Ah ikisi de birbirinden kazma bölümler için teşekkürleeer
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
43. Bölüm Yeni Evliler (16)
Jerome lüks kadifeye sarılmış büyük bir kutuyu masaya koydu. Lucia büyük beklentilerle kutuyu yavaşça açtı.
“Ah!”
Yanındaki hizmetçi, gözünün ucuyla bakarken nefesi kesilmiş ve şaşkınlıkla haykırmıştı. Sadece hizmetçi değildi, Lucia da şaşırmıştı.
Kutunun içinde, üzerinde sayısız elmas olan göz kamaştırıcı, muhteşem görünümlü beyaz bir elmas kolye vardı. Lucia mücevherin fiyatını tam olarak bilmiyordu ama bunun basit bir mücevher olamayacağını, bir hazine olduğunu anlamıştı.
Normalde kolyelerin ortasında, göğüs kemiğine dayanan, ince bir altın zincire bağlı bir elmas bulunurdu. Elmas, kolyenin geri kalanı için sadece bir aksesuar olurdu.
Bu kolyenin ana özelliği, Lucia’nın gerçekten bir elmas mı yoksa sadece bir cam parçası mı olduğundan şüphelenmesine neden olan devasa bir elmastı.
Daha önce hiç böyle bir şey görmemişti. Soylu kadınlardan birinin böyle bir şeyi olsa bile, onu takmaktan çok korkacaklarını ve dışarıdayken boyunlarında bulundurmaya cesaret edemeyeceklerini tahmin edebiliyordu.
Tereddüt ederek ona dokunmaya cesaret etmeli mi etmemeli diye düşündü, sonra dikkatlice yaklaştı ve kolyeyi iki eliyle aldı. Aldığı an ağırlığından dolayı neredeyse elinden düşürecekti.
“Deneyip bakın, hanımefendi.”
Bir hizmetçi boy aynası getirince Lucia daha da heyecanlandı. Kolyeyi boynuna taktı ve aynanın önünde durdu. Kolyenin ağırlığı sanki biri iki eliyle boynuna bastırıyormuş gibi hissettiriyordu. Tüm gerdanı yoğun bir şekilde ışıltılı elmaslarla kaplıydı.
“Size çok yakıştı, hanımefendi.”
Jerome memnun oldu ve onu iltifatlar yağdırdı.
“Ama... nedir bu böyle?”
Lucia’nın beklediği kolye, kraliyet hazinesinden gelmiş gibi görünen nadir bir eşya değil, sevimli ya da sıradan bir kadın takısıydı.
“Bunu gerçekten o mu satın aldı? Bana hediye olarak mı?”
“Majesteleri, hediyenin ulaşması planladığından daha uzun sürdüğü için üzgün. Teftiş için yola çıkmadan önce size vermek istiyordu.”
“ Bu… bu çok fazla.”
Jerome, Lucia'nın isteksiz yanıtı karşısında şaşkına döndü.
“Fazla değil, hanımefendi.”
“Alıcı kendini mahcup hissediyorsa, hediye çok fazladır. Jerome, eğer... Majestelerine bunun bana yük olduğunu söylersem, üzülür mü?”
“Evet.”
Jerome kararlı bir şekilde cevap verdi.
Efendisinin bu hediyeyi oldukça mutlu bir şekilde seçmesini izlemişti. Efendisi ilk kez bir kadın için kişisel olarak bir hediye seçmişti.
Geçmişte, Dük, Jerome'a sadece kadınlar hangi eşyayı istiyorsa satın almasını emrederdi.
Jerome, efendisinin geçmiş ilişkileri hakkında konuşmakla hata yapıp yapmayacağını bilmiyordu, bu yüzden hiçbir şey söylemedi. Geçmişte Düşes’in soruları nedeniyle oldukça dikkatsiz davrandığı için artık ağzından çıkana özellikle dikkat ediyordu.
“Kendinizi mahcup hissetmenize gerek yok, hanımefendi. Majestelerinin bakış açısından, bu hiç de aşırı bir hediye değil.”
Jerome, ‘Efendim zengindir’ demek istemişti ama Lucia onun sözlerini biraz farklı algıladı. Hugo için bu hediyeyi almak, saç tarağı almakla aynı öneme sahipti.
