun konumunu devralabilecek tek kişi, aile kayıtlarında bulunan kişilerdi. Dük'ün ölümle mi yoksa boşanarak mı ayrılacağı önemli değildi, oğlunu resmi olarak aile kütüğüne kaydettirmesi için evlenmesi gerekiyordu. Xenon yasalarına göre, bekar erkeklerin çocuk evlat edinmesine veya resmi olarak aile kütüğüne kabul etmesine izin verilmezdi.

Çocuk hala gençti. Bu yüzden düğün gibi bir şey acil sayılmazdı. Ama bir gün Dük’ün bunu yapması gerekecekti. Çocuğun aileye kaydolmasına izin verecek anlayışlı bir kadın bulması lazımdı. Bu hesaba katıldığında, onu aramaya gelen prenses oldukça cazipti.

“Kendi özel hayatımda özgürlük mü diyorsun? Bu güzel bir avantaj.”

Hugo kahkaha attı. Prensese soğuk bir tepki göstermişti ama aslında tüm bu etkenler çok cazipti. Sırf ona takılmak için bir öpücük veren Hugo genç kadının kızarmış yüzü aklına gelince bir kez daha güldü. Aslında çok sevimliydi. Bu hoş bir değişiklikti.

Ancak çok fazla şüpheli yönü vardı. Onun gerçekten prenses olup olmadığını doğrulaması gerekiyordu. Bu işin arkasında kim olduğunu bulması gerekiyordu. Kadının bu teklifi yapmaktaki amacı neydi? Dük, onun bugün söylediği her şeyin yalan olduğunu düşünüyordu.

En ufak bir şüphe duyduğunda her zaman en kötüsünü düşünürdü. Hugo’nun hayattaki düsturu buydu.

“Ekselansları, benim Jerome.”

‘İçeri gel’ diye cevap verir vermez sadık uşağı içeri girdi.

“Ne diyeceğimi bilemiyorum, Majesteleri. Sizi temin ederim, bugünkü gibi bir olay gelecekte bir daha asla olmayacak.”

“Bu senin hatan değil. Öyle bile olsa, hayatının her saniyesinde Roy'a gözcülük yapamazsın.”

“Bundan sonra bunu yapacağım.”

Jerome sadece bir kısa süreliğine malikaneden ayrıldığında, Roy’un bu kadar büyük bir olaya neden olmasını asla beklemiyordu. Ekselanslarını kim olduğu meçhul biriyle nasıl yalnız bırakabilirdi?! Jerome, Ekselansları için herhangi bir sorun çıkarmamak için başkentte son derece dikkatli davranmıştı. O anda, sanki biri başının arkasına çok sert bir şekilde vurmuş gibiydi; göğsünün içinde kontrol edilemez bir öfke yükseliyordu. Jerome, tüm öfkesini Roy'a doğru yönlendirerek dişlerini sıktı.

“Fabian'a söyle, gelir gelmez bana rapor versin."

“Emredersiniz, Majesteleri.”

Hugo, bu prenses hakkında bulabileceği her şeyi ortaya çıkarmaya karar vermişti.

***

Gecenin ilerleyen saatlerinde Jerome, Dük'ün malikanesine gelen Fabian'ı karşıladı. Fabian, Taran'ın kişisel yardımcısıydı. O işler ne kadar yoğun olursa olsun normal çalışma saatleri dışında çalışmaktan kaçınmak için elinden geleni yapan biriydi. Bu kadar acil bir iş olmasaydı, gecenin geç saatlerinde oraya gelmezdi.

“Ne oldu?”

Fabian, yüzü kaya kadar sert görünen ağabeyinin, yani Jerome'un omzunu sıvazladı. Onlar aynı gün aynı anneden doğan ikizlerdi ama koyu mavi gözleri dışında aralarında hiçbir benzerlik yoktu. İkiz olduklarını öğrenenlerin hepsi şok olurdu.

“O kadar da ciddi bir durum değil, biraz rahat ol. Ekselanslarının bir süredir merak ettiği bir konu var. Yarın izin günüm, o yüzden bu gece uğramaya karar verdim. Hala uyanık mı?”

“Burada değil.”

“Nasıl yani? Gece gezmesine mi çıktı? Ben geldim, herkes çoktan gitmiş. Yapacak bir şey yok. Ah, lütfen Ekselanslarına uğradığımı söyleme. Yarın izin günüm, beni çağırmasını istemiyorum.”

Fabian çok samimi bir çalışandı, ancak tembellik gibi kötü bir yanı vardı. Jerome başını salladı, ama Fabian'a güvendiği için onu reddetmedi. İşi acilse, en kısa zamanda bitirirdi. Fabian gitmek için arkasını döndü ama aniden durdu.

“O nereye gitti?”

Jerome bir an tereddüt etti.

“Kontes Falcon’un yanına.”

“Falcon… Falcon… O kimdi… ne? Hala onu ziyarete mi gidiyor?”

“Sesini alçalt. Herkes uyuyor.”

“Sorun bu değil! Ne yapıyorsun sen?”

“… Ne yapmalıyım? Kiminle yattığıyla ilgilenecek niteliklere sahip değilim.”

“Neden ilgilenmiyorsun? O kadının kocalarından üçü de öldü! Kesinlikle lanetli bir kadın!”

“Çocuk musun sen? Lanet mi? Öyle bir şey var mı?”

“Baron Lawrence'ın kızıyla işler nasıl gidiyor?”

“Ekselansları'nın emriyle ona çoktan gülleri gönderdim.”

“Neden bana hiçbir şey söylemedin? Önceden bilseydim...”

“Ne yapabilirdin? Kadınların onun yatak odasına girmesine izin vermeyi mi planlıyordun? Sınırlarını aşma, yoksa canınla ödersin. Senden önce kaç kişi gelip geçti biliyor musun?”

“Ah, haklısın.”

Tüm vücudu öfkeden titreyen Fabian sinirle kafasını kaşıyordu.

“O kadının adını duyduğunda neden bu kadar hassaslaşıyorsun?”

“Sana zaten söylemiştim. O kadın bir cadı. Böyle şanssız bir kadın Ekselanslarının yakınında olmamalı. O kadınla bir yıldan fazla bir süredir ilişkisini sürdürüyor. Diğer kadınlarının hiçbirine bu şekilde davranmadı. Öyle olduğu kesin. Ekselansları çoktan ona aşık oldu!”

“Ekselansları önünde böyle sözler söylersen, öbür tarafı boylayacağına garanti ederim.”

“Biliyorum! Bu yüzden bunca zamandır sessiz kaldım ya!”

Bu adamın sadakatinin yönü şaşmış, diye düşündü Jerome. Jerome, durumdan Fabian kadar nefret etmese de, bu ilişki konusunda o da pek rahat hissetmiyordu. Kadının kocalarının tamamı evlendikten bir yıl sonra bilinmeyen nedenlerle ölmüştü. Hepsi tamamen sağlıklıydılar ama aniden başlarına bir kaza gelmişti. Bu nedenle, yüksek sosyetede herkes kadının lanetli olduğuna inanıyordu.

Ayrıca Kontes Falcon ile Dük arasındaki ilişki diğerlerinden farklıydı. Başka kadınlarla çıkarken bile Kontes Falcon ile cinsel ilişkisine devam ediyordu. Ona her zaman yaptığı gibi pahalı hediyeler göndermiyordu. Yine de aralarındaki bağ güçlü kalmıştı. Şimdi, bir yıldan fazla olmuştu.

Dük üç ay önce Baron Lawrence'ın kızından ayrılmıştı. Bu yüzden şu anda Kontes Falcon onun tek yatak arkadaşıydı. Fabian bu gerçeği bilseydi, şimdi olduğundan daha da öfkelenirdi, bu yüzden Jerome bunu kendine saklıyordu.

“Ben gidiyorum.”

“Ne yapacaksın?”

Jerome, Fabian'ı tuttu. Fabian'ın sessizce eve gitmeyeceğine dair içinde kötü bir his vardı.

“Bulduklarımı Dük'e bildireceğim.”

Fabian ne olursa olsun ikilinin arasına girmek istiyordu. Bir ay önce bir prensesin geçmişini araştırması için emir almıştı. Dük'ün bu prenses hakkında neden bu kadar kapsamlı bir araştırma istediğini anlamıyordu, ama her halükarda o bir kızdı. Raporunu cadıyı engellemek için kullanmayı planlıyordu.

Dük, bu işi verirken ona belirli bir söz söylememişti, ancak iki kez gelişmeleri sormuştu. Bu onun raporla çok ilgilendiği anlamına geliyordu.

“Sen burada kal. Geri döneceğim.”

“Gidiyor musun?”

“Gidip ona bildirmen gereken önemli bir şey olduğunu söyleyeceğim. Eve dönmek isterse, onu buraya getireceğim. Söyleyeceklerini daha sonra dinlemek isterse, sessizce eve gidersin. Ne dersin?”

“Peki. Bana defalarca baskı yaptığı rapor olduğunu söyle.”

“Tamam.”

Yüksek ihtimalle Dük eve dönmeye karar verecekti. Raporu daha sonra dinlemeye karar verirse, Jerome şu anki duruma ciddi bir şekilde kafa yoracaktı. Ancak ihtimaller zayıftı. Fabian'ın da belirttiği gibi, Dük ile Kontes uzun süre bir ilişki sürdürmüşlerdi. Kontes'ten önce onun gibi başka vaka yoktu. Ama bu küçük nedenden dolayı, Jerome, Dük'ün onu hiçbir şekilde sevdiğine inanmıyordu.

Dük soğuk ve kalpsiz bir insandı. Dük'ün Kontes'e gitmesinin bir nedeni olmalıydı, ama bu duygusal bir neden olmayacaktı. Bu yüzden Jerome, Dük için Fabian gibi endişelenmiyordu.