Lucia, kabul odasında tek başına oturdu, kolyenin bulunduğu kutuya bakarak derin düşüncelere daldı. Hediyenin altında yatan anlamın ne olduğunu analiz etmeye çalışıyordu.
‘Bu ilk çay partimi kutlamak için basit bir hediye olabilir. Zengin olduğu için ona göre hediye olarak küçük bir yüzük vermekten farkı olmayabilir.’
Bu onun ilk teorisiydi ama Lucia, ne kadar zengin olursa olsun, bu hediyenin Dük’ün kolayca hediye edebileceği bir şey olmadığını bilmiyordu. Kolye başka bir ülkenin bir kraliyet mensubu tarafından bir mücevher müzayedesinde kazanıldığı için Dük onu ancak etrafa soruşturup yüklü bir meblağ ödedikten sonra elde edebilmişti.
Para bir yana, Dük çok çaba harcamıştı. Lucia’ya özel bir hediye vermek istemişti. Ama bu kadar basit bir şekilde verdiği için küçük bir yanlış anlaşılma olmuştu.
‘Yoksa… bu bir ödül mü? Benimle yatmayı sevdiği için...’
Bu Lucia’nın ikinci teorisiydi. Ancak vücudunu verme ve bir fahişe gibi para alma fikri, ona kendisini baştan aşağı kötü hissettirdi.
‘O zaman alışkanlık gibi bir şey mi? Bir sürü sevgilisi olmuş, o yüzden kadınlara hediye vermek alışkanlık haline gelmiş olabilir.’
Bu onun üçüncü teorisiydi. Bu teori tıpkı bir öncekine benziyordu ve bu onu daha da kötü hissettiriyordu. Yine de, ilk teori hazmedilmesi en kolay olanıydı. İyice kafa yordu ama aklına daha fazla teori gelmiyordu. Hediyenin özel bir anlam taşıyabileceği teorisini hesaba katmıyordu.
Lucia derin bir iç çekti.
Hediye o kadar değerliydi ki, dayanması biraz zordu ve sakin kalbine atılan bir taş gibi bir dalgalanmaya neden olmuştu. Dük’le evlilik hayatı genç kadının beklentilerinden çok farklıydı. Kasvetli olmasını bekliyordu ama neşe ve mutluluk doluydu.
Hugo asla kaba veya göz boyayacak laflar söylemezdi ama yine de şefkatliydi. Aceleci değildi, onun duygularını incitecek hiçbir şey söylemezdi ve söylentilerde olduğu kadar korkutucu ya da aşırı derecede şiddete eğilimli de değildi.
‘Zaten söz verdim. Kendi kendime ona aşık olmayacağımı söyledim.’
Ama Lucia’nın kalbi bocalamaya devam ediyordu. Kalbini kontrol etmeye çalışıp ‘yapamazsın’ demesine rağmen, adam her muzipçe güldüğünde, kollarını beline her sardığında ve onu her tutkuyla öptüğünde, genç kadının kalbi rüzgardaki bir saz gibi titriyordu.
Kolye kutusuna bakarken içten içe onu suçladı.
‘Bunu neden yapıyorsun? Sebepsiz yere insanı tuhaf hissettiriyorsun.’
Göğsündeki ses sağır ediciydi ama yine de şimdiye kadar iyi dayanmıştı. Bir gün farkına varmadan onun pantolonuna sülük gibi yapışacağından ve sonra da bir gün bir demet sarı gül alacağından korkuyordu.
Sadece hayal etmesi bile korkunçtu.
Hugo kibar ve zarif bir asilzadeydi, bu nedenle genç kadına karısı olarak statüsüne uygun görgü kurallarıyla davranıyordu. Eğer Lucia, onun nezaketini yanlış anlarsa, bu sıkıntı olurdu. Adam ondan hoşlanmıyor gibi görünmüyordu ve Lucia onun vücudunu sevdiğinden emindi ama bu sadece fiziksel arzudan kaynaklanan bir ilgiydi.
‘Kendine gel.’
Derin bir nefes aldı.
‘Şimdiye kadar gittiğin yol doğru. Tereddüt etme. Kalbin taştan olmalı. Şimdiye kadar olduğun gibi olursan, onunla kalabilirsin.’
Hala sorun yoktu. Şimdiye kadar, sorun yoktu.
Magnec